Gönderen Konu: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)  (Okunma sayısı 8188 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #45 : 25 Mayıs 2019, 12:06:55 »
Türk mitolojisinde (Altay Yaratılış Destanı)
Tanrı figürü ve yaratılış
https://youtu.be/P9th-qrlS6w?t=9m19s

Önce Kişi,
Daha sonra insan.

Ağaç, secere, 9 soy.


Yaratılış destanı
https://tr.wikisource.org/wiki/Yarat%C4%B1l%C4%B1%C5%9F_destan%C4%B1

Her şeyden önce su vardı.
Yer, ay, gök, güneş yoktu.
Sadece Tanrı Kayra Han (Kuday)vardı,
ancak yalnızdı
ve canı sıkılıyordu,
sudan gelen bir ses ona "yarat" dedi.

O da kendi gibi birini yarattı
ve ona kişi dedi.

İkisi de birer kara kaz gibi su üzerinde uçuyorlardı.

Tanrı Kayra Han bir şey düşünmüyordu.
O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı.

Kayra Han'ın yüzüne su sıçrattı.
Bunu yapınca da kendisinin Tanrı'dan güçlü olduğunu sandı;
daha yüksekte uçmak istedi.
Ama uçamadı;
suya düşüp dibe battı.
Boğulmak üzereydi. Bana yardım et ! diye bağırıp Kayra Han'dan yardım istedi.

Tanrı Kayra Han izin verdi, Kişi su yüzüne boğulmadan çıktı.

Sonra Tanrı, 'Sağlam bir taş olsun ! dedi.
Suyun dibinden bir taş yükseldi.

Kayra Han ile Kişi, bu taşın üzerine oturdular.
Kayra Han, Kişi'ye Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar ! diye buyruk verdi.

Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi.
Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kayra Han'a götürdü.
Kayra Han, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken Yer olsun ! diye buyurdu.
Buyruk yerine geldi, yeryüzü yaratıldı.

Kayra Han, yine Kişi'ye Suya dal, suyun dibindeki topraktan çıkar ! diye buyruk verdi.
Kişi, suya daldığında, bu kez kendim için de toprak alayım diye düşündü.
İki avucuna da toprak doldurdu;
bir avucundakini Kayra Han'dan gizlemek için ağzına attı.
Dileği, Kayra Han'dan gizli kendine göre bir yer yaratmaktı.

Avucundaki toprağı getirip Kayra Han'a uzattı.
Kayra Han, toprağı suyun üzerine serpip genişlemesini buyurdu.
 
Kayra Han'ın suya serptiği toprak gibi, Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeğe başladı.
Kişi korktu;
soluğu kesildi,
öleyazdı.
Kaçmağa başladı.

Ancak, nereye kaçsa yanı başında Tanrı Kayra Han'ın varlığını hissediyordu.
O'ndan kaçamıyordu.

Çaresiz kaldı, Tanrı'ya yalvarmağa başladı:
Tanrı !
Gerçek Tanrı !
Bana yardım et.

Kayra Han, Kişi'ye Ağzındaki toprağı ne için sakladın dedi.
Kişi,
Kendime yer yaratmak için saklamıştım
diye yanıt verdi.

Kayra Han da, Öyleyse at ağzından ve kurtul dedi.
Kişi'nin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu.

Kayra Han,
Artık sen günahlı oldun dedi, Bana karşı geldin. Kötülük düşündün.
Bundan sonra sana uyanlar, senin gibi kötülük düşünenler senin gibi kötü kişi olacak;
bana uyanlar ise iyi ve pak kişiler olacak, güneş ve aydınlık yüzü görecek.
Ben, gerçek Kurbustan adını almışımdır;
bundan sonra senin adın da Erlik olsun.
Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun,
günahlarını senden saklayanlar benim adamım olsun.

Yeryüzünde, dalsız budaksız bir ağaç yeşerdi.
Kayra Han, bu dalsız budaksız ağaçtan hoşlanmadı.

Dalları, yaprakları olmayan ağaca bakmak güzel değil.
Bu ağacın dokuz dalı olsun !
dedi.

Dalsız budaksız ağaç birden dokuz dallı oldu.
Kayra Han,
Dokuz dalın herbirinin kökünden, birerden dokuz kişi türesin;
bunlar dokuz millet olsun !
dedi.

Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duydu.
Nedir acaba diye düşündü.
Kayra Han'a gürültünün nedenini sordu.
Kayra Han, Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın.
İşittiğin gürültüyü yapanlar benim insanlarımdır ! dedi.

Erlik, Kayra Han'dan bu insanları kendisine vermesini istedi.
Kayra Han,
Olmaz ! diye karşıladı; Sen git kendi işine bak !

Erlik'in canı sıkıldı.
Hele bir gidip şu insanları göreyim diyerek kalabalığın yanına vardı.
Orada insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice yaratıklar vardı.

Erlik,
Kayra Han bunları nasıl yarattı acaba, bunlar ne yer, ne içerler diye düşündü.
O düşüne dursun, insanlar ağacın yemişlerinden yemeğe başlamışlardı.

Erlik baktı ki,
insanlar ağacın yalnızca bir yanındaki yemişleri yiyorlar, öte yandakilere ellerini sürmüyorlar.
İnsanlara bunun nedenini sordu.
İnsanlar, şu yanıtı verdiler:
Tanrı bize o yandaki yemişlerden yemeği yasakladı.
Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği, ağacın gündoğusundaki yemişlerden yiyoruz.
Şu gördüğün yılan ile köpek, yasak yandaki yemişleri yemememiz için bekçilik ediyor.

Bu yanıt, Erlik'i sevindirdi.

Erlik Körmös, insanlardan Doğanay (Törüngey) denilen erkeğe yaklaştı.
Ona
Kayra Han size yalan söylemiş.
Asıl, yasakladığı yemişlerden yemeniz gerekir.
Onlar daha tatlıdır.
Bir deneyin; göreceksiniz dedi.
Erlik, uyumakta olan yılanın ağzına girdi; ağaca çıkmasını söyledi.
Yılan, ağaca çıkıp yasak yemişlerden yedi.
Doğanay'ın karısı Ece (Eje), yanlarına geldi.
Erlik, Doğanay ile Ece'ye de yasak yemişlerden yemelerini söyledi.
Doğanay, Kayra Han'ın sözünü tutarak yasak yemişlerden yemedi.
Karısı Ece dayanamadı, yedi.
Yemiş çok tatlı idi. Alıp kocasının ağzına sürdü.
Doğanay ile Ece'nin tüyleri birden döküldü.
Utandılar.
Kaçıp, herbiri bir ağacın ardına saklandılar.

Kayra Han oraya geldi.
İnsanlar, kaçışıp bir köşeye gizlenmişlerdi.

Kayra Han, Doğanay ! Ece ! Doğanay ! Ece !
diye haykırdı,
Neredesiniz ?.

Doğanay ile Ece
Ağaçların arkasındayız dediler,
Karşına çıkamıyoruz, utanıyoruz.

Sonra, olanları bir bir anlattılar.

Kayra Han, bildiği şeyleri duymanın öfkesi içinde herbirine ayrı cezalar verdi.

Şimdi sen de Erlik'ten bir parça oldun diyerek yılana verdi ilk cezayı.
İnsanlar sana düşman olsun;
seni görünce vurup, ezip öldürsünler !
dedi.

Ece'ye döndü,
Sen, Erlik'in sözüne uydun.
Yasak yemişi yedin. Cezanı çekeceksin.
Çocuk doğuracaksın. Doğururken de acı çekeceksin.
Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın.

Doğanay'a da şöyle diyerek cezasını verdi:
Erlik'in gösterdiğini yedin.
Benim sözümü dinlemedin, Körmös Erlik'in sözüne uydun.
Onun adamları onun dünyasında yaşar, Karanlıklar dünyasında bulunur.
Benim ışığımdan yoksun kalır.

Körmös (Şeytan, Erlik) bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın.
Benim sözümü dinleseydin, benim gibi olacaktın.

Dinlemediğin için dokuz oğlun, dokuz da kızın olacak.
Bundan sonra ben, insan yaratmayacağım.
Artık, insanlar senden türeyecek.

Kayra Han, Erlik'e de kızdı.
Benim adamlarımı niçin aldattın ?
diye sordu öfkeyle.

Erlik Ben istedim, sen vermedin dedi, Ben de senden çaldım. Artık, hep çalacağım.
Atla kaçarlar ise düşürüp çalacağım.
İçip içip esrirler (sarhoş olurlar) ise birbirlerine düşürüp döğüştüreceğim.
Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.

Kayra Han da,
Öyleyse; dokuz kat yerin altında ayı, güneşi olmayan Karanlık bir dünya vardır.
Seni oraya atıyorum diyerek Erlik'i cezalandırdı.

Her şey bitince, bütün insanlara birden ceza verdi.
Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz;
benim yemeğimden yemek yok dedi,
Artık, yüz yüze gelip sizinle konuşmayacağım.
Bundan sonra size Gök Oğul'u (May-Tere) göndereceğim.

Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti.
Arabayı da Gök Oğul yaptı.
Ot köklerini, yenilebilecek otları insanlara öğretti.

Erlik, Gök Oğul'a yalvardı:
Ey Gök Oğul, bana yardım et.
Kayra Han'dan izin dile.
Yanına çıkmak istediğimi söyle.
Yardım et bana.

Gök Oğul, Erlik'in dileğini Kayra Han'a iletti.
Kayra Han aldırış etmedi.
Gök Oğul, altmış yıl yalvardı.

Sonunda Kayra Han, Erlik'e haber gönderdi:
Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin !

Erlik, söz verdi.
Kayra Han'ın katına çıktı.
Baş eğdi.
Beni kutsa. Bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım diye yalvardı.

Kayra Han, izin verdi.
Erlik, kendisi için gökler yaptı.
Adamlarını topladı, yaptığı göklere yerleştirdi;
kendisi de başlarına geçti.

Çok kalabalık oldular.

Kayra Han'ın en sevgili kullarından olan Ulu Kişi (Mandı-Şire), bu duruma çok üzüldü.

Üzüntü içinde düşündü:
Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde sıkıntı çekip yoruluyor.
Erlik'in adamları ise, göklerde keyfedip duruyor.

Ulu Kişi, bu üzüntü içinde Erlik'e savaş açtı.
Erlik, daha güçlü çıktı.
Ateş ile vurup Ulu Kişi'yi kaçırdı.

Ulu Kişi, Kayra Han'ın katına çıktı.
Kayra Han,
Nereden geliyorsun ?
dedi.

Ulu Kişi,
Erlik'in adamlarının gökte oturması, bizim adamlarımızın ise yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşamaları ağırıma gitti.
Erlik'in yandaşlarını yere indirmek, göklerini başına yıkmak için Erlik'le savaştım.
Gücüm yetmedi, o beni kaçırdı diye üzgün ve ağlamaklı yanıt verdi.

Kayra Han, üzülmemesini söyledi.
Erlik'e benden başka kimsenin gücü yetmez dedi,
Erlik'in gücü senden çoktur.
Ama gün gelecek, senin gücün Erlik'in gücünden üstün olacak.
Ulu Kişi'nin yüreği serinledi, rahat rahat uyudu.

Gün geldi, Ulu Kişi güçleneceğini anladı.
O gün Kayra Han, Ulu Kişi'yi yanına çağırdı.
Var git. Güçlendin artık.

Erlik'in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni.
Dileğine ereceksin
dedi,
Sana, kendi gücümden güç verdim.

Ulu Kişi şaşırdı:
Yayım yok, okum yok. Kargım yok, kılıcım yok. Kupkuru bir bileğim var.
Yalnız bilek gücüyle Erlik'i nasıl yok edebilirim?.

Kayra Han, Ulu Kişi'ye bir kargı verdi.
Ulu Kişi, kargıyı alıp Erlik'in göklerine gitti.

Erlik'i yendi, kaçırdı;
göklerini kırdı geçirdi.

Erlik'in gökleri parça parça oldu, yeryüzüne döküldü.
O güne değin dümdüz olan yeryüzü, o günden sonra kayalıklarla, sivri dağlarla doldu.
Görklü Tanrı'nın özene bezene yarattığı güzelim yeryüzü eğri büğrü oldu.

Erlik'in bütün yandaşları yere döküldü;
suya düşenler boğuldu,
ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi,
sivri kayaların üstüne düşenler öldü,
hayvanlara çarpanlar hayvanların ayakları altında kaldılar.

Erlik, varıp Kayra Han'dan kendine yeni bir yer istedi.
Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin;
barınacak yerim kalmadı
dedi.

Kayra Han, Erlik'i yerin altındaki Karanlıklar ülkesine sürdü.
Üzerine yedi kat kilit vurdu.
Burada gün ışığı, ay ışığı görmeyesin.
Üzerinde sönmez ateşler olsun.
İyi olursan yanıma alır, kötü olursan daha derinlere sürerim
dedi.


Bunun üzerine Erlik,
Öyleyse ölmüş kişilerin canlarını bana ver;
gövdeleri senin olsun, canları benim
dedi.

Kayra Han,
Hayır, onları da sana vermeyeceğim dedi,
İstiyorsan kendin yarat.

Erlik
eline çekiç, körük ve örs aldı.
Vurmağa başladı.
Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı.
Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yeryüzünü doldurdu.

Sonunda Kayra Han, Erlik'in elinden çekici, örsü, körüğü aldı; ateşe attı.
Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu.
Kayra Han, kadını tutup yüzüne tükürdü.
Kadın bir kuş olup uçtu.
Bu kuş, eti yenmeyen, tüyü işe yaramayan Kurday denilen kuştur.
Kayra Han, erkeği de tutup yüzüne tükürdü.
O da bir kuş olup uçtu;
adına Yalban kuşu dediler.

Bu olanlardan sonra
Kayra Han, insanlara
Ben size mal verdim, aş verdim.
Yeryüzünde iyi, güzel, pak olan ne varsa verdim.
Yardımcınız oldum.
Siz de iyilik yapın.
Ben, göklerime çekileceğim, tez dönmeyeceğim dedi.

Yardımcı ruhlarına döndü:
Gün Aşan (Şal-Yime);
sen, içki içip aklını yitirenleri, körpe çocukları, tayları, buzağıları koru. Onlara kötülük gelmesin.
Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al; kendini öldürenlerinkini alma.
Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızları, başkalarına kötülük edenleri koruma.
Benim için, bir de hakanları için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.
İnsanlar !
Size yardım ettim.
Kötü ruhları (körmösler) sizden uzaklaştırdım.
Kötü ruhlar size yaklaşırsa, onlara yiyecek verin, ama onların yiyeceklerinden yemeyin;
yerseniz, onlardan olursunuz.
Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum, ama yine geleceğim.
Beni unutmayın, geri gelmez sanmayın.
Geri döndüğümde iyiliklerinizin, kötülüklerinizin hesabını göreceğim.

Şimdilik benim yerimde
Ağca Dağ (YapKara),
Ulu Kişi ve
Gün Aşan kalacaklar;
size yardımcı olacaklar.

Ağca Dağ !
Gözlerini dört aç.
Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi'ye söyle; o güçlüdür.

Gün Aşan !
Sen de iyi dinle. Kötü ruhlar, yeraltındaki Karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar.
Çıkarlarsa, hemen Gök Oğul'a bildir. Ona güç verdim. O, kötü ruhları koğar.
Alma Ata (Bodo-Sungkü), Ay'ı ve Güneş'i bekleyecek.

Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak.
Gök Oğul, kötüleri iyilerden uzaklaştıracak.

Ulu Kişi,
sen de kötü ruhlarla savaş.
Güç gelirse benim adımı çağır.
İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret.
Oltayla balık avlamayı, tiyin (sincap) vurmayı, hayvan beslemeyi öğret.

Sonra, Kayra Han uzaklaştı.

Ulu Kişi, Kayra Han'ın sözlerini yerine getirdi.
Olta yaptı, balık avladı. Barutu buldu, sincap vurdu.

Gün geldi, Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:
Bugün beni yel uçuracak, alıp götürecek.
Bir yel geldi, Ulu Kişi'yi uçurup götürdü.

Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara Ulu Kişi'yi Tanrı Kayra Han, yanına aldı.
Artık, onu bulamazsınız.

Gün gelecek, beni de yanına çağıracak.
Nereye isterse oraya gideceğim.
Öğrendiklerinizi unutmayın.
Kayra Han böyle istedi dedi.
İnsanları kendi haline bırakıp o da gitti.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #46 : 31 Mayıs 2019, 22:16:53 »


Dehr Suresi (76) 1 ila 3
İnsanın değersiz olduğu dönem
ve RUH ÜFÜRME ..
https://youtu.be/Tk20srTvGIQ?t=799

veya
https://youtu.be/UzfvhHKwaLg?t=799

* * *






BEŞER- İNSAN - ÂDEM
https://istekuran.net/makaleler/beser-insan-adem.html

BEŞER

“Beşer”, “Derinin dışı, dış deri, üst deri (epiderm), derinin gözüken kılsız kısmı, bir şeyin güzelliğiyle ortaya çıkması, görünmesi” demektir. (Lisan, Tac, Müfredat vs.)

İnsana beşer denmesi, hayvanların aksine üzerinde yün, kıl ve tüy gibi şeylerin bulunmayıp derisinin olduğu gibi görünmesindendir.

Bu kökten “beşîr”: güzel yüzlü, müjdeleyici; “beşâre”: güzellik anlamına gelir.

Sözlük anlamından da anlaşılacağı üzere “beşer” tabiri, insan hakkında, onun maddî ve dış görünümü (iki ayak üzerinde duruşu, dersinin keçi, koyun vs gibi kıllı olmayışı, yemesi içmesi, üremesi vs) ile ilgili olarak kullanılır. Dikkat edilirse Kur’an’da (Furkan/ 54, Hicr/28-29 ve Sâd/71) beşerin bu özellikleri sözkonusu edilir.

Ahırete ve Allah’ın toplumlara müdahalesini (elçi göndermesini, kitap indirmesini) kabul etmeyenler, insan denen varlığı sadece bu özelliği (beşer oluşu) ile ele alırlar. Bunu bu gün olduğu gibi geçmişteki anlayışlarda da görüyoruz:

Müddessir/24- 25, Kamer/24, Teğâbun/6, Kehf/110, Yusuf/31.

Kısacası “Beşer” sözcüğü, insanın sıradan bir canlı oluşunu; beden yapısını, gelişmemiş halini ifade eder. Yeryüzündeki insanların tümü; istisnasız olarak beşerdir. “Beşer” kelimesi ise Kur’an’da 36 defa geçmektedir.

İNSAN

İns, Üns, İnsan

“İnsan” sözcüğü, “fi’liyan” kalıbında olup “ens” sözcüğünden türemiştir ve aslı “insiyan”dır.

Sözcük anlamı “beş duyu ile hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran” demektir.1

Sözcüğün anlamı bu olmasına ve evrendeki tüm görünebilen varlıkları kapsamasına rağmen bu sözcüğün sırf insana isim olarak verilmesinin nedeni, bu sözcüğün “ünsiyet anlamı da taşımasındandır. “İns” sözcüğünün “yakınlık, kaynaşma” anlamında kullanılan “üns” versiyonunu da dikkate aldığımız da “insanın hem cinsleriyle yakınlaşan, kaynaşan, sosyal bir varlık” olduğu anlamı ortaya çıkar. İnsan yaratılışı itibariyle karşılıklı ünsiyete muhtaçtır. Yani insan sosyal bir varlık olup, başka varlıklar ile ve özellikle de insanlar ile ilişki kurmadan yapamaz.

“İnsan” sözcüğünün lügat anlamı bu iken insanın Kur’an’daki niteliği de şöyledir:

Er Rahman /1-4

اَلرَّحْمٰنُۙ  عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ   خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ   عَلَّمَهُ الْبَيَانَ 

1-4 Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah],
Kur’ân’ı / öğrenip öğretmeyi öğretti, insanı oluşturdu, ona hayır ve şerri, iyiyi, kötüyü ayırmayı öğretti.

( Forum Notu: Ayrıca bakınız => Rahman Kimdir, Rahman öğrenir mi ( Necdet Ardıç )   )

Burada konu edilen insanın yaratılışı, insanın ilk yaratılışı değil, hayvanlıktan insanlığa terfi ettirilişidir. Nitekim, “Her hayvan, hayvan olarak doğar, insan ise insan olarak doğmaz, sonradan insanlaşır” denilmiştir. O nedenle bu âyete göre, Kur’ân öğrenmeyen, öğrenip öğrenmeyenler, beyânı bilmeyenler, insan sûretinde olsalar da insan sayılmazlar.

Burada konu edilen insanın yaratılışı, işte bu oluşumdur. Bu konu, bu beyânnamenin devamı niteliğinde olan İnsan sûresi’nin başında detaylandırılmaktadır:

Âyette Allah’ın müdahalesinin üçüncü şekli, insana beyânı öğretmesidir ki bu, “insanın maksadını açıklaması” veya “hayır ve şerr arasındaki farkın öğretilmesi” anlamlarına gelir. Tercihe şayan olan ise, ikinci anlamdır: insana iyinin, doğrunun, hayrın, şerrin ne olduğunun öğretilmesidir.

İnsanın doğal yetenekleri iyiyi-doğruyu, yararlıyı-zararlıyı tam tamına kavramaya yeteri değildir. Allah’ın bildirdiği üzere insan fıtraten zâlim, nankör, sevinç delisi, ümitsiz, cimri, bencil, güçsüz, aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz, şehvet-perest olarak yaratılmıştır. İnsanın bu olumsuz niteliklerinden kurtulması, Kur’ân’daki ilâhî ilkeleri öğrenmesine bağlıdır. O nedenle Allah, toplumlara müdahale ederek iyiyi-doğruyu öğretecek kitap indirir, öğretmen gönderir.

İşte bu, Muhammed’in elçi oluşuna Allah’ın tanıklığıdır.

Bunlar, Allah’ın Rahmân olmasının tecellisidir. Yani, Allah, insanlara çok acıdığı için kitap indirir, elçi gönderir.

İnsan/1-3


هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً
اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَا‌كِراً وَاِمَّا كَفُوراً



1.İnsan üzerine, henüz kendisi anılabilecek bir şey değilken, dehrden/milyarca yıldan bir süre geçti mi? Elbette ki geçti!

2,3.Şüphesiz Biz, insanı karışık bir nutfeden oluşturduk. Onu yıpratacağız/yükümlülükler vereceğiz. Bu nedenle onu çok iyi işitici, çok iyi görücü yaptık; iyiyi kötüyü ayıracak bilgileri yollayarak bilgilendirdik. Şüphesiz Biz, ona yolu gösterdik, ister kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödeyen biri olsun, ister nankör.

Bu âyetler, Rahmân sûresi’ndeki, Rahmân, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyânı öğrettiâyetlerini açmaktadır. İnsan, önce hiçbir şey değildi; değer verilecek bir özelliği yoktu, açıkça sıradan bir hayvandı. Sonra da ilâhî lütfa mazhar kılınarak kendisine temyiz kabiliyeti; iyiyi, güzeli, çirkini, zararı, yararı ayırt etme imkânı verildi.

Buradaki “çok iyi işitici, çok iyi görücü olmak”, insanın ayırt etme, gidilecek yolu seçme yetisinden kinayedir.

Allah, insana temyiz yetisini verdikten sonra elçi gönderip kitap indirerek doğruyu da göstermiş ve kişiyi özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır: Şüphesiz Biz, ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör:

Kısacası insan;

“Gelişmiş bir beyine sahip, sosyal yaşamı olan, soyut düşünme yetisine; mükellef tutulacak düzeyde yani iyiyi kötüyü ayırt edecek düzeyde sahip akıl ve zekâya sahip, okur- yazarlığı, dil, âlet kullanma ve üretme kabiliyeti olan varlık” demektir. Ki bu özellikler kendisine yaratılıştan Allah tarafından sağlanmıştır.

Âdem

Âdem kelimesinin menşei konusunda ise farklı yaklaşımlar/görüşler mevcuttur. Konuyla ilgili araştırmalarda “Âdem” lafzının Sümer dilinde “babam” anlamına gelen ‘’adamu’’ kelimesinden veya Asur Bâbil dilinde,“yapılmış, meydana getirilmiş veya ortaya konulmuş” gibi anlamlar içeren’’adamu’’kelimesinden yahut Sâbiî dilinde “kul” anlamına gelen ‘’adam’’kelimesinden türetilmiş olma ihtimalinden söz edilmiştir. Ayrıca, kelimenin İbranca’daki ‘’adamah’’(toprak, yer) kökünden türetilmiş olduğu da ileri sürülmüştür. Bazıları, Âdem kırmızı topraktan (adamah) yaratıldığı için ona “kırmızı” anlamına gelen “adom”kelimesiyle bağlantılı olarak Âdem isminin verildiğini ileri sürmüşlerse de bu görüş fazla benimsenmemiştir. Bir telakkiye göre Âdem kelimesi, “herhangi birşeyin dış yüzeyi” anlamına gelen ’’edemeh’’kökünden, bir başka telakkiye göre ise hem“esmerlik” hem “beyazlık” anlamı taşıyan ‘’üdmeh’’sözcüğünden türetilmiştir. (Ansiklopediler)

Âdem ile ilgili söylentler genelde Kitab-ı Mukaddes kaynaklıdır: Tekvin (Yaratılış)/1-5. Bablar. Âdem’in sonu da şöyle bağlanır:

Beşinci Bab; 1-5. Cümleler:

5 Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı.

2 Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara “İnsan” adını verdi.

  3 Adem yüz otuz yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.

 4 Şit’in doğumundan sonra Adem sekiz yüz yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.

  5 Adem toplam dokuz yüz otuz yıl yaşadıktan sonra öldü.

Kur’an’da “Âdem” şeklinde on yedi defa geçer. Âdem kelimesi tek başına zikredildiği ayetlerde özel isim çağrışımına sahiptir.

Biz Âdem’in, Arapçadaki ‘‘iç, iç yüzey, iç katman’’anlamında ‘‘edim’’ kelimesinden geldiğini tercih ediyoruz. Ki buradan, insanın dış görünümü olan beşerlik ve insanlık boyutundandan başka bir iç boyutunun; manevi yönünün varlığına ad olduğu kanaatindeyiz.

Şöyle ki:

Hac/75

اَللّٰهُ يَصْطَف۪ي مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌۚ

75,76. Allah, haberci âyetlerden elçiler seçer, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir, ellerinin arasında olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve işler, yalnızca Allah’a döndürülür.

Al-i İmran/ 33

اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحاً وَاٰلَ اِبْرٰه۪يمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَم۪ينَۙ

33,34. Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini –birbirinin soyundan olmak üzere–âlemler üzerine seçkin kıldı. Ve Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

Âdem peygamberdir: İnsanlar arasından seçilmiştir.

Bakara/37

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ 

37-39. Sonra da Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı/kendine vahyedildi; Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Artık size Benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar mahzun da olmayacaklardır. Ve küfretmiş; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmişve âyetlerimizi yalanlamış kimseler; işte onlar, ateşin ashâbıdır. Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.”Sonra da Allah, onun tevbesini kabul etti.Kesinlikle O, tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.

İlka, vahydir:

لقاء Likâ”, “ إلقاء ilgâ

Vahy karıştırılmadan doğru anlaşılması için rabbimiz vahy, “ilka” fiiliyle açıklamaştır.

لقاء Likâ”, iki şeyden birini diğerine tam anlamıyla kavuşması,
إلقاء ilkâ” da “iki şeyden birinin diğerine tam anlamıyla kavuşturulması” demektir.”
Bu kavuşma, yüz yüze, karşı karşıya, gözle idrak ile olabilir. (TAC; LİSAN, MÜFREDAT)

وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ

6. Şüphesiz bu Kur’ân ise sana, yasalar koyan ve en iyi bilen Allah tarafından senin içine(bırakılmaktadır)işletilmektedir.– (Neml/ 6)

اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ 

5.Şüphesiz Biz, senin üzerine çok ağır bir söz/Kur’ân’ı bırakacağız.  (Müzzemmil/ 5)

رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ 

15.O, dereceleri yükseltendir, en büyük tahtın/en yüksek mevkiin sahibidir:
O, buluşma günü hakkında uyarmak için Kendi emrinden / Kendi işinden olan vahyi kullarından dilediğine bırakır.(Mümin/ 15)

وَمَا كُنْتَ تَرْجُٓوا اَنْ يُلْقٰٓى اِلَيْكَ الْكِتَابُ اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَه۪يراً لِلْكَافِر۪ينَۘ

86. Ve sen Kitab’ın sana vahyedileceğini/indirileceğini ummuyordun.
O, ancak Rabbinden bir rahmet olarak verildi.Öyleyse sakın kâfirlere;
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlere arka çıkma/ yardımcı olma.
(Kasas/ 86)

فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَم۪يعاًۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟



37-39. Sonra da Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı/kendine vahyedildi;
Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin.
Artık size Benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar mahzun da olmayacaklardır.
Ve küfretmiş; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmiş ve âyetlerimizi yalanlamış kimseler;
işte onlar, ateşin ashâbıdır.
Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.”
Sonra da Allah, onun tevbesini kabul etti.
Kesinlikle O, tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir. (Bakara/ 37-39)

BENÎÂDEM (Âdemoğulları)

Kur’an’da bir de , “Benî Âdem” (Âdemoğulları) ifadeleri vardır. Bu ifade, yedi defa geçer. Burada kastedilen Âdem’in oğlanları değil, Âdem’in soyudur.

Bu ifade, insanları uyarırken, kendilerinin sıradan birisi olmayıp,
bilgili, bilinçli, vahyle muhatap olmuş manevi ciheti olan bir atanın evladı olduklarını,
kendilerinin atalarına layık birer kişi olmaları gerektiği ima eder.
Yani Bu ifadelerde bir Telmih sanatı gösterilir, ilk peygamber Âdem hatırlatılır.

Örnek:

Ya Sin/60-62:

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ
وَاَنِ اعْبُدُون۪يۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ
وَلَقَدْ اَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلاًّ كَث۪يراًۜ اَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
 


60-62.Ben; “Ey Âdemoğulları!
Şeytana kulluk etmeyin, kesinlikle o size apaçık bir düşmandır ve Bana kulluk edin, işte bu dosdoğru yoldur
ve andolsun ki şeytan sizden birçok kuşakları saptırdı” diye size ahit vermedim mi?
Hâlâ aklını kullananlar değil miydiniz?

İsra/70:

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَن۪ٓي اٰدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلٰى كَث۪يرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْض۪يلاً۟ 

70. Ve andolsun ki Biz, Âdemoğullarını şan ve şeref sahibi yaptık
ve karada, denizde taşıtlara yükledik ve temiz-hoş yiyeceklerden onları rızıklandırdık.
Ve onları oluşturduklarımızın birçoğundan oldukça fazlalıklı kıldık.

( Forum Notu;
Sizden kamyon kamyon PARA TOPLAYAN
Diyanet'in meallerine bir bakın
Adem yazan yeri İNSAN, insan yazan yeri bilmem ne olarak
çevirip atmışlar. Görün artık şu DİN SÖMÜRÜCÜLERİNİ )


A’raf/ 26-35:

26. Ey Âdemoğulları!
Size çirkinliklerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Ve “Allah’ın koruması altına girme” elbisesi; o, daha hayırlıdır. İşte bu, düşünüp öğüt alırlar diye Allah’ın âyetlerindendir.

27. Ey Âdemoğulları!
Şeytân, ana-babanızı, kendi çirkinliklerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de fitneye düşürmesin; sizi hak dinden döndürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytânları, inanmayanlar için velîler/yol gösteren, yardım eden kimseler yaptık.

28. Ve onlar bir iğrençlik yaptıkları zaman, “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti” derler. De ki: “Allah iğrençliği emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

29. De ki: “Rabbim hakkaniyeti emretti. Her mescidini yanında; toplum içinde yüzünüzü; tüm benliğinizi O’na doğrultun ve dini yalnız Kendisine has kılarak Rabbinize yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”

30. Bir grubu doğru yola iletti, bir gruba da sapıklık hak oldu; onlar, şeytânları, Allah’ın astlarından, yol gösteren, yardım eden ve koruyan yakınlar edindiler ve kendilerinin de kesinlikle kılavuzlanan doğru yolda olduklarını sanıyorlar.

31. Ey Âdemoğulları!
Her mescidin yanında; toplum içinde süslerinizi alın, yiyin-için fakat savurganlık etmeyin; kesinlikle Allah, savurganları sevmez.

32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı zînetleri ve tertemiz rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “Bunlar, iğreti dünya hayatında inananlar içindir –kıyâmet gününde yalnız onlar için olmak üzere–.” İşte böylece Biz, âyetleri bilen bir topluluğa ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

33. De ki: “Rabbim, sadece iğrençlikleri; onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere başkaldırmayı, haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram etmiştir.”

34. Ve her önderli toplum için bir süre sonu vardır. Onun için süre sonları geldiğinde, ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

35. Ey Âdemoğulları! Size, aranızdan, âyetlerimi anlatan elçiler geldiğinde, kim Allah’ın koruması altına girer ve iyileştirirse, işte onlara kaygı yoktur ve onlar üzülmeyecekler de.

Âdem, seçilmiş bir paygamber olmasına rağmen hata etti.
Hatasını fark etti ve Allah’a idtiğfar etti. Allah da onun tevbesini kabul etti. İşte Beniâdem seslenişlerinde bu özellikler, güzellikler hatırlatılır.

Bizi ilgilendiren yönü budur.

İBNEYÂDEM (İki âdemoğlu)

Bir yerde (Mâide/27) de “İbne’y-Âdem (İki Âdem oğlu)” şeklinde geçer.
Bu da genellikle Âdemin iki oğlu olarak çevrilerek Habil, Kabil diye isimlendirilir.
Halbuki Maide suresindeki pasajdan açıkça israiloğullarından iki kişi oldukları açıkça anlaşılır.

“Beni Âdem ifadesi “Âdemin, üç, dört, beş… oğlu” olarak anlaşılmayıp “Âdem oğulları (Âdem’in soyu)” olarak anlaşıldığı gibi
“ibney Âdeme” ifadesi de “Âdem soyundan iki kişi” olarak anlaşılmalıdır.
Bu tarz bir kullanımı Meryem/ 27, 28’de görmekteyiz:

27-28. Sonra Meryem, çocuğunu yüklenerek toplumuna getirdi. Toplumu dediler ki: “Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir şey yaptın. Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi, annen de yasa tanımaz/iffetsiz bir kadın değildi.”


“HARUN’UN KIZ KARDEŞİ”
Ayetteki bu ifade ya Meryem’in Harun adında bir erkek kardeşi olduğu anlamına gelir,
ya da onun Harun ailesine mensup biri olduğunu gösterir.

Bu tarz hitap şeklinin Arap örfünde soya mensubiyeti ifade ettiği bilinmektedir.
Zira Araplar bir kişiyi tanıtmak için o kişinin adını, genellikle o kişinin mensup olduğu kabilenin geçmiş büyüklerinden birinin veya ilk atası olarak bilinen kimsenin adı ile bağlantı kurarak söylerler.
Nitekim Araplarda, bu örfe göre oluşmuş ve klâsik kaynaklarda “Kelboğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, “Haşimoğulları” gibi örnekleri bulunan kişi isimli soylar vardır.
Bu uygulama ülkemizde de yerleşmiş ve soyadı kanunu uygulamasında “Falanoğlu, Filanoğlu” gibi, aile büyüklerinin adlarını taşıyan soyadları alınmıştır.

 

1 (Lisanü’l Arab, “ e n s” mad. )
i Mescid; secede, yescüdü fiilinin mimli mastarı [mekân ismi] olup, “secde edilen/ettirtilen yer” demektir ki
bunun, bugün kılınan namazlardaki secde yeri ile alâkası yoktur.
Bu;
“aykırı düşünen, aykırı hareket eden kimselerin ikna edildikleri,
gerçeğe boyun eğdirildikleri,
onların da teslim olup gerçeğe boyun eğdikleri yer”;
kısaca
“eğitim-öğretim, ikna alanı
demektir.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #47 : 13 Haziran 2019, 11:54:00 »



Sinan Canan


* * *



veya

https://ok.ru/video/1957212129829




Her şey pişirmeyi öğrendikten sonra HIZLANDI

»»» https://youtu.be/oLp8PPPszdg?t=2061

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #48 : 13 Haziran 2019, 13:35:56 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #49 : 30 Temmuz 2019, 04:22:36 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #50 : 30 Temmuz 2019, 11:14:06 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #51 : 15 Ağustos 2019, 14:45:38 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #52 : 20 Ağustos 2019, 14:10:50 »



Tanım hataları ve ÖN YARGI dolu bir konuk
Paradigmaları bilimden alınmayınca
uyduruk DİN hikayelerinden alınınca böyle oluyor.

Bu şekilde ÇOK Sallamak az akademisyende ortaya çıkar.
Dr Adem Işık

* * *

https://youtu.be/UuID_HKgcT8?t=3674 de geçen
Eski Ahit kaynaklı Adem nesli





* * *

Tekvin'e göre Nuh'un ailesi içindeki yeri
(wiki)

Tekvin'e göre üç temel ırk Nuh'un bu üç oğlundan meydana geldi:

* Yafes'in Gomer, Magog, Madai, Tiras, Yavan, Tubal (Tuval), Meşeç adlı oğulları vardı. Bunlardan Gomar (Sümer), Magog (Moğollar), Madai (Medler) âşina gelmektedir. Nuh Peygamber'in oğlu Yafes'ten geldikleri için Yafetik olarak adlandırılırlar. Yafes'in üç oğlundan (Gomar, Magog, Madai) gelenler ise; Sümer, Gog, Magog, Gur, Guz, Oğuz ve Macar ırklarıdır. Ve Togarma'nın on oğlundan çoğalarak pek çok soy ve boya ayrılmışlar, yüzlerce oymak ve aşiret halinde dünyaya yayılmışlardır.

* Ham, Hami ırkı Afrika'yı yurt edinmiştir, Berberi, Tuareg Afrika kıtası kuzeyi tamamen Hami ırkıdır. Hami ırkı Sami ile akrabadır ama Arap değildir. Tüm Sahra'dan başka, Mısır halkı (Arapçalaşmış Hamiler ve Koptiler) Araplar'a en yakın oldukları halde Arap değillerdir, Araplaşmışlardır. Bu ırk, Nil boyunca Sudan ve Zambia'yı kateder, Etyopyalı, Cibutili, Somalili, Eritreli olmuşlardır

* Sam, Sami ırkının atası oldu.




Nuh'un ilk torunları
Yafes'in oğullarından aşağıda verilenlerin sanılana göre;

Gomâr: Kimmerler
Mağog:Türk Macar Fin Eston Moğol
Maday: Iraniler
Javan/Yuvan: Yunan (İyonlar)
Tubal: İtalyan, İspanyol, Katalan, Kilikya
Togarma: Türkler
Bazı bilim adamları Türkiye'de yaşayan Türk halkının genetik olarak bu ırklarla %99,7 oranında benzemesi nedeniyle Türklerin atasını Tubal olarak benimser. Ancak bunun yalnızca Anadolu'ya yerleşen Türklerde görüldüğü nedeninin ise yerel Akdeniz halklarıyla karışma nedeniyle olduğu ve aslında tüm Türklerin bu derecede benzemediği ve bu yüzden Mağok'un Türklerin atası olduğunu savunur. Hazar Yazışmaları'nda Hazar kağanı Yusuf, Türklerin Gomar'ın oğlu Togarma'dan geldiğini dile getirir.

Tras: Traklar
Meşek: Hazarlar
ırklarının ve uygarlıklarının ataları oldular.

* * *

Taş Çağı (Taş devri)
(wiki)






Taş Devri, insanın ortaya çıkışı ve taştan araçlar yapmasından başlayarak kalkolitiğin sonuna kadar geçen tarih öncesi dönemdir.

Paleolitik Devir
(Daha geniş Eski Taş Çağı https://tr.wikipedia.org/wiki/Eski_Ta%C5%9F_%C3%87a%C4%9F%C4%B1 )

Paleolitik'in ilk ismi eski taş'tır.

Paleolitik Devir, tarihöncesi uygarlığının gelişme sürecinde, kültürel evrelerin en uzunu (insanlık tarihinin %99'u) ve Buzul Çağlarının kültürel karşılığı olan; insanlığın ilk ortaya çıkışından, M.Ö. yaklaşık 10.000 yıl öncesinde Neolitik Devir'ın başlamasına kadar süren arkeolojik devirdir. Bu devirde çaytaşı, çakmaktaşı, hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden besinleri pişirmeye ve ısınmaya başlanmıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir.

Paleolitik Alt, Orta ve Üst olmak üzere üç alt döneme ayrılmıştır.


Orta Taş Devri

Orta Taş Çağı'nın bilinen diğer adı Mezolitik Devir'dır.
(daha geniş https://tr.wikipedia.org/wiki/Orta_Ta%C5%9F_%C3%87a%C4%9F%C4%B1 )

Dönem: M.Ö. 10000-M.Ö. 6000

İnsanların taşları yontmaya başladığı, taşları kendilerini savunmak ve avlanmak için kullandıkları devirdir. Basit aletler yapılmıştır. İnsanlar mağara duvarlarına resimler yapmaya başlamışlardır. Bu dönemde insanlar yaşamlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdürmüşlerdir. İnsanlar bu çağda doğal sığınaklar sayesinde vahşi hayvanlardan korunmuşlardır.

Yeni Taş Devri

Yeni Taş Devri'nin bilinen diğer isimleri Cilalı Taş Devri ve Neolitik Devir'dır.
( Cilalı Taş Devri daha geniş https://tr.wikipedia.org/wiki/Cilal%C4%B1_Ta%C5%9F_Devri )

Gezegende yaşanan son buzul çağının sona ermesi ardından insan topluluklarının yayılma eğilimi gösterdikleri ılıman iklim kuşaklarında yepyeni bir evrimsel açılım yaşanmaya başlanmıştır. Buzulların çekilmesiyle ılıman iklim kuşağında gerek fauna gerekse flora, hem çeşitlilik hem de popülasyon olarak belirgin gelişmeler göstermiştir. Bu mevsimsel farklılıkların oldukça belirgin olduğu ve genellikle kurak sayılabilecek yaşam alanlarında ortaya çıkan ve yayılabilen türler, kaçınılmaz olarak dayanıklı, uyum sağlama ve üreme yetenekleri geniş, görece daha küçük cüsseli türlerdi. İşte bu ortam, insan topluluklarına geniş olanaklar sunmuştur.

Buğday ve arpa gibi yaygın ve kurak iklime uyumlu bitki türlerinin ve koyun, keçi, sığır gibi otçul türlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla insan topluluklarının yaşam biçimi de değişmeye başlamıştır. Tabiata doğrudan müdahale ederek gıda olarak kullanılabilecek bitki türlerini yetiştirme ve bazı hayvan türlerini evcilleştirerek sürüler oluşturmak, bu dönemin belirgin özelliği olmuştur.

İnsan toplulukları bu yeni yaşam tarzında iki ana kolda gelişme göstermişlerdi. Bazı topluluklar evcilleştirdikleri hayvanlardan oluşan sürüleri temel gıda kaynağı olarak kullanırken bazı topluluklar ise sınırlı ölçüde de olsa bahçe tarımına başlamışlardır. Her iki ana kol da avcı-toplayı topluluklar olmaktan zamanla çıkmış, bir anlamda besin üreten topluluklar haline dönüşmeye başlamışlardır. Kuşkusuz ağırlıklı olarak tarımla uğraşan topluluklar, avcı-toplayıcı toplulukların yaşam tarzını bırakarak yerleşik düzene geçmek zorunda kalmışlardır. Ağırlıklı olarak hayvan sürülerini kullanan topluluklar ise göçebe ya da yarı göçebe topluluklar hâline gelmişlerdir.


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #53 : 07 Eylül 2019, 17:42:03 »


Teoman Duralı


ÇOK HIZLANAN değişim..





MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #54 : 07 Eylül 2019, 20:03:14 »


Teoman Duralı

Bildiğini bilmeye çalışan BEŞER insan = Homo Sapiens Sapiens
Bundan önceki insana benzer yaratıklara Homo Sapiens denir

Teoman Duralı Kitapları

CANLILAR SORUNUNA GİRİŞ
BİYOLOJİ FELSEFESİ
ARİSTOTELESte BİLİM ve CANLILAR SORUNU
YENİÇAĞ AVRUPA MEDENİYETİNDEN ÇAĞDAŞ İNGİLİZ-YAHUDÎ MEDENİYETİNE
A NEW SYSTEM of PHILOSOPHY-SCIENCE from the BIOLOGICAL STANDPOINT
GILGAMIŞ DESTANI (Giriş ile Tercüme)
FELSEFE-BİLİM'e GİRİŞ
ÇAĞDAŞ KÜRESEL MEDENİYET Anlamı/ Gelişimi/ Konumu
TEOMAN DURALI'YLA ÜÇ KONU/ŞMA / Bilim - Felsefe - Evrim Teorisi
FELSEFE-BİLİM NEDİR?
SORUN NEDİR?
SORUN ÇAĞININ ANATOMİSİ
OMURGASIZLAŞTIRILMIŞ TÜRKLÜK
FELSEFE-BİLİMİN DOĞUŞU
AKLIN ANATOMİSİ
DENİZ VE KÂŞİFLİK (şiirler)


* * *





https://youtu.be/BAtO8tgj0Cc?t=863

An etymological dictionary of pre-thirteenth-century turkish
Etimolojik Sözlüğü (pdf)
Sir Gerard Clauson

(EN) https://yadi.sk/i/cN_zRurvmnvRug


* * *

TÜRK DILININ ETIMOLOJI SÖZLÜYÜ
Ismet Zeki Eyuboğlu

1.Basım   https://yadi.sk/i/nOR3F0jEHmVTCg
2.Basım BL 1  https://yadi.sk/i/RLNYdy22GH8W5g
2.Basım BL 2  https://yadi.sk/d/54_oaj1hBeddsg


Turkce Kokler Sozlugu
Ismet Zeki Eyuboğlu
https://yadi.sk/i/s5G-CmW7gwmEcA

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4586
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #55 : 14 Eylül 2019, 02:07:57 »


İlk insanların AHLAKLI OLMALARI MÜMKÜN DEĞİLDİ..
Jean Jacques Rousseau