Gönderen Konu: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)  (Okunma sayısı 3385 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #30 : 05 Temmuz 2018, 13:21:57 »
Bu arkadaş EVRİM meselesini çözmüş ve ÇÖKERTMİŞ. :))
Urartular MÖ 13.-7. yüzyıl


Urartulardan kalan alaturka tuvaletle Evrim Teorisini çökerten adam: Hani hayvandan gelmiştik?

Urartulardan kalan alaturka tuvaletle Evrim Teorisi'ni çökerten adam: Hani hayvandan gelmiştik?'
Yaklaşık iki yüz bin yıllık geçmişi olan homo sapiensin (insan ırkı) evrimini Urartulardan kalma aşağı yukarı üç bin yıllık tuvalet ile çürüten sanat tarihçisi Talha Uğurluel sosyal medyada gündem oldu
https://tr.wikipedia.org/wiki/Urartular
Urartular

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #31 : 13 Ağustos 2018, 23:19:43 »
Şu ağaca yaklaşmayın (akraba olmayın) - Farklı bir Bakış

"Şecere"yi ve "lâ takrabâ" yı nasıl anlıyacağız?

Farklı türlerin ilişkisi





Videonun tamamı
https://youtu.be/FZY_u7BlzM0?t=14m42s

lâ takrabâ = Akraba olma (yakınlaşma)

A'RAF Suresi 19
Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).

1.   ve yâ âdemu   : ve ey Âdem
2.   uskun   : iskan olun, yerleşin, oturun
3.   ente   : sen
4.   ve zevcu-ke   : ve senin zevcen
5.   el cennete   : cennet
6.   fe   : böylece, o zaman, sonra da
7.   kulâ   : yeyin (ikiniz)
8.   min haysu   : yerden, nereden
9.   şi'tumâ   : dilediğiniz (siz ikiniz de dilediniz)
10.   lâ takrabâ   : yaklaşmayın (ikiniz de)
11.   hâzihi   : bu
12.   eş şecerete   : ağaç
13.   fe tekûnâ   : o zaman olursunuz (siz ikiniz)
14.   min ez zâlimîne   : zalimlerden


قرب
Kaf-Ra-Be
https://acikkuran.com/root/qrb?page=2
https://acikkuran.com/root/qrb

* * *

Ayrıca "EBED" kelimesi için (ebediyet) => TIKLAYABİLİRSİNİZ

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #32 : 25 Ağustos 2018, 00:59:58 »

FARKLI İNSAN TÜRLERİ ÇİFTLEŞEREK YAVRULAR VERDİ

* * *

Tarih öncesi insan türlerinin çiftleşmeleri konusu gün geçtikçe ilginçleşmeye devam ediyor. En son bulunan 1. nesil Neandertal-Denisovan melezi ( Anne Tarafı Neandertal, Baba Tarafı Denisovan: Antik İnsan Melezi Bulundu! https://evrimagaci.org/anne-tarafi-neandertal-baba-tarafi-denisovan-antik-insan-melezi-bulundu-7370 ), bize bu alanın ne kadar yeni olduğunu ve antik DNA çalışmalarıyla öğrenebileceğimiz daha birçok şeyin bizi beklediğini gösterdi.

Modern insanların da hem Neandertallerle, hem de Denisovanlarla çiftleşmiş olduklarını, bu türlere ait genleri hala taşıyor olduklarını biliyoruz. Hatta 2017 yılında yapılan bir çalışma ( https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28957509 ) Sahra altı Afrikalılarının da henüz belirlenemeyen bir insan türüyle çiftleşmiş olduğuna dair kanıtlar sunuyor (en yakın aday ise Homo naledi).

Peki bu genlerin bizlere yararı oldu mu?

Son çalışmalar ( https://evrimagaci.org/turler-arasi-melezler-evrimde-hayati-bir-rol-oynuyor-7244 ) gösteriyor ki, türler arası çiftleşme evrim için çok önemli bir rol oynuyor ve evrimin gerçekleşmesinin en önemli koşullarından biri olan çeşitliliğin sağlanması açısından avantaj sağlıyor. Daha fazla çeşitliliğe sahip popülasyonların çevreye adapte olma olasılıkları da artmış oluyor. Tarih öncesi Avrasyalılar (daha sonra dünyanın kalan bölgelerine yayılan insanların ataları) için yaşanan aslında tam olarak bu.

Neandertallerden ve Denisovanlardan miras aldığımız birçok genin aslında, Afrika'dan çıkış sonrası tamamiyle yabancı olduğumuz yeni çevreye adaptasyonda yararlı olduğunu keşfediyoruz -ve aynı zamanda zararlı olanların da elendiğini.

2016 yılında yapılan bir çalışma ( https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26989198 ) arkaik insan türlerinden bize kalan genler üzerinde negatif ve pozitif seçilim izlerine rastlandığını, bazı genlerin ise lokal adaptasyonlarla ilgili olduğunu gösterdi.

Denisovanlardan bize geçen genler, henüz Neandertallerden geçenler kadar iyi araştırılmamış olsa da, 2014 yılında Huerta-Sánchez önderliğinde yapılan bir çalışma ( https://www.nature.com/articles/nature13408 ) Tibetlilerin deniz seviyesinden oldukça yüksek olan bölgelerde yaşamaya adaptasyonlarının, Denisovanlardan miras kalan genlerin de yardımıyla olduğunu gösteriyor. Ayrıca 2015 yılında yapılan bir diğer araştırma( https://www.nature.com/articles/nrg3936 ), Denisovan genlerinin patojenlere karşı savunmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.

Denisovanlar hakkında hala çok kapsamlı bilgiye sahip değiliz. Ama bu tarih öncesi insan türüne dair bilgilerimiz hızla artıyor!

Neandertallere gelirsek, bu tarih öncesi insan türünden miras kalan genlerin, modern insan genomlarında rastgele bir şekilde dağılmadığını, bazı bölgelerde sık, bazı bölgelerde daha az olduğunu görüyoruz. Sriram Sankararaman (2014) önderliğinde yapılan çalışma ( https://www.nature.com/articles/nature12961 )  Neandertal genlerinin de negatif ve pozitif seçilim baskısı altında olduğunu gösteriyor. Pozitif seçilim baskısına uğrayan genler ise Afrika dışındaki ortama adaptasyon açısından atalarımıza yarar sağlamış gibi görünüyor.

Hélène Quach (2016) ( https://www.cell.com/cell/abstract/S0092-8674(16)31306-X ) ve Matthieu Deschamps (2016) ( https://www.cell.com/ajhg/abstract/S0002-9297(15)00485-1 ) önderliğindeki ekiplerce yapılan çalışmalar, modern insanlardaki Neandertal gen varyantlarının hem patojenlere karşı savunma hem de immün cevap (ya da bağışıklık yanıtı) ile ilgili olduğunu ortaya koydu.

Peki hem Denisovan, hem de Neandertal gen varyantlarından, patojenlere karşı savunma ve bağışıklık sistemiyle ilgili olanların yoğun seçilimi ne anlama geliyor?

Kısaca, yeni ortam, yeni bir çevre; yepyeni ve daha önce hiç karşılaşılmamış birçok hastalık da demek. Belki modern insanların genetik çeşitliliği de bu tür adaptasyonların gerçekleşmesini sağlayabilirdi, fakat gene de oldukça büyük kayıplara, ve bu adaptasyonların gerçekleşmemesi durumunda ise Afrika dışına çıkan insanların tamamen soylarının tükenmesine bile yol açabilirdi. Fakat antik insan türleriyle, daha önceden bu hastalıkları görmüş, yaşamış ve adapte olmuş popülasyonların bireyleriyle çiftleşerek bu genleri elde etmek, belki de modern insanın tarihindeki en önemli olaylardan sayılabilir.

Bağışıklık sistemi dışında da birçok işlevi bilinen Neandertal gen varyantlarına sahibiz, bunlardan bazıları lipit katabolizması, saç ve deri rengi, boy uzunluğu, uyuma düzeni gibi özelliklerle ilgili. Bunun yanında işlevini bilmediğimiz de birçok gene sahibiz.

Bilim insanları henüz işlevlerini bilmediğimiz genler üzerindeki seçilim baskılarını da genomlara bakarak tespit edebiliyorlar. Ivan Juric (2016) önderliğinde yapılan çalışma ( http://journals.plos.org/plosgenetics/article?id=10.1371/journal.pgen.1006340 ) , özellikle bazı Neandertal genlerinin oldukça güçlü negatif seçilim baskısı altında olduklarını ve modern insan genomlarından bir nevi atılma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Bu da aslında negatif seçilimle miktarda azalma olmasa daha fazla Neandertal genine sahip olabileceğimizi düşündürüyor.

Sonuç olarak, atalarımızın tarih öncesi insan türleriyle çiftleşmiş olması, bizi şekillendirmiş ve yeni çevrelere adapte olmamızı sağlamıştır.

Antik DNA çalışmalarının belki de en önemli zamanlarını yaşıyoruz ve ileride bu konuda öğrenecek çok fazla şeyimiz var. Oldukça heyecan verici!

Kaynaklar ve İleri Okuma:
https://evrimagaci.org/tarih-oncesi-turler-arasi-ciftlesmeler-bize-ne-katti-7372


* * *

ODATV Özeti
Genetik analizler, iki farklı erken insan türünün çiftleşmesi sonucu doğan ilk nesil melez çocuklarını ortaya çıkardı.

Yaklaşık 90,000 yıl önce ölmüş olan bir kız çocuğuna ait kemik üzerinde yapılan genetik analizler, bu erken insanın yarı Neandertal yarı Denisovan olduğunu ortaya çıkardı. Bulgular 22 Ağustos'ta (2018) Nature dergisinde yayınlandı.

FARKLI İNSAN TÜRLERİ ÇİFTLEŞEREK YAVRULAR VERDİ

Evrim Ağacı'ndan Kadir Toykan Özdoğan'ın çevirdiği makaleye göre çalışmayı yapan bilim insanları, makalede, ilk nesil bir melezi bulmuş olmalarının, tarih öncesi dönemde yaşamış olan farklı insan türlerinin birbiriyle çiftleşmeleri durumunun oldukça sık yaşandığının göstergesi olduğunu söylüyorlar.

Üzerinde genetik analizler yapılan kemik kalıntısı Rusya'daki Altay Dağlarında yer alan Denisova Mağarasında bulundu. Genetik analizleri Leipzig, Almanya'daki Max Planck Evrimsel AntropolojiEnstitüsü'nden paleogenetikçi Viviane Slon ve Svante Pääbo tarafından liderlik edilen bir ekip yürüttü.

Diğer erken insan türlerin birbirleriyle ve modern insanlarla çiftleşmiş oldukları, daha önceki genetik çalışmalardan da biliniyordu. Fakat daha önce kimse ilk nesil bir melez bulamamıştı. Araştırıcılar, fosile Denny adını verdiler.

Genetik çalışmalar sırasında ilk bakılan özellik heterozigotluk oranı. Bilindiği gibi, eşeyli üreyen canlılarda, bir kromozom anneden diğeri babadan geliyor. Eğer anne ve baba genetik olarak birbirine uzaksa, örneğin bir baz Adenin iken diğerinin Guanin olması ihtimali yüksek. Ebeveynlerden gelen aynı kromozomların aynı bölgesinde bulunan iki baz aynıysa o DNA bölgesi homozigot olarak adlandırılıyor, farklıysa heterozigot adı veriliyor. Heterozigotluk, toplum içindeki çeşitliliği hesaplarken kullanılan önemli faktörlerden biri.

Denny'nin heterozigotluk oranına bakıldığında, bilinen Neandertal ve Denisovanlardan 4 kat daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Bu da anne ve babadan gelen kromozomların birbirine uzak olduğunu gösteriyor. Sadece Neandertal veya sadece Denisovalı olsaydı, bu oranı elde etmek mümkün olmayacaktı.

Yapılan genetik analizlerde, DNA bölümlerinin %40'ının Neandertal DNA'sı ile uyuşurken, %40'ının da Denisovan DNA'sı ile uyuştuğunu görüldü. Yaklaşık %1-2 oranında da Homo sapiens ile benzeşiyor. Geriye kalan kısım ise büyük oranda hem Neandertal hem de Denisovanda ortak olarak bulunan bazlardan oluşuyor. Mitokondri DNA'sı ise bir Neandertal'e ait. Bu veriye göre, annesinin Neandertal olduğu anlaşılıyor.

Cinsiyet kromozomlarının dizilenmesi ise, fosilin dişi bir bireye ait olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca, kemik kalıntısının incelenmesi sonucu, fosilin en az 13 yaşında ölen birine ait olduğu tespit edildi.

Eşit miktarlarda iki erken insan türünün genini taşıyor olması Denny'nin büyük ihtimalle ilk nesil bir melez olduğunu gösteriyor olsa da, bir ihtimal daha var: Denny'nin ebeveynlerinin Neandertal-Denisovan melez bir populasyonda yaşamış olmaları. Ancak araştırmacılar, bu ihtimali test ettiklerinde, anne ve babanın DNA'larının yavrunun genomunda büyük parçalar halinde dağıldığını görmüşler. Eğer bu birey direkt olarak birinci nesil yavru olmasaydı, rekombinasyon nedeniyle DNA'nın küçük parçalar halinde dağılması gerekirdi. Dolayısıyla Denny melez bir popülasyonda yaşayan bir bireyden ziyade, annesi Neandertal, babası Denisovan olan bir yavru.

Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Chris Stringer'a göre, bu tür çiftleşmelerin genetik olarak çok çeşitlilik göstermeyen türler için avantajlı olabileceğini söylüyor. Ekstra genetik varyasyonun çevreye adaptasyon konusunda da yararlı olmuş olması muhtemel.

FARKLI TÜRLER NASIL ÇİFTLEŞEBİLİYOR

Farklı türler olarak kabul edilen grupların çiftleşip, verimli döller verebilmesi sizi şaşırtabilir. Çünkü okullarımızda hep, birbiriyle çiftleşebilen canlıların aynı türler olduğu öğretildi.

Halbuki bu doğru değil. Daha doğrusu bu, oldukça kısıtlı bir tür tanımı. Sadece belirli omurgalı hayvanlarda, basit ve hızlı bir tanım olarak kullanıma uygun. Çünkü günümüzde biliyoruz ki bariz bir şekilde farklı olan türler, birbirleriyle çiftleşip verimli döller verebiliyorlar. Örneğin bambaşka bitki türleri, hiç sorun olmaksızın çiftleşebiliyorlar. Dahası, çiftleşmeye dayalı biyolojik tür tanımı oldukça sınırlı; çünkü bakteriler gibi canlı gruplarında veya çeşitli omurgasız hayvanlarda eşeyli üreme bulunmuyor - dolayısıyla bu şekilde tür tanımı yapmak mümkün olmuyor.

Bu nedenle modern bilimde Filogenetik (Evrimsel) Tür Tanımı denen modern ve yenilenmiş bir tür tanımı kullanılıyor. Bu tanıma göre, birbiriyle çiftleşemeyen türler muhtemelen ayrı türler olarak görülebiliyor. Bu, basit bir ayrım. Ancak birbiriyle çiftleşebilen türler; aynı türden olmak zorunda değiller! Türleşmenin erken basamaklarında olan veya tamamen ayrışmış olmalarına rağmen üreme bakımından genetik olarak uyumlu olan canlılar, çiftleşebilmelerine rağmen ayrı türler olarak sınıflandırılıyorlar. Yani çiftleşememek ayrı türler için yeterli sayılabilecek bir kıstasken, çiftleşebilmek aynı tür olmayı garanti etmiyor. Türlerin modern tanımında sadece çiftleşme potansiyeline değil; ekoloji, morfoloji, anatomi, fizyoloji gibi birçok unsura bakılıyor. Bu diğer unsurlar tarafından ayrışan popülasyonlar, halen çiftleşme potansiyeline sahip olsalar da ayrı türler olarak tanımlanabiliyorlar. Bu nedenle, tür tanımına seçici-geçirgen yapılar kavramı eklenmiş durumda.

Zaten canlıların türlere ayrılarak kategorize edilmesi de son dönemlerde terk edilmeye başlanan bir yaklaşım. Evrimsel süreç düşünüldüğünde, kesintili bir değişimden söz etmemekteyiz. Bütün canlılar, birbirleriyle çeşitli derecelerde akrabalar ve istisnasız her birinin ortak ataları bulunuyor. Dolayısıyla bunları ayrı ve kategorik türlere bölmek, kesintili olmayan evrim sürecini kesintili kısımlara ayırmaya çalışmak demek oluyor. Bu da, hatalı algıların doğmasına neden oluyor. Bilim insanları, tüm canlıları tek bir bütünün farklı coğrafyalara adapte olmuş parçaları olarak görmeyi yeğliyorlar. Ancak elbette iletişim kolaylığı açısından türlerden bahsetmek halen başvurulan, kolay bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

TARİHÖNCESİ TÜRLER ARASI ÇİFTLEŞMELER BİZE NE KATTI

Özdoğan'ın çevirdiği bir başka makale ise bu çiftleşmelerin bize ne kattığını irdeliyor.

Buna göre son çalışmalar gösteriyor ki, türler arası çiftleşme evrim için çok önemli bir rol oynuyor ve evrimin gerçekleşmesinin en önemli koşullarından biri olan çeşitliliğin sağlanması açısından avantaj sağlıyor. Daha fazla çeşitliliğe sahip popülasyonların çevreye adapte olma olasılıkları da artmış oluyor. Tarihöncesi Avrasyalılar (daha sonra dünyanın kalan bölgelerine yayılan insanların ataları) için yaşanan aslında tam olarak bu.

Neandertallerden ve Denisovanlardan miras aldığımız birçok genin aslında, Afrika'dan çıkış sonrası tamamiyle yabancı olduğumuz yeni çevreye adaptasyonda yararlı olduğunu keşfediyoruz -ve aynı zamanda zararlı olanların da elendiğini.

2016 yılında yapılan bir çalışma arkaik insan türlerinden bize kalan genler üzerinde negatif ve pozitif seçilim izlerine rastlandığını, bazı genlerin ise lokal adaptasyonlarla ilgili olduğunu gösterdi.

Denisovanlardan bize geçen genler, henüz Neandertallerden geçenler kadar iyi araştırılmamış olsa da, 2014 yılında Huerta-Sánchez önderliğinde yapılan bir çalışma Tibetlilerin deniz seviyesinden oldukça yüksek olan bölgelerde yaşamaya adaptasyonlarının, Denisovanlardan miras kalan genlerin de yardımıyla olduğunu gösteriyor. Ayrıca 2015 yılında yapılan bir diğer araştırma, Denisovan genlerinin patojenlere karşı savunmaya yardımcı olduğunu gösteriyor.

Denisovanlar hakkında hala çok kapsamlı bilgiye sahip değiliz. Ama bu tarihöncesi insan türüne dair bilgilerimiz hızla artıyor!

Neandertallere gelirsek, bu tarihöncesi insan türünden miras kalan genlerin, modern insan genomlarında rastgele bir şekilde dağılmadığını, bazı bölgelerde sık, bazı bölgelerde daha az olduğunu görüyoruz. Sriram Sankararaman (2014) önderliğinde yapılan çalışma Neandertal genlerinin de negatif ve pozitif seçilim baskısı altında olduğunu gösteriyor. Pozitif seçilim baskısına uğrayan genler ise Afrika dışındaki ortama adaptasyon açısından atalarımıza yarar sağlamış gibi görünüyor.

Hélène Quach (2016) ve Matthieu Deschamps (2016) önderliğindeki ekiplerce yapılan çalışmalar, modern insanlardaki Neandertal gen varyantlarının hem patojenlere karşı savunma hem de immün cevap (ya da bağışıklık yanıtı) ile ilgili olduğunu ortaya koydu.

Peki hem Denisovan, hem de Neandertal gen varyantlarından, patojenlere karşı savunma ve bağışıklık sistemiyle ilgili olanların yoğun seçilimi ne anlama geliyor?

Kısaca, yeni ortam, yeni bir çevre; yepyeni ve daha önce hiç karşılaşılmamış birçok hastalık da demek. Belki modern insanların genetik çeşitliliği de bu tür adaptasyonların gerçekleşmesini sağlayabilirdi, fakat gene de oldukça büyük kayıplara, ve bu adaptasyonların gerçekleşmemesi durumunda ise Afrika dışına çıkan insanların tamamen soylarının tükenmesine bile yol açabilirdi. Fakat antik insan türleriyle, daha önceden bu hastalıkları görmüş, yaşamış ve adapte olmuş popülasyonların bireyleriyle çiftleşerek bu genleri elde etmek, belki de modern insanın tarihindeki en önemli olaylardan sayılabilir.

Bağışıklık sistemi dışında da birçok işlevi bilinen Neandertal gen varyantlarına sahibiz, bunlardan bazıları lipit katabolizması, saç ve deri rengi, boy uzunluğu, uyuma düzeni gibi özelliklerle ilgili. Bunun yanında işlevini bilmediğimiz de birçok gene sahibiz.

Bilim insanları henüz işlevlerini bilmediğimiz genler üzerindeki seçilim baskılarını da genomlara bakarak tespit edebiliyorlar. Ivan Juric (2016) önderliğinde yapılan çalışma, özellikle bazı Neandertal genlerinin oldukça güçlü negatif seçilim baskısı altında olduklarını ve modern insan genomlarından bir nevi atılma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Bu da aslında negatif seçilimle miktarda azalma olmasa daha fazla Neandertal genine sahip olabileceğimizi düşündürüyor.

Sonuç olarak, atalarımızın tarihöncesi insan türleriyle çiftleşmiş olması, bizi şekillendirmiş ve yeni çevrelere adapte olmamızı sağlamıştır.

Antik DNA çalışmalarının belki de en önemli zamanlarını yaşıyoruz ve ileride bu konuda öğrenecek çok fazla şeyimiz var. Oldukça heyecan verici!

https://odatv.com/bilim-dunyasi-bu-olayi-konusuyor-24081849.html

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #33 : 25 Ağustos 2018, 01:41:01 »
Anne Tarafı Neandertal, Baba Tarafı Denisovan:
Antik İnsan Melezi Bulundu!

https://evrimagaci.org/anne-tarafi-neandertal-baba-tarafi-denisovan-antik-insan-melezi-bulundu-7370

Genetik analizler, iki farklı erken insan türünün çiftleşmesi sonucu doğan ilk nesil melez çocuklarını ortaya çıkardı.

Yaklaşık 90,000 yıl önce ölmüş olan bir kız çocuğuna ait kemik üzerinde yapılan genetik analizler, bu erken insanın yarı Neandertal yarı Denisovan olduğunu ortaya çıkardı. Bulgular 22 Ağustos'ta (2018) Nature dergisinde yayınlandı ( https://www.nature.com/articles/s41586-018-0455-x ).

Farklı İnsan Türleri Çiftleşerek Yavrular Verdi!
Çalışmayı yapan bilim insanları, makalede, ilk nesil bir melezi bulmuş olmalarının, tarih öncesi dönemde yaşamış olan farklı insan türlerinin birbiriyle çiftleşmeleri durumunun oldukça sık yaşandığının göstergesi olduğunu söylüyorlar.

Üzerinde genetik analizler yapılan kemik kalıntısı Rusya'daki Altay Dağlarında yer alan Denisova Mağarasında bulundu. Genetik analizleri Leipzig, Almanya'daki Max Planck ( https://www.eva.mpg.de ) Evrimsel Antropoloji Enstitüsü'nden ( https://www.eva.mpg.de ) paleogenetikçi Viviane Slon ve Svante Pääbo tarafından liderlik edilen bir ekip yürüttü.

Diğer erken insan türlerin birbirleriyle ve modern insanlarla çiftleşmiş oldukları, daha önceki genetik çalışmalardan da biliniyordu. Fakat daha önce kimse ilk nesil bir melez bulamamıştı. Araştırıcılar, fosile Denny adını verdiler.

Genetik çalışmalar sırasında ilk bakılan özellik heterozigotluk oranı. Bilindiği gibi, eşeyli üreyen canlılarda, bir kromozom anneden diğeri babadan geliyor. Eğer anne ve baba genetik olarak birbirine uzaksa, örneğin bir baz Adenin iken diğerinin Guanin olması ihtimali yüksek. Ebeveynlerden gelen aynı kromozomların aynı bölgesinde bulunan iki baz aynıysa o DNA bölgesi homozigot olarak adlandırılıyor, farklıysa heterozigot adı veriliyor. Heterozigotluk, toplum içindeki çeşitliliği hesaplarken kullanılan önemli faktörlerden biri.

Denny'nin heterozigotluk oranına bakıldığında, bilinen Neandertal ve Denisovanlardan 4 kat daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Bu da anne ve babadan gelen kromozomların birbirine uzak olduğunu gösteriyor. Sadece Neandertal veya sadece Denisovalı olsaydı, bu oranı elde etmek mümkün olmayacaktı.

Tıklayarak resmi büyütebilirsiniz



DNA elde edilen kemik.
Kaynak: Thomas Higham/University of Oxford ( https://www.nature.com/articles/d41586-018-06004-0 )

Yapılan genetik analizlerde, DNA bölümlerinin %40'ının Neandertal DNA'sı ile uyuşurken, %40'ının da Denisovan DNA'sı ile uyuştuğunu görüldü. Yaklaşık %1-2 oranında da Homo sapiens ile benzeşiyor. Geriye kalan kısım ise büyük oranda hem Neandertal hem de Denisovanda ortak olarak bulunan bazlardan oluşuyor. Mitokondri DNA'sı ise bir Neandertal'e ait. Bu veriye göre, annesinin Neandertal olduğu anlaşılıyor.

Cinsiyet kromozomlarının dizilenmesi ise, fosilin dişi bir bireye ait olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca, kemik kalıntısının incelenmesi sonucu, fosilin en az 13 yaşında ölen birine ait olduğu tespit edildi.

Eşit miktarlarda iki erken insan türünün genini taşıyor olması Denny'nin büyük ihtimalle ilk nesil bir melez olduğunu gösteriyor olsa da, bir ihtimal daha var: Denny'nin ebeveynlerinin Neandertal-Denisovan melez bir populasyonda yaşamış olmaları. Ancak araştırmacılar, bu ihtimali test ettiklerinde, anne ve babanın DNA'larının yavrunun genomunda büyük parçalar halinde dağıldığını görmüşler. Eğer bu birey direkt olarak birinci nesil yavru olmasaydı, rekombinasyon nedeniyle DNA'nın küçük parçalar halinde dağılması gerekirdi. Dolayısıyla Denny melez bir popülasyonda yaşayan bir bireyden ziyade, annesi Neandertal, babası Denisovan olan bir yavru.

Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Chris Stringer'a göre, bu tür çiftleşmelerin genetik olarak çok çeşitlilik göstermeyen türler için avantajlı olabileceğini söylüyor. Ekstra genetik varyasyonun çevreye adaptasyon konusunda da yararlı olmuş olması muhtemel.

Farklı Türler Nasıl Çiftleşebiliyor?
Farklı türler olarak kabul edilen grupların çiftleşip, verimli döller verebilmesi sizi şaşırtabilir. Çünkü okullarımızda hep, birbiriyle çiftleşebilen canlıların aynı türler olduğu öğretildi.

Halbuki bu doğru değil. Daha doğrusu bu, oldukça kısıtlı bir tür tanımı. Sadece belirli omurgalı hayvanlarda, basit ve hızlı bir tanım olarak kullanıma uygun. Çünkü günümüzde biliyoruz ki bariz bir şekilde farklı olan türler, birbirleriyle çiftleşip verimli döller verebiliyorlar. Örneğin bambaşka bitki türleri, hiç sorun olmaksızın çiftleşebiliyorlar. Dahası, çiftleşmeye dayalı biyolojik tür tanımı oldukça sınırlı; çünkü bakteriler gibi canlı gruplarında veya çeşitli omurgasız hayvanlarda eşeyli üreme bulunmuyor - dolayısıyla bu şekilde tür tanımı yapmak mümkün olmuyor.

Bu nedenle modern bilimde Filogenetik (Evrimsel) Tür Tanımı denen modern ve yenilenmiş bir tür tanımı kullanılıyor (https://evrimagaci.org/turlesme-2-turlesme-nedir-farkli-turler-nasil-olusur-allopatrik-turlesme-ne-demektir-89 ) . Bu tanıma göre, birbiriyle çiftleşemeyen türler muhtemelen ayrı türler olarak görülebiliyor. Bu, basit bir ayrım. Ancak birbiriyle çiftleşebilen türler; aynı türden olmak zorunda değiller! Türleşmenin erken basamaklarında olan veya tamamen ayrışmış olmalarına rağmen üreme bakımından genetik olarak uyumlu olan canlılar, çiftleşebilmelerine rağmen ayrı türler olarak sınıflandırılıyorlar. Yani çiftleşememek ayrı türler için yeterli sayılabilecek bir kıstasken, çiftleşebilmek aynı tür olmayı garanti etmiyor. Türlerin modern tanımında sadece çiftleşme potansiyeline değil; ekoloji, morfoloji, anatomi, fizyoloji gibi birçok unsura bakılıyor. Bu diğer unsurlar tarafından ayrışan popülasyonlar, halen çiftleşme potansiyeline sahip olsalar da ayrı türler olarak tanımlanabiliyorlar. Bu nedenle, tür tanımına seçici-geçirgen yapılar kavramı eklenmiş durumda.

Zaten canlıların türlere ayrılarak kategorize edilmesi de son dönemlerde terk edilmeye başlanan bir yaklaşım. Evrimsel süreç düşünüldüğünde, kesintili bir değişimden söz etmemekteyiz. Bütün canlılar, birbirleriyle çeşitli derecelerde akrabalar ve istisnasız her birinin ortak ataları bulunuyor. Dolayısıyla bunları ayrı ve kategorik türlere bölmek, kesintili olmayan evrim sürecini kesintili kısımlara ayırmaya çalışmak demek oluyor. Bu da, hatalı algıların doğmasına neden oluyor. Bilim insanları, tüm canlıları tek bir bütünün farklı coğrafyalara adapte olmuş parçaları olarak görmeyi yeğliyorlar. Ancak elbette iletişim kolaylığı açısından türlerden bahsetmek halen başvurulan, kolay bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

Not: Denisovanlar, Neandertaller ve modern insanlarla bir dönem birlikte yaşamış diğer türlerle ilgili daha fazla bilgi için buraya tıklayarak ( https://evrimagaci.org/bir-zamanlar-yalniz-degildik-7158 )  diğer yazımızı okuyabilirsiniz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:
https://evrimagaci.org/anne-tarafi-neandertal-baba-tarafi-denisovan-antik-insan-melezi-bulundu-7370

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #34 : 25 Ağustos 2018, 02:00:56 »
Türler Arası Melezler Evrimde Hayati Bir Rol Oynuyor
https://evrimagaci.org/turler-arasi-melezler-evrimde-hayati-bir-rol-oynuyor-7244

Bir zamanlar biyolojik uyumsuzlar olarak görülen melezler başı dertte olan birçok hayvan türünün gizli kurtarıcıları olmuşlardır. Bu gerçeği koruma politikalarıyla uzlaştırmak, bilimin önünde çözülmesi gereken zor bir durum olarak durmaktadır.

2006 yılında Kanada’nın kuzeybatı bölgesinde bir avcı, kutup ayısı sandığı bir hayvan vurdu. Fakat ayrıntılı incelemeler sonucunda hayvanın beyaz kürkünde kahverengi lekeler bulunduğu, pençelerinin alışılmadık biçimde uzun ve sırtının biraz kambur olduğu ortaya çıktı. Hayvan, aslında bir melezdi; annesi bir kutup ayısı, babası ise bir bozayıydı. Bu çaprazlamanın mümkün olduğu bilinse de -iki tür daha önce korumalı yetiştirme programı altında çiftleşmiştir- bu, doğada rastlanan ilk vakadır. Sonradan bu vakanın münferit bir vaka olmadığı anlaşılmıştır. Çevreciler ve diğer doğa koruma grupları, iklim değişikliği nedeniyle bozayıların kutup ayılarının yaşadığı yerlere sokulması devam ederse bu tip melezleşmenin daha da yaygınlaşacağından ve sonunda kutup ayısı popülasyonunu tahribata uğratacağından endişe duymaktadırlar. Hatta türü korumak amacıyla melezlerin öldürülmesini teklif edenler bile olmuştur.

Fakat anlaşılan bozayılar ve kutup ayıları, yüz binlerce yıl önce evrim ağacındaki yolları ayrıldığından beri çiftleşiyorlar. Kutup ayısı genomları antik bozayılardan kalan mitokondriyal DNA’yı hala muhafaza ediyor, bozayılar da kutup ayılarıyla melezleşmeden gelen genleri hala yavrularına aktarıyor. Georgia Üniversitesi’nden Michael Arnold şunları söylüyor:

"İnsanlar, bu iki tür arasında melezleşme devam ederse kutup ayılarının o güzelim beyaz kürklerini kaybedeceğinden endişe duyuyorlar. Fakat gerçek şu ki zaten çok uzun süredir bu iki canlı tamamen kendileri gibi değiller. Eğer bu karışım sık rastlanan doğal bir olaysa ‘saf’ ebeveyn genomlarıyla karışmasını önlemek için melezleri öldürmek, üzerinde düşünmeden yapacağımız bir yönetim tekniği olmamalıdır."

Aslında belki de bu tip bir melezleşmeyle gelen genetik çeşitlilik kutup ayılarını kurtarabilir; sıcaklıkların artması ve buzların erimesi karşısında hayatta kalmaları daha kayalık, daha az soğuk bir habitata adapte olmalarına bağlı olabilir.

"Bozayılardan edinecekleri genler büyük ihtimalle kutup ayılarının adapte olmalarını sağlayacaktır, sonuç tam olarak kutup ayısına benzemese de."

Resmi tıklayarak büyütebilirsiniz


Görsel 1. Yukarıda, Londra’daki Natural History Müzesi’nde sergilenmekte olan bir bozayı-kutup ayısı melezi görülmektedir. Bu tip melezleşmeler nispeten az rastlanır olsa da her iki ebeveyn türün genetik mirasını etkileyecek sıklıktadır.
Kaynak: Natural History Müzesi

Bu ve benzeri fikir ayrılıkları, doğal yollarla ortaya çıkan melezlerin kötü şöhretinin her zaman haklı olmaması olasılığının altını çizmektedir. Tarihte melezler genellikle adaptasyon açısından başarısız sonuçlanan çaprazlanmaların kısır veya uyumsuz yavrularıyla (dişi bir atla erkek bir eşeğin çiftleşmesinden doğan katır gibi) ilişkilendirilmiştir. Doğabilimciler doğadaki melezleşmeyi bir nevi konuyla alakasız, çok nadir görülen ve ucu da bir yere götürmeyen bir tesadüf olarak göregelmişlerdir. Peki melezler yaşayabilen, üreyebilen ya da sık görülen canlılar değillerse evrimi nasıl bu kadar etkileyebilirler? Ancak genomik çalışmalar türlerin nasıl evrimleştiğiyle ilgili yeni bilgiler sundukça biyologlar, melezlerin şaşırtıcı bir sıklıkta türlerin kuvvetlenmesinde ve yakın akrabalarından yararlı genleri almasına yardımcı olmada hayati bir rol oynadığını anlamaktadırlar.

Özetle, melezleşmeler adaptasyon açısından başarısız olan çiftleşmelerden ibaret değildir. Soy hatları birbirinden ıraksayan canlılar arasındaki genetik malzeme aktarımı adaptif özelliklerin ortaya çıkmasında ve sonunda yepyeni türlerin oluşmasında pay sahibi olmaktadır. Arnold’a göre, yeni ortaya çıkmakta olan türlerin melez popülasyonlar yoluyla yeni genler edinmesi sadece çok sık görülmekle kalmaz, bu aynı zamanda “evrimin ilerleyişinde izlenen muhtemelen en yaygın yoldur; virüslerden bitkilere, bakterilerden hayvanlara tüm canlıların evriminde.”

Aslanlar, Kaplanlar, Jaguarlar :O
Son zamanlarda melezleşmenin izleri jaguarın evrimiyle ilgili bir çalışmada görüldü. Temmuz 2017’de Science Advances’de yayınlanan bir makalede, yedi ülkenin çeşitli kurumlarından oluşturulan bir araştırma ekibi “büyük kediler” olarak adlandırılan Panthera cinsinin beş üyesine -aslan, leopar, kaplan, jaguar ve kar leoparı- ait genomları incelediler. Bilim insanları jaguar ve leoparın genom dizilimlerini ilk kez çıkardılar ve diğer üç türün zaten var olan genom dizilimleriyle karşılaştırdıklarında 13.000’den fazla genin beş türün hepsinde ortak olduğunu gördüler. Bu bilgi beş hayvanın yaklaşık 4,6 milyon yıl önce ortak bir atadan ıraksadıklarını gösteren bir filogenetik ağaç (esas itibarıyla türlerin aile ağacını) oluşturmalarını sağladı.

Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletindeki Pontifical Catholic Üniversitesi’nde biyolog ve ekolog olan, grup liderlerinden Eduardo Eizirik son 15 yılını jaguarları incelemeye adadı. Meslektaşlarıyla birlikte jaguar genomlarını çıkarırken hayvanın büyük kafası ve güçlü pençeleri gibi adaptasyonlardan sorumlu olabilecek genleri taradılar. Büyük memeli avların çoğunun yeryüzünden silindiği kitlesel yok oluştan sonra muhtemelen kalın derili/kabuklu sürüngenlerden oluşan bir diete uyum sağlamak üzere gelişen bu adaptasyonlar jaguarın örneğin timsah derisi veya kaplumbağa kabuğunu parçalamasını sağlamıştır.



Görsel 2. Brezilya’nın Rio Grande do Sul eyaletindeki Pontifical Catholic Üniversitesi’nden biyoçeşitlilik ve ekoloji doçenti Eduardo Eizirik aslan genlerinin jaguar genomuna etkisini araştıran ekibe liderlik yapmıştır.
Kaynak: Camila Cunha

Bununla birlikte bu adaptasyonlardan bazıları jaguar soy hattından kaynaklanmamış olabilir. Eizirik ekibi farklı Panthera türleri arasında birçok çaprazlanma olduğuna dair kanıtlar bulmuştur. Bunlardan birinde, jaguarda bulunan iki genin geçmişte, muhtemelen filogenetik dallarının çatallaşmasından sonra aslanla melezleşmesinden kaynaklandığını tespit etmişlerdir. İki gen de görme siniri oluşumuyla ilgilidir ve Eizirik’in düşüncesine göre jaguarların ihtiyaç duyduğu veya yararına olacak şekilde görmede iyileşmeyi kodlamıştır. Ne nedenle olursa olsun, doğal seçilim, bu özellik için jaguarın başlangıçta sahip olduğu genlerin yerini alan aslan genlerini tercih etmiştir.

Bu tip melezleşmeler Eizirik ekibinin Panthera evrim ağacını çizmesinin neden bu kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Eizirik’in sözleri şöyle:
"Sonuçta her şey daha da kompleks bir hale gelmiştir. Türler eninde sonunda birbirlerinden ayrılır, ama bu ayrılma insanların genellikle söylediği gibi öyle hemen olmaz. Üzerinde çalıştığımız genomlar geçmişin bu mozaiğini yansıtıyordu."



Görsel 3. Büyük kediler kuzenlerinin genlerinden aldılar.
Kaynak: Lucy Reading-Ikkanda/Quanta Magazine; Tree source: DOI: 10.1126/sciadv.1700299

Biyolojik Tür Kavramı
Eizirik’inki gibi ayrıntılı ve derinlemesine analiz edilmiş destekleyici veri nadir olsa da melezleşmenin temelde tür gelişimine katkıda bulunduğu fikri hiç de yeni değildir. Biyologlar 1930’lardan beri melezleşmenin bitkilerde çok sık görüldüğünü (sadece İngiltere’de çiçekli bitki türlerinin yaklaşık %25’inde melezleşme görüldüğü belgelerle kayıt altına alınmıştır) ve onların evrimlerinde önemli bir rol oynadığını biliyorlardı.Gerçekten de 1938’deki çalışmalarında gördükleri melezleşme ve gen akışına “introgresif melezleşme” veya introgresyon (Ç.N. introgresif (geri) melezleşme: Türler arası melezlerin ana türlerden bir bireyle tekrar tekrar geri çaprazlaşması yoluyla bir türe ait alellerin bir başka türün gen havuzuna hareketi veya yayılması.) adını veren iki botanistti. Her ebeveynden eşit gen paylaşımıyla 50-50 melez yavru üreten iki tür (A ve B türleri) düşünün. Sonra bu melezler A türü bireyleriyle çiftleşerek geri melezleşme yapsın, sonra onların yavruları da aynı şeyi yapsın. Nesiller sonrasında doğada sadece B türünden birkaç gen taşıyan A türünden canlılar olur. Bu sürecin tamamen yeni bitki türleri oluşturduğu da çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Fakat hayvan türleri daha ayrı ayrı parçalardan oluşuyordu (discrete), en azından bir süre için. Çoğu zoolog efsanevi biyolog Ernst Mayr tarafından 1942’de öne sürülen biyolojik tür kavramını desteklemiştir. Mayr, genetik bilimi ile Darwin’in doğal seçilimini birleştiren modern sentezin mimarlarından biriydi. Mayr’ın biyolojik tür kavramı üreme yalıtımına dayanıyordu: Diğer popülasyonlarla üremeyen ya da üreyemeyen popülasyonu tür olarak tanımlıyordu. Bu kuralın istisnaları 1970’lerde gözlenmeye başladığında bile birçok biyolog hayvanlarda melezleşmeyi önemli olmayacak kadar nadir görülen bir olay olarak düşünüyordu. Harvard Üniversitesi’nde evrimsel biyolog James Mallet şunları söylüyor:
"O zamanki bakış açımız dar görüşlüydü. Oysa bugün melezleşmenin, evrimsel tarihin yeniden yapılandırılmasını etkilemediğini ya da adaptif evrimde yararlı olmadığını söylemek inandırıcı değildir."

Bu durum, döl verebilen introgresyonun çalışma biçiminin hesaplamalı ve genomik araçlarla kanıtlandığı günümüzde daha da doğrudur, hatta kendi türümüz için bile. Yaklaşık 50-60 bin yıl kadar önce Afrika’ya yayılan bazı modern insanların Neandertallerle türler arası ürediği 2009’dan beri yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Modern insanlar daha sonrasında diğer bir atasal grup olan Denisovanlarla da türler arası üremiştir. Her iki üremeden doğan çocuklar, edindikleri genleri başka modern insanlarla çiftleşmeye devam ederek bize aktarmışlardır. Araştırmacıların tahminlerine göre, günümüzde bazı popülasyonların genlerinin %1-2’si Neandertallerden, %6’ya kadar ulaşan bir miktarı da Denisovanlardan kalan genlerdir; bu da yüzlerce gen demektir.

2012’de Mallet ve meslektaşları melezleşen iki Heliconius kelebek türü arasında büyük miktarda gen akışı olduğunu göstermişlerdir. Sonraki yıl, bir türdeki genlerin yaklaşık %40’ının diğer türden geldiğini kanıtlamışlardır. Şu anda Mallet ekibi genlerinin daha fazla bir miktarını (%98 kadarını) birbirlerine alıp veren başka bir kelebek çifti üzerinde çalışmaktadır. Genomlarının sadece kalan %2’si bu türleri birbirinden ayıran bilgiler taşımakta ve bu kelebeklerin evrimindeki “gerçek” gidişatı yansıtmaktadır. Benzer bir tür hattı belirsizliği, sıtma taşıyan Anopheles cinsi sivrisineklerde bulunmuştur.

Balık ve kuşlardan kurt ve koyunlara kadar diğer canlı tipleri de introgresyondan kendi paylarını almışlardır. Princeton Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Peter Grant, yine aynı üniversiteden çalışma arkadaşı (aynı zamanda eşi) olan biyolog Rosemary Grant ile Galápagos ispinozlarının evrimini yıllardır çalışmaktadırlar. Sözleri şöyle:
"Türler arası sınırların eskiden düşünüldüğünden daha az kesin olduğu artık bilinmektedir. Filogenetik yapılandırmalarda kullanılan ağaç benzeri yapı, türlerin arasında birdenbire oluşan ve hiç bozulmayan çok net bir bariyer varmış gibi göstermektedir. Bu da yanıltıcı olabilmektedir."

Aynı fikirde olan Arnold, bunun kollara ayrılan basit bir yaşam ağacındansa yaşam ağına benzediğini söylemektedir. Bu aynı zamanda bir türün evrimsel ilişkilerini anlamak ve doğru filogeniyi oluşturmak için sadece seçilmiş birkaç genin değil, tüm genomun incelenmesi demektir. Hatta bu bile yeterli olmayabilir. Mallet’a göre bazı evrimsel yapılar bir daha kurtarılamayacak şekilde kaybolmuş bile olabilir.

Yerinde Duramayan Genler Etkilerini Hissettirmektedir
Genomik çalışmalar genlerin introgresif hareketlerinin tam bir resmini çıkaramazlar. Bir türün bir başkasından aldığı genler zararlı, nötr veya adaptif sonuçlar doğurabilir. Örneğin Neandertallerden aldığımız bazı genler diyabet, obezite veya depresyon gibi rahatsızlıklarla alakalı olsa da doğal seçilim zararlı genleri ayıklama eğilimindedir. İntrogresyon yoluyla edindiğimiz nötr genler ise sürüklenir, bu nedenle gözlemlenebilir bir etkisi olmadan çok uzun süreler boyunca genomda kalabilir.

Araştırmacıların asıl ilgisini çekense yararlı introgresyonlardır. Yine Neandertal ve Denisovan DNA’sına dönelim. Bu genler, insanların Tibet platoları gibi zorlu ortamlara adapte olmalarını sağlayarak onları yüksek irtifanın ve düşük oksijen doygunluğunun zararlı etkilerinden korur, böylece yerel halk dışındakilerin karşılaşabileceği inme, düşük ve diğer sağlık risklerini önler. Arkaik insanlarla çiftleşmeden kalan genetik varyantlar belli enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanılmasını ve ayrıca deri ve saç pigmentlerinin de Avrasya iklimine daha uygun hale gelmesini sağlamıştır.

Mallet’ın kelebekleri de adaptif melezleşme kanıtları sergiler, özellikle de mimikri ve avcıdan kaçınmayla ilgili özelliklerde. Çoğu Heliconius türü birbirinden çok farklı kanat rengi ve desenine sahip olsa da araştırmacılar bazılarının birbirlerine şaşırtıcı derecede benzediklerini gözlemişlerdir. Kelebeklerin bu özellikleri bağımsız olarak geliştirdikleri düşünülmektedir, ancak bu bilginin kısmen doğru olduğu ortaya çıkmıştır. Mallet ve diğerleri buna introgresyonun da etki ettiğini kanıtlamışlardır. Galápagos ispinozları için de durum aynıdır: Gaga büyüklüğü ve şekli gibi birtakım özelliklerini belirleyen genomlarının bazı kısımları melezleşme yoluyla paylaşılmıştır. Bir kere daha paralel evrimin her şeyi açıklayamadığını görmekteyiz.

Melezleşme oranı çok küçük olsa da, ki büyük olasılıkla öyledir, bu sonuçlar oluşabilir. Mallet, neredeyse tamamen melezleşmiş kelebekleri için şunları söylemektedir:

“Her 1.000 normal çiftleşmeden biri melez çiftleşme olsa o nadir bir damla bile türler arasında gen homojenleşmesini tamamıyla sağlamaya yeterlidir. Bu oldukça heyecan vericidir.”

İntrogresyon örnekleri bilimsel literatürde giderek arttıkça araştırmacılar bu örneklerin evrimsel sonuçlarını ortaya çıkarmaya başlamışlardır. Bu sonuçlar, türleşmenin genellikle düşünüldüğünden çok daha yavaş bir süreç olduğu gerçeğinden ötesine gitmektedir. Arnold çeşitliliğin artması, adaptaston ve adaptif evrimin organizmalar arasında paylaşılan genlerle ortaya çıktığını söylemektedir.



Görsel 4. Bazı Heliconius kelebek türleri kanatlarında benzer desenler taşır. Benzerlik her zaman tesadüfi değildir: Türler arasında alınıp verilen genler de bunda önemli bir rol oynar.
Kaynak: Repeating Patterns of Mimicry. Meyer A, PLoS Biology, Vol. 4/10/2006, e341 doi:10.1371/journal.pbio.0040341

Eizirik ve ekibi tarafından yapılan araştırma bu konuda inandırıcı kanıtlar sunmaktadır. Ekibin araştırdığı gen introgresyonlarının gerçekleştiği dönemde beş Panthera cinsinin de popülasyonlarında iklim değişikliği nedeniyle azalma olduğu tahmin edilmektedir. Bir popülasyon küçüldükçe genomlarında zararlı bir mutasyonun sabitlenmesi olasılığı artar. Belki de bu farklı türler arasında bulunan gen akışı, adaptif mutasyonlar sağlayarak ve zararlı genlerin üstüne “yama” yaparak o dönemde bu türlerin yok olmasını önlemiştir. Arnold, bu tip genetik mutasyon aşılamanın (infusion) gerçekten hızlı bir evrime yol açabilecek kadar büyük olduğunu söylemektedir.

Ve bu süreç yalnızca bir türün evrimini hızlandırmakla kalmaz. Adaptif introgresyon, bir türün çok fazla ve hızla çeşitlenmesi sürecine, yani adaptif radyasyona da çok önemli katkılar sağlar ve bu da bağımsız olarak adaptasyon sağlayabilen yeni soy hatları oluşturur. Bunun tipik bir örneği Doğu Afrika’daki büyük göllerde bulunabilir; bu göller yüzlerce çiklit türüne ev sahipliği yapar. Çiklitler, daha çok yaşadıkları bölgedeki iklim değişiklikleri ve yerkabuğu hareketleri nedeniyle ortak atalardan birdenbire (tabii ki evrimsel zaman ölçeklerinde) çok fazla çeşitlenmişlerdir. Günümüzde çiklitler şekil, davranış ve ekoloji açısından çok geniş bir çeşitliliğe sahiptir, bu çeşitliliği büyük ölçüde introgresif melezleşmeye borçludurlar.

Melezleşmenin evrim için önemini tam olarak anlayabilmek biyologların yıllarını alacaktır. Örneğin Arnold Galápagos ispinozlarında veya Yellowstone Milli Parkı kurtlarında yapılanlar gibi daha ileri araştırmaları görmek istiyor. Davranışsal, metabolik ve diğer açılardan yapılan analizlerle introgresyonun ne kadarının adaptif, ne kadarının zararlı veya nötr olduğu; adaptif introgresyonun sadece belli gen tiplerini mi etkilediği, yoksa daha yaygın bir şekilde mi işlediği ortaya çıkarılabilecektir.

Ne yazık ki nesli tehlike altında olan türlerin çeşitliliğini koruma çabasındaki doğa korumacılar için tatmin edici cevapların olmaması daha acil sorunlar oluşturmaktadır. Melezlerin evrim ağacında yerini almış türlere verebileceği zararlarla yabani melez popülasyonlarını koruma arasında bir karar vermek zorunda kalmaktadırlar.

Melezlerin Korunmasındaki Belirsizlik

Tipik bir sorun örneği verelim: 1950’lerde işlerini büyütmek isteyen iki Kaliforniyalı balık yemi satıcısı, Salinas Vadisi’nden bir kamyonete atlayıp Teksas’ın ortalarına ve New Mexico’ya gitti. Dönerken yanlarında Kaliforniya’nın yerel kaplan semenderinin iki katından daha fazla büyüyebilen çizgili kaplan semenderi getirdiler. Yeni tür bölgedeki balıkçıların işine yaradı, ama yerel ekosistem için kötü oldu: Çizgili kaplan semenderinin yerel türle çiftleşmesinden oluşan melez yavrular, ebeveynlerine rekabet üstünlüğü sağladı. Çok geçmeden Kaliforniya kaplan semenderi, neslinin tamamen tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldı; günümüzde de halen nesli tehdit altında olan bir türdür.



Görsel 5. Ambystoma californiense Kaliforniya kaplan semenderinin sağkalımı, dışarıdan gelen çizgili kaplan semenderiyle türler arası çiftleşmesinden doğan daha dayanıklı melezler nedeniyle tehdit altındadır.
Kaynak: United States Fish and Wildlife Service

Bu tip örnekler, doğa korumacıların neden melezlerin korunmasına karşı çıktıklarını açıklamaktadır. Çünkü melezler ebeveyn soyların gen havuzlarını bozmakta ve biyoçeşitliliğe karşı bir tehdit oluşturmaktadır. Bu dışlama, Kaliforniya kaplan semenderi ve son olarak da Karayipleri mahveden aslan balıkları durumunda olduğu gibi özellikle de insan eylemlerinden kaynaklanan türler arası çiftleşmeler için geçerlidir. Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nden koruma biyoloğu Bradley Shaffer’ın söylediği üzere, melezleşme genelde olumsuz olarak değerlendirilir, çünkü korumacı biyolojinin ana amacı türleri ve soy hatlarını evrimleştikleri bölgede, evrimleştikleri şekilde korumaktır. Bir yere yabancı tür getirirseniz, bu istilacı türün soy hattı melezler tarafından bastırılıp yok edilse bile, sonuçları mahvedici olabilir.

Ama melezleşmeyi tümüyle önlemek de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Mallet, Arnold, Eizirik, Grant’ler ve diğer birçok araştırmacının yaptığı çalışmaların gösterdiği üzere, coğrafi komşu türler arasındaki türleşme doğal yollarla olduğunda bu türlerin yeni tehditlere karşı adapte olmalarına yardım edebilir. Shaffer, melezleşme yeni olanaklar sağlayan evrimsel bir kuvvet olarak karşımıza çıktığında bu süreci devam ettirecek koruma politikalarının önem kazandığını ve öne çıktığını söylemektedir.

Bundan dolayı, melezleşmenin nesli tehdit ya da tehlike altında olan popülasyonlara yapay yollarla girmesinden kaçınmak gerekse de kendi başına gerçekleştiğinde de önlenmesi gerekmez. Melezleşmeyi doğal ve evrim açısından önemli olarak gören Mallet ve arkadaşlarına göre, melezlerin de koruma yasaları altında korunması gerekmektedir. Mallet, melezleşmenin sürekli olarak önlenmesinin bir sorun oluşturabileceğini söylemektedir.

Birçok uzman bu nedenle Nesli Tehlikede Olan Türler Sözleşmesi ve diğer yasaların yeniden günümüze uyarlanması gerektiğini düşünmektedir. Princeton’dan evrimsel biyolog Bridgett vonHoldt şunları söylüyor:

“Koruma tartışmalarımızın genomik çağa taşınmasına yardım etmek istiyorum, çünkü artık melezleşmenin düşündüğümüzden çok daha yaygın olduğu biliniyor. Politikalarımızın da daha esnek ve kapsamlı olması gerekir.”

Kuzey Amerika’daki çeşitli kurt türlerini düşünün. Gri kurtlar, Meksika kurtları, kızıl kurtlar ve doğu kurtları; nesli tehlike altında olan bu kurtların hepsinin farklı türler olduğu düşünülüyordu. Ancak genomlardan elde edilen son kanıtlar, kızıl ve doğu kurtlarının aslında gri kurt ve çakal melezi olabileceğini göstermektedir. Melezleri koruma politikalarının muğlak olduğu düşünüldüğünde, bu bulgu onların korunma statülerinin yanı sıra gri kurtların evrimsel tarihindeki ekolojik rollerinin biyologlar tarafından tam olarak anlaşılıp anlaşılamadığını da sorgulamaktadır.



Görsel 6. Korumalı yetiştirme bölgesindeki bu örnek gibi, kızıl kurtlar yıllardır farklı bir tür olarak görülüyordu, fakat genom çalışmaları onların aslında gri kurtlarla çakalların melezi olduğunu göstermektedir.
Kaynak: B. Bartel/USFWS

Bu kadar çok bilinmeyen ya da anlaşılamayan etkenin olduğu bir durumda, en iyi koruma eylem planını belirlemek, uzmanların çözmesi gereken son derece zor bir iştir. Shaffer’a göre, melez bir türün yaşadığı yer ve genom geçmişindeki nüanslar, onların korunmasında izlenecek yolda da nüanslara yol açacaktır.

Mallet, zorluğun, bu konunun birçok yönü arasında denge kurulmasını gerektiren bir durum olmasından kaynaklandığını söylemektedir.

Kaynaklar ve İleri Okuma:
https://evrimagaci.org/turler-arasi-melezler-evrimde-hayati-bir-rol-oynuyor-7244

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #35 : 01 Eylül 2018, 05:46:06 »


keywords
Avatar
Hindular
Varaka
Hatice
Ebiyonitler
Evangelist Eva Havva Angle Melek
Havva İbranice de yılan
İslam'ın da kiliseleşmesi (kurumsallaşarak kullanılması)
İnsanların din ile aptallaştırılması
Mutezile'nin akılcı davranması, bugün de yaşanan aynı şey.


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #37 : 08 Eylül 2018, 00:18:45 »


Mustafa Öztürk biraz geride kaldı gibi.
Çalışması gerek

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #38 : 24 Eylül 2018, 05:04:57 »
Züppely aydınlatmaya devam ediyor

Fosillerin yaşı 10 milyon yıl olmazmış! Sıfır yanlış eklenmişmiş. Bütün bilim insanları el birliği ile bu yanlışa göz yumuyorlar bir sen biliyon yanlışı. Kur'an'dan Adem'in yaratışışı 8 bin yıl hesabı çıkmaz. İncil kaynaklı alıntı onu da bilmiyor masalcı..
Sultan Tarlacı





* * *

Daha önce de aydınlanmıştık;


"İşi EHLİNE veriniz" Hadisi Şerifi uyarınca talepler patladı
Nihat HATİPOĞLU YÖK üyesi oldu
Züppely "Uzay Ajansı Başkanlığı"na İLK namzet


Hazreti SALAK



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #39 : 24 Eylül 2018, 05:17:13 »

Sinan Canan


Modelimizden bir PUT yapıyoruz,
sonra oturup o putu YİYORUZ.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #40 : 04 Aralık 2018, 22:29:15 »


Maymundan Gelmedik, Maymundan GERİ GİTTİK.
Medeniyet SEVİYEMİZ böyle diyor


1. video,
bir maymun topluluğunun önüne bir kutu soyulmuş mandalina bırakmışlar.
Hepsi gayet medeni ve sakin 1-2 tane alıp çekiliyor, izdiham yok, birbirinin elinden kapmak yok.

2. video,
Fatih belediyesi bedava baklava dağıtıyor. Bedevayı gören insan topluluğu

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2661
    • OKUDUN MU
Ynt: İnsan soyunun ADEM olmadan önceki "insanımsı" hali (+40)
« Yanıtla #41 : 07 Aralık 2018, 07:33:35 »
'Modern insan, 200 bin yıl önce tek bir çiftten türedi'
diyen araştırma, bilim dünyasını karıştırdı

https://tr.sputniknews.com/bilim/201812061036510924-modern-insan-ikiyuzbin-yil-once-tek-bir-ciftten-turedi-diyen-arastirma-bilim-dunyasini-karistirdi/

Rockefeller Üniversitesi ile Basel Üniversitesi'nden iki bilim insanı, belli bir yöntemle yaptıkları gen araştırmasından, gezegen çapında bir felaketin ardından, günümüzden 100.000-200.000 yıl önce geride kalan bir çiftin, modern insanın atası olduğu sonucuna vardı. Ancak bu çıkarım, pek çok itirazla karşılaştı.

New York'taki Rockefeller Üniversitesi'nden Mark Stoeckle ile İsviçre'deki Basel Üniversitesi'nden David Thaler'in İnsan Evrimi (Human Evolution) dergisinde yayımlanmış ortak araştırması, modern insanın tek bir çiftten türediği iddiasıyla gündem oldu.

ADEM İLE HAVVA MI?

Araştırma, insan ırkını ortadan kaldıran büyük bir felaket yaşanmasının ardından, günümüzden 100.000-200.000 yıl önce geride kalan bir çiftin, modern insanın atası olduğunu iddia ediyor. İddia, 100.000 türden gelen insan dahil 5 milyon hayvanın genetik 'barkodlarının' incelenmesiyle varılan sonuca dayandırılıyor.

Ancak araştırma, semavi dinlerin Adem-Havva hikayesini andırması nedeniyle tartışma yaratırken, Stoeckle ile Thaler, genetik veri tabanlarından 'büyük veriye' dayanan çıkarımlarda bulunduklarını ve Charles Darwin'inkiler dahil evrim teorisiyle ilgili bütün yazılanları taradıklarını söyledi.

'HAYVANLARDA DA DURUM AYNI'
Buna göre bugün bildiğimiz tüm hayvan türlerinin yüzde 90'ının atası da tıpkı modern insanların atası gibi 250 bin yıldan daha az bir zaman önce doğum yapmaya başladı.

Stoeckle "İnsanların bireysel ve grupsal farklılıklara bu kadar önem verdiği bir dönemde belki de birbirimize ve hayvanlara nasıl ve ne kadar benzediğimize daha çok zaman ayırmalıyız" dedi.

THALER: İNANMAK İSTEMİYORUM

Thaler ise "Çıkan sonuç büyük sürpriz oldu. Ben bu çıkarıma elimden geldiğince direndim" dedi.

'MARSLI GÖZÜYLE GÜVERCİN İLE İNSAN ARASINDA FARK YOK'
Araştırmanın baş sorusu şöyle: Görece bu kadar kısa zaman önce insan yaşamının yeniden başlaması ihtiyacı neden doğdu?

Rockefeller Üniversitesi İnsan Çevresi Programı Direktorü Jesse Ausubel, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bir Marslı yeryüzüne inip de bir güvercin sürüsü ve bir insan kalabalığıyla karşılaşırsa, mitokondriyal DNA temelinde ikisi arasında bir fark görmez, birini diğerinden daha farklı ya da daha çeşitlilik arz eder bulmaz." 

Stoeckle de "Kültür, hayat tecrübesi ve diğer şeyler, insanları çok farklı kılabilir, ama temel biyoloji bakımından biz de kuşlara benziyoruz" dedi.

'İNSAN BİR İSTİSNA DEĞİL, HAYVANLARIN BENZERİ'
Araştırma ekibinin incelediği mitokondriyal DNA, yani annelerden sonraki kuşaklara geçen DNA, 'insana özel istisnacılığın' olmadığını gösterdi. Stoeckle "Herhalde kalabalık nüfus ve geniş çaplı coğrafi dağılım nedeniyle insanların diğer hayvan türlerine nazaran daha fazla genetik çeşitlilik gösterdiği sanılıyordu. Oysa mitokondriyal DNA açısından insanların genetik çeşitliliği, düşük ile ortalama arasında" diye konuştu.

'SADECE DNA BARKODLAMASINA DAYANIYOR'

Bu tez ile Adem-Havva hikayesi arasında benzerlik kurulmasına karşı Forbes dergisinde bir uyarı kaleme alan evrim uzmanı, bilim yazarı Michael Marshall, ilkin mayısta yayımlanan ama ısıtılıp yeniden gündeme getirilen araştırmanın, DNA barkodlamasına dayandığını, yani bir organizmanın küçük bir parçasının DNA'sını okuyup hangi türden geldiğini tanımladığını belirtti.

'ANA GENOM DEĞİL'

Marshall, hayvanı tanımlamak için genelde CO1 genine bakıldığını, ama bunun çekirdekteki ana genom olmayıp mitokondriyada bulunduğunu, dolayısıyla DNA barkodlamasının türleri saptamak için mükemmel yöntem olmadığını, lakin işe yaradığını sıraladı.

'TÜR İÇİNDE CO1 GENLERİ NEREDEYSE ÖZDEŞ'

Tezin gerisindeki mantığı da şöyle açıkladı:

"Bir türe ait hayvanların CO1 genleri, neredeyse özdeş oluyor. Yani bir başka türün hayvanlarından ayırt edilir şekilde farklılık gösteriyor. O türde kaç hayvan olduğundan bağlantısız şekilde, tür içinde CO1 genlerinin bu kadar benzer olması üzerinden Stoeckle ile Thaler diyor ki, onları böyle yapan bir şey olmalı. Ya evrim her türü kendi versiyonuna sahip olmaya itiyor, ama bu pek ihtimal dahilinde değil, ya da her türün genetik çeşitliliği ortadan kaldırılmış, bu da bir zamanlar nüfuslarının çok küçük olduğuna işaret ediyor.

'YAKLAŞIK 200 BİN YIL ÖNCE TÜM TÜRLER NÜFUS AZLIĞINDAN MUSTARİPTİ'
Dahası, bu nüfus kıtlıklarının hepsi 100.000-200.000 yıl önce yaşanmış gibi gözüküyor. Bu da küresel bir olay, adı konulmamış bir felaket gerçekleştiğine ve her hayvan türünün nüfusunun büyük oranda ortadan kalktığına işaret ediyor.
Ve bu olay her ne idiyse insanları da etkiledi. İnsan genetik verisi de kurucu bir çifte dayanacak kadar aşırı bir kıtlıkla uyumlu gözüküyor."

Ancak Marshall, "İnsan nüfusunun iki kişiye indirgenmesi ve bunun bir çift haline gelip gezegene yeniden insan nüfusunu yayması fikri, anlaşılabilir şekilde, insanların ilgisini çekiyor. Gelgelelim bu neredeyse kesinkes yanlış bir fikir ve yanlış olmasının bir dizi nedeni var" diyerek tersi görüşleri sıraladı.