Gönderen Konu: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM  (Okunma sayısı 816 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« : 29 Haziran 2018, 11:57:45 »
Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM







ÇÖLDE Tarım. Biz ise VERİMLİ TOPRAKTAKİ tarımı bitirdik.
ABDESTLİ MÜNAFIKLIK dizisi










Ekonomi SERT DARALACAK



100 yıl önceki durumun bir benzeri başımıza gelmekte.
Umarım TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORURUZ





MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #1 : 29 Haziran 2018, 12:08:34 »
Hydroponic çiftlikde yılın her günü ürün


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #2 : 02 Temmuz 2018, 01:21:03 »
ÇÖLDE Tarım. Biz ise VERİMLİ TOPRAKTAKİ tarımı bitirdik.
ABDESTLİ MÜNAFIKLIK dizisi










MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #3 : 28 Eylül 2018, 18:03:16 »



Sonuç böyle olur ama..
Esas SONUÇ henüz yaşanmadı.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #4 : 02 Ekim 2018, 21:00:04 »
Devlet 300 TIR lop et ithal edecek
Reyiz güzel Kur-an okur ya boşver, ithal etsin..
Memleketin İçine etsin..
Bi Kur-an okusun.. hepsi düzelir


https://www.dunya.com/ekonomi/devlet-300-tir-lop-et-ithal-edecek-haberi-429067


Nasıl olsa "Zurnacı'nın DESTEKÇİLERİ" BESLEME ile YOLA GETİRİLDİ..


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #5 : 18 Ekim 2018, 12:11:28 »


Kendi fındık üreticisine 14 - 15 TL fiyatı çok gören
ihraç ettiği fındığı Polonya'dan 23 TL'ye geri alan
Yeni Türkiye

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #6 : 06 Kasım 2018, 23:24:08 »
Gıda fiyatları bir senede
dünyada yüzde 7 düşerken
Türkiye’de yüzde 30 arttı

https://tr.euronews.com/2018/11/06/gida-fiyatlari-bir-senede-dunyada-yuzde-7-duserken-turkiye-de-yuzde-30-artti

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre TÜFE'de (Tüketici Fiyat Endeksi) Ekim ayında yüzde 25.24'e artarak son 15 yılın en yüksek seviyesini gördü. Fiyat artışlarında en dikkat çeken kalemlerden birisi gıda oldu. TÜİK verilerine göre gıda fiyatları son bir yılda yüzde 30 yükseldi. Aynı dönemde BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı küresel gıda fiyatları ise yüzde 7 düştü.



Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de yükselmeye devam ediyor. FAO dünyadaki gıda fiyatlarını düzenli takip ederek her ay Küresel Gıda Fiyat Endeks raporu açıklıyor. Ekim 2017’de 176,5 olan endeks Ekim 2018’de 163,5 puan olarak ölçüldü. Bu ise yüzde 7,37’lik bir düşüşe denk geliyor. Türkiye’de ise Ekim 2017’de 352,82 olan gıda fiyat endeksi Ekim 2018’de 458,98’e yükseldi. Bu da yüzde 30,09 artış anlamına geliyor.



Son 6 aya bakıldığında ise durum Türkiye açısından daha da karamsar. Küresel gıda fiyatları Mayıs ayından bu yana her ay düşüyor. Mayıs ayında 175,8 olan FAO Gıda Fiyat Endeksi Ekim ayında 163,5 puana geriledi. Bu yüzde 7 düşüş demek. Türkiye’ye bakıldığında ise Mayıs ayında 394,19 olan gıda fiyat endeksi Ekim ayında 458,98’e tırmandı. Bu ise yüzde 16,44 artışa denk geliyor.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #7 : 10 Mart 2019, 09:27:37 »




PATATESİN GELİŞİ
AVRUPA’NIN SONUNDA KENDİ YEMEĞİNİ ÜRETEBİLECEĞİ
ANLAMINA GELİYORDU”

https://odatv.com/patates-demek-en-az-3-cocuk-demekti-09031940.html

Gazeteci/yazar Amerikalı Charles C. Mann’ın kaleme aldığı “1493-Amerika’nın Keşfinden Küreselleşmeye Kısa Dünya Tarihi” Tuğba Kaya’nın çevirisiyle Epsilon Yayınları’ndan çıktı.

New York Times’ın “çok satanlar” listesine giren kitapta, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinden sonra başlayan küreselleşmenin öyküsü okuyucuya sunuldu.

Amerikalı Yazar Charles C. Mann yeni kitabında, Kolomb’un seferi ile başlayıp onun seferi sonrasında Avrupa ile Asya arasındaki ticareti başlatan diğer seferlerin insanlık tarihinde yeni bir döneme nasıl hayat verdiğine değindi. Mann; sıtma, kölelik ve Amerikan Bağımsızlığı arasındaki bağlantıdan, tütün bağımlılığının Avrasya’ya nasıl yayıldığına kadar seyahat ticaret ve kolonileşme ile değişen küreselleşmeye mercek tuttu.

Kitapta değersiz görülen patates bitkisinin nasıl olup da tüm Avrupa’daki yoksulları beslediği de anlatıldı. Patatesin Avrupa’ya gelişi ile Avrupa ulusunun 1750-1950 yılları arasında dünyanın büyük kısmına hâkim olmasını sağladığından bahsedildi. “Patates Gücü, Patates Zararları” başlıklı bölümde, 1400-1700 yılları arasında Avrupa’da açlıktan birçok isyanın çıktığı belirtilirken patatesin gelişi ile Avrupa’da isyanların azaldığı, nüfusun artışa geçtiği, Avrupa’nın artık kendi yemeğini yapabildiği ifade edildi.

İşte “Patates Gücü, Patates Zararları” başlıklı bölümde geçen o kısımlar:

Avrupalılar, patatesleri hayranlık dolu bir şüpheyle karşıladılar. Patates, tohum yerine yumrulardan yetiştiğini gördükleri ilk besin kaynağıydı. Bazı insanlar patateslerin cinsel isteği arttırdığına inandılar. Bazıları, cüzzam gibi hastalıklara neden olmasından korktular. Rus rahipler patateslerin habis olduğunu ilan ettiler. Kanıtları ne miydi? Patates İncil’de geçmiyordu. Buna karşın patatesi savunan İngiliz simyacı, bu bitkilerin veremi tedavi ettiğini iddia etti. İngiliz çiftçileriyse daha şüpheci yaklaşıyordu. Patates, Amerika’daki İspanya kolonilerinden geldiği ve İspanya Katolik bir ulus olduğu için, patatesi nefret ettikleri Katolikliğin bir ajanı gibi gördüler.

Denis Diderot adında Fransız bir yazar, 1751-1765 yıllarında yayımlanan Encyclopedia adlı eserinde orta yolu buldu. ‘Nasıl pişirirseniz pişirin, kökleri tatsız ve nişastalı,’ diye yazdı. ‘Keyif veren bir yeyecek olarak görülemez, ama sadece besleyici maddeler almak isteyenler için bol miktarda ve yeterince sağlıklı besin içeriyor.’ Diderot, gaz yaptığı için patatesi ‘şişirici’ diye nitelendirdi. Yine de ona tam not verdi. ‘Köylülerin ve işçilerin güçlü bedenlerine şişkinlik ne yapardı ki?’

KITLIKLA MÜCADELE

Patatesin Avrupa üzerindeki etkileri çarpıcıydı. Açlık, Avrupa için Küçük Buzul Çağı’ndan tanıdık bir olguydu, yani bir yandan yiyecek fiyatları İspanyol gümüşüyle yükselirken öte yandan soğuk havanın mahsulleri öldürdüğü dönemden. Hasat başarısız olunca, bunu gıda isyanları izledi. Fransız tarihçi Fernand Braudel, 1400-1700 yıllarında Avrupa’da bu tür binlerce ayaklanma olduğunu bildirdi. Sıklıkla kadınların öncülük ettiği isyancılar, fırınlara ve tahıl depolarına girerek yiyecek çaldılar ya da tüccarları ‘adil’ bir fiyat kabul etmeye zorladılar. Açlıktan gözü dönmüş haydutlar otoyollara akın edip şehirlere tahıl taşıyan konvoyları ele geçirdiler. Yetkililer, düzeni yeniden sağlamak için şiddete başvurdu.

Tatlı patates ve mısır Çin’in açlık kriziyle mücadelesinde yardımcı gıdalar olduysa, patates de Avrupa’nın açlıktan ölmek üzere olan yoksulları için kurtuluş oldu. Patatesler, dönüm başına buğdayın dört katı kadar yiyecek üretti. Avrupa’nın birçok yerinde mısır ve patates, halihazırda And Dağları’nda elde ettikleri konumu kazandılar: Her yemekte yenen, her daim güvenilir bir temel besin maddesi.””

“PATATESİN GELİŞİ AVRUPA’NIN SONUNDA KENDİ YEMEĞİNİ ÜRETEBİLECEĞİ ANLAMINA GELİYORDU”

Fransa gibi yerlerde patates buğdaya önemli bir takviye haline geldi.
İrlanda’da patates neredeyse buğdayın yerini aldı.
İrlanda halkının yaklaşık yüzde 40’ı patates dışında katı gıda yemedi
Aynı durum Hollanda, Belçika, Prusya ve belki de Polonya’daki insanların yüzde 10 ila 30’u için de geçerliydi.
İrlanda’dan Rusya’nın Ural Dağları’na uzanan üç bin iki yüz kilometrelik patatesli topraklarda açlık neredeyse yok oldu.
Patatesin gelişi, Avrupa’nın sonunda kendi yemeğini üretebileceği anlamına geliyordu.

Patates çiftlik üretimini sadece artırmakla kalmadı, daha güvenilir hale de getirdi.
Patatesler dikildikten yalnızca üç ay sonra hasat edilebilir veya
aç askerler tarafından yürüyüş sırasında ele geçirilmesinler diye aylarca yerin altında bırakılabilirdi.
Sonuçta Avrupa’nın gıda tedariki genişledi ve daha istikrarlı hale geldi; bunun sonucu ise nüfus artışı oldu.

Tıpkı tatlı patates ve mısırın gelişiyle Çin’de nüfus patlaması yaşanması gibi,
Avrupa’daki insan sayısı da patatesin getirilmesinden sonraki yüzyılda aşağı yukarı iki katına çıktı.
Herkesten daha fazla patates yiyen İrlandalılar, en büyük artışı yaşadı.
İrlanda’nın 1600’lerin başında belki 1-5 milyon olan nüfusu, ki yüzyıl sonra en az 8,5 milyona yükseldi.
Bu artış, patates yiyenlerin daha fazla çocuğu olduğu için değil, çocukları hayatta kaldığı içindi.
Patates, sadece açlıktan ölümleri önlemenin ötesine geçti.
Çağın bulaşıcı hastalıklarından ölme ihtimalleri daha düşük olan, daha iyi beslenen insanlar yetiştirdi.”



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #8 : 14 Mart 2019, 04:02:12 »
Önce patates ekimi yasaklandı.
Sonra patates ithalatındaki gümrük vergisi kaldırıldı.
Sonra Kanada’dan ithale karar verildi.
Nihayetinde ithal edilecek Kanadalı patates devi McCain Şirketinin Ortadoğu danışmanının ise
Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli olduğu ortaya çıktı.
Ne tesadüf!





MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #9 : 15 Mart 2019, 20:24:01 »



“Kimseye çamır atmirığ, halımız bu!” demiş
"Çamur"a çamur atsan ne olur arkadaş.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #10 : 16 Mart 2019, 05:07:30 »
Gazap Üzümleri
Yazar: John Steinbeck

Bu romanında yazar,
Amerika'da 1930'lu yılların ekonomik kriz dönemlerini, insanlığın dramını etkileyici bir dille anlatmaktadır.
Joad ailesinin özelinden, genele yansıyan bakış açısıyla emekçi insanları konu alan kitap, dünyanın önde gelen ve en çok okunan klasiklerinden biridir.

Konusu
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, aslında Amerika'da başlamıştır.
Küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı,
insanların kuraklık, yoksulluk, zorbalık veya sadece açlık yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldığı ve
1930'larda 3 milyon insanın Kaliforniya'ya yeni bir yaşama başlamak için yerleştiği zor yıllarda,
bireysel ailenin parçalanışı anlatılırken aynı zamanda bütün göçmenlerin de tek bir aile haline gelişi vurgulanmaktadır.


Kitap olarak https://yadi.sk/i/rBlfrtnlK10Kww


Tanıtım





Film






 

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #11 : 07 Nisan 2019, 17:48:37 »


Allah'ın devesi mi olur. Varmış. Biz onu kestik.

SEMÛD kavmi ve Salih Nebi
Araf Suresi 75.
Toplumundan büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen inanmış kimselere dediler ki: “Siz, Sâlih’in, gerçekten
Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu biliyor musunuz?” Onlar, “Kesinlikle biz o’nunla gönderilene inanıyoruz!”
dediler.

76.Büyüklük taslayan o kimseler, “Biz, sizin inandığınızı kesinlikle bilerek reddeden kimseleriz!” dediler. 77.Hemencecik de o
sosyal yardım ve destek kurumlarını ayakta tutan gelir kaynaklarını kuruttular ve büyüklenerek Rablerinin buyruğundan dışarı
çıktılar ve “Ey Sâlih! Eğer gerçekten gönderilen elçilerden isen, bizi tehdit ettiğini getir bize!” dediler.

78.Bunun üzerine hemen onları, şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
(Deprem demiyor, öldüler demiyor, sarsıntı ile çöktüler denmekte)
  فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ
Feeḣażet-humu-rracfetu feasbehû fî dârihim câśimîn(e)
http://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=7&ayet=78

Bu kalıp birebir aynı şekilde Medyen halkı (Şuayb as kavmi) için de geçiyor.
A’râf Suresi 91. Ayet
فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚۛ
Feeḣażet-humu-rracfetu feasbehû fî dârihim câśimîn(e)

Ra-Cim-Fe https://acikkuran.com/root/rjf

O kavim nelerde sapmış, A’râf Suresi 85. Ayet'inden itibaren anlatmaya başlıyor.
Şuayb'ın kavmine söylediklerinden;
..Allaha kulluk edin, kileyi, teraziyi tam tutun, nâsın eşyasına haksızlık etmeyin, yer yüzünü ıslahından sonra yine fesada vermeyin..
...öyle tehdid ederek her caddenin başına oturub da Allahın yolundan ona iyman edenleri çevirmeyin ve yolun çarpıklığını arzu etmeyin ...
Kavmindekiler;
... ya Şuayb! kat'iyyen, dediler: Seni de seninle beraber iyman edenleri de memleketimizden çıkarırız, yâhud ki sureti kat'iyede milletimize dönersiniz..

Şuayb'ın, kavmine dönüp benzer hitabı burada da var, A’râf Suresi 93. Ayet



79.Sâlih, o zaman onlara sırt çevirdi ve “Ey toplumum! Andolsun ki ben size Rabbimin gönderilerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz” dedi

Semûd kavminden Fecr, Necm, Şems, Burûc, Kaf, Kamer ve Sâd sûrelerinde de bahsedilmiş ve bu sûrelerin tahlillerinde bu kavim
hakkında bazı bilgiler verilmişti. Yararlı olacağını düşünerek bu bilgilerden Semûd sözcüğü ile ilgili olan kısmı burada
tekrar veriyoruz.

“SEMÛD” SÖZCÜĞÜ: Arap dili uzmanlarının çoğu  ثمود[semûd] sözcüğünün Arapça olmadığı ve dolayısıyla da çekimli olmadığı görüşündedir.

Bazı dilbilimciler ise sözcüğün Arapça olduğu ve smd kökünden türediği görüşündedirler.  ثمد[smd] sözcüğü, “maddesi [kütlesi]
bulunmayan su” demektir ve sözcük “az su” anlamı kastı ile “kırağı veya çiy suyu” için kullanılır. Bundan başka, su sarnıçları, içinde az su bulunan çukurlar, çukur kazılıp da suyun bulunamaması da semd sözcüğüyle ifade edilir.[49]

Semûd sözcüğü semd kökünden türemiş bir sözcük olarak kabul edilirse, “suyu kıt olan” anlamına gelir. Ancak Sâlih peygamber
kıssasındaki “deve” ve “su taksimi” ifadelerinin zâhirî anlamlarından yola çıkarak Semûd kavminin kırağı, çiy, sarnıç veya
suyu az olan kuyulara mahkûm olduğunu düşünmek ve onları az sayıdaki bedevîden oluşmuş bir kabile olarak görmek yanlış olur.

Çünkü Kur’ân’ın diğer âyetlerinde verilen bilgilerden anlaşıldığına göre, Semûd kavmi büyük bir medeniyettir ve kalabalık bir
halktır. Ayrıca kıssada geçen deve de bize göre hakikat manada değil, mecâz manada düşünülmelidir. Zira eski çağlarda tarım ve
hayvancılıkla geçinen toplumlarda, beş yaşında en verimli çağındaki bir devenin [en-nâkah], neredeyse çocuklardan bile değerli tutulduğu için kesilmesi mantıksızdır. Zaten âyette de bu deve, “Allah’ın devesi” olarak nitelenmiştir. Şems sûresi’nin
tahlilinde açıkladığımız gibi, devenin Allah’a izafe edilişi, onu kimsenin sahiplenemeyeceğini ifade eder ki, bu da tıpkı
“Allah’ın evi” [Beytullah] gibi devenin kimseye ait olmadığını, tüm insanlara, kamuya ait olduğunu gösterir.

74. âyetin sonundaki Öyleyse Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde fesatçılar olarak taşkınlık yapmayın ifadesinden,
Âd kavminden sonra o bölgede bir düzen kurulduğu anlaşılmaktadır. Yapılan ihtar da o düzenin bozulmaması ve kargaşa çıkarılmaması içindir. Bize göre, dolaylı olarak düzenin [adaletin] olmadığı yerde kargaşanın kaçınılmaz olduğu ve mülkün [yönetimin, devletin] temelinin adalet olduğu vurgulanmaktadır.

78. âyetteki “diz üstü çökekaldılar” diye çevirdiğimiz  جاثمين[câsimîn] sözcüğü, “hiç hareket etmeden, hiç bir şey hissetmeden diz üstü oturanlar” anlamında olup Semûd halkının düştüğü perişanlığı yansıtmaktadır.

79. âyetteki, (Sâlih de) o zaman onlara sırt çevirdi ifadesinden, Sâlih peygamberin bu olaydan sonra onların yanlarına uğramadığı ve onlara yardımcı olmadığı veya onlarla hiç muhatap olmadığı ve oradan ayrılıp uzaklaştığı anlaşılmaktadır.
Yine 79. âyetteki Sâlih peygamberin, Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin gönderilerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim,

fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz ifadesi, Nûh peygamberin kıssasında olduğu gibi, peygamberlerin değişmez görevlerinin
“tebliğ” ve “nasihat” olduğunu bildirmektedir. Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, değişmez görevleri dışında peygamberlere
Yüce Allah tarafından ayrıca bir “teşri” [yasama] görevi ve yetkisi verilmemiştir.

Sâlih peygamber ile Semûd kavminin kıssası, İsrâîloğulları veya Uzakdoğu kıssalarından olmayıp Arap kıssasıdır. Bize göre,

Arapların iyi bilmeleri ve aralarında sıkça anlatmaları sebebiyle bu kıssaya Kur’ân’da birçok kez yer verilmiştir.

Semûd kavminin uğradığı felâketi anlatmak için kullanılmış olan recfe [şiddetli sarsıntı] ve yol açtığı korkunç olaylar, başka âyetlerde de dile getirilmiştir:

52.İşte, onların, şirk koşmak sûretiyle işledikleri yanlışlar yüzünden çatıları çöküp ıpıssız kalmış evleri. Hiç şüphesiz ki bunda, bilen bir toplum için bir alâmet/gösterge vardır.  (Neml/52)

31.Şüphesiz Biz onların üzerine korkunç tek bir ses gönderdik; ağılcının topladığı çalı-çırpı gibi oluverdiler.


* * *

Bir de bu "ZURNA"yı dinleyin. Cühela bu ve bunun gibileri dinliyor.







Peki bu BÜYÜCÜ sınıfı neden hep beslenmek zorunda?
yüksek rakamlara..
Çünkü..

BÜYÜCÜ sınıfını (din adamları) AÇ BIRAKMAMAK”..



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Bir Zamanlar Türkiye'de TARIM
« Yanıtla #12 : 11 Nisan 2019, 09:55:30 »


Sakince izleyin