Gönderen Konu: Nasıl KURTULURUZ?  (Okunma sayısı 3743 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #15 : 25 Mayıs 2018, 14:53:44 »
Herkes kendi CANINI KURTARSIN
dönemine gidiyoruz
Yolun Sonu



Prof Mete Gündoğan




Suyumuz Isınıyor. Farklı DÜŞÜN


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #16 : 08 Haziran 2018, 01:01:59 »
100 yıl önceki durumun bir benzeri başımıza gelmekte.
Umarım TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORURUZ
Uğur Civelek



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #17 : 18 Haziran 2018, 06:22:44 »
Merkez Bankası ‘bağımsız’ olmaz.

Fikret Başkaya ile ekonomik kriz üzerine…

Faizin, döviz kurunun ve enflasyonun eş-zamanlı olarak yükselmesi neyin işareti?

Ekonominin temelinin çürük olduğunun işareti?
Artık ekonomi ‘yeni değer’, ‘artı-değer’, ‘fazla değer’ üretemez durumda…
Araç patinaj yapıyor…
Tabii bu üçüyle birlikte yükselen bir üçlü daha var:
İşsizlik, yoksulluk ve doğal çevre tahribatı [ekolojik yıkım] da yükseliyor.


Bu durumun yanlış para politikasının,
Merkez Bankası’nın bağımsız olmamasının sonucu olduğu söyleniyor…
Siz de aynı fikirde misiniz?


Merkez Bankası ‘bağımsız’ olmaz.
Mutlaka bir yere, birilerine bağımlı olması gerekir…
Başına buyruk bir Merkez Bankası olur mu?


Aslında kimse Merkez Bankası’nın
kime,
nereye

bağlı olduğunu söylemeye yanaşmıyor…

Merkez Bankası’nın ‘bağımsızlığı meselesi’ kimin fikriydi?
İMF’nin fikriydi… Emperyalist cephenin fikriydi…

Merkez Bankası bağımsız olmalı derken,
hükümete bağımlı olmaması
ama,
borç verenlere,
küresel finans baronlarına,
küresel tefecilere
bağımlı olması gerektiği söylenmiş oluyor…

Borç verenler kendi durumlarını garantiye almak için, hükümetin bankaya karışmasını,
onu bir ekonomik politika aracı olarak kullanmasını engellemeyi amaçlıyorlar
Onlar için yegane kaygı, verdikleri kredilerin faizlerinin ödenmesinin aksamamasıdır…

Dolasıyla asıl mesele fiyat istikrarı değil,
küresel finans sermayesinin çıkarını güvence altına almaktır…

Bir de “faiz dışı fazla” diye bir şey dayattılar…
Bu ne demek?
Faiz ödemelerini karşılayacak bir kaynağı önceden ayırıp bir yere koyacaksın, sonra işine bakacaksın demek…

Aslında söz konusu olan ‘Duyun-u Umumiye’yi çağrıştırıyordu ama pek sorun eden olmadı
Netice itibariyle asıl mesele fiyat istikrarı değil, faizlerin istikrarlı ödenmesini sağlamaktır
 

Merkez Bankası’nın faizlere müdahalesini Cumhurbaşkanı engellemeseydi dolar kuru yükselmezdi deniyor?

Cumhurbaşkanının her şeye müdahale ederken, Merkez Bankası’na dokunmaması mümkün değildi.
Faiz daha önce artırılsaydı da şeylerin seyrinde fazla bir değişiklik olmazdı
Sadece “düzeltme operasyonu” gecikti…
Bir de spekülatörlerin vurgun yapmasına uygun bir ortam oluştu
Cumhurbaşkanı fiyatlara müdahale edemiyor, faize müdahale edince de işler daha çok sarpa sarıyor
Asıl,
fiyatlar neden yükseliyor,
neden enflasyon yüksek düzeylerde seyrediyor

sorusunu sormazsan,
faizler neden yükseliyor demenin bir anlamı olmaz

“O halde Merkez Bankası bağımsız olursa fiyat istikrarı sağlanır” demenin bir karşılığı yok mu?

Para politikası, ekonomiye müdahale araçlardan sadece biri…
İyi para politikası ” bir başına fiyat istikrarını sağlar” diye bir kural olabilir mi?
Eğer ekonomi ‘değer üremez’ duruma gelmişse ve
ancak borçlanarak, dışardan kredi alarak yol alabiliyorsa,
bu senin borç verenler tarafından rehin alındığın anlamına gelir

Eğer borç almaya devam etmek zorundaysan, faiz oranlarını da yükseltmek zorundasındır…
Aksi halde tekerlek dönmez…
Faiz oranını borç verenleri memnun edecek düzeyin altında tutamazsın…
Her seferinde “faizleri yükselt” şantajıyla karşı karşıya kalırsın.
Yüksek enflasyon, yüksek faiz düzeyi demektir.
Biri yükselirse diğeri de yükselir.
Fiyat artışını, enflasyonist tırmanışı durduramazsan, faizlerin tırmanışını da durduramazsın…

devamı
http://www.gunzileli.com/2018/06/11/fikret-baskaya-ile-ekonomik-kriz-uzerine-teraziyi-degistirme-zamani/

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #18 : 25 Haziran 2018, 15:22:26 »
Türkiye'den Yabancı SERMAYE çıkışı falan YOK..
Peki ne var?


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #19 : 01 Temmuz 2018, 13:35:13 »
Dünya KÜRESELCİLER ile SAVAŞTA, TR Küreselcilere SARILIYOR.



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #20 : 02 Temmuz 2018, 00:40:02 »
"Parayı lidyalılar, vergiyi sümerler, verginin vergisini de Türkler buldu!"
VERGİ ödemek için VERGİ ÖDEYEN tek milletiz
ABDESTLİ MÜNAFIKLIK dizisi
Ozan Bingöl



MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #21 : 09 Aralık 2018, 03:25:10 »


Fiat (iradi) para üretimi devletler eliyle yapılan kalpazanlıktır.
Buna "fiat" para sistemi denir.
1971'den beri sürdürülen bu sistemin çöküşü yaklaştı ve sonu hiç iyi olmayacak.


Önemle dikkatinizi çekeceğim madde;
13- 2017 verilerine göre dünya piyasalarındaki türevler 1.2 katrilyon doların üzerinde.
Türev bir çeşit kontrattır.
Mesela altın ve gümüş kontratları.
(Forum Notu: Recep de bunu YAPMAYA ÇALIŞIYOR)
Elinizdeki REEL değer olan altını alıp paçavra kağıdı vermeye çalışıyor
Ortada gerçek metal olmadığı, sadece ödeme taahhüdü olduğu için bunlara "paper gold" (kağıt altın) ve...

https://twitter.com/hyardimcioglu/status/1071493772251418625


1- Gelin bir düşünce deneyi yapalım:
Diyelim ki piyasada sadece 1 lira var.
Yani hükümet, merkez bankasına 1 liralık tahvil vermiş ve karşılığında bu 1 lira basılıp, piyasaya sürülmüş.
Ama tahvilin bir de faizi vardır.

2- Öyleyse soru şu:
Piyasada sadece 1 lira varken,
bu 1 liranın faizini hükümet hangi parayla ödeyecek???
Diyelim ki faiz de 1 lira olsun (rakamlara takılmayın, basit ve anlaşılır olsun diye “1” diyorum.)

3- Cevap: Faizi ödemek için 1 lira daha basacak
Ama şimdi 2 liranın faiziyle karşı karşıya kaldı ve piyasada sadece 2 lira var.
Öyleyse 2 lira daha basılıp piyasaya sürülmesi gerek.
Bu yapıldı diyelim, bu sefer de 4 lira daha basmak zorundasınız.

4- Bu böyle sürer gider, sürekli faiz ödersiniz.
Bu deneyde sonuç olarak, soru şu:
Bu tür bir sistemin sürdürülebilirliği var mıdır?
Tabii ki yoktur.
Sadece bir süre yaşar ve sonunda hiper enflasyonla son bulur.
Tarihteki bütün örnekleri de böyle olmuştur. İstisnasız!

5- Şu an içinde bulunduğumuz sistemi de korkunç bir son bekliyor.
Fiat (iradi) para sisteminde “paraBORÇ olarak yaratılır.
Bu borç devlet tarafından üstlenilmiş gibi görünür ve adına tahvil denir.
Ve tabii ki bunu ödeyecek olanlar her zaman toplumlardır.

6- Tahvil karşılığı basılıp, piyasaya kredi olarak sürülen fiat para,
her basım işleminde
alım gücünüzü biraz daha kaybetmenize sebep olur (enflasyon).
Tahvil faizleri ise fahiş vergiler olarak karşınıza çıkar.

7- Bir ülkede yaratılan iradi para tabanı,
o toplumun ödeyebileceği sınırı aştıktan sonra
artık öyle bir noktaya gelmiştir ki;
basitçe üç kelimeyle tanımlanabilir:
"Gelecek nesilleri borçlandırmak.”
Peki ne hakla?
Ve şu anda tüm dünyada yapılan budur.

8- Amerikalı ekonomi uzmanı Mike Maloney,
küresel "fiat" para sistemini
"The greatest scam in the history of mankind"
yani
"İnsanlık tarihinin en büyük dolandırıcılığı"
olarak tanımlar.
Öyle büyük ki insanlık tarihinde daha büyüğü olmamıştı.

9- Fiat para sistemi tarihte birçok kez uygulandı
ama şimdi ilk kez küresel boyutta ve sistemin bütün çarkları iç içe geçmiş.
Tarihte
11. y.y.'da Çin'de,
12. y.y.'da Britanya'da,
18. y.y.'da Fransa'da, vs.
çeşitli defalar altın ve gümüş diskalifiye edilerek, fiat para...

10- ...uygulamaları gerçekleştirildi.
Ve hepsi sonunda hiper enflasyon yaşayarak çöktü.
Basılan bütün kağıt paralar pul oldu ve
insanlar bütün varlıklarını kaybettiler.
Bu durum fiat para sisteminin kaçınılmaz sonucudur.
Ama bunların hepsi yereldi.

11- Aynısını bu sefer küresel ölçekte yaşayacağız.
Devrilen bono piyasalarının yarattığı domino etkisiyle;
tüm dünyada,
aynı anda.
Üstelik yakın bir gelecekte.
Bütün balonlar patlayacak ve
uyuyan toplumlar acı içinde uyanacak
ama o gün geldiğinde ellerinden hiçbir şey gelmeyecek.

12- Bunun doğuracağı sonuçları hep birlikte izleyeceğiz.
Tarihin çok önemli bir dönüm noktasındayız.
Mevcut sistem,
geri döndürülebilecek kritik sınırı çoktan aştı.
Çünkü ödenemeyecek kadar borç yaratıldı.
Ayrıca türev balonu, bonolardan daha tehlikeli.


13- 2017 verilerine göre dünya piyasalarındaki türevler 1.2 katrilyon doların üzerinde.
Türev bir çeşit kontrattır.
Mesela altın ve gümüş kontratları.
(Forum Notu: Recep de bunu YAPMAYA ÇALIŞIYOR)
Ortada gerçek metal olmadığı, sadece ödeme taahhüdü olduğu için bunlara "paper gold" (kağıt altın) ve...

14- ..."paper silver" (kağıt gümüş) da diyorlar.
Türetilmiştir.
Bunlar bir örnekti,
bunun gibi milyon çeşit türev kontratı var.
Peki dünyadaki bütün reel varlıkların (evler, arabalar, araziler, fabrikalar, makinalar, üretilmiş mallar ve diğer her şeyin) toplam değeri...

15- ...ne kadar biliyor musunuz?
300 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Türevler ise 1.2 katrilyonun üzerinde,
yani dünyayı dört kere satsanız,
yine de türev kontratlarıyla verilen taahhütleri ödeyemezsiniz.

16- Bono balonunun patlamasıyla yaşanacak bir küresel krizin ikinci aşamasında
devletler piyasaları yaşatmak için daha fazla para basmak zorunda kalacak.
Sonra türev balonunun patlaması benzeri görülmemiş bir hiper enflasyonu tetikleyecek.

17- Geçmiş örneklerinde olduğu gibi.
Ama çok daha büyüğü.
Şu an elinizdeki kağıt paralar tarihe karışacak.
Ve dünya yeni bir para sistemine geçmek zorunda kalacak.

18- Para sistemi konusunda yazdığım daha önceki floodların linkleri:
Para dini – Menatori: https://twitter.com/hyardimcioglu/status/932297605283016706
Para ve Kölelik Sistemi:
Para bir dindir. Tanrısının adı Menat’tır.



1. Para bir dindir. Tanrısının adı Menat’tır.
Kökeni Taurus takım yıldız sistemidir.
Sembolü boğadır.
Bu dinin adı Menatori’dir.
Adını boğa ile sembolize edilen bir “tanrı” figüründen alır.
O varlık Kuran’da, Necm (yıldız) suresinin 20. ayetinde “Menat” ismiyle anılır.
(Forum Notu: Bunu Şeyhler bilmez.
Bilemiyeceği için değil, TEK KAYNAK'dan BESLENDİKLERİ için
Farklı sözlere KAPALI oldukları ve
Farklı SÖYLEYENLERİ KOVDUKLARI İÇİN
İşlerinin YÖNÜNÜ, YOLUNU; hiç bir şey bilmeyen HANIMLARINA TESLİM ETTİĞİ
kendisine GELEN YOL'un HANIMINDAN GEÇTİĞİNE inandığı İÇİN
nasıl bir inanç ise...)

https://twitter.com/hyardimcioglu/status/932297605283016706


2. Yunan Mitolojisinde ise “Minator” olarak karşımıza çıkar. 
Bugün “Manat” kelimesi birçok dilde para anlamına gelir.
Hatta bazı ülkelerde para birimi olarak hala kullanılmaktadır. İngilizcede “parasal”  anlamına gelen “monetary” kelimesinin gerçek anlamı Menatori dinidir.





3. Buna “Monetary System” denilmiştir.
Bu sistem bugünkü haline gelene kadar üç aşamada kurgulanmıştır.
Bu aşamalar
1913,
1944 ve
1971
yıllarında yaşanan, para tarihinin üç önemli olayıdır.

4. Bunu kurgulayanlar,
her ne kadar çoğu kişiye delice görünse de,
uzak yıldız sistemlerinden geldiğine inanılan ve
mitolojilerde kendilerinden bahsedilen varlıklara inanan bir kitledir.

5. Şimdi size bu flood’da,
farkında bile olmadan
insanların bu dinin birer parçası haline getirildiğinden,
nasıl köleleştirildiğinden,
Menat’a nasıl taptığından
bahsedeceğim.
Okuduklarınız başta şaşırtıcı gelebilir ama gerçekler sarsıcıdır.
Ve gerçek sizi özgür kılar.
Başlayalım:


6. Dünyada 1971 yılından beri para kullanılmıyor.
Evet, doğru okudunuz
Siz sadece elinizdeki kağıtların para olduğuna inandırıldınız ama değil.
Ve tarihin en vahşi kölelik dönemi işte böyle başladı.
Nasıl mı?

7. Para sadece altın ve gümüştür.
Tarih boyunca da böyle olmuştur. Binlerce yıl.
Bugün devam eden kağıt para sisteminin ise ilk temelleri 1789’daki Fransız ihtilalinden sonra, endüstri devrimi ile atıldı.
Yeni başlayan çağaaydınlanma” (Illumination) çağı dendi.

8. İlk zamanlarda herşey güzeldi.
Kıymetli metallere karşılık gelen çekler bankalar tarafından, gerçek para (altın/gümüş) sahiplerine veriliyordu.
Ve bu kağıtlar gerçek bir değeri ifade ediyordu.
Bunu şöyle düşünün:

9. Paltonuzu kuru temizlemeciye götürdünüz.
Kuru temizlemeci bunun karşılığında size bir teslim fişi verdi.
O kağıdı götürüp paltonuzu geri alacaksınız.
Normalde o kağıdın hiçbir değeri yoktur;
değeri olan paltonuzdur.
Eğer palto olmazsa kağıt hiçbir işe yaramaz.

10. Kağıt para da böyledir.
Aslında para değil, gerçek parayı (altını/gümüşü) temsil eden bir fiştir.
Arkasında gerçek para olmadığı sürece hiçbir gerçek değeri yoktur.

11. Bu para sistemi 1913 yılında FED (ABD’deki Merkez Bankası) kurulana kadar güzel bir şekilde devam etti ve ticarete katkı sundu.
Sonra, karşı çıkan tüm ABD siyasetçilere rağmen FED kuruldu.
(Onun hikayesi ayrı bir flood konusu.)

12. FED’i kuranlar özel bankaların sahipleri, yani bugünkü küresel sermaye elitiydi.
Nam-ı diğer “faiz lobisi”.
Ardından kağıt paranın arkasındaki altın oranı 10/6 olarak değiştirildi.
Artık kısmi şekilde “fiat” para sistemine geçilmiş oldu.

13. “Fiat” Latincede “olsun” anlamına gelen bir kelimedir.
Birileri paraya “ol” der ve o da sözde oluverir.
Bunun Türkçe'deki kullanımı ise “iradi para” sistemidir.
Yani
altın ve gümüşe değil,
sadece iradeye dayalı “para”.

14. Bu, menatorların kurguladığı üç aşamanın birincisiydi.
Artık dolar’ı onlar basıyordu.
Birazdan çok enteresan yerlere geleceğiz.
İkinci aşamada ise
dolar’ı dünyanın ortak döviz rezerv birimi haline getirdiler.
Bu 1944’te, 44 ülkenin imza attığı Bretten Woods anlaşmasıyla oldu.

15. Bu anlaşmaya göre
dolar’ın kuru 1 ons altın = 35 dolar olarak sabitlenecek ve
bütün ülkeler
ortak döviz rezerv birimi olarak dolar kullanacak ve
biriktirecekti.

Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz.






16. (Not: Bugün ise 1 ons altın = 1300 dolar -19 Kasım 2017-.
Yani dünyada toplumlarının,
1944’ten beri alım güçlerini kaybederek, kaç kat fakirleştiklerini görebilirsiniz.)
Artık dünyanın ortak parasını bu grup basıyordu.

17. 1971’e gelindiğinde,
Başkan Nixon döneminde doların arkasındaki altın oranını sıfıra indirdiler.
Yani
keyfi olarak istedikleri kadar para basabileceklerdi.
Buna “Nixon Shock” dendi.
Bretten Woods anlaşması resmen feshedildi
ama
Bretten Woods sistemi fiili olarak devam etti.

18. Ve hala devam ediyor.
Menatori’nin merkezinde,
Wall Street’te bulunan boğa heykeli,
Samiri’nin altın buzağısının erginliğe ulaşmış halidir.
Bakara suresi, Mısır’dan çıkan İsrailoğullarının, ona nasıl tapındıklarını anlatır.
Tevrat’ta da ondan bahsedilir.

Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz.





19. Putlarla ilgili çok sade bir tanımlama yapabiliriz:
Araçlar amaçlara dönüşürse put olur.
O halde;
para sadece bir araçtır ve
eğer para insan için bir amaca dönüşmüşse, artık o kişinin putu olmuştur.
Tıpkı Menat’a tapan Kureyşli müşrikler gibi.

20. Kendilerine
“Masters of the Universe” yani
“kainatın efendileri” diyen okültist bir sermaye eliti,
bu sistemi tüm dünyada tesis ederek
herkesi bu dinin içine sokmayı başardı.
Üstelik kimsenin ruhu bile duymadan.

21. Şimdi gelelim işin en rahatsız edici boyutuna:
Şu an dünyadaki bütün ülkeler
“fiat” yani “iradi para” basıyorlar.
Yani gerçek bir karşılığı olmayan,
sadece iradeye dayalı kağıtlar.

22. Hükümetler “para” basma kararı alıyor ve
merkez bankaları bunu basıp, piyasaya kredi olarak dağıtıyorlar.
Yani sanayiciyi, müteahhidi, işçiyi, kısacası tüm toplumu, olmayan bir şey ile borçlandırıyorlar.


23. Böylece toplumlar,
bu borcu ödemek için çalışıp hükümetlere ve merkez bankalarına köle oluyorlar.
“Böyle bir saçmalık olur mu?” demeyin, oluyor.

24. Neden banka bana borç veriyor, ben bankaya borç vereyim, o benim için çalışsın o halde” diye kimse çıkışmıyor.
Ve tabii her basımda,
enflasyon yüzünden alım gücünüz görünmez bir el tarafından da çalınıyor.

25. “Fiat” yani iradi para sisteminde yapılan şey,
toplumların çalışma hayatını kurnazca organize edip, herkesi köleleştirmektir.
İşin kötü yanı kimse köle olduğunun farkında bile değil.
Bu yüzden köleliğe karşı çıkamıyor bile.

26. Yunan mitolojisindeki Minator efsanesinde,
Minator labirentin içinde olduğu için kimse ona dokunamaz.
Herkes labirette kaybolur.
Theseus ise kaybolmamak için labirentin girişine bir ip bağlar ve
boğa kafalı Minator’u bulup sonunda öldürür.

27. Bu sistem de efsanedeki labirente benziyor.
Öyle karmaşık bağlantılarla tasarlanmış ki
kimse gerçeği göremiyor.
Halbuki
gerçek, insanı özgür kılar.

28. Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde,
Kudüs’teki Süleyman Mabedinin avlusunda,
faizle borç veren din adamlarının tezgahları vardı.
(forum notu: Bu gün de ÖZGÜR OLMA diyen din adamlarının tezgahları var)
İncil’de anlatılan bir hikayeye göre;
İsa, Kudüs’e girdiğinde ilk işi,

29. Mabed’e gidip,
oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu.
Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa’yı yok etmek için yollar aramaya başladılar.

30. Tıpkı
Mekke’de insanları borçlandırarak köleleştiren faiz lobisinin,
faizin yasak olduğunu söyleyen ve kölelik sistemine çomak sokan
Hz. Muhammed’i öldürmek istemeleri gibi.

31. Tezgah ile bank aynı anlamdadır.
Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır.
Yunancada bankaya “trapeza” derler.
Çünkü trapeza, tezgah anlamına gelir.
Türkçede de bazen “banko” olarak kullanılan

32. bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir.
Yani
Hz. İsa, tıpkı hazreti Muhammed gibi, faiz lobisinin tezgahlarını veya
diğer bir deyişle
bankalarını deviriyordu ve
bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı yapıyordu.

33. Bu yüzden bütün peygamberler kölelik sistemlerine karşı savaşmışlardı.
O yüzden onlara ilk uyanlar köleler olmuştu.
Bu sistemin kodlarını ve çok daha fazlasını “Köleler ve Efendiler” kitabında yazdım.
Çözümün ne olduğunu da yazdım.

34. İsteyen ücretsiz olarak da temin edebilir (elektronik kopya). Okuduktan sonra yorum yazarsanız sevinirim. Böylece önlere çıkıp daha geniş kitlelere ulaşabilir. Flood’ı okuduğunuz için teşekkürler.

Köleler ve Efendiler download
Yandex https://yadi.sk/i/zgAMpsK0Rx-sXA
G-drive https://drive.google.com/file/d/1dKrVy7aRkhBNhxrGubTIW5aEYs8w8TXA/view













MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #22 : 10 Aralık 2018, 02:54:29 »
Transkript

1 Hamza Yardımcıoğlu KÖLELER ve EFENDİLER Veritas Vos Liberabit Gerçek Seni Özgür Kılar!

2 ŞİRA YAYINLARI REKLAM VE PRODÜKSİYON HİZ. TİCARET - YILDIRAY YILMAZ Ertem Sokak Nil Apt. No:2 D:3 Gayrettepe-İstanbul Tel: 0 (212) Faks: 0 (212) POSTA ÇEK NO: ISBN: Yayıncı Sertifikası No: GENEL YAYIN YÖNETMENİ: Yıldıray Yılmaz KAPAK TASARIM: Yıldıray Yılmaz DİZGİ: Şira Yayınları BASKI CİLT: 1. BASKI: MAYIS 2017

3 GİRİŞ Dünyada neden savaşların oluğunu ve bu gezegenin, güzelliklerin yanında kötülüklerle de dolu bir sahne olduğunu herkes düşünmüştür; sebebini sorgulamıştır. Aslında cevap basittir. İnsan, gücü ele geçirip hükmetmek ister. Çünkü böylece daha fazlasına sahip olacaktır. Halbuki hiçbir kişinin, diğer bir kişiye hükmetmeye hakkı yoktur.

4 Bu durumda hükmedilen kişi köledir. Köleliğin temel tanımı budur. O takdirde, hükmeden kişi veya kişilere de efendi denir. Gücü elinde bulunduranlar, güçsüz olanlara haksızlık eder. Tarih, bunu defalarca kez kanıtlamıştır. Devletler milletlere, şirketler çalışanlara, güçlüler güçsüzlere Fakat bir kişi veya topluluk, diğer bir kişi veya topluluğun insafına bırakılamaz. İnsanın insana tahakkümü adil değildir. İşte bu gerçek, 1789 daki Fransız ihtilalini besleyen ana motivasyondu. Fransa daki monarşinin yıkılmasından sonra, sıra diğer krallara gelmişti. Bu süreç birinci dünya savaşına kadar devam etti. Dönemin krallıkları birer birer yıkıldı. Peki onların yerlerine ne geldi? Demokrasi adıyla maskelenen yeni bir krallık sistemi Bu sefer tek fark; toplumlar, köleliğinden kurtulmak için bir asır mücadele ettikleri krallarını, artık

5 kendi elleriyle seçiyorlardı. Ve böylece kendilerini özgür sanmaya başladılar. Ama tam tersine kölelik daha kronik bir hale gelmişti. Çünkü artık köle olduklarının bile farkında değillerdi. Devlet, topluma hizmet etmekle görevli bir kurumlar şebekesidir. İdeal bir düzende, bu kurumların idarecileri, sadece o kurumların idarecileridir; halkın idarecisi değildir. Görevleri halka hizmet etmektir; hükmetmek asla olmamalıdır. Aksi takdirde, rejimlerin adına ne derseniz deyin, başlarındaki kişi, sonuç itibariyle kraldır. Yani efendiler hiyerarşisindeki büyük efendi. Vatandaşlar ise köle

6 TANRI KRAL Girişte dikkat çekilen, kimsenin kimseye hükmetme ve hayatını yönlendirme hakkının olmayışı, yani kral kavramının reddedilişi, koskoca insanlık tarihi boyunca sadece 18. Yüzyılda mı düşünülmüştü. Daha öncesinde hiç kimsenin aklına bu gerçek gelmemiş miydi? Yüzlerce benzerinin olması gerekirken, neden tarih kitapları bu tür bir düşünsel hareketten bahsetmiyordu? Yıllarca ilahi metinleri ve dinler tarihini araştırmış bir yazar olarak, çok geç de olsa, sonunda maskelenmiş sarsıcı bir gerçeği fark ettim; Peygamberler diye tanıdığımız kişilerin, -onlara inanırsınız veya inanmazsınız ama- hepsi aynı şeyi söylemişti. Ve bu bilgi, geriye bıraktıkları kitaplarla bugüne kadar ulaştı. Onlar Tanrı dan başka kimse kral olamaz diyordu. Tanrı nın kral olması fikrine Yahudi ve Hıristiyanlar bir nebze aşina olsa da

7 Müslümanlar bunu duyunca genelde şaşırır. Ama halbuki Allah ın 99 sıfatından biri El Melik yani kraldır. 1 Tıpkı bir devlet başkanı gibi Bu ifade daha garip gelebilir ama Kuran da Allah Malik ül Mülk yani Devletin Sahibi şeklinde anılır. 2 Mülk ve Melik kelimeleri aynı kökten gelir. Mülk devlet demektir, Melik ise devletin sahibi olan kraldır. Bütün ilahi metinlere göre köleler yani kullar, sadece Tanrı ya aittir ve ondan başka herhangi bir kimseye köle olmaları şiddetle yasaklanmıştır. Bu, insanların özgürleşmesi anlamına gelir. Eski Ahit te de Tanrı nın krallığına birçok atıf vardır. Onlardan biri şöyledir: Ve o kralların günlerinde, göklerin Rabbi sonsuza dek sürecek bir krallık kuracak ve onun hâkimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; 1 Ta-Ha 114., Haşr 23., Nas 2. Ve Kamer 55. ayetlerde, Allah melik yani kral sıfatıyla anılır. 2 Al-i İmran 26.

8 ancak bu krallıkların hepsini o yıkıp bitirecek ve kendisi ebediyen duracak. 3 Yeni Ahit te ise: Tanrı nın krallığı, bir kralın kölelerle hesaplaşması ile mukayese edilir 4 gibi ifadelerle çoğu kez anılır. Özellikle kölelerin, krallarından veya efendilerinden özgürleştirilmesiyle ilişkilendirilir. Kuran da ise defalarca kez Allah ın hükümde ortağı olmadığı söylenerek, bunun aksini uygulamanın şirk olacağından bahsedilir. Örneğin: Kimse hükümde onun ortağı değildir. 5 ifadesi, çeşitli şekillerde defalarca kez vurgulanır. İbranilerin kralı olan Süleyman peygamberin bir duası aktarılırken bile Hz. Süleyman ın krallık yapmak zorunda kaldığı için Allah tan af dilemesi ve kendisinden sonra başka hiç kimseye bir 3 Eski Ahit, Daniel 2:44 4 Matta 18:23 5 Kehf 26

9 hükümdarlık vermemesi için Allah a yalvardığı aktarılır. 6 Hz. Süleyman ın, babası Hz. Davut un ve onlardan önce de kral Talut un neden ve nasıl kral oldukları ise Eski Ahit te detaylıca anlatılır. Buna göre İbraniler, Samuel peygambere yalvarmış ve ondan, Tanrı nın kendilerine bir kral vermesi için dua etmesini istemişlerdir. Bunun üzerine, istedikleri gerçekleşmiş fakat Tanrı tarafından terkedilmişlerdir. Beşeri kralın ve hiyerarşik sırada daha altta olan diğer efendilerin, insanları köleleştirme yetkisi, bütün ilahi metinlerce hükümsüz kılınmıştır. O yüzden bütün peygamberler, ilk olarak kendi memleketlerindeki diktatörlere mesajlarını tebliğ etmişlerdir. Onlar, hükmeden krallar yerine hizmet eden kurumları alternatif getiriyorlardı. Bu öyle güçlü bir mesajdı ki kölelerin onları 6 Sad 35 [ Rabbim! Bana verdiğin mülkten (devlet başkanlığından) dolayı beni affet ve benden sonra kimseye verme. Şüphesiz ki sen affedicisin.] Ayette açıkça geçen bu ifadeler Kuran meallerinde sanki Hz. Süleyman Allah a kendisine mülk vermesi için yalvarıyormuş gibi kasten yanlış anlamlandırılmıştır. Halbuki bağlam içinde bile bakılsa ayetin gerçek anlamı açıkça anlaşılabilmektedir.

10 izlemesi kaçınılmazdı. Krallar ve onlardan beslenen diğer köle sahipleri bunu görebiliyordu. Bu yüzden peygamberlerin birçoğuna suikastler düzenlendi. Bazıları öldürüldü. Buna rağmen özgürlüklerini kazanmak için onları izleyen köleler sayesinde, bu olaylar tarihsel kayıtlarla günümüze kadar ulaştı. KÖLELER Şeybe adında küçük bir çocuğun, bize tarihi kaynaklarla ulaşan hikâyesi, asırlardır maskelenen büyük bir gerçeği, daha net görmemizi sağlayacaktır. Şeybe, Arabistan ın Yesrib şehrinde yaşayan, 8 yaşında yetim bir çocuktu. Mekke de yaşayan zengin amcası Muttalib, onu kendi himayesine

11 almaya karar vererek, çocuğu, yaşadığı şehre getirdi. İnsanlar, Muttalib e Mekke sokaklarında elinden tutup beraber yürüdüğü bu çocuğun kim olduğunu sordu. Rivayete göre çocuğa nazar değmesinden korktuğu için yeğeni olduğunu söylemek yerine, bu kölemdir dedi. Yani Arapça ifadesiyle heze abdi. Bu yüzden çocuğun adı o günden sonra Abdulmuttalib, yani Muttalib in kölesi olarak kaldı. Bugün bile biz onu Hz. Muhammed in dedesi Abdulmuttalib olarak tanıyoruz. Abd Arapçada köle demektir. Heze abdi (bu kölemdir) ifadesi ene rabbihi (ben onun efendisiyim) ile aynı anlama gelir. Rab kelimesinin anlamı efendi dir. Derken, Şeybe büyüdü ve 11 oğlu oldu. Oğullarından üçünü, o dönemki Mekke nin üç büyük Tanrısına, yani Lat, Menat ve Uzza ya adadı. Birine Abduluzza (Uzza nın kölesi) ismini verdi. Biz bugün onu Ebu Leheb lakabıyla tanıyoruz.

12 Diğerine Abdulmenat (Menat ın kölesi) ismini verdi. Biz bugün onu Ebu Talib lakabıyla tanıyoruz. Bir diğerine de Abdullat (Lat ın kölesi) ismini verdi. Ancak Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra, başında abd ifadesi olan isimler sadece Allah ın isim veya sıfatları olarak seçilmeye başlandı. Abdullah (Allah ın kölesi), Abdurrahman (Rahman ın kölesi), Abdurrahim (Rahim in kölesi), Abdülmelik (Melik in kölesi) vs. Abd (köle) kelimesinin fiil hali ibadettir (kölelik etmek). İbadet edilen kişiye Arapçada rab (efendi) denir. Kuran da abd ve rab ilişkisi, yani köle ve efendi ilişkisi sadece Allah ve onun yarattıkları arasında sınırlandırılır; Allahtan başkasını rab (efendi) edinmek, yani başkasına ibadet (kölelik etmek) şiddetle yasaklanmıştır.

13 Kuran ın ilk suresinde, yani Fatiha da (açılışta) efendi ve köle ilişkisinin nasıl olacağı net bir şekilde tarif edilmiştir. Buna göre Allah Rabbul alemin yani alemlerin efendisidir ve iyyake nabudu (sadece senin için köleleriz) denilerek 7, Allah tan başka kimseye köle olunmaması gerektiği belirtilmiştir. Bu yüzden köle sahipleri Hz. Muhammed i öldürmek istemiş ve ona suikast yapmayı bile denemişlerdi. Kuran da aktarılan bir diktatör kıssasında, diktatörün nasıl rab olarak tanımladığını görebiliriz. O kişi Firavundu ve kölelerine ene rabbukumul ala (ben sizin büyük efendinizim) 8 diyordu. 7 Türkçe meallerde köle ifadesi yerine kul ifadesi tercih edilmiştir ama zaten kul kelimesi eski Türkçede köle anlamına geliyordu. Tarih kitaplarından hatırlanacak ki Osmanlı zamanında halka padişahın kulları deniyordu. O dönemlerde kul kelimesine bugünkü gibi dini bir mana yüklenmemişti. Köle ve kul aynı anlamdadır. 8 Naziat 24

14 Kuran da, Allah ın yerine rab edinilenlerden tağut diye bahsedilir ve bu bağlamda çok çarpıcı ifadeler karşımıza çıkar: Allah a kölelik edin, tâğuttan kaçının diye elçi gönderdik. 9 Sana indirilene (Kuran a) ve senden önce indirilene (diğer ilahi metinlere) inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğutu tanımamaları kendilerine emredildiği halde, onun kendilerine hükmetmesini istiyorlar. 10 Tâğut tan, ona kölelik etmekten kaçınan ve Allah a yönelenler için müjde vardır 11 Yeni Ahit te Hz. İsa ile İbraniler arasında geçen ilginç bir diyalog aktarılır. Hz. İsa onlara gerçeği öğreneksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak 12 dedi. Onlar da cevap olarak Biz hiçbir zaman kimseye 9 Nahl Nisa Zümer Yuhanna 8:32

15 kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, Özgür olacaksınız diyorsun? 13 dediler. Yani onlar köle olduklarının bile farkında değildi. Tıpkı bizim gibi! Yeni Ahit teki dört İncil in de anlattığı temel konu Tanrı nın krallığı denilen ideal devlet meselesidir. Ama Hıristiyan ruhbanlar bunu hep öldükten sonra gidilecek cennette var olan bir krallık olarak yorumlamış ve kendi otoritelerini korumayı başarmıştır. Ama burada öldükten sonra gidilen Cennet ten başka, yeryüzünde de kurulacak bir cennetten net bir şekilde bahsedilmektedir. Okumadığı kitaplara inanan toplumlar, ruhbanlar tarafından köleleştirilmeye mahkumdur. O kitaplar, insanları özgürleştirmeye yönelik olsa da. Hıristiyanlar kilise kurumu tarafından köleleştirildi. En güçlü oldukları Ortaçağ da Engizisyon idaresinin din adına, insanlara ne 13 Yuhanna 8:33

16 büyük eziyetler yaptıkları malumdur. Onlardan önce de Yahudiler Sanhedrin tarafından köleleştirilmişti. Müslümanlar ise Emeviler döneminde köleleştirildi. Hz. Muhammed ölür ölmez, liderlik kavgaları başlamıştı. Bu yüzden literatürde ilk fitne diye anılan Cemel ve Sıffin savaşları ve ardından da Kerbela faciası gerçekleşti. Hz. Muhammed in ailesinden olan insanlar, ileride Emevi krallığı için tehdit oluşturmasınlar diye öldürüldü. Şii ve Sünni ayrımı böyle başladı. Bugünkü mezhep savaşlarının tarihsel tohumları böylece ekilmiş oldu. Hepsi güç içindi. Halife nin kelime anlamı sonradan gelen veya yerine geçen demektir. Bir şeyin halefi varsa mutlaka selefi (öncesi) de olması gerekir. Peki siyasi anlamda kullanılan Halife nin ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu ifade Halife resullulah ın (Anlamı: Allah ın elçisinin yerine geçen) kısaltılmış halidir. Uzun bir tamlama olarak kullanmak yerine kısaca Halife ifadesi,

17 zaman içinde yer etmiştir. Orijinali Halife resulullah tır. Yani İslam coğrafyasındaki krallar, kendilerine Allah ın elçisinin yerine geçen kişi sıfatını uygun görmüştür. Böylece onların kanunları dini birer hüküm yerine geçmiş olacaktır. Yeryüzünde köleliğin olmadığı, dolayısıyla hükümetlerin ve hükümdarların ortadan kaktığı ve bugünkü düzene alternatif olarak insanlara hizmet ve adalet dağıtan bir devlet anlayışının getirilmesi gerektiğine dair bilgileri ilahi metinlerde görüyoruz. Üstelik söz konusu devletin, dünya üzerinde mutlaka kurulacağına dair bir iddiayı aynı metinlerde okuyoruz. Hatta bu devletin yapısal özelliklerine, işleyişine ve ekonomisine dair bilgilerin bile aktarıldığını görüyoruz.

18 EFENDİLER Bazen tarihsel kıssalar, bir gerçeğin ifadesinin en basit yoludur Rivayete göre 14 Hz. İbrahim küçük bir çocukken annesine sorar: Benim rabbim kim? Ve annesi benim diye cevap verir. Küçük İbrahim yine sorar: Senin rabbin kim? Annesi baban der. Peki babamın rabbi kim? Nemrud 15 der annesi. İbrahim, Nemrud un rabbi kim? diye sorunca, annesi korkar ve sus! der. Sonra kadın kocasına, olanları anlatıp Gördün mü? Halkın dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlundur! der. 14 Sâlebî-Arais s.74, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1, s.1o6 15 Nemrud, Hz. İbrahim in dönemindeki kraldır. Hz. İbrahim in babası ise kralın adamlarından biridir.

19 Aktarılan hikayede, efendi kavramı ve efendiler hiyerarşisi gayet sade ve anlaşılır bir şekilde resmedilmiştir. Bir kişinin, diğer herhangi bir kişinin üzerinde tahakküm (hükmetme yetkisi) varsa, yetkiyi taşıyana efendi denir. Bir kölenin, efendisinden aldığı talimatı yerine getirmeme yetkisi yoktur. Özgürlük, insanların meşru sınırlar içerisinde, yani başkasının özgürlük alanına dokunmadan, her istediğini yapabilme hakkı değildir sadece. Aynı zamanda, istemediği hiçbir şeyi yapmama hakkı da özgürlüğün tanımı içerisindedir. Bu bağlamda günümüzdeki herhangi bir devletin karar alıcı hükümet mensupları, vatandaşlarının efendisidir. Örneğin devlet, vatandaşlarına askerlik veya benzer bir kamu hizmeti şartı getiriyorsa ve bunu yapmak istemeyen vatandaşlar da bu hizmeti yerine getirmeye mecbur bırakılıyorsa, yukarıdaki özgürlük

20 tanımından hareketle, bu örnekteki vatandaşların köleler olduğunu söyleyebiliriz. Örnekleri çoğaltalım... Devletler, harita üzerinde ülkelerinin etrafına siyasi sınırlar çizmişse ve bu sınırların ötesine geçmek isteyen insanlar önce pasaport çıkartmak zorundaysa, yani devletlerinden seyahat için izin istemek zorundaysa bu da onları köle yapar. Efendiler hiyerarşisinin herhangi bir noktasında bulunan devlet yetkilisi kişiler, uygun gördüğü vatandaşına pasaport verir, uygun görmediğine vermez. Sonra vize denilen başka bir süreç devreye girer, vs. Komünist devletler vatandaşlarına çalışma kampında kölelik yapma (Arapça ifadesiyle ibadet) mecburiyeti getirir; kapitalist devletler bunun yerine kölelik hizmetini vergi olarak alır; feodal kabile efendileri (arazi sahibi ağalar) ise kabilenin köle mensuplarını tarlalarda çalıştırır.

21 Her halükarda gücü (yani hükümet yetkisini, kapitali, araziyi veya ilgili ekonomi modelinde üretimin dayanağı her ne ise) elinde bulunduranlar efendilerdir. Onlara besin kaynağı sağlamak zorunda olanlar ise kölelerdir. Aslında krallar hariç herkesin köle olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü efendiler hiyerarşisinde kralın altında bulunan efendiler bile bir üstündeki kişinin kölesidir. Kölelerin, efendilerinden aldığı talimatı yerine getirmeme şansı yoktur. O durumda işsiz kalacaklardır. Böylece açlık, evsiz kalma ve güvensiz bir yaşam gibi sorunlarla yüzleşeceklerdir. Bu üç sorun, köle üreticilerinin temel dayanaklarıdır ve sistemin devamı için sürekli diri tutulmak zorundadır. Aksi takdirde köleler itaat etmeyi reddedecektir. Köleleri itaate zorlayan diğer bir faktör de suni olarak üretilmiş borçlar meselesidir ki bunlara ileride değineceğiz.

22 Tevrat ta, İncil de ve Kuran da, kurulacağı ifade edilen ve nasıl işleyeceği anlatılan Tanrı ın Krallığı fikri, bilgi teknolojileri çağında büyük bir hızla yayılma potansiyeline sahiptir. Çünkü insanın doğası gereği, hiç kimse köle olmak istemez ve bütün insanlara özgürlük vaad eden alternatif bir sistem fikri dikkat çekicidir. Gerçek ve çarpıcı bilginin yayılışını durdurmanın artık mümkün olmadığı ve kölelerin efendilerine ezici bir sayı üstünlüğü olduğu günümüz dünyası, bilgi çağında büyük değişimlere gebedir. Bir kişiyi efendi yapan, diğer bir kişi veya kişiler üzerindeki tahakküm yetkisidir. Halbuki hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Özgürlük her insanın doğuştan gelen hakkıdır. Herkes hayatını ilgilendiren konularda, başkasının hakkını gasp etmediği sürece, ne yapacağına ve ne yapmayacağına kendisi karar verebilir. Diğer kişiler ona ancak tavsiye veya telkinde bulunabilir. Herhangi bir şeyi yapmaya

23 zorlayamaz ve özgürlüğü dahilinde olan bir eylemi gerçekleştirmesine engel olamaz. Hiç kimsenin diğer bir kişiye hükmetme yetkisinin olmadığı ve herkesin temel hak ve özgürlüklerinin tesis edildiği bir adalet düzeninin, İlahi metinlerde tarif edildiğinden bahsetmiştik. Eski ve yeni Ahit te bu sistem Tanrı nın Krallığı veya Cennet Krallığı diye tarif ediliyor. Kur an ise bu sistemin hayata geçtiği dönemi Din Günü (Yevmiddin) diye tanımlıyor ve bu ifade defalarca kez ayetlerde anılıyor. Meallerde, anlaşılamadığı için çoğu zaman kıyamet günü diye çevrilir ama kıyamet günü kavramı Kuran da Yevmil kıyameh diye geçer ve faklı bir kavramdır. Kıyam kelimesi ayağa kalkma, ayaklanma gibi anlamlara gelir. Halbuki Din Günü kavramı, ayetlere bakıldığında, tamamen Tevrat ve İncil deki Tanrı nın Krallığı anlatımlarıyla aynıdır. İlerleyen bölümlerle referanslarını göreceğiz ve konuyu daha detaylandıracağız. Bu bağlamda, Fatiha suresi

24 Kuran ın bir özetidir. Bu süreye göre: Tek efendi (rab) Allah tır; insanlar ondan başka kimseye kölelik etmemelidir; din gününün sahibi/kralıdır (malikidir); İnsanların amacı, Din Günü istikametindeki yola yönlendirilmek olmalıdır; O güne ulaşılırsa herkes nimetler içinde olur; ondan uzak olanlar ise gazap ve bilgisizlik içindedir. Yani diğer bir deyişle, gerçeği bilmeyen kölelerdir. Tanrı dan başka rabler edinmesine İslam literatüründe şirk koşmak denir. Şirk kelimesi Arapçada ortak anlamına gelir. Şirket kelimesi de buraya dayanır. Veya teşrik-i mesai yani ortak mesai anlamındaki tamlama da bu kelimeden türetilmiştir. Yani şirk in gerçek anlamı ortak tır. Kuran da bu kelime Allah ın hükümde ortağı olmadığı söylenirken geçer. Onun yerine herhangi bir kişi hükümdarlığa ortak olarak koyulursa, bu kişilere tağut dendiğini söylemiştik. Tağut çoğul bir kelimedir. Kökü, haddi/yetkiyi aşmak

25 manasına gelen tuğyan fiilidir. Az önce değindiğimiz gibi, Tağut a kölelik etmek ise ayetlerde defalarca kez kınanmıştır. Bilgisizlik insanları köleliğe sürükler. Ne tezattır ki insanları köleleştirmenin en etkili yollarından biri dini kullanmak olmuştur hep. Söz konusu din olduğunda, insanların çoğu aklını devre dışı bırakır ve ilahi hakikatlere karşı kör olur. Statüko, bunu iyi analiz ettiği için, hükümdarlıkların propagandasına malzeme edilen kavramlar hep kutsiyet atfedilen kavramlar olmuştur. Halbuki bir kavrama, bir kişiye veya bir nesneye kutsiyet atfedilmesi, onu bir put yapar. Ve putlar insan ile hakikat arasına duvar örer. Hakikate teslim olmak, yani gerçek ile bütünleşmek, insanın bütün aidiyetlerini terk etmesini gerektirir. Bu, bazen bir dogma bezen de bir ideoloji olur. Halbuki din denilen kavram bile sadece bir araçtır. Gerçeğe ulaştırması beklenen bir araç... Ama ne zaman ki araçlar, amaçlara dönüşür; işte o zaman ortaya putlar çıkar ve

26 insan, zihninin esir olur. Öyle bir ki zihin dogma ile pas tutmuş ve kendi etrafına çizilen sınırların ötesine geçmeye, yani analitik düşünmeye bile cesaret edemez. Esaretin en büyüğü zihinde olandır. İnsan, özgürlüğe kavuşmak için önce zihnindeki esaret zincirlerini kırmalıdır. Bin yıllar boyunca, şirk kavramının tanımı, statüko tarafından Allah tan başka tanrılara tapmak şeklinde yanlış yapılmıştır Çünkü şirkin ne olduğu, kitleler tarafından anlaşıldığında, bütün kölelerin, efendilerine karşı kıyam edeceklerinin (ayağa kalkacağının) farkındaydılar! Tarih boyunca peygamberler, şirki ortadan kaldırmak için savaşmıştı. Hiç biri Tanrı nın varlığına insanları ikna etmek için uğraşmamıştı. Bir yaratıcı var mıdır, yok mudur? gibi basit ve bir gereksiz bir tartışma içine girmemişti. Buna dair, hiçbir ilahi kitaplarda örnek yoktur. Bütün mesele şirk koşmak denilen kölelik sistemini ortadan kaldırmaya yönelikti.

27 İNSAN KRALLAR Eski Ahit in 1. Samuel kitabında ilginç bir hikaye anlatılır. Bu, Kuran da Bakara suresinde de dikkat çekilen bir hikayedir. İsrailoğulları Mısır dan çıkıp Firavun un köleliğinden kurtulduktan sonra, nesiller boyunca bir kralları olmadan yaşadılar. Bu döneme Hakimler dönemi denir. Bir devlet yapıları vardı ama bu sistemde krallar hükmetmiyor, onun yerine hakimler adalet hizmeti veriyordu. Peygamber Samuel bir hakimdi. O yaşlandığında, oğulları adalet kurumunu işletiyorlardı. Ama yozlaşmışlar ve rüşvete bulaşmışlardı. İbraniler, Samuel e gelip, hakimlerin rüşvet aldığını

28 anlatmış ve hukuksuzca kararlar verdiklerinden şikayet etmişlerdi. Samuel e, artık yaşlandığı için onları denetleyemiyor olduğunu söylediler. Yani sistemin denetim mekanizması işlemiyordu ve böylece problemler ortaya çıkıyordu. Problemi gidermek yerine sistem değişikliği kararı aldılar ve bir kralları olsun istediler. Onlar bu taleplerini ilk defa Samuel e karşı dile getirmemişlerdi. Samuel den önce de bir hakim ve bir peygamber olan Gideon a krallık teklif etmişlerdi. Çünkü Gideon, onları düşmanlarının elinden kurtarmış bir askeri komutandı aynı zamanda. Ona krallık teklif ettiklerinde, Gideon un cevabı çok netti: Ben size kral olmam, oğlum da olmayacak. Tanrı sizin kralınız olsun Eski Ahit, Hakimler Bap 8:22

29 Yıllar sonra, bu sefer Samuel in karşısındaydılar ve ondan; Tanrı ya, bir kral vermesi için dua etmesini istediler. Samuel onların bu talebi karşısında öfke ve üzüntüye kapıldı. Yaptıkları şeyin yanlış olduğunu onlara izah etmeye çalıştı. Ama İbraniler kararlı ve ısrarcıydı. Ve Samuel dua etti. Tanrı nın Samuel e cevabı ise şöyle oldu: Kralları olarak beni inkar ettiler. 17 Tanrı nın Samuel e söylediği diğer bir söz ise şöyle aktarılır: Kendiniz için seçmiş olacağınız kralınız yüzünden, feryat edeceksiniz fakat o gün Rab size cevap vermeyecek. 18 Nihayetinde Tanrı, istediklerini onlara verir. Samuel kitabı, Tanrı nın İbranilere verdiği cevabı şu şekilde aktarır: Samuel, kavmini Mitspa ya, Rabbe topladı ve İsrailoğullarına dedi: İsrail in Tanrısı Rab diyor ki 17 Eski Ahit, I. Samuel Bap 9:18 18 Eski Ahit, I. Samuel Bap 9:7

30 İsrail i Mısır dan çıkardım ve Mısırlıların elinden ve sizi sıkıştıran bütün krallıkların elinden sizi azat ettim. Fakat siz, sizi bütün bela ve sıkıntılarınızdan kurtaran Tanrınızı reddedip, ona bize bir kral ver dediniz. 19 Daha sonra Saul adında genç bir adam, Tanrı tarafından seçilir ve Samuel e bildirilir. Ve Samuel, Saul ü İbranilerin karşısına çıkarır. Aralarından, krallığın kendilerine verilmiş olmasını uman bir grup varlıklı adam hariç, halkın çoğunluğu Saul ü sevinçle karşılar. 19 Eski Ahit, I. Samuel Bap 10:17, 18, 19

31 Bakara suresinde de Saul den bahsedilir fakat farklı bir isimle, Talut adıyla anılır. Talut, İbranice uzun boylu anlamına gelen bir lakaptır. Kuran, onun nasıl kral olduğunu şöyle anlatır: Peygamberleri onlara, "Allah size Tâlût'u kral kıldı" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl kral olabilir? Biz krallığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve cüssesini

32 artırdı." Allah, devletini dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir. 20 Kuran, hikayenin devamında, onun Calut un ordularına karşı savaşmasından bahseder. Calut un, Samuel kitabındaki ismi Golyat tır. Bu kişi Filist ordularının komutanıdır. Filist devleti İbranileri, köleleştirmek istemektedir. Hatta çeşitli dönemlerde onları köleleştirmiştir. Talut un yani Saul ün, Filist ordularına karşı yaptığı savaşta Hz. Davut peygamber de savaşmış ve Calut u, yani Golyat ı öldürmüştür. Savaştan sonra kralın yanında çalışmaya devam etmiştir. Saul, krallığının ilk dönemlerinde halk tarafından çok sevilir ve desteklenir. Samuel kitabında, zaman içerisinde kral Saul ün nasıl bir güç zehirlenmesi yaşadığı ve ceberrut bir diktatöre dönüştüğü anlatılır. 20 Bakara, 247

33 Hz. Davut, Calut un ordularına karşı yapılan savaştan sonra halkın gözünde bir kahramana dönüşmüştür. Ve aynı zamanda iyi huylu biri olduğu için halk tarafından çok sevilmektedir. Saul ün yerine geçecek kralın Davut olduğu herkes tarafından öngörülebilmektedir. Ve Saul, Davut u krallığı için bir tehdit olarak görmeye başlar. Hatta onu öldürmek için birkaç kere suikast düzenler. Ama her seferinde Davut, kaçmayı başarır. Yanında bir grup firari askerle Filist topraklarına gider ve orada yaşamaya başlar. En sonunda Saul (Talut) ölür. Herkes Davut un kral olmasını istemektedir ama Davut İsrail topraklarına dönmez bile. Saul un yerine oğlu İşboşet, kral olur. İşboşet in krallığının ikinci yılında, diktatörlük altında ezilmekte olan Yahudalıların ileri gelenleri, Hz. Davut un yanına gelir ve bizim kralımız sen ol derler. 21 Görülmektedir ki hala akıllanmamışlardır ve bir 21 II Samuel, 2:10

34 kral istemektedirler. Tanrı nın, insan krallar dönemine geçişte onlara söylediği sözleri hala ciddiye almamaktadırlar. Davut un önünde iki seçenek vardır. Ya onların teklifini reddecek ve İşboşet in krallığı altında ezilmelerine göz yumacaktır. Ya da onların kralı olmayı kabul edecektir. Böylece Davut, teklifi kabul eder. Hebron a gider ve orada meshedilme töreni ile kral ilan edilir. 22 O dönem İbranilerin devleti iki parçalı bir yapıdan oluşuyordu. Kuzey de Yeruşelim (Kudüs) merkezli İsrail meclisi ve Güney de Hebron merkezli Yahuda meclisi Yahuda meclisinin Davut un hükmüne girmesinden sonra, Yeruşelim de hakimiyetini hala sürdürmekte olan İşboşet, Davut a ve taraftarlarına savaş açtı. Güç için başlatılan bu savaşın kaybedeni İşboşet olmuştu. Çünkü onun adamları bile Davut un safına geçmiş ve onun hakimiyeti altına girmişti. 22 II Samuel, 2:3, 4

35 Yıllar sonra Davut ölüm döşeğindeyken, onun oğullarından Adoniya, kral olmak için heveslendi. Eski Ahit in I. Krallar bölümünün ilk sayfasında anlatılan hikayeye göre, Adoniya, devletin yöneticilerini ve komutanları bir araya toplayıp kendini kral ilan etti. Ve onlar Adoniya ya biat ettiler. Bu toplantıya kardeşi Süleyman ı çağırmamıştı. Çünkü gücü garantilemek için onu öldürmeyi düşünüyordu. Fakat bütün bunlar olurken babası Davut henüz ölmemişti bile. İbraniler hala hükmedilmek istiyorlardı. Davut olanlardan haberdar olunca, hemen Hz. Süleyman ı kral olarak meshetti ve yeni kral Süleyman oldu. Adil bir kral olarak İbranileri güttü. Çünkü onlar çobanlar tarafından güdülmek istiyorlardı. Hz. Süleyman ın duasından daha önce bahsetmiştik. Tanrı nın makamında oturduğu için Tanrı dan af dilediğini ve kendisinden sonra kimseye krallık verilmemesini istediğini aktarmıştık. Hz. Süleyman öldükten kısa bir

36 sonra İsrail krallığı ikiye bölündü ve İbraniler ezilen, adaletten yoksun kalmış köleler olarak, bir daha iflah olmadılar. Kuran da değinilen ve Eski Ahit te detayları anlatılan İbrani krallığının başlangıç hikayesi, insanların güdülmek istemesinin ne kadar yanlış olduğuna dikkat çeker. Çünkü insanlar koyun veya sığır değildir. Bütün savaşların temelinde güç ihtirası vardır. Tarih göstermiştir ki güç (iktidar) için insanlar kendi kardeşlerini, çocuklarını, hatta kundaktaki bebeklerini bile öldürmüşlerdir. Ve onların daha fazla güç uğruna yaptıkları savaşlarda milyonlarca masum insan katledilmiş ve türlü işkencelere maruz kalmıştır. Ve kölelik sistemi asırlarca devam etmiştir. Bütün bu problemlerin önüne geçebilecek tek mekanizma ise adalet esasına dayanan bir sosyal düzendir. Adalet mülkün temelidir!

37 TANRININ KRALLIĞI Bir gün yeryüzünde, kralların, yani devlet başkanlarının veya hükümetlerin olmadığı; bunun yerine kamu hizmeti veren devlet kurumlarının olduğu bir sistemin kurulacağına inanıyorum. Tanrı nın Krallığı mottosuyla tarihin derinliklerine ekilmiş bu fikir, mutlaka kuvveden fiile dönüşecektir. İsa onlara bir benzetme daha anlattı: Göksel Krallık, bir adamın tarlasına ektiği hardal tohumuna benzer dedi. Hardal, tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçedeki diğer bitkilerin boyunu aşar, ağaç olur 23 Yukarıda alıntı yaptığımız Yeni Ahit te; Krallık kavramı Göksel Krallık, Cennetin Krallığı (Kingdom of Heaven) veya Tanrı nın Krallığı (Kingdom of God) şekillerinde geçer. 23 Matta İncili, 13:31, 32 / Luka İncili, 13:18, 19 / Markos İncili 4:30-34

38 Hıristiyanların belki anlamını bilmedikleri halde, dualarında ve ayinlerinde sürekli kullandıkları Thy kingdom come! cümlesi, yani Krallığın gelsin! yakarışı bile tek başına Hıristiyanlık inancının, diğer inanışlar gibi yeryüzünde ideal düzenin tesisi için tasarlandığını gösterir. Hatta İncil de Hz. İsa nın, öbür kentlerde de Tanrı nın Krallığıyla ilgili Müjde yi yaymam gerek çünkü bunun için gönderildim. dediği aktarılır. 24 *** Birazdan Tanrı nın krallığına dair çok net bilgi ve ifadelerin, ilahi metinlerde nasıl geçtiğine dair şaşırtıcı örnekler vereceğiz. Ama öncesinde, bu fikrin sadece bu metinlerde değil, Pagan kültürlere bile nasıl ekildiğine, birkaç örnekle şahit olalım Roma mitolojisinde Satürn, Altın Çağ da hüküm sürmüş bir Tanrı dır. Altın Çağ, Masumiyet Devleti nin kurulduğu ve kimsenin işçilik yapmak 24 Luka İncili, 4:43

39 zorunda olmadığı bir çağ olarak tarif edilir. Roma döneminde (M.Ö. I M.S. IV), Tanrı Satürn ün doğum günü 17 Aralık olarak kabul ediliyordu ve Saturnalia Bayramı olarak kutlanıyordu. O gün, Roma daki Satürn Tapınağına sunaklar sunuluyor ve köleler ile efendileri birlikte yemek yiyordu. Saturnalia bayramında, köleler çalıştırılmıyordu. Beraber yemek yerlerken bile, yemek servisini efendileri yapıyordu. 25 Bu bir ritüeldi. (Roma da Satürnalia Bayramı) 25 John F. Miller, "Roman Festivals," The Oxford Encyclopedia of Ancient Greece and Rome (Oxford University Press, 2010), s. 172

40 Dinleri, köleliği yasaklıyordu ama buna rağmen köleci bir toplumdular. Yine de sembolik bile olsa, bu kadim bilginin farkında olarak veya olmayarak, Saurnalia gününde köleliği kaldırıyorlardı. O gün, kölelerin özgürlük günüydü. Bu, Altın Çağ a bir öykünmeydi. *** Altın Çağ ın Hint mitolojisindeki karşılığı ise Satya Yuga ydı. Bu ifadenin anlamı Gerçeğin Çağı dır. Satya Yuga da köleler, hükümetler veya krallar yoktur. Krallık, göklere aittir. Hint destanı Mahabarata ya göre Altın Çağ da zengin fakir ayrımı olmaz ve kimseye kölelik yaptırılmaz. 26 Hindu metinlerine göre 27 Altın Çağ ın temsili, dört ayak üzerinde duran bir boğadır. Devleti ayakta tutan kuvvetler yozlaştıkça boğanın ayaklarından biri havaya kalkar. Hintlilere göre son çağ, yani içinde bulunduğumuz Kali Yuga 26 Donald A. MacKenzie, Indian Myth and Legend, The Gresham Publishing Co., Mahabharata, Santi Parva, Bölüm 227, Sri Kisari Mohan Ganguli Tercümesi, Digireads.Com Publishing

41 (Ahlaksızlık Çağı) tek ayak üstünde duran bir boğa ile temsil edilir. Anlaşılmaktadır ki gücü temsil eden boğanın dört ayağı, fizikteki dört temel kuvvetin, doğadaki dört elementin, hatta belki de mahşerin dört altılısının diğer bir sembolik uyarlamasıdır. Bu sembolizm, ileri medeniyetlerdeki, ideal devletin işleyişi anlayışında karşımıza çıkan dört kuvvete (yasama, yürütme, yargı, medya 28 ) yapılan bir gönderme olabilir mi? Devlet mekanizmasındaki temel kuvvetler birleştikçe, yozlaşma ve baskı ortamının ortaya çıktığını tarih bize defalarca kez ispatlamıştır. Kuvvetler tek ele toplandığı zaman ise diktatörlük, yani kölelik ortamının en şiddetli hali ortaya çıkar. 28 Medya sadece nispeten ileri medeniyetlerde, devlet işleyişindeki temel kuvvetlere dahil edilir. Diğer kuvvetleri temsil eden kurumlar (yasama, yürütme, yargı) üzerinde bağımsız bir denetim mekanizması olarak çalışır. İdeal bir düzende yasama, yürütme, yargı ve medyadan oluşan dört kuvvet, birbirinden bağımsız olmalıdır. Bunları temsil eden kurumların hiç birinin, bir diğerine karşı hiyerarşik üstünlüğü olmamalıdır. Bürokratik hiyerarşi, sadece bu kurumların kendi içlerindeki işleyiş mekanizmalarında olabilir. Burada bahsedilen, kurumlar içindeki hiyerarşi, kölelik sistemindekinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bu farkı ilerleyen bölümlerde inceleyeceğiz.

42 *** Görüyoruz ki tarih boyunca tüm toplumlar, kendi inanç sistemlerinin merkezinde, insanın insana hükümdar olmasını reddeden ve köleliğin yerine özgürlük kavramını koyan bir fikri muhafaza etmişler. Ve bilinçsizce, bu fikri din adı altında bir tabu haline getirerek, gerçeğin ne olduğunu sorgulamaktan kaçınmışlar. İnsanın özgürleşmesi için önce zihnin özgürleşmesi gerekir. Yargılamayan zihin zincirlidir. Bir kişi, olayları veya fikirleri yargılayıp, haklı bulduktan sonra kabul ederse, ancak o zaman farkındalık vuku bulur. Diğer türlüsü, dogmaları meydana getirir. Kafirlik 29 kavramı, müşriklerin bir özelliği olarak Kuran da tanımlanmıştır. Kafirler, zannedildiği gibi dinsizler değildir. Kuran daki Kafirun suresine göre, tam tersine; kafirlerin dini vardır fakat buna rağmen Tanrı dan başkalarına 29 Kafirliğin kelime anlamı gerçeği gizlemektir. Sansür, karalama ve gerçeği olduğundan farklı gösterme gibi kavramlar, küfr (kafirlik) kelimesinin tanımına dahildir.

43 kölelik yapılmasını ısrarla savunurlar. Onlar hem müşrik hem de dincidir. Kuran da mülk, yani devlet kavramı defalarca kez geçer. Melik olarak anılan kişi ise, mülkü idare eden kral veya devlet başkanıdır. Mülk ayetlerinde Tanrı nın Krallığına dikkat çekilir. Allah sizin rabbinizdir. Mülk yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz? (Zümer Suresi 6) Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da kendisine yalvardıklarınız, bir çekirdek zarına bile melik olamazlar. (Fatır Suresi, 13) O, göklerin ve yeryüzünün mülkü 30 kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur (Furkan Suresi, 2) İşte o gün mülk Allah'ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. (Hac Suresi, 56) 30 Bu ayete hem gökyüzündeki krallıktan, yani Cennet ten, hem de yeryüzü krallığından bahsettiği görülmektedir.

44 "Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zilletten kurtaracak bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur" de ve O'nu büyüklükle ile yücelt. (İsra Suresi, 111) De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın (Al-i İmran Suresi, 26) Sura üflendiği gün de mülk onundur (Enam Suresi, 73) O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah'ındır. (Mü min Suresi, 16) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır (Şura Suresi, 49) O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal, barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, aziz, cebbar, eşsiz büyüklüğü olan

45 Allah'tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. (Haşr Suresi, 23) Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ı tespih eder. (Cuma Suresi, 1) Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. Mülk yalnızca O'nundur (Teğabun Suresi, 1) Orada görünce, nimetler ve büyük bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 20) Kuran da hem gökyüzünde kurulu olan hem de yeryüzünde kurulması istenen devletten mülk denilerek bahsedilir. Gökyüzündeki Cennet ten bahsedilirken, özellikle göğün mülkü olarak ayrı ifade edilir. Orada şirk, yani ortak koşma yoktur. Şirk yeryüzündedir ve Kuran nın başından sonuna kadar, değiştirilmesini istediği şey budur. Dünya da kurulacak Cennet in, göğün Cenneti nin bir şubesi gibi çalışması

46 istenmektedir. Allah nın mülkünde, Allah tan başka kimse melik olmamalıdır. Talut, Davut ve Süleyman ın krallıklarını bu bağlamda ele almıştık. Onların nasıl ve neden kral olduklarından bahsetmiştik. İbraniler, Tanrının krallığına ihanet edip kendileri için insan krallar istemiş ve Tanrı ya karşı günah işlemişlerdi Peygamberleri onlara, Allah size Tâlût'u melik seçti dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl melik olabilir? Biz mülke ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve cüssesini artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir (Bakara Suresi, 247) Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik (Sad Suresi, 20) Süleyman, Ey Rabbim! Beni affet! Bana verdiğin mülkü, benden sonra kimseye verme! Şüphesiz sen affedicisin! dedi. (Sad Suresi, 35)

47 *** Eski Ahit in Hakimler, I. Samuel ve I. Krallar bölümlerinde sadece Tanrı nın kral olabileceğinin aktarıldığından bahsetmiştik. Ayrıca Eski Ahit in Yaremya bölümü, bap 46:18, 48:15 ve 51:57 de de Tanrı kral olarak anılır. Tevrat ın Mısır dan Çıkış bölümü, 19:6 da Tanrı nın Krallığı Kahinler Krallığı olarak anılır ki bu bahsedilen daha önce incelediğimiz Hakimler dönemidir. Çünkü Hakimler aynı zamanda Kahinler olarak da anılır. Tevrat ın aynı bölümünde, Tanrı, Kahinler Krallığını benim krallığım diyerek anar: Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız Tevrat ın Mısır dan Çıkış bölümünü, 15:18 de ise Rab sonsuza dek hükümdarlık edecek. denir. *** Eski Ahit in Mezmur (Zebur) bölümü, 47. Bap, 7-8 de ise Tanrı nın krallığından şöyle bahsedilir:

48 Tanrı bütün yeryüzünün kralıdır. Tanrı bütün milletlere hükümdarlık eder Zebur 145. Bap, de ise (Sadık kulların) Krallığının zaferini anlatacaklar, iktidarını konuşacaklar. İnsanoğulları senin krallığının zaferini ve görkemini bilsin diye." denilir. Eski Ahit in Daniel bölümü, Bap 2:44 te ise Tanrı nın krallığının yeryüzünde mutlaka kurulacağına dair bir vaat bulunur: Ve o kralların günlerinde, göklerin Rabbi sonsuza dek sürecek bir krallık kuracak ve onun hâkimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; ancak bu krallıkların hepsini o yıkıp bitirecek ve kendisi ebediyen duracak. Yine Daniel bölümünü, Bap 7:18 de bu krallığın hiç yıkılmayacağı söylenir: Yüceler yücesinin azizleri, krallığa ulaşacak ve onu sonsuza dek sürdürecekler. Eski Ahit in Yeşaya bölümü, bap 32:1 de "İşte kral doğrulukla krallık yapacak, önderler adaletle

49 yönetecek." denilir ve devamında, 33:22 de Kralımız Rab dir, bizi O kurtaracak." diye eklenir. *** Yeni Ahit te ise Tanrı nın krallığından onlarca kez bahsedilir ve onun göklerde olduğu gibi yeryüzünde de kurulacağından bahsedilir. Bu krallıkla ilgili İncillerde anlatılanlar, hep benzetmeler şeklinde anlatılmıştır. Bunlara birkaç örnek şöyledir: İsa onlara başka bir benzetme anlattı: Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır. İsa bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. (Matta İncili: 13:33-34) Daha önce Tanrı nın Krallığı nın, ağaca dönüşerek bahçedeki diğer bütün bitkilerden daha büyük olan bir tohum benzetmesiyle İncil de geçtiğini söylemiştik. Burada ise hamuru kabartan bir maya benzetmesi yapılmaktadır.

50 Aşağıda aktaracağımız örnek ise çok daha dikkat çekicidir: İsa söz alıp onlara yine benzetmelerle şöyle seslendi: Göklerin Krallığı, oğlu için düğün şöleni hazırlayan bir krala benzer. Kral 31 şölene davet ettiklerini çağırmak üzere kölelerini gönderdi, ama davetliler gelmek istemedi. Kral yine başka kölelerini gönderirken onlara dedi ki, Davetlilere şunu söyleyin: Bakın, ben ziyafetimi hazırladım. Sığırlarım, besili hayvanlarım kesildi. Her şey hazır, buyurun şölene! Ama davetliler aldırmadılar. Biri tarlasına, biri ticaretine gitti. Öbürleri de kralın kölelerini yakalayıp hırpaladılar ve öldürdüler. Kral öfkelendi. Ordularını gönderip o katilleri yok etti, kentlerini ateşe verdi. Sonra kölelerine şöyle dedi: Düğün şöleni hazır, ama çağırdıklarım buna layık değilmiş. Gidin yol kavşaklarına, kimi bulursanız düğüne çağırın. 31 Buradaki benzetmede kastedilen kralın, Tanrı olduğu açıktır. Köleleri ise onun elçileri, davetliler de köle sahipleridir. Onları çağırdığı düğün Tanrının krallığının yeryüzünde kuruluşudur.

51 Böylece köleler yollara döküldü, iyi kötü kimi buldularsa, hepsini topladılar. Düğün yeri konuklarla doldu. (Matta İncili, 22:1-10) "Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan krallığı miras alın!" (Matta, 25:34) "İsa, Tanrı nın Krallığı nı duyurup müjdeliyordu... İsa şu benzetmeyi anlattı: 'Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler, filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi. (Luka İncili, 8:1, 8:5-8) Aynı ifadeler Markos İncili, 4:1-8 de ve Matta İncili 13:3-8 de de geçer.

52 İsa çevresine göz gezdirdikten sonra öğrencilerine, Varlıklı kişilerin 33 Tanrı nın Krallığına girmesi çok zor olacak! dedi." (Markos İncili, 10:23) Sonra İsa şöyle dedi: Tanrı nın Krallığı, toprağa tohum saçan adama benzer. Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama tohum filizlenir, gelişir. Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçme vakti gelmiştir. 34 (Markos İncili, 4:26-29) 33 Buradaki varlıklı kişiler ifadesini köle sahipleri şeklinde yorumlamamız da mümkündür. Çünkü Tanrı nın Krallığı nda kimse fakir değildir. Köleliğin reddedildiği bir sisteme en zor entegre olacak kişiler köle sahipleridir. 34 İncil de geçen bu olgunlaşıp başak veren filiz benzetmesi çok ilginçtir çünkü Kuran da, Fetih suresinde, Müslümanların İncil de bahsedilen özelliklerine dikkat çekilerek, benzer ifadeler kullanılır: (Müslümanların) İncil'deki nitelikleri, filizini çıkarıp güçlendirmiş ve kalınlaşıp gövdesi üzerine dikilerek ekincileri sevindiren bitki gibidir. (Fetih suresi, 29. ayet)

53 "Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de olsun." (Matta İncili, 6:10) *** Tanrı nın Krallığı nın dünya üzerinde bir gün kurulacağı, Kuran da da kesin bir dille vaad edilir. O gün ise din günü (yevmiddin) olarak tanımlanır. Arapça yevm kelimesi gün anlamına geldiği gibi dönem, çağ, devir anlamlarına da gelir. Din gününün ne olduğunu idrak edebilir misin? Sonra din gününün ne olduğunu idrak edebilir misin? O gün kimse kimseye bir şey için melik 35 (kral) değildir. Emir sadece Allah ındır. 36 (İnfitar Suresi 17-19) 35 Ayette din gününün ne olduğu iki kere arka arkaya sorularak, bu kavrama vurguyla dikkat çekiliyor. Ardından gelen ayetin (Fecr, 19) Arapça metninde melik kelimesi geçmektedir ancak, meallerde güç yetirmek şeklinde çevrilir. 36 Yukarıda aktardığımız ayetlerin öncesinde (Fecr suresinin, 15. Ayetinde), din günü, kötülerin Cehim denilen bir şeye yaslanacağı söyleniyor. Cehim kelimesinin kesin anlamı bilinmemekle beraber, Cehennem in yedi katından biri olduğu tahmin edilmektedir. Meal ve tefsirlerde, kötülerin din gününde Cehim e gireceği yorumlanır fakat

54 Din gününün malikidir. (Fatiha, 4) De ki: Sığınırım, insanların rabbine, insanların melikine (Nas suresi, 1-3) Onlar mallarında belirli bir hak bulunanlardır; isteyenler ve mahrum olanlar için. Onlar din gününü tasdik eder. (Mearic suresi, 24-26) Gerçek melik olan Allah yücedir (Ta-ha suresi, 114) Onlar Sıddıklar makamında, muktedir olan melikin indindedir. (Kamer suresi, 55) Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzüne, salih kullarım varis olacak." (Enbiya suresi, 105) bu ayette girmek (dehale) fiili yerine yaslanmak (yesale) fiili kullanılmıştır. Din gününü inkâr edenler, din gününde Cehim e girmiyor; ona yaslanıyorlar, yani eşiğinde duruyorlar şeklinde anlaşılıyor. Eğer din gününü, ahirete ait bir kavram olarak kabul etsek bile, Furkan suresinin 2. Ayetinde geçen göklerin ve yerin mülkü ifadesinden de anlaşıldığı gibi göksel krallığın minyatür bir versiyonu olan dünyadaki krallığa ait bir kavram olarak da anlayabiliriz.

55 *** Buraya kadar dini metinlerde Tanrı nın Krallığı ile ilgili anlatımlara bazı örnekler verdik. Belki bunlara dair yaptığımız yorumlar arasında hatalı veya eksiz olanlar da vardır, bilemeyiz. Ama binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan bütün bu kayıtlarla ilgili şüphe götürmeyen sonuç şudur ki, hepsi gökteki Cennet te olduğu gibi Tanrı nın yeryüzünde de bir krallığı olması fikrinden bahsediyor. Ve yeryüzündeki bu sistemde kralların, efendilerin ve kölelerin olmaması gerektiğini söylüyor. Kitab-ı Mukaddes te 37 birçok kez krallar için çoban benzetmesi yapılır. Onların yönettiği insanlar da koyundur. Yani bu durumda, krallar tarafından yönetilen kişilerin hayvanlar gibi olduğu sonucu doğar. Bu bağlamda Kuran da da çarpıcı bir ifade karşımıza çıkar: Bizi güt (raina) demeyin, bize 37 Kitab-ı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit in bir kitapta toplanmış halidir. Eski Ahit in ilk beş bölümü Tevrat tır, geri kalanı diğer İbrani metinlerinden oluşur. Zebur (Mezmurlar) da Eski Ahit in içindedir. Yeni Ahit ise dört İncil ve diğer Hıristiyan metinlerinden oluşur.

56 56 bak deyin. 38 Arapça da davarlar, koyunlar, sürü, güdülen hayvanlar gibi anlamlara gelen reaya kelimesi, bu ayette kullanılan rai, yani gütmek fiilinden gelir. Bu durumda, eğer güdülmek (rai olmak) isterseniz, sürü (reaya) olmuş olursunuz. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise reaya kelimesi için bir hükümdarın yönetimi altındaki halk tanımı yapılmıştır. (Yorumsuz!) Evet, ayette raina demenin yanlış olduğu anlatılırken, bize bak (unzurna) denilmesi gerektiği söyleniyor. Unzurna ifadesindeki fiil nazar, yani bakmak fiilidir. Osmanlı zamanında, devlet bakanlıklarına nezaret deniyordu. Devlet bakanlarına ise nazır deniyordu; yani nazar eden (bakan) kişi. Arapçada, bugün devlet bakanları için vezir kelimesi kullanılır. Osmanlı da başbakana da vezir-i azam deniyordu. Bunların hepsi, ayette geçen kelimeden türetilmiştir. İlgili ayette, çok 38 Bakara, 104

57 açık şekilde devletin yürütme erkine dikkat çekildiği görülmektedir. İngilizcede devlet bakanı için kullanılan kelime minister dir. İngilizce sözlüklerdeki, minister kelimesinin anlamı için; attend (bir işe bakmak), take care (ilgi gösterip bakmak), serve (hizmet etmek) fiillerini yerine getiren kişi olarak açıklanır. Latincesi ministre dir. Avrupa dillerine de aynı şekilde geçmiştir. Orta Çağ da papazların, yardımcılarına ministre deniyordur. Onlar din hizmeti adı altındaki işlere bakıyordu. Protestan kilisesinde ise papazın bizatihi kendisine ministre (bakan) deniyordu. Yürütme erkini ifade eden kelimenin, Batı kültüründe de benzer şekilde evrildiğini görüyoruz. Bir insan, onurlu ve özgür bir şekilde yaşamak varken, neden yönetilmek istesin ki! Daha önce de dikkat çektiğimiz gibi; hem felsefi, hem de ahlaki olarak, bir devletin varlık sebebi yönetmek/hükmetmek değil, hizmet etmektir. O

58 yüzden incelediğimiz metinlerin hükümetler, hükümdarlar veya krallar fikrini reddetmesinin temelinde, evrensel bir etik değerler mekanizmasının işlediğini analiz edebiliriz. Peki içinde yaşadığımız küresel kölelik sisteminin alternatifi olabilecek sistem nedir? Bunun alternatifini ortaya koymadan önce, sistemin, hepimizi nasıl köleleştirdiğine bir bakalım

59 KÖLE NASIL YARATILIR? (İlüstrasyon: Mustafa Aktürk) Modernizmin en büyük başarılarından biri, kölelerin boynundaki zincirleri görünmez kılması ve kendilerini özgür sanmalarını sağlamasıdır

60 Dünya üzerindeki milyonlarca canlı türü arasında, üretim yapmadan, hayatta kalamayacak tek tür insandır. En ilkel şekilde yaşayan avcı bir toplum bile avlanmak için mızrak veya soğuktan korunmak için kıyafet gibi ürünleri üretmek zorundadır. Bu yüzden insanın olduğu her yerde ekonomi de vardır. İnsan zihnini köleleştiren siyasi ideolojiler, ekonomi modelleri üzerinden kurgulanır. Örneğin; Kapitalizm de üretim, sermaye (kapital) üzerinden kurgulanır. Bu durumda sermayeyi elinde bulunduranlar (bankerler) efendilerdir; diğerleri de köleler olur. Komünizmde ise üretim komün (kapalı toplum, yani üretim veya tüketim için bir araya toplanmış kişiler) üzerine kurgulanır. Bu durumda o toplumu organize edenler (bürokratik elitler) efendilerdir; geri kalanı da köleler olur. Köleler fabrikalarda veya işçi kamplarında çalışmak

61 zorundadır. Mal edinme, yani özel mülkiyet 39 hakları bile yoktur. Feodalizmde, üretim araziler ve hayvancılık üzerine kurgulanır. Bu durumda arazi ve hayvan sahibi aşiret reisleri efendilerdir; diğer köylüler ise onların tarlalarında çalışan köleler olur. Örnekler çoğaltılabilir fakat bütün bu örneklerdeki ortak nokta, gücün temerküz etmesi, yani belli merkezlerde toplanmasıdır. Güç ne kadar çok tekelleşirse, kölelik sistemi o kadar baskıcı ve şiddetli olur. Gücün en belirgin şekilde karşımıza çıkışını, devletin aşırı yetkileri olarak görüyoruz. Tarih bize bunu defalarca kez ispatlamıştır. Kralınız ne kadar yetki sahibiyse, o kadar diktatör olur ve siz de o kadar çok köle olursunuz. 39 Daha önce mülk kavramının Kuran daki kullanımıyla ilgili örnekler vermiştik. M-l-k kökünden gelen mülk kelimesini ayetlerde devlet anlamında kullanılır; fakat milk olarak okunursa mal anlamındadır. Türkçe ye her ikisi de (mal ve devlet) mülk olarak geçmiştir. Ama Arapçada mülk ve milk ayrıdır.

62 Krallar ve hükümetleri, kölelik hizmetini genelde vergi olarak alırlar. Efendilerinize ödediğiniz para, sizin emeğinizi ve zamanınızı, yani özgürlüğünüzü temsil eder. Çünkü o parayı kazanmak için bunları zaten harcamışsınızdır. Devlete zorunlu vergi vermek sizi devletin kölesi yapar. Burada vergi almayan bir devlet, nasıl işleyecek? sorusu akla gelebilir ama bu konuya birazdan değineceğiz; şimdilik, vergisiz devlet modellerinin, şu anda bile dünyada bazı örnekleri olduğunu ve hatta bu örneklerin, dünyanın en zengin ülkelerinden birkaçı olduğunu söyleyelim ve kaldığımız yerden devam edelim. Günümüz dünyasında tarihin en ağır kölelik sitemi yaşanıyor. Üstelik insanların neredeyse tamamı köle olduğunun bile farkında değil. Mevcut küresel para sistemi, toplumları, aynı anda hem devletlerin hem de bankaların kölesi yapıyor. Bankalarla hiçbir ilişkisi olmayan bir kişi

63 bile farkında olmadan bankerlerin kölesi oluyor. Nasıl mı? Görünmez Zincirler: Sürekli hayatımızın içinde olan para, aslında para değildir. Sadece biz öyle sanıyoruz yılından beri Dünya da para kullanılmıyor. 40 Onun yerine fiat para sistemi denilen, -halbuki parayla hiçbir ilgisi olmayan- değersiz kağıt parçalarının dolaşımda olduğu bir düzene geçildi. Latince bir kelime olan fiat, olsun anlamına gelir. Birileri para olsun der ve kağıt parçaları sihirli bir şekilde paraya dönüşür. Yani yılında A.B.D. de, Richard Nixon döneminde alınan bir kararla, fiat para sistemine geçildi. Buna göre, basılan paralar artık altın veya gümüş gibi değer ifade eden madenleri temsil etmeyecek; onun yerine Amerikan Hükümetinin iradesini temsil edecekti. Yani keyfi olarak, istenilen miktarda basılabilecekti. Nixon Shock denilen bu olay, bütün dünya piyasalarını etkiledi ve artık günümüzde dünyanın tamamında kullanılan para, hükümetlerin iradesine dayalı kağıt parçaları oldu. Ama küresel para sisteminin yozlaşması daha eskilere dayanıyordu. Bu konuya da değineceğiz.

64 anlayacağınız, bütün sistem bir illüzyondan ibarettir. Gerçekte, ortada para yoktur. Buna Türkçede itibarî para sistemi denir. İradeye dayalı olan bu para sisteminde, cebinizdeki kağıt parçaları manipüle edilmeye müsaittir ve edilir. Yani değeri sürekli dalgalanır. Böylece siz farkında bile olmadan, varlıklarınız elinizden akıp gider. Para, gerçekte harika bir buluştur. İnsan hayatına çok şey katar. Onunla, sattığınız varlıklarınızın değerini depolayabilirsiniz. Mesela, ürettiğiniz 100 kilo sütü cebinizde taşıyamazsınız veya ileride kullanmak için 1 yıl bekletemezsiniz ama onu paraya çevirip istediğiniz zamana kadar cebinizde taşıyabilirsiniz. Ama parayla sadece varlıklarınızı değil, harcadığınız zamanın ve emeğin değerini de depolayabilirsiniz. Yani para, özgürlüğünüzü cebinizde taşımanızı sağlayan bir araçtır. Bu bakımdan para, özgürlüğünüzün depolandığı yerdir. Onu sizden zorla (vergi olarak) veya

65 sistemsel aldatmacalarla (kur dalgalanmaları, enflasyon, faiz, vs.) elinizden alan kişiler, sizden özgürlüğünüzü almış olur. Böylece hükümetler ve küresel finans elitleri, sizin efendiniz, siz de onların kölesi olursunuz. Sürekli çalışırsınız fakat hak ettiğiniz birikimi asla yapamazsınız. Kazandıklarınız belki sadece hayatta kalmanız için yeterlidir. Belki bir eviniz bile yoktur. Bütün kazandığınız, özgürlüğünüz, görünmez kanallardan akıp gider. Fakat siz sistemin kölesi olduğunuzun farkında bile olmazsınız. Uykuda kalmanız için sistem size hep umut vaat eder, sizi oyalayacak basit eğlenceler sunar. Bu öyle bir sistemdir ki insanları, sadece görünür veya gizli efendilerinin kölesi yapmakla kalmaz; sistemin varlığını sürdürmesi için çalışan gönüllü birer nefer yapar. Çirkini güzel, güzeli çirkin gösterir. Sisteme, tabulara, beyin uyuşturan ideoloji ve inançlara karşı gelenleri, hain ilan edip taşlaması için motive eder. Beyni uyuşmuş köleler, açlıktan ağızları bile koksa, kendilerinden

66 gasp ettikleriyle saltanat süren diktatörlerini alkışlarlar. Onlar, itaat etmeyi reddeden özgür zihinlere karşı kıskanç ve tahammülsüzdür. Onların da kendileri gibi köle kalmasını isterler. Sistemin kurgulayıcıları bunu iyi bildikleri için, bu psikolojik mekanizmaları kullanırlar. Küresel kölelik sistemine karşı bir alternatif kurgulamak için, önce mevcut sistemin mekanizmalarının nasıl işlediğini bilmek, yani onu tanımak gerekir. Öyleyse gelin tanıyalım *** Dünyadaki yıllık toplam mal ve hizmet üretiminin, yani reel üretimin değeri 60 trilyon dolar iken, menkul kıymetler olarak işlem gören kağıtların toplam değeri yaklaşık 1.2 katrilyon dolar. 41 Yani gerçek üretimin değerinin 20 katı. Öyleyse aradaki 800 trilyon dolarlık fark -ki bu bir balondur ve sonunda patlayacaktır- nereden 41 AOL Media, Peter Cohan imzalı makale, 9 Haziran 2010

67 gelmişti? Ve kimler tarafından kontrol ediliyordu? Bu örnek bile tek başına, küresel finans sisteminde bir şeylerin, korkunç bir şekilde yanlış olduğunun net göstergesidir. Şimdi konuyu sıfırdan ele alalım *** Paranın icadından önce takas yapılıyordu. Ama bu zor bir yöntemdi. Çünkü takasta her iki tarafın da bir diğerinin malını talep etmesi gerekiyordu. Diyelim ki: A kişisinin koyunu var ve eşekle takas etmek istiyor. B Kişisinin buğdayı var ve koyunla takas etmek istiyor. C kişisinin eşeği var ve buğdayla takas etmek istiyor. Bu durumda, bunlar arasından herhangi ikisi, bir araya gelerek asla takas yapamazlar çünkü birisi

68 diğerinin malını istiyor ama diğeri onun malını istemiyor. Ancak üçü tesadüfen bir araya gelirse ve üçlü bir anlaşma yaparlarsa mallar el değiştirebilir. Ayrıca her zaman, takas edilecek malların değeri eşit olmuyordu ve para üstü vermek gibi bir şansları da yoktu. Bunun için altın ve gümüş parçaları tarihin birçok döneminde ticarette kullanıldı. Çünkü bunların kıymetli maden olarak takı gibi kullanımları olduğu için değerleri vardı. Takas için bir ara birim görevi görüyordu. Ama yine de altın ve gümüş parçaları tam anlamıyla para değildi. Çünkü bu parçaların standart bir ağırlığı yoktu. Kayıtlı tarihin bize söylediğine göre, M.Ö. 7. Yüzyılda, Lidyalılar parayı icat etti. Altın ve gümüş parçalarını bir araya getirip erittiler ve kalıplardan geçirerek standart bir hale getirdiler. Altın ve gümüş artık paraya dönüşmüştü. Ve ticarete ivme kazandırdı.

69 (Lidyalıların bastığı ilk paralardan örnekler) 1913 yılına gelindiğinde Amerikan Merkez Bankası olarak bildiğimiz FED kuruldu ve şu an kullandığımız fiat para sisteminin tohumları ekilmeye başlandı. O yıla kadar ABD de gelir vergisi diye bir şey yoktu. FED in kuruluşuyla birlikte gelir vergisi yasası çıkarıldı ve bankalarla hükümetlerin,

70 köleler üzerindeki gizli ve dolaylı ortaklığı kurulmaya başlandı. FED in kuruluşundan önce Amerikan doları altını temsil ediyordu. Yani dolar, bir altın çekiydi. FED in kuruluşundan sonra, bu yeni para sisteminin ilk zamanlarında, basılan paranın, hazinenin elindeki altına oranı %100 olması gerekirken, altın oranı yasayla %40 a düşürüldü. Yani hazinede 100 birim altın varsa, sanki 160 birim altın varmış gibi dolar basılabiliyordu. İlerleyen süreçte bu oran sıfıra indirilecek ve FED çılgınca para basacaktı. Böylece yaratılan enflasyonla, halkın eriyen alım gücü, sihirli bir şekilde, sistemi kurgulayanların eline geçecekti yılında ABD nin New Hampshire eyaletinde, kölelik tarihinin en önemli olaylarından biri yaşandı. II Dünya Savaşı müttefiki olan 44 ülkenin temsilcilerinin katılımıyla bir toplantı yapıldı ve Bretten Woods Anlaşması denilen bir metin imzalandı. Buna göre; bütün katılımcı ülkelerin döviz rezerv birimi dolar olacaktı.

71 Doların kuru da 1 ons (31,1 gram) altın = 35 dolar olarak sabit kabul edilecekti. Böylece ABD, dünyaya dolaylı yoldan dolar ihraç etmeye başladı. Dünya ülkeleri, hazinelerindeki dövizlerini dolar olarak stokluyorlardı. Yani %40 oranda altına dayalı, %60 oranda ABD nin iradesine dayalı olarak basılan bir para birimini. (Bretten Woods anlaşmasının yapıldığı salon) 1971 de ise ABD başkanı Richard Nixon idaresinde, doların altınla bağı tamamen koparıldı. Artık dolar %100 oranında ABD nin

72 iradesine dayalı basılan bir kağıt oldu. Bretten Woods anlaşması feshedildi ama sistem fiili olarak uygulanmaya devam etti. Bugün hala neredeyse bütün dünya ülkeleri, döviz rezervlerini dolar olarak tutuyor. Ve bütün ülkeler ABD gibi fiat para basıyor. Ekonomileri daraldıkça piyasaya, krediyle borçlandırma yoluyla para sürüyorlar. Böylece enflasyon denilen durum ortaya çıkıyor ve halkların ellindeki para eriyip gidiyor. Örneğin; bir ekonomide, dolaşımda 20 lira varsa ve o ekonomin toplam varlığı 10 kilo buğdaysa, buğdayın kilosu 2 liradır. Bu ekonominin üretim kapasitesi artmadığı halde, siz 20 lira daha basıp piyasaya sürerseniz buğdayın kilosu 4 lira olur. Artık o ekonomide 20+20=40 lira olmasına rağmen, ekonomi büyümemiştir; hala 10 kiloluk buğday değerindedir. Cebinde 2 lirası olan kişinin parası, yarı yarıya düşer; o parayla bir kilo buğday alabiliyorken artık sadece yarım kilo alabilir.

73 Bu yüzden merkez bankaları, ekonomideki üretim artarsa, piyasaları dengelemek için para basar. Ama sadece ekonomi büyüdüğünde değil, bunu piyasaları hareketlendirmek için de yaparlar. Çünkü güvensizlik ortamları oluştuğunda, insanlar para harcamak istemez ve piyasalar durgunlaşır. Fakat üretimin artmadığı halde, piyasaya iradi olarak sürülen fazladan her para, sizin cebininizden görünmez bir el tarafından çalınmış özgürlüğünüzü temsil eder. Ve bu dengesizlik, günümüzde devasa boyutlardadır deki küresel ekonomik kriz, dünyada bütün kralların çıplak olduğunu gösteren bir örnekti. ABD de FED in pervasızca piyasaya dağıttığı krediler, -ki bunların çoğunu mortgage kredileri oluşturuyordu- borç kağıtları olarak dünya borsalarında satılıyordu. Yanlış okumadınız: borç satılıyordu. Dünya piyasalarında bu kağıtlar, üzerlerine kar koyularak elden ele geziyordu. Zaten olmayan bir paranın alacağını

74 temsil eden kağıtların sözde değeri daha şişmişti. Ve devasa bir balon oluştu. Bu kağıtlara harcanan paranın geri dönmeyeceği anlaşılınca, işler çoktan çığırından çıkmıştı ve balon patladı. Durumu kurtaralım derken daha fazla para bastılar. ABD, o güne kadar, tarihi boyunca bastığı paranın (800 trilyon doların) beş katı fazla parayı (4 katrilyon dolar) 2008 krizinden sonra birkaç yıl içinde bastı. Ama bu, aslında hiçbir şeyi düzeltmedi; yaptıkları şey, patlayan balona, çaktırmadan yama yapıp, içine daha fazla üflemek oldu. Ve şu an hala karşılıksız para basmaya devam ediyor. Üstelik bu işi diğer büyük ekonomiler de yapıyor. Evrende hiçbir şey yoktan var olmaz veya vardan yok olmaz; dönüşür, bir yerden diğer bir yere geçer. Bu ekonomilerde de böyledir. Ekonomik krizler, hiper enflasyon, kur hareketleri, vs. yüzünden kaybettiğiniz paranız/özgürlüğünüz başkalarının eline geçer. 2 liranız olduğu halde, 10 kilo buğdayın 1 kilosu sizinken, önce yarım

75 kilo, sonra 100 gram, en sonunda 1 gram sizindir. Dünyadaki para sisteminde şu an yaşanan budur. FED işleyişi bugün dünyadaki herkesin hayatını yakından ilgilendiriyor. O yüzden bu mekanizmayı anlamamız gerek. Bu kuruluş, Amerikan devletine ait olmayan özel bir kuruluştur. Para basması için devlet FED e tahvil verir. Tahvil ve bono devletlerin borçlanma kağıtlarıdır. FED de bunun karşılığında tahvil miktarı kadar para basar ve dolaşıma sokar. Bunun yolu halka faizle verilen kredilerden geçer. İnsanların sırtına faizli borç yükü olarak binen hayali para, gerçeğe dönüşür. Çünkü artık bankaya ve dolaylı yoldan devlete çalışan ve değer üreten köleler vardır. Devlet ve banka, elinde gerçek para varmış gibi yaparak çalıştırdığı kölelerden beslenir. Yaptıkları iş sadece onların çalışmalarını kurnazca organize etmekten ibarettir. FED in faiz artırımı yüzünden, doların değerinin arttığını çoğu kişi televizyonda duymuştur.

76 Sebebini merak ettiniz mi hiç? Aslında dolar artmaz, sizin paranızın değeri çalınır. Şöyle izah edelim: Devletler, tasarruflarının bir kısmını bono olarak hazinelerinde saklarlar. Bonoların, devletlerin borçlanma senetleri olduğunu söylemiştik. Diyelim ki bir ülkenin hazinesinde 1 milyar dolarlık bono var. Yani ABD ona bir sene sonra bu parayı ödemeyi taahhüt ediyor. O esnada ABD deki faiz oranı %2. FED faizi %3 e çıkarırsa, bu sefer piyasaya sürdüğü yeni bonolar daha değerli görülecek (ama aslında değeri değişmeyecek çünkü hala aynı para birimini temsil eden bonolardır) ve eski bono kağıtlarının piyasa değeri düşecek. Böylece %2 lik faiz döneminde, 1 milyar dolar bonoyu hazinesine koyan ülke, kayba uğrayacak. Bu sefer kendi birikimin değeri düşecek ve kendi para birimi, dolar karşısında erimiş olacak. FED in faiz artırımında, dolar kurunun artmasının sebebi budur. Aslında dolar artmaz, sizin paranızın

77 değeri düşer; daha doğrusu, bir yerden başka bir yere gider. İşte sistem bunun gibi akıl dışı mekanizmalarla işler. Fiat para sistemi, kölelerin boynundaki görünmez zincirlerdir. Bağlı oldukları zinciri göremeyenler, kendilerini serbest sanır. Bağlı olduğunuz zincir ne kadar uzunsa, ancak o kadar uzağa gidebilirsiniz. Diğer bir değişle ne kadar paranız varsa o kadar özgür olursunuz. Son yüzyılda, tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir canavara dönüşen ve dünya halklarını esir alan, küresel gölgeler krallığının işleyiş mekanizmasından bahsettik. Kölelik sistemi binlerce yıldır, devam ediyor ama daha önce hiç bu seferki kadar büyük olmamıştı. Onun bu büyüklüğü, aynı zamanda en zayıf noktası. Açgözlülüğü onu o kadar şişirdi ki, patlama noktasına getirdi. Artık gereken şey, sadece kralların çıplak olduğunu kitlelerin görmesi...

78 Az önce bahsettiğimiz finans balonu yakın bir zamanda, belki birkaç yıl içinde patlayacak ve dünya, insanlık tarihinin hiç görmediği kadar büyük bir ekonomik çöküş yaşayacak. Fiat para sistemini tarihte deneyen bütün ekonomiler, kaçınılmaz bir şekilde hiper enflasyon yaşayarak çökmüştür. 11. Yüzyılda, Çin de Yuan hanedanlığında; 12. Yüzyılda, İngiltere de; 18. Yüzyıllarda, Fransa da Bugünkü sistem de miadını doldurdu ve hiper enflasyona doğru koşar adım ilerliyor. Nitekim hiçbir hükümet, sonsuza dek karşılıksız para basamaz çünkü çalışan insanların alım gücü veya kölelik derecesi, kritik sınırın, yani hayatta kalma sınırının altına düştüğü zaman sistem, kaçınılmaz olarak çöker; kaos meydana gelir. Sıradaki çöküş muhtemelen iki aşamalı olacak. Küresel bir bono krizi yaşanacak ve ardından devletler çok daha fazla para basmak zorunda kalacak. Sonra kısa bir dönem her şey düzeldi

79 zannedilirken nihai yıkım hiper enflasyonla gelecek. Daha önceki fiat deneylerinin hepsi, yereldi. Şimdiki ise dünya çapında ve özellikle doların ortak döviz rezerv birimi olması yüzünden, çarkları iç içe geçmiş küresel bir sistem. Üstelik üflenen balon akıl almaz bir şekilde şişirildi. Patladığı zaman, bütün dünya büyük bir buhran yaşayacak. Mike Moloney ve Erkan Öz gibi dünya çapında ekonomi uzmanları, bu krizin nasıl ve ne boyutta gerçekleşeceğini, artık geri dönüşün olmadığını, kitaplarında rakamlar ve formüller vererek ispatlıyorlar. Mevcut ekonomi modeli çöktüğünde, dünyada yeni bir model uygulanmaya başlayacak. Ve bu, büyük ihtimalle enformasyonizm olacak. Yani artık üretim, sermaye (kapital) üzerine değil, bilgi (enformasyon) üzerine kurgulanacak. Teknoloji çağında, bilgi teknolojilerini yönetenler, üretimi organize edecek.

80 Küresel krizin patladığı o gün gelip, bütün kralların çırılçıplak olduğu görüldüğünde, dünya köleleri için bir özgürlük şansı doğacak. Eğer bu şansı kullanamazlarsa, bu sefer yeni efendiler bilgiyi elinde bulunduranlar olacak. Diğerleri de muhtemelen çiplenmiş köleler Kölelik Çarkının Dişleri Köle yaratmanın en etkili yolunun, insanları borçlandırmak olduğundan bahsetmiştik. Borcun sürekli olmasını sağlamak için bankalar bunu faiz adı altında uygular, devletler ise çeşitli vergiler adı altında sürdürür. Hem Yahudiler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar için faiz yasaklı bir kavramdır. Kuran da faiz diye tercüme edilen kelime riba dır ve aslında sadece faizi değil, her türlü haksız alacağı kapsayan bir terimdir. Tarihte, fiat para sisteminin olmadığı

81 dönemlerde insanlar faizli borçlarla köleleştiriliyordu. Hz. İsa nın yaşadığı dönemde, Kudüs teki Süleyman Mabedinin avlusunda, faizle borç veren din adamlarının tezgâhları vardı. İncil de anlatılan bir hikayeye göre 42 İsa, Kudüs e girdiğinde ilk işi, Mabed e gidip, oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu. Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa yı yok etmek için yollar aramaya başladılar. Tıpkı Kureyş müşriklerinin, faizin yasak olduğunu söyleyerek kölelik sistemine çomak sokan Hz. Muhammed i öldürmek istemeleri gibi. Tezgâh ile bank aynı anlamdadır. Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır. Yunancada bankaya trapeza derler. Çünkü trapeza, tezgâh anlamına gelir. Türkçede de bazen banko olarak kullanılan bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir. Hz. İsa, 42 Markos, 11:15

82 faizle insanları köleleştirenlerin simsarların tezgâhlarını veya diğer bir deyişle bankalarını devirirken, bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı bir tavır olarak yapıyordu. Faiz, kölelik sisteminin çarklarındaki dişlilerdir. Kuran da ise riba ifadesiyle karşımıza çıkan bu kavram, faizinden başka, finans piyasalarında türev ürünler olarak işlem gören ve halkın zenginliğini (özgürlüğünü) finansçılara dolaylı yoldan aktaran bono, tahvil ve kredi alacaklarının satışından elde edilen gelirleri de kapsıyordu. Çünkü havadan gelen haksız para manasındaydı. Distopya: Derin Uyku İnsan, doğası gereği, açgözlü ve hükmetmeye meraklı bir yaratıktır. Kuran da, Adem in Cennet ten kovuluşunda bile, Şeytan ın ona devlet başkanlığı vaat ettiği anlatılır:

83 Böylece şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve ebedi bir mülkü göstereyim mi? (Taha, 120) Mülkün Kuran da devlet anlamında kullanıldığını görmüştük. Burada ağaç ifadesi de dikkat çekicidir. Arapça metinde ağaç için kullanılan şecera kelimesi, belki saltanat edilecek bir nesle de gönderme yapıyor olabilir. Şecera kelimesinin bir diğer anlamı da soy veya nesil dir. Ayrıca sembolojide ağaç, devleti temsil eder. Bu düşünceyi destekleyen diğer bir ayet ise şöyledir: (Şeytan) dedi ki: Rabbiniz sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedi kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti. (Araf, 20) Bu ayette dikkat çekici olan, melek kelimesidir. Arapçada melik ve melek kelimelerinin yazılışı aynıdır. E veya i harfi farkı, hareke

84 denilen işaretlerle belirtilir. Kuran ın orijinal metninde hareke yoktur. Okumayı kolaylaştırsın diye Kuran nüshalarına sonradan eklenmiştir. Araplar, yazıda hareke kullanmaz çünkü dili bildikleri için hangi kelimenin, hangi sesli harfle okunacağını bilirler. Harekeler, Arap olmayanlar için tasarlanmış bir sistemdir. Bu bakımdan Şeytan ın insana devlet vaat etmesini ve mlk kelimesini bir araya getirince, bağlam içinde ilginç bir durum ortaya çıkar. Burada ifade edilen melik değil, melek bile olsa, net olan şudur ki; Taha 120. Ayete göre, Şeytan Adam e mülk, yani devlet vaat etmiştir. İnsan, Şeytan ın bu teklifine aldanınca, ceza olarak, Tanrı nın krallığından kovulmuştur. İnsanın hükümdarlık arzusu, kendini her yerde gösterir. Yöneticiler, her zaman yönettikleri kitle üzerinde mümkün olduğunca tahakküm sahibi olmak ister. Güçleri ne kadar yetiyorsa, tahakkümlerini o kadar uygularlar. Teknolojinin, bilimkurgu filmlerini aratmayacak bir hızla

85 ilerlediğini düşünürsek, bilgi çağında, tahakküm araçlarının ne kadar etkili hale geleceğini tahmin edebiliriz. Acaba George Orwell in 1984 romanında resmettiği türden bir distopyaya doğru mu gidiyoruz, yoksa zaten o kâbus ortamının içinde mi yaşıyoruz? (George Orwell in 1984 romanında resmedilen bir sahne) 1944 yılında, Bretten Woods da, 1 ons (31,1 gram) altının 35 dolar olarak belirlendiğinden bahsetmiştik. Bugün ise (Mart 2017), 1 ons altının fiyatı 1235 dolar. Görüldüğü üzere dolardaki değer kaybı 35 kat. Bu durum sadece Amerikalıları değil, kendi para birimlerinin

86 değeri, dolar kuruna göre belirlenen tüm dünya ülkelerini ilgilendiriyor. Özetle bu durum dünya insanlarının II. Dünya Savaşından beri 35 kat daha fakirleştiği veya köleleştiği anlamına gelir. Şimdi şok edici iki örnek vermek istiyorum. Meşhur ekonomi uzmanı Mike Maloney in Hidden Secrets of Money belgeselini seyrederken hayretle dinlemiştim. Maloney, oto yedek parça mağazasında çalışan babasının, 1960 yılındaki maaş bordrosunu gösteriyordu. Buna göre, o tarihte gelirleri 8300 dolar civarındaydı. Aynı tarihlerde, yaşadıkları Oregon şehrinde, ortalama bir ev fiyatının ise 7600 dolar civarında olduğunu, eski ilanlardan gösteriyordu. Yani 1960 larda, çalışan bir Amerikalı, 1 aylık geliriyle, ortalama bir ev alabiliyordu. Ben de kendi yaşadığım ülkede, o tarihlerde, durum nasıldı diye merak edip araştırdım. Ve Eğitimsen in (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) 2002 yılında yaptığı bir araştırmaya dayanan şu bilgiye ulaştım:

87 1965 yılında, bir öğretmen, maaşıyla 28 adet Cumhuriyet altını alabiliyormuş 43. Bugün, yani Mart 2017 itibariyle, bir öğretmen, aylık maaşıyla (3100 tl) sadece 3 tane Cumhuriyet altını alabiliyor. Yani eğer 1965 ten beri, Türk Lirası hiç değer kaybetmeseydi, ortalama bir çalışan, sadece 6-7 aylık maaşıyla, 160-190 bin tl lik, başını sokabilecek bir ev alabilecekti. Bu örnek, Maloney in verdiği örneğin, sağlaması gibiydi. O yıllarda Amerika nın Türkiye den belki 10 kat daha zengin olduğunu da düşünürsek, bir 43 Eğitimsen, Anketlerle Eğitim, 2002. Yayınlanan araştırmaya göre, öğretmen maaşları 1923 yılından itibaren incelenmiştir. Rapordan anlaşıldığına göre, 1923 te, yani Türkiye nin yıkıcı bir dünya savaşından yeni çıktığı yoksulluklarla dolu kuruluş yıllarında bile bir öğretmen (diğer bir deyişle, ortalama bir çalışan), aylık maaşıyla 20 adet Cumhuriyet altını alabilmekteydi. Bugünse sadece 3 adet alabilmektedir. İlgili raporda, yıllara göre verilen rakamlar şöyledir: 1923: 20 adet, 1946: 12 adet (II. Dünya savaşı sonrası), 1960: 18.5 adet, 1965: 28.6 adet, 1975: 9.2 adet (dikkat edilirse 1971 deki Nixon Shock tan sonra ani bir düşüş başlıyor), 1980: 1.5 adet (Türkiye de darbe olduğu yıl), 1993: 5.9 adet, 1994: 5.4 adet, 1995: 5.1 adet, 1996: 5.1 adet, 1997: 5.2 adet, 1998: 7 adet, 1999: 6.7 adet, 2000: 6.5 adet, 2001: 3.5 adet (Türkiye de ekonomik kriz yaşandığı yıl), 2002: 4.5 adet. Bugünse (Mayıs 2017 itibariyle) sadece 3 adet.

88 Amerikalının, aylık maaşıyla bir ev alabilmesine şaşırmayız. Kölelik şartlarının, zaman içerisinde ne kadar kötüleştiğini görüyoruz. Her insan bir ev sahibi olmayı hak eder. Günümüzde bu, imkânsız gibi birşeydir. Köleliğin olmadığı bir sistemde ise bu çok kolaydır. Çünkü o sistemde kazandığınız değer çok daha yüksek olur. Eğer kölelik sistemi yüzünden evsiz olduğunuz için kira ödemek zorundaysanız, ödediğiniz kira bile sizi sisteme daha fazla köle yapar. Aşağıdaki grafikte, son yüzyıl içerisinde, dünya halklarının, varlıklarını ve özgürlüklerini kaybetme hızını somut olarak görebiliriz:

89 Ama burada vurgulamak gereken şudur ki, zengin bir köle olmak bile kötüdür. Mesele, zenginlik/fakirlik meselesi değildir; kölelik/özgürlük meselesidir. Çünkü ne kadar zengin bir köle olursanız olun, işin doğası gereği mutlaka şartlarınız kötüleşecektir. Çünkü efendiler, hep daha fazla sömürme

90 eğilimindedir. Bu durum insanın yapısından kaynaklanır. Sömürünün artırılması süreci hep zamana yayılır. Çünkü şok etkisinin, sisteme zarar vereceği bilinir. Burada kurbağa deneyi akla gelir: Bir kurbağayı, kaynar suyun içine attığınız zaman, kurbağa hemen sıçrayıp oradan kaçar. Ama onu tencerenin içine koyup, suyu yavaş yavaş kaynatırsanız, kurbağa hareketsiz kalır ve sonunda haşlanır. Kölelere yapılan da budur. Tarihi süreç içerisinde şartların nereden nereye geldiğine kısaca göz attık. Bundan 50 yıl önceki şartlarda yaşadığınızı ve birden bire, asgari ücretin 1777 tl olduğu (üstelik ondan da vergi kesildiği için 1400 tl ye düştüğü) günümüz şartlarına geldiğinizi bir düşünsenize. Herhalde çok büyük halk ayaklanması olurdu ve hiçbir şekilde, insanlar bu şartlara razı edilip, sakinleştirilemezdi. Şu anda dünya kölelerinin durumu, tencerenin içinde suyu ısıtılan kurbağanınki gibidir. Öyle ki

91 su kaynamak üzere ve kimse farkında değil. Bu, derin bir ölüm uykusunu akla getiriyor. Tarihin en büyük ekonomik krizi yaklaşıyor ve insanlar birikimlerini kaybetmek üzere. Bu felaketi izleyecek süreç, çok sancılı geçecek. Fakat o zaman insan krallar/efendiler reddedilerek, yeni ve adil bir dünya devleti kurulabilirse, her şey çok daha güzel olabilir. Vergisiz Devlet: Vergi, devletlerin vatandaşlarından zorla aldığı haraçtır. Bazı ülkelerde vergi ödememek, hapse atılma sebebidir. Diğerlerinde ise zorla tahsil edilir. Örneğin ABD de gelir vergisini ödemeyenler hapse atılıyor. Ama orada FED in kurulduğu 1913 yılından önce, gelir vergisi diye bir şey yoktu. O tarihten sonra %1-7 arası gelir vergisi uygulanmaya başlandı. Bugün ise bu oran %39 a kadar yükseldi.

92 Bugün dünyada 11 ülke, halkından gelir vergisi almıyor. Ve bunlar, dünyanın en zengin ülkeleri arasında: Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Bermuda, Bahama Adaları, Cayman Adaları, Monaco, Hong Kong. 44 Bu ülkelerde sağlık, sosyal güvenlik hizmetlerine karşılık vergiler uygulanıyor. Fakat Cayman adalarında sosyal güvenlik vergileri bile yok. Sadece ithalatçılara vergi uyguluyorlar. Peki bunu nasıl yapıyorlar? Burada devlet işletmeleri devreye giriyor. Bu ülkelerin petrol, doğal gaz ve turizm gelirleri yüksek Bir devletin, vatandaşına verdiği bazı kamu hizmetlerinin (sağlık sigortası, emeklilik, ulaşım, vs.) karşılığında bir ücret alması anlaşılabilir. Fakat bunu yaparken, serbest piyasa ekonomisinin koşullarını vatandaşına uygulayamaz. Yani istediği gibi yüksek fiyattan, 44 11 countries that don't have income tax, 19 May 2016, The Telegraph

93 bu hizmetleri satamaz. Ve hiçbir mal veya hizmeti zorla kimseye satma hakkına da sahip değildir. Ayrıca bir devlet hiçbir sektörü kendi tekelinde tutamaz, özel sektörün önünü kesemez. Devletin tekelinde olabilecek alanlar sadece, kuvvetler ayrılığı ilkesi dâhilinde; yasama, yürütme ve yargıdır. Artı bir kuvvet olarak, medya ise devletten bağımsızdır; medya kurumları özel sektörde olmalıdır. Eğer dünyanın bütün halkları anlaşır ve başında kral olmayan ortak bir devlet kurarlarsa, dünyanın doğal kaynakları, bu devletin işletme maliyetini ve toplumların refahını, rahatlıkla karşılayabilecek düzeydedir. Ancak aynı zamanda vatandaşlar, isterlerse devlete sunak sunabilirler. Fakat bu durum tamamen gönüllülük esasına dayanır. Devletin esas görevi adaleti sağlamaktır. Ana devlete bağlı çalışan yerel mülki kurumlar, adalet hizmeti konusunda dünya devletine bağlı çalışır. Fakat kurumların yürütmesine dair yönetmelik ve

94 tüzükleri, kendi bölgesel şartlarına göre, toplumsal mütabakatla düzenler. Ayrıca bu yerel kurumlar eğitim ve belediye hizmetleri sağlar. Bu hizmetlerin maliyeti asgari düzeyde devlet gelirlerinden tedarik edilir. Bunun üstünde harcama yapmak ve daha fazla gelişmek isteyen beldeler, kendi yerel kamu işletmelerini kurabilirler. Ayrıca ekstra hizmetler için maliyetler, o belde halkının adadığı sunaklar, -ki bunlar altın, gümüş, gıda malzemesi, vs. dir- ile sağlanır. Bir belde halkı ne kadar birlik ve ilericilik anlayışına sahipse, o kadar gelişir. Yerel idarelerde, karar alma mekanizmaları seçim ve halk oylamaları ile yürütülür. Bir beldedeki yasama ve yürütmeyi temsil eden kurumların idarecileri, oranın halkı tarafından seçilir. Sonuç olarak maliyetler, devlet işletmelerinden, gönüllü olarak verilmiş sunaklardan ve birazdan açıklayacağımız güzel karat sisteminden sağlanır.

95 Eski Ahit te, Yeni Ahit te ve Kuran da değinilen, Tanrı nın evine verilen sunaklar meselesi bu bağlamda dikkat çekicidir. Tanrı nın evi tüm ulusların temsil edildiği bir meclisi ifade eder ve sunaklar insanlar içindir. Ticari Devlet işletmelerinin bir model olarak karşımıza çıkışı ise, bir peygamber olan Hz. Yusuf un, idareciliğini yaptığı silo işletmelerinin anlatıldığı kıssalardadır. Hz. Yusuf un hikayesi hem Eski Ahit te hem de Kuran da anlatılır. Bu işletmeler, devlet için gelir sağladığı gibi, maddi gücü olmayan ihtiyaç sahiplerinin, asgari düzeyde beslenme ihtiyacını da karşılamak konusunda, devlet tarafından kullanılır. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, peygamberlerin kitapları, ideal devlet uygulamalarına dair birçok kodlar içerir. Hatta pek çok farklı konudaki uygulamalara dair metotların, bu metinlerde karşılığının olması şaşırtıcı değildir.

96 Fakat ideal devletin en büyük geliri Güzel Karat diye isimlendirebileceğimiz bir sistemden gelecektir. Hz. Yakub un (İsrail in) 45 12 oğlu vardı. Hz. İsa nın 12 havarisi vardı. İslam kültüründe ise bunun yansıması Hz. Muhammed den sonra gelen 12 imam inancıdır. Yani bir yüksek nitelik ve karşısında, ondan bir derece daha altta bulunan 12 niteliğe dair sembolik bir anlatım. Farklı kültürlere ait sembolojilerdeki bu rakamsal paralellik hep dikkatimi çekmişti. Dünyadaki gümüş miktarının, altın miktarında 12 kat daha fazla olduğunu öğrendiğim zaman 46, bu merakım daha da şiddetlenmişti. Bu bir tesadüf müydü? Dünyanın güneş etrafında bir turu esnasında, 45 İsrail, Hz. Yakub un, Tevrat ta ve Kuran da anılan lakabıdır. 46 Ekonomi uzmanı Erkan Öz, Büyük Finansal Tufan isimli kitabının 101. Sayfasında, altın ve gümüş oranlarından bahseder. İncelemelerine dayanarak, bu oranın tarih boyunca 12/1 oranında seyrettiğini açıklar. Fakat yozlaşmış fiat para sisteminin işlediği günümüz dünyasında, bu oran manipüle edilerek, gümüş fiyatları çok daha aşağılara çekilmiştir. Günümüzde, bu manipülasyonda sayesinde, küresel finans elitleri, ucuz fiyatlarla devasa miktarlarda gümüş stoku yapmaktadır.

97 ayın dünya etrafında 12 tur atması da bu garip rakamsal paralelliğin içine yer buluyordu. Üstelik tarih boyunca, insanlar, altının değerini gümüşün 12 katı olarak biçmişlerdi. Bu bağlamda Güneş in bir altın paraya, Ay ın ise gümüş paraya benzediğini şaşırarak izliyoruz. 1 Güneş (veya altın) eşittir 12 Ay (veya Gümüş). Örneğin, Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan bir altın sikke, 12 gümüş şekele karşılık geliyordu. Yukarıda verdiğimiz örneklerdeki Hz. Yakup ve Hz. İsa paygamberler, Güneş ile sembolize edilir. Hz. Yusuf un rüyası bile bu sembolizme bir gönderme yapar. Çünkü, 11 kardeşi olan Hz. Yusuf (kendisi ile birlikte toplam 12 kardeştirler), babası Hz. Yakub u rüyasında Güneş olarak görmüştü. İncil e göre Hz. İsa nın 12 havarisinden biri olan Yahuda, arkadaşlarına ihanet etmişti. Tevrat a ve

98 Kuran a göre Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından ihanete uğramıştı 47. Tevrat, İnciller ve Kuran da anlatılan bu hikâyeler, bir arada ele alındığında şöyle bir detay ortaya çıktığını görürüz. Bir tarafta 12 in 1 i dışlanır; diğer tarafta 12 in 1 i, diğerlerini dışlar. Yani sembolik olarak alırsak; bir tarafta artı değerde bir gümüş para, diğer tarafta eski değerde bir gümüş para görürüz. Asıl enteresanlık şimdi geliyor: Bu sistemi bir ekonomi modeline uygulayınca muhteşem bir formülün ortaya çıktığını görürüz. Bu formül, modern ekonomi doktrinlerindeki enflasyon, deflasyon, stagflasyon ve devalüasyon gibi temel problemleri tamamen ortadan kaldırıyor. 47 Hz. Yusuf un abisi Yahuda nın, diğer kardeşlerine Hz. Yusuf u öldürüp kuyuya atmayı teklif ettiği Tevrat ta Tekvin in 37. bölümünde anlatılır. Diğer kardeşler, bu teklifi fazla zalimce buldukları için sonunda onu öldürmeden kuyuya atmakta karar kılarlar. Yani Hz. Yusuf a yapılan ihanetin baş aktörü Yahuda dır. Matta İncil nin 10. Bölümünde ise Hz. İsa ya ihanet ettiği söylenen havarinin ismi de Yahuda dır.

99 Cennet in Hazinesi: Karat Sistemi Altın ve gümüşle temsil edilen bir ekonomi düşünelim. Piyasada kullanılan para, altına ve gümüşe dayalı olsun. Diyelim ki bu para biriminin adı lira olsun ve alışverişte lira kullanılabilsin. Liralar, hazinedeki altın ve gümüş miktarınca, kaydi olarak üretilsin. Yani 1 lira eşittir bir gümüş para, 12 lira eşittir 1 altın para olsun. Ama devlet, altın ve gümüşleri hazinesine ilk kez kaydederken artı 10 da 2 oranında yazsın. Yani mesela hazineye adet 10 gümüş para ve 10 adet altın para kaydedilecekse, bunu 10+2 adet gümüş para (yani 12 lira) ve 10+2 adet altın para (yani 120 lira) şeklinde kaydetsin. Bu devlet vatandaşlarına der ki: Bana 10 gümüş para getirip, borç olarak hazineye emanet eden kişilere 12 liralık hesap açıyorum. Fakat bunun için üç şartım var:

100 Birincisi; bu hesap sadece yatırılan gümüş paralar hazinede kaldığı sürece geçerli olacak. Eğer gümüşlerini geri almak isteyen olursa, sadece verdiği gümüş adedince bunu geri alabilecek. Artı 2 liralık bonustan faydalanamayacak. (Diğer bir deyişle, hesabındaki liranın rakamı kaç ise ondan iki eksiltilerek gümüş paraları geri verilecek çünkü hesap açılırken iki lira fazla kaydedilmişti.) İkincisi; artı iki liralık bonusun kullanılabilir olması için, anapara olan 10 liranın, hesap sahibi vatandaş tarafından piyasada harcanması gerekiyor. Ne zaman harcama tamamlanırsa, o zaman bonus kullanılabilir olur. Üçüncüsü; devletin verdiği iki liralık bunusun bir lirası hesap sahibinin olacak, bir lirası da devletin hesabına kaydedilecek. Bu durumda 10 gümüş para yatıran kişi, hesabındaki limiti dolduracak şekilde 10 tur harcama yaptıktan sonra, yatırdığı gümüş para miktarı kadar kârda olacak ve harcamalarına

101 devam ettikçe sürekli kâra geçecek; aynı zamanda devlet hazinesini de kâra geçirecektir. Karşılıklı kâr etme sürekliliğinin sağlanması için, vatandaşlar sürekli harcama yapma eğiliminde olacaktır. Bir vatandaş, birinci tur harcamayı tamamladıktan sonra, hesabına yatıracağı parayı, çalışarak piyasadan kazandığı liralar olarak yatıracaktır. Çünkü artık liralar, ticaret yapan vatandaşların hesapları arasında dolaşımdadır. Ama bu liralar vatandaşın hesabına, artık gümüş olarak değil, lira olarak kaydedilecektir. Bu yöntemle tedavüldeki lira, devlet hazinesinde rakamsal bir şişme (enflasyon) yaratmayacak, onun yerine, ticaret yapan vatandaşların hesapları arasında dolaşımda olacaktır. 48 İsteyen kişi gümüş yerine altın da yatırabilir. Aynı yöntem altına da uygulanır. Ama kimse için 48 Bu duruma ekonomi biliminde velosite denir. Örneğin 100 liralık bir ekonomi, kendisinden iki kat fazla dolaşım hızına sahip 50 liralık bir ekonomi ile aynı büyüklüktedir.

102 zorunlu tutulmaz. Fakat buna rağmen, herkes kendi isteğiyle bu sisteme dâhil olmayı tercih edecektir. Ve isteyen kişi, istediği miktarda altın/gümüş borç verebilir; bunlar, aynı oranlarla sisteme dâhil edilir. Bu sistemde para birimi, altına ve gümüşe, yani reel bir değere dayalı olduğu için enflasyon 49 olmaz. Sistemin küresel çapta uygulanacağından dolayı, farklı döviz birimleri olmayacak ve böylece devalüasyon 50 problemi otomatikman ortadan kalkacaktır. Sistem kendi dinamikleri sayesinde, vatandaşların sürekli harcama eğiliminde olmasından dolayı slagflasyon 51 riski de ortadan kalkacaktır. Piyasada paranın dolaşım hızı artacağı için istihdam artacak ve böylece deflasyona 52 dayalı işsizlik olmayacaktır. 49 Enflasyon: Bir değere karşılık gelmeyen paranın basılmasından dolayı fiyatlardaki artış. 50 Devalüasyon: Bir para biriminin, diğerleri karşısında değer kaybı. 51 Stagflasyon: Ekonomik durgunluk. 52 Deflasyon: Ekonominin hacminin, dolaşımdaki paradan daha hızlı büyümesi sebebiyle fiyatlardaki düşüş.

103 Gelin bu sistemin bir sağlamasını yapalım ve nasıl çalıştığını görelim: Diyelim ki bu, beş kişilik bir ekonomi olsun. Ve her birinin elinde 10 adet gümüş para olsun Aşağıdaki tabloda sistemin doğru çalıştığının sağlamasını görebiliriz: Yatırılan Gümüş Para Adedi Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 1. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Buna göre hazinedeki gümüş para adedi 50; dolaşımdaki para miktarı 50+5+5 yani 60 liradır.

104 Yatırılan Lira Miktarı Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 2. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Hazinedeki gümüş para adedinde değişiklik yapılmamıştır. Gümüş para miktarına denk gelecek kadar lira yatırılmıştır. Dolaşımdaki para miktarı hâlâ 50+5+5 yani 60 liradır. Yatırılan Lira Miktarı Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 3. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Hazinedeki gümüş para adedinde değişiklik yapılmamıştır. Gümüş para miktarına denk gelecek kadar lira yatırılmıştır. Dolaşımdaki para miktarı hâlâ 50+5+5 yani 60 liradır.

105 Tur sayısı ne kadar artarsa artsın, sistem değişmeyecek ve dolaşımdaki para miktarı aynı kalacaktır. Fakat sadece hazineye, ekstra gümüş para veya altın para getirilirse, bunlar kaydedilecek, aynı prensiple işleyiş devam edecektir. Vatandaşların, bonus liraları biriktiremeyeceği gibi devlet de kendi hesabına geçen bonus liraları biriktiremez, kamu hizmetleri için harcamak zorundadır. Bonus liralar, vatandaşların hesabına nasıl ki koşullu olarak geçiyorsa, devletin hesabına da aynı şekilde koşullu olarak geçer. Aksi takdirde, kaydi para miktarında şişme olur ve sistem çalışmaz. Sonuç olarak, bu sistemde vatandaşlar devlete eksi faizle borç vermiş olur. Yani devlet borç almış, hem de üstüne para kazanmıştır. Ama bunu yaparken vatandaşına da kazandırmıştır. Bunu mümkün kılan şey, bu sistemle ortaya çıkan velosite (paranın dolaşım hızı / ticaretin canlandırılması) eğilimidir. Yani faizin tam tersi uygulanmıştır.

106 Kuran ayetlerinde (Bakara 245 ve Hadid 11) 53, Allah, kullarından borç ister. Bu çok garip görünen bir durumdur. Bu ayetleri okuyan herkes nasıl olur da Tanrı, yarattığı varlıklardan borç ister? diye sorabilir. Ben de bu ayetleri ilk okuduğumda aynı soruyu sormuştum. Ama burada bazı ilginç detaylar vardır: Ayetlerde borç (karad) derken, özellikle güzel (hasene) sıfatı ile belirtilir. Dünyada, 24 ayar (katkı yapılmamış) saf altına fine gold, yani güzel altın denir. 999 ayar (katkı yapılmamış) saf gümüşe de fine silver, yani güzel gümüş denir. Altına belli oranlarda bakır katkısı yapılırsa, ayarı değişir. 22 ayar, 18 ayar, 14 ayar olarak kullanılan altın, takı sektöründe kullanılır. 24 ayarlık saf altın ise yatırım sektöründe kullanılır ve karat olarak 53 Kimdir Allah a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. Allah daraltır ve genişletir. Ancak O na döndürüleceksiniz. (Bakara, 245) & Kim Allah a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükfat da vardır. (Hadid, 11)

107 tanımlanır. Ayetlerde borç anlamında kullanılan kelimenin Arapçası da karad olarak geçer. 54 Acaba bunlar bir tesadüf müdür? Açıklanan sebeplerle, bu sistemi belki güzel karad sistemi diye isimlendirebiliriz. Bu arada, ayetlerdeki ilginçlikler devam eder. Hadid (demir) suresinin 10. ayetinde Ne oluyor size ki Allah yolunda harcamıyorsunuz? diye sorulur ve ardından 11. ayette, Allah borç ister ve misliyle geri ödeyeceğini söyler. Ve hemen ardından, 12. ayette, iman edenlerin, o gün geldiğinde, Cennet te olacağı söylenir. 55 Sanki Tanrı nın Krallığına bir gönderme yapılıyor gibidir. Ayetlerin numaraları (10, 11, 12) bile ilginçtir. 24 ayar altına 1/12 oranında bakır katkısı yapılırsa 22 ayar altın olur. Tarihte altın 54 Kredi kelimesi de bu kelimenin (krd) kökünden gelir. 55 O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. O gün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir. İşte büyük kurtuluş budur! (Hadid, 12)

108 sikkelerde 22 ayar altın da kullanılmıştır. Altın sikkeyi basan devletler, zayıfladıkça, altının ayarını düşürmüştür. Tarihte, sikkelerin 8 ayara kadar düştüğü dönemlerin olduğu bilinmektedir. Matta İncil inin 22. bölümünde de incelediğimiz konuya yorulabilecek bir hikâye anlatılır. Hz. İsa, insanlara Tanrı nın Krallığından bahsederken, Ferisiler onun yanına gelir. Bunlar bir Yahudi tarikatıdır ve Hz. İsa yı tuzağa düşürmek istemektedirler. Yaptıkları plana göre; ona bir soru soracaklar ve sözde onu zor duruma sokacaklardır: Kutsal Yasa ya 56 göre Sezar a vergi vermeli miyiz? Hz. İsa hayır derse, Romalılar onu, halkı isyana teşvik ettiği için tutuklayacaktır. Evet derse, onu dinleyen cemaat, Pagan bir devlete vergi verilmesini onayladığı için ondan uzaklaşacaktır. Ferisilerin yaptığı plan budur. 56 Burada yasa diye bahsedilen tora dır. Yani Tevrat. Arapçada o harfi olmadığı için tora kelimesi Kuran da tevrah olarak geçer. Türkçedeki töre kelimesi de aynı köke dayanır; yasa anlamında kullanılır.

109 Hz. İsa ya bu soruyu sorarlar. Aldıkları cevap beklemedikleri türdendir. Hz. İsa, Ey ikiyüzlüler! Beni neden deniyorsunuz? Vergi öderken kullandığınız parayı gösterin bana! der. Onlarda bir Roma dinarı gösterirler. (Matta İncili, bu paranın hangi madenden yapıldığını söylemez ama Thomas İncil inin 100. Bölümünde, bunun bir altın para olduğu söylenir.) Sonra Hz. İsa bu resim, bu yazı kimin? diye sorar. Onlar da Sezar ın derler. Sonra Hz. İsa, o meşhur cümleyi kurar: Öyleyse Sezar ın hakkını Sezar a, Tanrı nın hakkını Tanrı ya verin! Hz. İsa, çok zeki bir adamdır. Onunla zekâ konusunda boy ölçüşemeyeceklerini görünce, oradan ayrılırlar. Hz. İsa, 1 altın para (eşittir 12 gümüş para) içerisinde bir payın Tanrı ya bir payın da o paraya sahip olan kişiye verilmesi gerektiğini ima etmiş olabilir miydi? Kim bilir! Ama hikâye ilginçtir.

110 Ütopya: Tanrı nın Krallığı Her insanın doğuştan sahip olduğu hakları vardır. Bunların başında gelenler; beslenme, barınma ve güvenliktir. Ve devamında da özgürlük gelir. İlk üçü, insanın hayatta kalabilmesini, dördüncü ise gelişimini sağlar. - İdeal dünya düzeni olarak tanımlayabileceğimiz bir ütopyada, devlet, işsizlere hayatta kalmasını sağlayacak düzeyde gıda temin eder. - Maddi gücü yeterli olmayanlar için, içinde uyuyabileceği barınaklar temin eder. Faiz ile çalışan fiat para sisteminin olmadığı yerde, bu tür hizmetler kolayca finanse edilebilir. Dünya kaynakları, doğru organize edilebilirse, bütün insanlığa zenginlik sağlayabilecek düzeydedir. Daha önce incelediğimiz gibi, bu toplu refahın, tarihte örneğine rastlamıyor olmayışımızın tek sebebi, gücün temerküz etmesidir.

111 İdeal düzende, kişilerin zenginliği eşit olmak zorunda değildir. Kimisi diğerlerinden çok daha zengin olabilir. Doğru olan; eşit gelir dağılımı değil, adil gelir dağılımıdır. Yukarıda belirttiğimiz beslenme ve barınma konusunda, imkânı olan herkes istediği kadar lüksü tercih edebilir. Devlet kimseye, nasıl ve ne şekilde yaşayacağını dikte edemez. - Güvenlik hakkı ise zengin fakir ayrımı olmaksızın, herkes için eşittir. Bu, adalet kurumları ve kolluk kuvvetleri tarafından sağlanır. Yukarıda bahsedilen üç temel insan hakkının, devlet tarafından garantiye alınması, özgürlüğü doğurur. Çünkü insanlar, kendilerinden daha güçlü olanlar tarafından dayatılan köleliği reddettikleri zaman, aç kalmaktan, açıkta kalmaktan ve haksız cezalara maruz kalmaktan korkarlar. Bu üç temel hak, garanti altında olduğu sürece, kimse istemediği bir şey yapmak zorunda kalmaz.

112 Yaptığı işler, tercihine dayalı olur. İnsanlar, tercihlerinin sonuçlarını hesap ederek, hayatlarıyla ilgili kararlarını verirler. Bu özgürlük anlamına gelir. İnsanlar, çalışarak yüksek bir refah içinde hayatlarını sürdürebilir veya çalışmayarak fakir olmayı tercih edebilir. Ama açlıktan veya soğuktan ölmeyeceğini ve cezai olarak haksızlığa uğramayacağını bilir. Böylece kimse çalıştığı kurumda, kötü muamele ve aşağılanma ile karşılaştığında, kendini buna katlanmak zorunda hissetmez ve rahatça oradan ayrılabilir. Eğer az önce saydığımız psikolojik engeller yüzünden ayrılamıyorsa, bu, onu köle yapar. Bu şartların, üç temel insan hakkının güvence altına alınması suretiyle ortadan kaldırılması ise özgürlüğü getirir. Hem özel, hem de devlet kuruluşlarının içerisinde, işleyişin sürdürülebilmesi için hiyerarşi olmalıdır. Fakat bu hiyerarşi, az önce belirttiğimiz düzenleme yapıldığı takdirde, çalışanların köleliği anlamına gelmeyecektir.

113 Özgürlükleri besleyen en önemli etken, toplumun refahıdır. Bugün dünya ülkelerinin özgürlükle ilgili istatistiklerine bakıldığı zaman, bir toplumun refah seviyesi ile fikir/ifade özgürlüğünün doğru orantılı olduğu görülür. Yani toplum ne kadar zenginse, o kadar özgür ve ne kadar fakirse, o kadar baskı altındadır. Basın özgürlüğü istatistikleri bu duruma iyi bir örnektir. Güç bir merkezde ne kar çok temerküz ederse, o merkez, hükmettiği insanlara o kadar çok baskı uygular. Ve bu baskıdan en çok nasibini alanlar, her zaman entelektüeller olur. Çünkü bilim, kültür, sanat ve fikir insanları, toplumun geri kalanını etkileme potansiyeline sahiptir ve güç merkezleri onları kontrol etmek ister. İdeal bir düzende, bir kişi, istediği dini, inanıp yaşayabilir. Her türlü fikrini özgürce ifade edebilir. Bu fikirler, toplumun kabullerine aykırı veya rahatsız edici düzeyde olsa bile Hatta bu fikirlerin doğru veya yanlış olması bile önemli

114 değildir. Bunlar, herhangi birine göre saçmalık bile olsa, ifade özgürlüğü kapsamındadır. Hiç kimse, ifade ettiği düşünceleri, iddiaları veya inançları yüzünden cezalandırılamaz. Zihin, özgürlüğün en temel alanıdır. Çünkü özgürlük zihinde başlar (veya biter). Devletin işleyişi dört temel kuvvet (meleke) üzerine oturmalıdır: Bunların birincisi yargıdır. Bu kuvveti, adalet kurumları temsil eder. Genel mülkiyete hiçbir beşer sahip olamaz fakat her beşerin özel mülkiyet hakkı vardır. Tüm hak ve özgürlükler, adalet kurumunun teminatı altındadır. Evrensel bir anayasa metnine dayanarak karar alırlar. Bu metin, ulusların mutabakatı ile kabul edilir. Yüksek yargı, uluslararası üyelerden oluşur; ulusal mahkemelerin, anayasa ile tanımlanmış evrensel hukuka aykırı kararlarını temyiz yetkisine sahiptirler.

115 İkinci kuvvet yasamadır. Bunu kuvveti meclis temsil eder. Yerel ulusal meclisler ve uluslararası bir meclis vardır. Anayasaya tezat oluşturmayacak şekilde, gündelik hayata dair yasaları belirlerler. Yerel meclisler, özerktir; hukuka aykırı olmadığı sürece, kendi bölgelerinde, yürütmenin işleyişini belirlemek için yerel kararlar alabilirler. Mecliste partiler ve dolayısıyla parti vesayeti yoktur; onun yerine toplum temsilcisi kişiler vardır. Üçüncü kuvvet yürütmedir. Bunu, bakanlar kurulu temsil eder. Uluslararası bir yapı altında yerel ulusal yapılar olarak dallanır. Bu kuvvetlerin hepsinde adem-i merkeziyet esastır. Yani kararlar yerel olarak alınır. Gücün/yetkilerin, tamamen belli merkezlerde toplanmasına, yani temerküz etmesine izin verilmez. Temerküzden kölelik doğar. Dördüncü kuvvet ise medyadır. Devletten bağımsızdır. Ama devlet isterse, bunların yanında kendi medya kurumlarını oluşturabilir.

116 İdeal düzende, kuvvetlerin haricinde, sivil toplum kuruluşları önemli bir yer tutar. Bunlar devletten bağımsızdır. Devlet, haksız ve hukuksuz uygulamalara yönelirse, sivil toplum bunun karşısında bir emniyet sigortası gibidir. Kuvvetleri temsil eden kurumların idarecileri seçimle belirlenir. Liyakat sahibi adaylar, sivil toplum tarafından önerilir. Halk/halklar tarafından oylanır.

117 Sonuç: Toplumlara tahakküm edecek hükümet sistemleri var oldukça, o sistem içinde yer alıp insanlara tahakküm etmek peşinde olan insanlar daima var olacaktır. Devlet yöneticileri, toplumların değil, topluma hizmet etmekle sorumlu kurumların yöneticileridir. İnsanlar o idarecileri efendi olarak gördükçe, onlar da bu efendilik vasfını hevesle sahiplenmekte hiç tereddüt etmeyecektir. Nitekim, dünyadaki bütün devlet sistemlerinde, bunun canlı örnekleri karşımızda durur. Bu kitapta incelediğimiz ilahi metinlerin hepsinin, köleliği ve onun aracı olan faiz sistemini ortadan kaldırmak için tasarlandığını gördük. Hepsindeki ortak mesaj, Tanrı dan başka kimsenin kral olamayacağıydı. Ondan başka bütün efendiler, dolayısıyla da tüm kölelik sistemleri yasaklanıyordu. Yani şirk kavramının yerine tevhid kavramı koyuluyordu.

118 Hz. İsa, İbranilere seslenirken, onlara Tevrat tan alıntılar yapıyordu. Yeni bir din getirmemişti. Hz. Muhammed in, kavmine okuduğu Kuran ın ayetleri de yeni bir din gelmediğini söylüyordu: Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! Diye Nuh a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim e, Musa ya ve İsa ya emrettiğini size de din kıldı (Şura suresi, 13. Ayet) Tanrı nın Krallığı fikri, Hz. İsa nın benzetmesinde olduğu gibi, bir tohumdu. Tanrı nın vaadinin gerçekleştiği gün, bir ağaca dönüşmek üzere, tarihin derinliklerine ekildi. Köleleştirilmiş insanların, gerçeği gördükleri gün, efendilerine karşı çıkıp, onlara galip gelmeleri kaçınılmazdır. Çünkü kölelerin, sözde efendilere karşı sayı üstünlüğü, ezici boyuttadır Gerçek seni özgür kılar! SON

119 YAZAR HAKKINDA: Hamza Yardımcıoğlu 1977'de İstanbul'da doğdu. Anadolu Üniversitesinde iktisat eğitimi aldı. Dinler tarihi ve astronomi üzerine araştırmalar yürüttü. Bu konularda beş kitap ve birçok makale yazdı. İngilizceden Türkçeye üç kitap çevirdi. Yerli ve yabancı birçok medya kuruluşunda editör, metin yazarı, yapımcı ve sunucu olarak görev aldı. Hazırladığı ve yapımına katkıda bulunduğu belgeseller ve televizyon programları Discovery Channel, National Geographic, Al Jazeera, Tvnet, Cine5, Es Tv, TRT gibi birçok Tv kanalında izleyiciye ulaştı. Yardımcıoğlu aynı zamanda bir yamaç paraşütü pilotu ve müzisyendir. Blues/Rock müzik alanında vokalist ve gitarist olarak eserleri bulunmaktadır. Tv yapımcılığına ve yazarlığa devam etmektedir.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #23 : 20 Aralık 2018, 03:36:25 »


2019'A ÇOK DİKKAT EDİN!
Ramazan KURTOĞLU

İslam ahlak ve adalet demektir.
Kim ve ne için olursa olsun
İslamı siyasete alet edenlere SUSMAK "dilsiz şeytanlık" tır.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #24 : 18 Ocak 2019, 01:25:32 »



keywords

FED'in kuruluşundan önce Amerika'da bir merkez bankası yokdu, bankerler tarafından oluşturulan spekülatif krizin ardından Amerikan kongresine baskı yapıp bir merkez bankası kuralım ki bir daha böyle bir şey olmasın bahanesi getirip FED 1913 de kuruluyor, buna ŞOK TERAPİ denir, önce suni bir kriz oluşturup sonra amaçladıkları sözde tedaviyi uyguluyorlar. Milton Friedman ŞOK TERAPİ, bir şok yaratıyorsun, sitemine yeni alternatifini getiriyorsun.
Şok Uygulamaları ve Milton Friedman
http://www.bayramaliakyuz.com/2016/09/sok-uygulamalar-ve-milton-friedman.html

(Ara Not: 15 Temmuz 2016 da da uygulanan ŞOK TERAPİ'dir )

Woodrow Wilson'ın seçim kampanyalarını destekleyerek başa getiriyorlar ve FED kuruluşunu onaylatıyorlar.

Para tabanı (PARASAL TABAN)
Dolaşımdaki para miktarı artı kredi alacakları eşittir para tabanı
dolaşımdaki para, banka nakit rezervleri ve merkez bankası'ndaki zorunlu karşılıkların toplamı
parasal taban (mb), rezervler (r) artı dolaşımdaki nakitin (c) toplamına eşittir. parasal taban para büyüklüğünün sadece tabanını oluşturur.
Bir devletin altın rezervleri ile para tabanı birbirine denk olması lazım.
Bunun arasındaki makas açılırsa o piyasa manüple edilmiş bir piyasadır.
1971 ile 1973 arasında fiyatlar uçmaya başlıyor
Bakıyorlar ki bu iş olacak gibi değil, ne yapalım "TÜREV KONTRATI" (kağıt Altın paper gold ve kağıt gümüş paper silver) o dönem icad ediliyor.
Altınlarınızı vermeyin dinleyin iyi anlayacaksınız.
Olmayan altın ve gümüşü varmış gibi TÜREV KONTRATI ile yani kağıt ile varmış gibi arz talep dengesini bozuyorlar ve altın ve gümüş fiyatlarını dibe düşürüyorlar. 1971 den beri bu şekilde altın ve gümüş değerleri bu usul ile baskılanıyor, yani altın ve gümüş gerçek değerinin çok çok altında.
2013 Arizona eyalet meclisinde Merkezi Fed para sisteminden ayrılıp altın ve gümüşe dayalıkendi para sistemine  geçsek diye tartışılınca, ardından gerçekleşen askeri savaş oyunu ile, bir eyalet amerikadan ayrılmayı isterse oluşacak kaos ne olur gibi gözdağı veriyorlar.
Fiyat para sistemi insanlık tarihindeki en büyük dolandırıcılıktır.
Parada dünyanın dolar standartı denen para sistemine geçmesi
2. Dünya savaşı yaşanıp bitiyor, Avrupa'da komunizm işgali korkusu var, altınları Amerika'da Fort Knox'da korunma altına alınıyor.
1944 Temmuz'da 2. dünya savaşının 44 müttefik ülkesi Bretton Woods anlaşması yapıp rezerv para birimini ABD doları olarak kabul ediyorlar, ABD dolarını da 1ons=35$ a sabit olarak eşitliyorlar. (1 ons = 31,1034768 gram)
Bretton Woods, sonradan gelecek olan "petro dolar" sisteminin (enerjinin dolar üzerinden fiyatlandırılması) birinci aşamasıdır. Aramco (Arap-Amerikan Petrolleri Şirketi) şirketinin kuruluşuna gider, kurucusu Henry Kissinger'dir .
FED başkanı Alan Greenspan Amerika'nın ödeyemeyeceği borç yoktur çünkü biz istediğimiz kadar para basabiliriz.
1775'den önce Amerika'da dolar diye bir para birimi yok, bankalar kendi parasını basıyor. Bu kuru temizleyicinin verdiği fişe benzer, dolar da öyle.
Dolar Piramitteki göz. Gümüşe dayalı dolarlar One silver dollar.

Türkiye kömür madenindeki kanaryalar. Türkiye Küresel krizin kömür madenindeki kanaryasıdır. Rakamlar yalan
söylemez. Üretmeden Tüketemezsin. Çöküşe Giden Yol - James Rickards
Para bir din dir.

TV5 HABERİN VAR MI- 24.05.2018 Araştırmacı Yazar Hamza Yardımcıoğlu  Doların Yükselişi



Executive Order 6102
Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz







MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #25 : 16 Mart 2019, 00:23:42 »


Para nasıl YARATILIR,
Yüksek FAİZLER nasıl ORTADAN KALDIRILIR?









"KÜRESEL EKONOMİK TUFAN GELİYOR! TÜRKİYE HAZIR MI?"




MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #26 : 15 Nisan 2019, 04:48:48 »


Şaklabanlar bile doğru söylemiş.
Anlamayan bu ZALİMLER 2003'den beri KANIMIZ EMDİ...


TARİH: 12.02.2003
SOHBETİN ADI: EKONOMİK DEĞERLENDİRME
imiş
https://mihr.com/dokumanli-sohbet/105640

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #27 : 09 Haziran 2019, 06:01:41 »
Bu nasıl bir mücadele ki her gün DÜŞMANI ÖVÜYORSUN

»»» https://youtu.be/ZwXRlM73wAk?t=29m33s


Erkan Öz

Erkan'a katılmadığımız nokta;
Bitcoin vs yapıların onların kontrolünde olmadığıdır.


* * *

BÜYÜK KRİZ için
ibreler 2020'de gibi.
»»» https://youtu.be/ZwXRlM73wAk?t=46m57s










MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4099
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #29 : 14 Haziran 2019, 03:29:23 »




»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=4367
»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=2487
Türkiye artık HATA YAPMAMALI.
yakın GEÇMİŞ, bugün, yakın GELECEK
»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=667


Kaan Sarıaydın - Hamza Yardımcıoğlu