Gönderen Konu: Nasıl KURTULURUZ?  (Okunma sayısı 4536 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Nasıl KURTULURUZ?
« : 10 Mart 2018, 16:27:22 »
Biz ve bizim durumumuzdaki ülkeler
Nasıl KURTULURUZ?


USD'nin TEPETAKLAK olup
Kendi paramızın alım gücünü olabildiğince koruması ile

Olabilir mi?
Kimbilir...



Çöküş zaten 2008'de başladı - Lynette Zang





Herkesin bilmeden TABİİ olduğu DİN: Nedir bu PARA?







Devleti HADIM eden sistem: BDPS ve KRS
Tamamı = http://okudunmu.org/forum/index.php?topic=372.msg1300#msg1300



Bir çoğu geldi ama GEMİ'yi KARADAN yalnızca birisi yürüttü.
Yine YAPILAMAZ mı.
PARA SİSTEMİ DEĞİŞMELİ.





* * *



PARA NASIL ve NE KARŞILIĞINDA BASILIYOR






SAHTECİLİĞİ ayırd etmek daha zorlaşır. Vatandaş bu konuda yetersiz kalır.
Para BORÇ OLARAK yaratılmasın ve DEVLET gerçek ALTIN karşılığı BASSIN
(özelleşmiş merkez bankaları değil, milli devlet bankası)
TL 'yi ALTIN'a bağlamak ŞART



* * *



ÜÇ KAĞIT Ekonomisi'nin SONU
(Türkiye'ye giydirilmiş deli gömleği)
Ekonomi bu video ile ANLAŞILMIYORSA hiç ANLAŞILMAZ
Osman Altuğ



FAİZ'cilerle ALDATTIN. BOP'cular ile ALDATTIN.
Kimlerle aldatmadın ki.

Ellerle ALDATTIN BENİ. Biliyorsun Bir zamanlar, Seni Ne çok..




Bazı şeyler için ÇOK GEÇ. Seçimden Sonrası TUFAN.




100 yıl önceki durumun bir benzeri başımıza gelmekte.
Umarım TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORURUZ
Uğur Civelek






Çin'in ekonomik Tavrı
Uğur Civelek






* * *

HAYDAR BAŞ ve AVANESİ
ADAMI SIRTINDAN VURAN İYİ BİR HAİNDİR
"EŞKİYA"lıkları da MEŞHURDUR.
ELLERİNE GÜÇ GEÇMEYE görsün, PERİŞAN EDERLER
Bunları asla ATLAMAYINIZ.
ASLA GÜVENİLMEZ





Bilmediğin şey ile mücadele olur mu. FAİZ LOBİSİ.



* * *

Üsttekine güç yetmediğine göre
Paradigmanızı (ön kabullerinizi) kontrolden geçirin


Başka çözüm arıyorsanız nafile



Çözümün ANA UNSURLARI
PARA Oyununu KIRACAKSIN
Doğal KAYNAKLARINA kendin SAHİP OLACAKSIN

MİLLİ PARA NEDİR

Kendisini sevin sevmeyin,
Evet SIRTINIZI DÖNEMEYECEĞİNİZ adamdır bunlar,
HAİN'dirler VURURLAR, (bu cemaatin mensupları) biliriz

 ama bu anlattıkları gerçekler
TEKRAR EDİYORUM, HAYDAR BAŞ ve AVANESİ
ADAMI SIRTINDAN VURAN İYİ BİR HAİNDİR
Burayı  AT LA MA YI NIZ.
ASLA GÜVENİLMEZ


GÖKTEN MELEK GELSE
bu SİSTEM ile bu MANTIK ile ÇÖZÜLEMEZ
ÇÖKÜŞ KAÇINILMAZ



TÜRKİYE'NİN MİLLİ PARASI YOK










Varlık Fonu'na devredilen Ziraat Bankası yakında satılacak ve
TCMB'daki devlet payı tamamen dibe indirilecek.
Ve zaten devletin olmayan Merkez Bankası tamamen kontrolden çıkacak
.



* * *

Ve Yeraltı KAYNAKLARI




MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #1 : 05 Nisan 2018, 07:24:02 »
Recep'in MANİFESTO zırvalığı.
Geçen bu dönem sizindi başkasının değil
Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır


* * *

Türk Lirası en değersiz dönemini yaşıyor



Reel döviz kuru endeksi yüzde 1.8 düşüşle 83.42 seviyesine gerileyerek tarihinin en düşük seviyesine indi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından mart ayına ait TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksi rakamları açıklandı.
Reel efektif döviz kuru, bir önceki ay seviyesi olan 84.95'ten yüzde 1.8 düşüşle 83.42 seviyesine geriledi.
Böylece, endeks tarihinin en düşük seviyesine gelinmiş oldu.

Dünya'nın haberine göre, Yİ-ÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ise mart ayında 85.18 oldu.
Öte yandan TÜFE bazlı reel döviz kuru şubat ayında 84.73'ten 84.95'e revize edildi.
Nominal efektif döviz kuru, Türkiye'nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası'nın ağırlıklı ortalama değeri olarak hesaplanıyor.

Reel efektif kurun artışı Türk Lirası'nın değer kazandığını, diğer bir anlatımla Türk mallarının yabancı mallar cinsinden fiyatının arttığını gösteriyor.

Düşüş ise değer kaybına işaret ediyor.

"TL EN DEĞERSİZ DÖNEMİNİ YAŞIYOR"
DenizBank Yatırım Hizmetleri Grubu'ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada,
"Türk Lirası'nın reel anlamda tarihinin en değersiz seviyelerinde bulunması, gelecek dönem açısından maliyet yönlü ek baskılanmanın oluşabileceği anlamını da taşıyor.

Bu kanal üzerinden benzer senaryo hayata geçecek olursa TCMB'nin para politikasında ek sıkılaştırma adımları attığını görebiliriz.
Keza, yakın dönem PPK toplantılarının ardından kamuoyu ile paylaşılan değerlendirmelerde de ihtimalin para politikasında gerektiğinde adımların atılacağına değinilmişti.
Hesaplamalarımıza göre TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin 6 ay kümülatif korelasyonu —0.52 seviyesinde oluşmakta" denildi.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/turk-lirasi-en-degersiz-donemini-yasiyor-188840h.htm

* * *


Türk Lirası reel olarak tarihinin en düşük değerinde.
Ama olsun tuvalet ücreti 1 milyon'dan 1 TL ye düştü.


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #2 : 10 Nisan 2018, 22:02:33 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #3 : 19 Nisan 2018, 06:28:20 »
Tanrıları ÖLDÜ.. Ve ERKEN SEÇİM..



24 Haziran 2018 erken seçim kararı

Tanrıları ÖLDÜ.. Ve ERKEN SEÇİM..

Çin 2008 den sonra basılamaz kuralına karşı
4 trilyon yuanı 1 yılda basıp
içerideki piyasayı ayağa kaldırdı.

Yetmedi
15 Mart 2018 de ilk defa
dünyada Şangay Borsası'nda petrol, yuan ile satılmaya başladı

Tanrıların hayali gücü olan PARA'sı ilk darbeyi aldıktan sonra
Suriye'de son saldırı ile Tanrıların Teknolojilerinin de KOF olduğu ortaya çıktı.

Yani
Bizimkilerin SIRTINI DAYADIĞI Tanrılar ÖLÜNCE
Erken seçim.


Çin 2008 den sonra 4 trilyon yuanı 1 yılda basıp içerideki tüketimi ayağa kaldırdı.

15 Mart 2018 de ilk defa dünyada şangay borsasında petrol yuan ile satılmaya başladı

Çin petrol ithalatını dolar yerine "altına çevrilebilir yuan" ile yapacak
05.09.2017
http://www.hurriyet.com.tr/cin-petrol-ithalatini-dolar-yerine-altina-cevr-40569856



ABD’nin savaş baltası elinde kaldı ​​​​​​​Bursa’da Atatürk Vatandır Sempozyumu’nda konuşan Selim Kotil, “Amerikalılar Suriye’ye 103 tane tomahawk (savaş baltası) attılar. Bunların 75 tanesi düşürüldü, geri kalanı da boşluğa düştü. Yani Amerikalıların savaş baltası ellerinde kaldı”

“Amerikalıların Irak’ta da Müslümanları katlettiği ve çok övündükleri bir füzeleri var, tomahawk Türkçesi savaş baltası” diyen Kotil, “Trump hafta başında ‘akıllı savaş baltalarımı Suriye’ye gönderiyorum’ dedi. Arkasından İngilizlerin ve Fransızların savaş gemileri ve uçakları geldi. Batılılar savaş baltalarını, topunu ve tüfeğini almış geliyor Türkiye’deki deist arkadaşlar da hazır ola geçtiler” dedi. “ABD, Fransa ve İngiltere uçak kaldıracak, kaldıramıyor. Neden” diyen Selim Kotil şöyle devam etti: “15 gün önce İsrail ABD’den aldığı F-16’ları kaldırdı, Suriye savunma sistemi hepsini aşağı indirdi. Kala kala bir savaş baltalarına kaldılar. 103 tane tomahawk (savaş baltası) attılar. Bunların 75 tanesi düşürüldü, geri kalanı da boşluğa düştü. Yani Amerikalıların savaş baltası ellerinde kaldı. Üstelik o çok övündükleri 2018 yılına ait savaş baltalarını Suriye 1961 yapımı füzelerle düşürdü.” İHH Başkanına ve Akşener’e eleştiri Konuşmasında “Bunların putları ölünce içleri cız etti” diyen Selim Kotil Suriye’nin vurulmasından memnun olanlar için de şunları söyledi: “İHH Başkanı çıkmış, ‘içimiz serinlemedi’ diyor. Hatırlayın Mavi Marmara’yı doldurdu gitti, Müslümanları İsrail’e katlettirdi. Şimdi ona bir çift lafım var; bundan sonra Müslüman kanıyla içinizi serinletemeyeceksiniz. İçinizi serinletmek istiyorsanız gidin soğuk bir Amerikan gazozu için. Dışişleri de, ‘bu insanlığın sesidir’ diyor. Sayın Dışişleri bu insanlığın sesi değil, şeytanın sesi, Haçlının sesi ve o sesi Müslümanlar susturdu. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, ‘orada kimyasal kullanıldı, tabii ki Amerikalılar vuracak’ diyor. Şimdi Sayın Akşener kimyasal kullanıldı yalanına inanıyorsan, yazık sana! Yok, inanmıyor da gerçeği bildiğin halde ABD Savunma Kuvvetleri Komutanı gibi konuşuyorsan yine yazıklar olsun sana.” Kim bu Beyaz Miğferler? BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil, kimyasal silah iddialarının arkasındaki organizasyon olan Beyaz Miğferler üzerine de çarpıcı bilgiler verdi. “Suriye’de kimyasal silah kullanıldı yalanını ortaya atan teşkilatın adı Beyaz Miğferler” diyen Kotil, “2013’te İstanbul’da kuruldu. Kurucusu İngiliz istihbaratçı James Maria. Bu adam Bosna’da, Kosova’da, Irak’ta, Filistin’de, Libya’da Müslümanların katledilmesinde birebir bulunan bir kişi. Bunların finansmanını da George Soros’un Maydai Reasearc adlı örgütü karşılıyor. Bu örgütün Dubai’de, Ürdün’de ve İstanbul Karaköy’de merkezi var. Şimdi bunlar kimyasal kullanıldı diye görüntü uyduruyorlar. Güya kimyasal saldırıda ölen Suriyelilerin üzerine çarşaf sermişler. Ham görüntülere bakıyorsunuz, biraz vakit geçince örtünün altında kıpraşmaya başlıyor. Bunların sadece dirilerinin değil, ölülerinin bile eli başı oynuyor. Bunlar bu cinsten. Bu yalanları tutmadı. Rusya, ‘ey İngiltere bu kimyasal silah uydurmasının arkasında ses varsın’ dedi” ifadelerini kullandı. ‘Müslüman’ı deist yaptılar’ BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil konuşmasını şu şekilde noktaladı: “Şimdi bu nasıl bir zillettir ki; dün Mustafa Kemal’in şahsında Haçlıya karşı diremişte bu millet bütün mazlum toplumlara, Müslümanlara örnek oldu. Bugün geldiğimiz noktaya bakın, İslam dünyasını kana bulayacaklar ve bizim içimizdeki insanlar çıkıyor, buna alkış tutuyor gelsinler Müslümanları katletsinler diye. Şimdi çocuklarımız deist oldu diyorlar. Yahu sizin peşinizden giden deist olmayacak da ne olacak! Ama bakım Prof. Dr. Haydar Baş’ın peşinden giden ne oldu; Lailaheillah Muhammedür Rasulullah, vatan sevgisi imandandır diyen, Mustafa Kemal’in arkasından giden dört dörtlük Müslüman oldu. Siz Müslümanları deist yaptınız Haydar hoca peşinden giden Rus’u, ateisti Müslüman yaptı. Şimdi bakın onlara bir müjdem var. Sizin taptığınız ABD öldü ve bunu da Haydar Hoca öldürdü.”

"Hacı amca camiye giriyor, 'Allahüekber' diyor dışarıya çıkıyor, 'ABD'siz olmaz, ABD en büyük' diyor"

"ABD en büyük deyip de ABD'ye tapanlara bir müjdem var;
taptığınız put öldü.
O'nu Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirleri öldürdü.
İkinci dünya savaşından sonra Amerikan doları dünya parası oldu.

1973 petrol krizinden sonra dolar petrole endekslendi ve petrodolar dediğimiz ABD hegemonyası dünyada hâkim olmaya başladı.

80'li yıllarda Newyork'ta ve İngiltere'de iki tane borsa kuruldu ve petrol dolarla satılma başlandı.
90'lı yılların başında ABD medeniyetin son noktası olduğunu ilan etti, SSCB'yi yıktılar. Çin 92'de ABD'nin kapitalizmine teslim olduğunu ilan etti. 2002 yılında sıra İslam coğrafyasına geldi. ABD silahsızlanmaktan vazgeçtiğini ilan etti ve gözünü İslam coğrafyasına çevirdi, ama 2005'te Milli Ekonomi Modeli ortaya çıktı. Prof. Dr. Haydar Baş 90’lı yıllardan beri ortaya koyduğu tezini kongrelerle bütün dünyaya ilan etmeye başladı. Önce Avrupa'da yapılan kongreler, 2013'te Rusya Parlamentosu Duma'da yapılan özel oturum arkasından da BRICS ülkeleri derken yeni tez, yani dolara muhtaç olmadan kalkınabilmenin, ticaret yapabilmenin yolunu Haydar Hoca bütün insanlığın önüne koydu. 4 milyar insan bunu aldı ve hayatına geçirdi." ‘Çin Milli Ekonomi Modeli'ni uyguluyor’ Konuşmasında Çin'deki Milli Ekonomi Modeli uygulamasından bir örnek veren Selim Kotil şunları söyledi: "Çin kendi kasasında karşılığı olmayan 2.5 trilyon dolar kağıttan kurtulmaya başladı. Cumhurbaşkanı Afrika'ya gitti diyor ki; Çin'in burada ne işi var? Çin karşılıksız doları verip Afrika'daki bütün madenleri, nadir elementleri, petrolün tamamını kapattı. Alman Mercedes firmasını satın almak istiyor. ABD'den bir sürü firma satın almaya çalışıyor. Özetle Çin, Haydar Hocanın tüketim yanlısı modelini yani vatandaşın cebine para koyma modelini uyguluyor. Siz bunu reddettiniz. 1.500 TL ev hanımı maaşını, 1.000 TL ev hanımı maaşını istemediniz, ama bakın Çin 3 yıl önce ne yaptı? 580 milyar dolar karşılığı 4 trilyon Yuan'ı bastı vatandaşın cebine koydu." ‘Dolar artık rezerv para değil’ "Bugün Çin artık ABD'ye mal satmadan da ayakta durabiliyor" diyen Kotil konuşmasında çarpıcı bir örnek daha verdi. "Şanghay Borsası’nda 15.4 milyon ton petrol dünyada ilk kez dolar yerine Yuan ile satıldı" diyen BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil bunun ne anlama geldiğini şu şekilde izah etti: "Artık dolarla petrol satılmamaya başladı. Sizin taptığınız tanrı öldü. Artık yeni bir dönem başlıyor. ABD'ye güvenip de bir hafta sonra Ümeyye Camii’nde olacağını sananlar yanılıyorlar. Artık coğrafyamız kan gölüne döndü. ABD artık bu madenlere çökmeye mecburdur. Parası artık eskisi gibi rezerv para değildir. Bugün bu sömürüye karşı duran Rusya, Çin ve diğer BRICS ülkelerinin arkasını dayadığı insan Prof. Dr. Haydar Baş'tır. Haydar Hoca sadece Bağımsız Türkiye Partisi’nin lideri değildir. Haydar Hoca bu ülkenin birlik ve beraberliğinin tek adresidir. ‘Çanakkale geçilmez’ diyen Mustafa Kemal'in yolundan giden ve bu ülkenin işgal edilmeyecek diyen Prof. Dr. Haydar Baş'ın yolundan gitmek zorundayız."


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #4 : 28 Nisan 2018, 18:43:40 »
“Vergi” diyerek böyle soyuluyoruz


Türkiye’de seçmen sayısı 50 milyon ise
vergi mükellefi salısı da 50 milyon olmalıdır.
Bugün ısıveren mükellefi sayısı sadece 1 milyondur.
Gıdada, kitapta, akaryakıtta, diğer temel tüketim maddelerindeki fahiş dolaylı vergiler, makul düzeylere çekilsin.
Asgari ücretten vergi alınmasın. 
pırlanta, yat, tekne, gemi gibi lüks ürünler vb. ekonomik durumu iyi küçük azınlığın; Borsa kazancı, faiz geliri gibi rantiye kesiminin hayatındaki kalemler vergiden muaf tutulmasın. 
Çiftçinin kullandığı mazota asıl fiyatının iki katı vergi bindirilirken,
yat, gemi sahiplerinin kullanımının vergiden muaf olması şeklindeki adaletsizliğe son verelim.

Umut Oran, AKP’nin şimdiye kadar topladığı vergilere ilişkin dikkat çeken bir rapor yayımladı.
2003-2017 yılları arasındaki AKP iktidarı döneminde 60 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığına dikkat çekilen rapor
“AKP’nin topladığı 3,8 trilyon TL verginin 2,5 trilyonu, KDV, ÖTV vb. adlar altındaki ‘dolaylı’ vergilerle halkın tüketiminden alındı”

O rapor:

“AKP, Cumhuriyetin birikimi tüm kamu varlıklarını “özelleştirme” adı altında satıp savdığı iktidar döneminde; halkı; insafsız, adaletsiz “dolaylı” vergilerle soydu!

Bütçeyi gelir, kar, rant elde eden kesimlerden alınan “doğrudan” vergiler yerine, halkın yaşamı için zorunlu olarak tükettiği mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlediği KDV, ÖTV ve onlarca başka ad altındaki “dolaylı” vergilere yüklenerek finanse etti. Bu da yetmez gibi yandaş sermaye gruplarının elde ettikleri karlar üzerinden tahakkuk etmiş, ama ödemeye yanaşmadıkları milyarlarca liralık vergi borçlarını bir kalemde sildi.

Kazanandan, zenginden alınmayan, yandaştan silinen; işçisi, memuru, emeklisi, işsizi ile garibanın ekmeğinden, suyundan, iğneden ipliği tüm tüketim maddelerinden alınan dolaylı vergiler halkın belini büktü.

“Namert Vergisi” de denilen dolaylı vergiler,
zengin ve yoksul arasındaki uçurumun daha derinleşmesine yol açtı.
Her alanda olduğu gibi vergi yükünde, ekonomik yaşamda da eşitsizlik ve adaletsizlik zirveye çıktı.
AKP yönetimi, ülkenin nimetlerini kendi arasında paylaşırken, halkın sırtına ağır yükler yükledi.

Şimdi gelin AKP’nin ülkede vergi adaletsizliğine tavan yaptırdığı “namert vergileri”ne, diğerleri ile karşılaştırmalı biçimde kalem kalem bakalım:

3.8 TRİLYONLUK VERGİNİN 2.5 TRİLYONU TÜKETİMDEN

AKP hükümetleri; 2003 başı ile 2017 sonu arasındaki dönemi kapsayan 15 yılda;

-Ülkedeki tüm kesimlerden, toplam 3 trilyon 757,7 milyar lira vergi topladı.

-1 trilyon 228 milyar lira ile üçte birden de az bir bölümünü;
Gelir, Kurumlar ve mülkiyetten alınan vergiler olmak üzere “doğrudan” vergiler oluşturdu.

-Bu dönemde devlet verginin asıl büyük bölümünü ise 2 trilyon 526,6 milyar lira ile KDV, ÖTV vb. “dolaylı” vergi niteliğinde tüketimden aldı.

-Devletin 15 yılda topladığı vergi gelirinin yüzde 67,2’sini dolaylı vergiler oluşturdu.

15 YILDA 2,1 TRİLYON LİRA KDV+ÖTV…

-2003-2017 döneminde toplanan vergilerin; 978,4 milyar liralık bölümü Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) yoluyla halktan toplandı.

-Vatandaşlar; 15 yılda tükettikleri petrol ürünleri ve doğal gaz için 505 milyar Sigara ve diğer tütün mamulleri için 250,4 milyar, Motorlu taşıt alımları dolayısıyla 128,7 milyar, Alkollü içecekler için 58,8 milyar, Diğer ürünler için de 35,5 milyar TL ÖTV ödedi.

-Bu dönemde dahilde tüketilen ürünlerin fiyatı içinde toplam 428,3 milyar lira tutarında KDV tahsil edildi.  Aynı dönemde ithal ürünlerden alınan KDV de 671,3 milyar lira oldu.  Böylece 15 yılda ÖTV ve KDV’de toplam tahsilat 2,1 trilyona ulaştı.

-15 yılda vatandaşlar ayrıca;

-Ehliyet, pasaport, trafik vb. resmi belge ve işlemlere toplam 132,8 milyar TL harç, 101,2 milyar lira da Damga Vergisi ödedi.

-Bankacılık ve sigorta muamelelerinden 78,2 milyar TL vergi alındı.

-Diğer dış ticaret vergileri 69,8 milyar lira olurken, Telefon konuşmaları dolayısıyla 58,3 milyar TL Özel İletişim Vergisi, Şans oyunu oynayanlardan da 7,8 milyar TL vergi tahsil edildi.

-Üstelik toplam tahsilat içindeki doğrudan vergilerin de yaklaşık yarısını, gelir vergisi tevkifatı kapsamında ücret ve maaşlardan kaynaktan kesilen, yani çalışanlardan alınan vergiler oluşturdu.

-15 yılda şirketlerin ödediği toplam vergi ise tüketimden alınan sadece KDV tutarının bile altında kaldı, ÖTV tahsilatının ise yaklaşık üçte biri düzeyinde gerçekleşti.





VATANDAŞ 365 GÜN 7/24 VERGİ ÖDÜYOR...

Yurttaş, gün boyu;
yeme, içme, barınma, giyinme, haberleşme ve hayatı için zorunlu olduğu diğer tüm tüketim mal ve hizmetlerini parasını verip satın alırken, fiyatın içindeki fahiş ve adaletsiz “namert” vergilerini ödemek durumunda kalıyor.

Sabah uyanıp ilk iş olarak yüzünü yıkamak için musluğa giden vatandaş Mehmet,
daha o an güne,
kullandığı suyun bedelinden hariç, “Atık Su Bedeli”, “Şube Yolu Bakım Bedeli”, “KDV”, “Çevre Temizlik” gibi 4 adet vergi ile başlıyor.

Yurttaş Mehmet,
“yaz saati” uygulamasına son verilmesi nedeniyle karanlıkta kalkıp işe gitmek zorunda olduğu için lambanın düğmesine bastığı anda,
tükettiği elektriğin faturasında;
tüketim bedeli ile birlikte yüzde 18 KDV, yüzde 5 Elektrik (Belediye) Tüketim Vergisi, yüzde 2 TRT Payı, yüzde 1 Enerji Fonu işlemeye başlıyor. Yüzde 29 dağıtım bedeli de eklenince tüketilen elektrik enerjisinin fiyatı ikiye katlanıyor. 

İşe gitmek için arabasının kontağını çeviren yurttaş Mehmet,
benzin yerine vergi yakmaya başlıyor. KDV, ÖTV ve diğer vergi ve paylarla pompada litresi 6 TL’yi geçen benzine ödenen paranın üçte ikisini vergiler oluşturuyor. Yani yurttaş arabasını çalıştırdığı her dakika akaryakıta 1, devlete 2 ödüyor. 

Bu sömürü vatandaşın bir günü değil, yaşamı boyu sürüp gidiyor.
Yediği, içtiği, giyindiği, satın aldığı iğneden ipliğe her şeyde fiyatın içine gizlenmiş adaletsiz, insafsız dolaylı vergiler yakasını bırakmıyor.

DOLAYLI VERGİLER ARASINDA DA CİDDİ ADALETSİZLİK VAR!

AKP, tüketimden alınan nispi ve maktu vergilerin oran ve tutarlarını da kesimlere göre son derece adaletsiz uyguluyor. 

Örneğin aracına akaryakıt alan da tezek alan da yüzde 18;
ilaç, kitap veya simit alan da yüzde 8 KDV ödüyor. 
Cenaze hizmetlerinden bile yüzde 1 KDV alınırken;
ülkemizin en nadide doğa parçalarının peşkeş çekildiği Suudi, Katarlı vb. gayrimenkul yatırımcısı, konut satın alırsa “sıfır” KDV ödüyor

2000 cm3 bir otomobilde yüzde 160’a çıkan ÖTV oranı, traş köpüğünde yüzde 6,7 olarak uygulanırken,
iktidar sahibi aile bireylerinin iştigal alanı olan
mücevher ile yat, tekne ve gemi alımı ve yakıtında, pırlantada ve Borsa kazancında “sıfır” olarak uygulanıyor. 

Yeni alınan bir cep telefonunun fiyatına; yüzde 25 ÖTV, yüzde 18 KDV, yüzde 6 TRT payı ekleniyor. Cepten yapılan iletişimde her ay; yüzde 25 ÖTV, yüzde 18 KDV; 1,64 TL de telsiz kullanım bedeli ödeniyor!

HALKÇI İKTİDAR, ADİL VERGİ DÜZENİ!..

AKP’nin insafsızca uyguladığı dolaylı vergiler, dar ve sabit gelirli halkın yaşamını olumsuz etkilerken vergideki adaletsizliği de görülmemiş biçimde derinleştirdi. Mevcut uygulamada çok ve haksız kazananlar genellikle az, az kazananlar da çok vergi ödemek zorunda kaldı.

Türkiye ekonomisi, siyasal iklimden bağımsız değil. Ekonomide kapıya dayanmış olan “çöküş”ün önüne geçmek için önce siyaseti düzeltmemiz lazım. Bunun için de demokrasiyi geri kazanmak, güçler ayrılığı ilkesini yeniden tesis etmek, hukuk devletini tekrar işler kılmak ve parlamenter sisteme geri dönmek, 80 milyon olarak en acil ve hayati ihtiyacımız. Güven ortamını yeniden tesis ederek yatırımların önünü açmak, piyasalarda güveni sağlayarak sağlıklı işleyen bir ekonomik ortamı temin etmek, kur istikrarını sağlayarak yaklaşan ciddi borç krizinin önüne geçmek gerekiyor.

Gelin 24 Haziran’da bu iktidardan kurtulalım; siyaseti ve ekonomiyi düzeltirken bu “namert vergi” düzenine de elbirliğiyle son verelim:

Gıdada, kitapta, akaryakıtta, diğer temel tüketim maddelerindeki fahiş dolaylı vergiler, makul düzeylere çekilsin.
Asgari ücretten vergi alınmasın. 
pırlanta, yat, tekne, gemi gibi lüks ürünler vb. ekonomik durumu iyi küçük azınlığın; Borsa kazancı, faiz geliri gibi rantiye kesiminin hayatındaki kalemler vergiden muaf tutulmasın. 

Çiftçinin kullandığı mazota asıl fiyatının iki katı vergi bindirilirken,
yat, gemi sahiplerinin kullanımının vergiden muaf olması şeklindeki adaletsizliğe son verelim.

Halk, ağır dolaylı vergi yükü altında ezilirken, iktidar yandaşı sermaye gruplarının şaibeli kazançları üzerinden tahakkuk etmiş vergiler silinmesin. Devlet vergi alır, karşılığında hizmet verir.
Toplanan vergilerin nasıl kullanıldığını denetleyen Sayıştay’ı tekrar işlevsel hale getirelim.
Amaç gider vergisini (harcama ve borçlanma) düşürmek, gelir vergisi kalemini artırmak olmalıdır.
Gelir vergisinde adalet mekanizması kurulmalıdır. 
Kent rantı adil ve üretime katkı yapacak şekilde olmalıdır.
Toprak, sermaye, emek ve organizasyon kayıt altına alınmalıdır.
Servet Beyanı Kurumu kurularak mutlaka bir denetim mekanizması getirilmelidir. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi seçmen sayısı kadar vergi mükellefi hedeflenmelidir.

Yani Türkiye’de seçmen sayısı 50 milyon ise
vergi mükellefi salısı da 50 milyon olmalıdır.
Bugün ısıveren mükellefi sayısı sadece 1 milyondur.

Gelin bu soygun düzenine, “altta kalanın canı çıksın” anlayışına bir son verelim!..

Gelin; yeni dönemde halkçı bir yönetimi, sağlıklı işleyen, hakça bölüşüm esasına dayalı bir üretim ekonomisini ve adaletli, şeffaf bir vergi düzenini hep birlikte kuralım!..”

https://odatv.com/vergi-diyerek-boyle-soyuluyoruz-28041816.html

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #5 : 30 Nisan 2018, 11:22:30 »
"Türkiye, Rusya ve İran Avrasya para birimine geçmeli"



Bazı ülkeler ve Türkiye'nin ABD Doları bağımlılığını dengeleme arayışları sürerken
Rusya Devlet Başkanı Putin'in stratejisti Dugin,
Rusya, Türkiye ve İran'ın Avrasya para birimine geçmesi gerektiğini savunuyor.
Dugin “Üç ülkenin ortak para birimi Avrasya yakında fizibil olacak” dedi.

Aleksandr Gelyeviç Dugin…
56 yaşında.
19’uncu yüzyıl Çarlık Sarayında önemli bir etkiye sahip olan Grigori Yefimoviç Rasputin’i andıran uzun sakalıyla dikkat çekiyor.
Kimileri onun için “Putin’in beyni” derken,
kimileri de “Rus dış politikasının mimarı” diyor.
Türk halkı, Prof. Dr. Aleksander Dugin’in ismini ilk olarak jet krizi sonrasında da darbe girişimi ve
Rusya'nın Ankara büyükelçisi Andrey Karlov suikasti ile sıkça duydu.

‘Yeni para birimi yakında fizibil olacak”
40’tan fazla kitap kaleme alan ve Uluslararası Avrasya Hareketi’nin bayraktarı olan filozof Aleksandr Dugin DÜNYA'ya çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Uluslararası İşbirliği Platformu ve (UİP) Antalya Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile düzenlenen, ‘Yükselen Avrasya'da Türkiye-Rusya İlişkilerinin Geleceği Antalya Zirvesi’ne katılan Dugin, "Türkiye, Rusya ve İran üçü bir araya gelerek Avrasya para birimine geçmeli" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrasya para birimi projesinin yakın bir zamanda hayata geçebileceğini düşünüyorum.
Kazakistan çok kutuplu para birimi vizyonunu duyurdu.
Avrasya, İslami para birimi gibi konular görüşülüyor.
Çin cephesinde "altın yuan" projesi mevcut.
Petrol, ve doğalgaz ticaretinde ABD doları kullanımından vazgeçmek zorundayız.
Rusya, İran ve Türkiye ABD'deki altınlarını çekerek yeni bir para birimi oluşturmalı.
Bunun yakın bir gelecekte fizibil olacağını düşünüyorum.
Ben bir jeopolitikçiyim.
Fakat kesin tarih vermem.”


Avrasya para birimi üzerinde uzun bir zamandır konuşuluyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl Avrasya Ekonomi Birliği’nin Kazakistan'ın başkenti Astana'da gerçekleştirilen zirvesinde ortak bir para biriminin kullanılmasını teklif etti. Putin, 'Omuz omuza' hareket ederek, dış ekonomik ve mali tehditlere daha kolay tepki gösterebileceklerini belirtmişti.
Nisan ayının ikinci haftasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘altınla borçlanma’ önerisine piyasadan “İyi bir sistem dizayn edilirse olabilir” yanıtı gelmişti.

Öte yandan ABD ve Fransa İran ile yapılan nükleer anlaşmaya karşı çıkıyor.
Fransız lider Macron Trump’ın İran nükleer anlaşmasını bozabileceğini söyledi.
Türkiye, Rusya ve İran’ın ısrarla birlikte hareket etmesi gerektiğini savunan Dugin’e başta ABD olmak üzere Batı’nın buna izin verip vermeyeceğini sorduk:
“Bu anlamda sahada üstü kapalı ve açık bir savaş yaşanıyor.
Ancak Avrasya derken çok karışık ve kapsamlı bir olgudan bahsediyorum.
Gerçekte ülkeler arasındaki ilişkiler çok kırılgandır.
İlişkilerde maddiyat, maneviyat, kültür ve medeniyetin önüne geçerse kırılganlaşır.
Maneviyat temelli ilişkiler zor kopar.
Şeref, onur gibi kavramları her şeyin üstünde tutmalıyız.”


ABD yaptırımları yumuşayacak mı?
ABD yönetimi ekonomik yaptırım kartını agresif biçimde kullanıyor.
İlk olarak Çin'i çelik sonrasında da Rusya'yı alüminyum silahıyla vurdu.

Beyaz Saray yaptırım hamlelerinde yumuşayacak mı?
ABD-Rusya ve ABD -Çin ekseninde bu görüşlerini açıklayan Rus Siyasi Analist Aleksandr Dugin, Amerikan’ın yumuşamayacağını savunuyor ve ekliyor:
“Sanırım ABD yaptırımları konusunda yumuşayamaz.
Mantıksal olarak baskı uyguluyorlarsanız sonuçlarını görmelisiniz.
Ve sonuçlar bekledikleri gibi değil.
Yaptırımların sonucu Rusya ekonomisi daha güçlendi.
Bölgesel entegrasyonun ateşli taraftarıyım.
Bölgesel görünümde Afrika entegrasyonu, Avrasya entegrasyonu öne çıkıyor.
Bu büyük bir karşı duruş.
Bize baskı uygulayarak ceza verdiklerini sanıyorlar ama aslında bizi kurtarıyorlar.
Bırakın yaptırımlarını sürdürsünler.
Çünkü Rusya ve Çin’i kesinlikle ambargolarıyla boğamazlar.”


Dugin Rusya’nın uygulanan ekonomik ambargoları yeni pazarlar bularak aştığını belirterek şöyle diyor:
“ Yaptırımlara karşı başka seçeneklerimiz bulunuyor.
Yeni pazarlar var.
Belki onlarla ticaret yapamayacağız ama Çin ve Hindistan gibi devler var.
Türkiye, İran, Pakistan, Afrika ve Latin Amerika alternatif olarak yer alıyor.
Bizim yerimize kendilerine izole ediyorlar.
Biz (Rusya) Kuzey Kore değiliz. Rusya her yönüyle küresel bir güçtür.
Tarih, kültür vs tüm boyutlarıyla küresel bir güçtür.
Avrasyacılık çıkış yolumuz.
Batı bize yaptırımları artırdıkça daha da Avrasyacı oluyoruz.”


"Bannon ile buluşmak isterim"

Aleksandr Dugin, Trump'ın 2016’daki Başkanlık seçimleri kampanyasını yöneten ve 2017’de Trump tarafından baş stratejist görevine son verilen Steve Bannon ile bir araya gelmek istiyor.

Bannon’ın kurban seçildiğini belirten Dugin,
“Bazı yayın organları benzerliklerimizi öne çıkararak Bannon ve beni karşılaştırıyor.
Bannon'a değer veriyorum.
Çünkü Bannon ABD'deki Trump'ın seçim zaferinin mimarıydı.
Nonkonformist seçmen ve geleneksel siyasi parti yapısının dışında hamleler yaptı.
Trump'ın ideolojik başarısında kilit rol oynadı.
Bannon'ın devrim potansiyeli var.
Çünkü korkusuz.
Bannon son olarak İtalya'yı ziyaret etti.
Aramızda hiç temas olmadı ama onunla elbette yüz yüze görüşmek isterim”

dedi.

https://www.dunya.com/gundem/turkiye-rusya-ve-iran-avrasya-para-birimine-gecmeli-haberi-413647

* * *


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #6 : 01 Mayıs 2018, 08:27:07 »
Abdestli Münafıklar





Mehmet Şimşek CHP'ye üye mi oluyor?





Resmi Tıklayarak Büyütebilirsiniz
Kemal Kılıçdaroğlu 23 Mart 2015 Tarihli Taahhütname



2015



BUNLARDA DİN, İMAN, KİTAP YOK
- Bunlar akıl tutulması yaşıyor. Bunlar da din, iman, kitap yok.
- Emeklilere Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş ikramiye vereceğim. Noterden taahhütname hazırladım

Okuyorum:

1- Tüm emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi için bir ay içinde gerekli düzenlemeleri sağlayacağım,

2- 17 Temmuz 2015 tarihine kadar birer maaş tutarında ikramiyenin emeklilerin banka hesaplarına yatıracağını temin edeceğim,

3- Emeklilere yıllık iki maaş ikramiye verilmesini başbakanlık görevinde bulunduğum sürede muntazaman sürdüreceğim,

4- Şayet bu sözümü tutmazsam başbakanlık ve genel başkanlıktan derhal istifa ederek siyaseti bırakacağım.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #7 : 02 Mayıs 2018, 20:21:29 »

Bu OLAYLARI ve RAKAMLARI Turhan Çömez 2007'de anlatmış ve
ERGENEKONCU olmuştu

200 km ile duvara toslamak
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, geçtiğimiz günlerde, ‘Türkiye’nin 32 milyar dolarlık cari açığının, doğrudan yabancı sermaye girişi ve özellikle özel sektörün uzun vadeli dış borçlanmasıyla çevirebildiğini’ belirterek, ‘Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 kilometre hızla giden aracın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum’ demiş…

Çok doğru söylemiş…

2002 yılında 1.5 milyar dolar olan cari işlemler açığı, 2005 te 23 milyar dolara, 2006 da ise 32 milyar dolara çıktı.

Nereden nereye? (Sayın başbakan iktidarın çalışmalarını ve geldiği noktayı anlatırken bu ifadeyi kullanmayı çok seviyor.)

2002 yılında, yurt içine doğrudan yatırım için gelen para 1.1 milyar dolar.

2005 te bu rakam, 9.7 milyar dolar olmuş, 2006 da ise, 20 milyar doları geçmiş.

Peki, doğrudan yatırım olarak adlandırılan bu para Türkiye’ye ne yapmaya geldi?

Paradan para kazanmaya, bankaları, hizmet sektöründeki karlı işletmeleri ve kamu iktisadi teşekküllerinin rantlı olanlarını satın almaya geldi ve sürekli artan cari açığı kapatmak için kullanılıyor.

Yani yatırım yapmaya, istihdam sağlamaya, know-how üretmeye gelmedi… (Geçtiğimiz yıl sayın Babacan’a verdiğim bir soru önergesi ile, son 4 yılda Türkiye’ye yeni yatırım yapmak için gelen yabancı sermayenin miktarını ve sağladığı istihdamı sormuştum ama hala yanıt alamadım!)

İşte sayın Babacan’ın işaret ettiği tehlike bu.

Giderek artan cari işlemler açığını kapatan bu paranın girişinde bir aksama olursa, Türk ekonomisi duvara toslayacak…

Elimizde sınırsız imkan yok.

Satılacak işletmeler bir gün tükenecek…

Düşük kur-Yüksek faiz uygulamasının cezbettiği sıcak para girişi de bir gün duracak. Bu vahşi rant mekanizmasının (saadet zincirinin) sonsuza dek sürmesi mümkün değil.

İşte o zaman, biz, sanal ekonomi nedir, reel ekonomi nedir farkına varacağız…

???

İki farklı sektörden (reel ekonomiden) örnek vermek istiyorum…

Ülkemizde,  yılda 20 milyon gözlük tüketiliyor.

Tüm kullanılan gözlüklerin içinde yerlinin payı % 3.

Türkiye’de 20 adet gözlük fabrikası var ve yıllık kapasiteleri, 10 milyon adet.

Ancak halen yerli üretim miktarı yıllık 600 bin adet ve geçtiğimiz yıllarda 20 fabrikadan 13 tanesi aktif üretimini durdurdu. Çünkü, özellikle Çin’den ithal edilen ucuz gözlüklere, koruma duvarı (gereği kadar vergi) konmadığı için, rekabet edemediler ve kapanmak zorunda kaldılar.

Diğer örnek de, ayakkabı sektöründen…

Türk ayakkabı sektöründe yerli üretim kapasitesi yıllık 400 milyon çift.

Geçtiğimiz yıl 150 milyon çift ayakkabı üretimi gerçekleşti.

Yani sektör % 40 kapasite ile çalışıyor.

Son 3 yıl içinde, sektörde, 160 bin kişi işini kaybetti.

Çünkü ithal ayakkabıda dramatik bir artış var. ( 2000 yılında 9 milyon çift ayakkabı ithal edilmişken, 2006 yılında bu rakam 36 milyon çifte çıktı. )

 

Bu sektörler, ileri teknoloji istemeyen sektörler.

Ne yazık ki, ithalat ve sıcak para mekanizmasının teslim aldığı sanal ekonomik düzen içinde, rekabet güçlerini kaybediyorlar…

???

Ortada sıcak paranın teslim aldığı vahşi bir rant düzeni var…

Bu düzen, en küçük kırılmalara, risklere dahi tahammülsüz…

Kontrolü de elimizde değil...

Enerjide, yerli üretimin payı giderek azalıyor.
İleri teknoloji ürünlerini kendimiz imal edemiyoruz.
Savunma sanayimiz, ipotek altında ve dışa bağımlı.
Dışarıdan gelen sıcak para, her geçen gün bu ülkenin katma değerini, rantını vahşice sömürüyor. (Bankalar ve Merkez Bankası dahil döviz rezervimizin, 112 milyar dolarlık bölümü yabancı bankalarda yüzde 4 faizle yatıyor. Yabancılar da, bizden aldıkları 112 milyar doların, 80 milyar dolarını Hazinemize ve borsamıza sıcak para olarak yatırarak, bizim paramızla yüzde 22 faiz kazanıyorlar ve sonra da Türk ekonomisine çok olumlu not veriyorlar…)
Yerli sanayide girdi maliyetleri artıyor ve rekabet gücü kırılıyor.
Tarımda giderek artan maliyetler ve düşük verimlilik nedeni ile, artık kendimize yetemiyoruz ve dışa bağımlı hale geldik.
Dış ticaret açığı ve cari açık her yıl artıyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı sürekli azalıyor, ithalatın GSMH’ya oranı da sürekli artıyor, cari işlemler açığının GSMH’ya oranı sürekli artıyor. ( Son 4 yılda 10 kat arttı.)
Toplam ihracatın % 49 unu yabancı sermayeli şirketler yapıyor.
Bankacılıkta yabancı payı % 42 ye yükseldi. Borsada işlem gören hisse senetlerinin % 70 i yabancıların elinde. Sigorta piyasasında yabancıların  payı ise % 40.
 

Tüm bu sorunların (risklerin) üzerine cesaretle ve gerçekçi bir yaklaşımla gitmesi gerekenler, sorunları halının altına süpürmeyi, günübirlik polemiklerle zaman kazanmayı tercih ediyorlar.

Oysa,

Girdi maliyetlerinin azaltılması,
Sektörlerin rekabet gücünün arttırılması,
Yerli tüketimin ve tasarruf bilincinin tesisi,
Verimlilik artışının sağlanması,
Bölgesel ve sektörel özgün teşvik politikalarının üretilmesi,
İhracat teşviklerinin arttırılması ve çeşitlendirilmesi,
Türkiye’ye özgü markaların yaratılması,
 
Şart…

???

 

22 Temmuz seçimleri, ne yazık ki dar bir koridora sıkıştırıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, rejim kaygıları ve tutarsız vaadler bu seçimin ana teması haline geldi.


Oysa bu ülkenin en önemli gündemi, sıcak paranın teslim aldığı sanal ekonomik modelden kurtulup, üretimin ve istihdamın nasıl sağlanacağıdır.
 

Siyasetçilerin bunu tartışması ve çözüm üretmesi gerek.

Mevcut gidişle önümüzde iki alternatif var;

Ya sıcak para trafiğindeki kırılmayla, araç duvara toslayacak…

Ya da, kendi haline bırakılırsa, uçuruma gidecek…


Birilerinin bu iki felaket senaryosuna alternatif üretmesi gerekmez mi?

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #8 : 07 Mayıs 2018, 00:40:18 »
Faizci RECEP Bey.


-"Faiz sorununu çözemezler. Çünkü yakayı tefeciye kaptırmışlar. Tefeci hangi faizi isterse onu uyguluyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Türkiye Cumhuriyeti Devletini faizcilerden kurtarmak bizim boynumuzun borcudur"

YAKAYI TEFECİYE KAPTIRMIŞ
Grup toplantılarında çok sık faizin yüksekliğinden söz ederim.
Her şeye kadir bu saraydaki zat; faizden o da şikâyet ediyor.
Sen niye şikâyet ediyorsun?
Yükselten zaten sensin, faizi ödeyen de sensin.
Sanki CHP iktidarda, o faizden şikâyet ediyor.
Biliyorum bu faizlerin ödenmesinden de sonuçta diyecekler ki, kesinlikle bundan CHP sorumludur diye.
15 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, 15 yıl!

Açıklama yapıyor gazetecilere;
“faiz meselesinde devlet bankaları ve danışmanlarımla bir çalışma yaptık”
günaydın,
15 yıl sonra bir çalışma yapıyorlar.

“O çalışmanın ardından Sayın Başbakan da bir çalışma yaptı ve arkadaşlarımıza bir süre verdi.
Onlar bir çalışma yapacaklar, akabinde de benim başkanlığımda bu konuyu müzakere etmek üzere tekrar bir araya geleceğiz…” Gelin bakalım. “Çünkü faiz meselesinde, tabii bazı arkadaşlarımızla tam anlamıyla uyumlu da sayılmayız.” Yani aralarında uyum yok, bunu da itiraf ediyor. “Ama faiz konusuna çözüm de bulmamız lazım. Yüksek faiz uygulamasıyla ülkemizde yatırımı teşvik edemeyiz. Yatırımı teşvik edemediğimiz zaman da istihdamı artıramayız.” İşsizlik zaten bu nedenle var. “En büyük sıkıntı buradan geliyor. Bakıyorsunuz bir banka 2.7 milyar kâr ettiğinden söz ediyor, öbürü şu kadar kâr ettim diyor, hâlbuki kâr dedikleri, faiz sayesinde yaptıkları sömürüden ibaret.” Günaydın Recep Bey, sömürünün yeni farkına varmış oluyor. “Hiç birisi biz yatırımcıyı teşvik edelim de, sürümden kazanalım derdinde değil. Bu ülkede yatırıma destek de elimizdeki bu imkânları onlarla paylaşmak suretiyle ülkenin kalkınmasına yardımcı olalım diye bir dertleri yok. Bu finans sektörü işte böyle…” diye devam edip gidiyor.

Her sefer söyledim, vatandaşın kahvedeki söylediği söz Tayyip Bey’le ilgili faizci Tayyip,
evet faizci Tayyip.
Niye faizci Tayyip diyor, haklı mı?
Haklı tabii, haklı!
Son 15 yılda
bir grup yabancıya, yurtdışındaki yabancıya Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ödediği faiz 149 Milyar Dolar.

Şimdi soruyorum,
149 Milyar Doları sanayiciye mi verdiniz,
çiftçiye mi verdiniz,
emekliye mi verdiniz,
memura mı verdiniz,
işsizlik olmasın diye yatırım mı yaptınız?
149 Milyar Doları yurtdışındaki bir grup tefeciye veriyorsunuz.
Vatandaş tefeci Tayyip demekte haksız mı?
Haklı.
149 Milyar, az buz bir para değil.

Bu dışarıya ödediği,
bir de borçlandığı için devlet oraya ödediği faizler var yurtiçinde.
O ne kadar?
689 Milyar lira,
eski parayla 689 Katrilyon lira.
Kime ödüyorsun sen bu parayı?
İşçiye mi ödedin?
Yok.
Memura mı ödedin?
Yok.
Çiftçiye mi ödedin?
Yok.
Esnafa mı ödedin?
Yok.
Sanayiciye mi ödedin?
Yok.
Kime ödedin? Bir grup tefeciye ödedi.
O nedenle sana tefeci Tayyip diyorlar, bir grup tefeciye ödedin.
Şimdi kalkıyorsun, ben sık sık dile getirdiğim için, biz de faizden şikâyetçiyiz.
Şikâyetçi olmayacaksın kardeşim, çözüm bulacaksın çözüm!
Çözmüyorsan oradan ayrılacaksın.

Türkiye’nin her sorunu çözülür.
Faiz sorununu çözebilirler mi?
Çözemezler.
Niye çözemezler?
Çünkü yakayı tefeciye kaptırmışlar.
Tefeci hangi faizi isterse onu uyguluyorlar.
İstersen diyor faizi düşür, doları getirmem diyor; faizi düşür, parayı getirmem diyor. Faizi benim istediğim noktaya getir, parayı getireyim diyor. Yani yakayı tefeciye kaptırmış vaziyetteler.

Bu millete sözüm söz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Türkiye Cumhuriyeti Devletini faizcilerden kurtarmak bizim boynumuzun borcudur, bunu yapacağız.
7 Mart 2018

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #9 : 09 Mayıs 2018, 10:45:59 »


Paranızı kim basıyorsa gerçek devlet O dur !..



Devleti HADIM eden sistem: BDPS ve KRS


UFUK HATTI PROGRAMI

1 Değersayım (paradigma) üzerine
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-1-bolum.html



* * *

2 Temel Ekonomik Kavramlar
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-2-bolum.html





* * *
 

3 BDPS KRS
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-3-bolum.html






* * *

4 Faiz ve faizin yıkıcı etkileriS
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-4-bolum.html






* * *

5 Faiz Tuzağı iç dış borçlar














* * *


6 BDPS/KRS üzerine kurulu Küresel Finans Kapital Sistemi
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-6-bolum.html








* * *

7 Altın üzerindeki Oyun
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-7-bolum.html







* * *

8 “Devlet” konusu “Üç Mesele”
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-8-bolum.html











* * *

9 Devlet olmanın gereği olan iki önemli esas, para ve ordu
http://ufukhatti.com/diger-kategoriler/ekonomi/ufuk-hatti-9-bolum.html





* * *

10 Medeniyet
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-10-bolum.html




* * *

11 TÜM ÖZET
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-11-bolum-tum-ozet.html




MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #10 : 15 Mayıs 2018, 01:55:28 »

Rahmi KOÇ: "CFR'yi sonunda KURDUK"
AKP sözde Faiz Lobisi'ni arıyor.






CFR'nin Türkiye Bürosunun Kurulmasında İsmi Geçenler

ABDULLAH GÜL, RECEP TAYİP ERDOĞAN, AHMET DAVUTOĞLU, ZAFER ÇAĞLAYAN, ALİ BABACAN,


CFR, Siyonizm'in dünya hâkimiyeti için çalışmaktaydı!
American Airlines, American Express, BMW of North America, Chevron Citibank, Coca-Cola, Ford Motor Company, General Electric, General Motors, Hilton Hotels, IBM Corporation, J. P. Morgan &Co., Mitsubishi, New York Times, Pepsi Co, Phillips Petroleum, Siemens Corporation, Sony Corporation ve Toyota Motor Corporation gibi binlerce marka ve şirketin üye olduğu CFR, New York'ta 29 Temmuz 1921'de kurulmuştu. CFR, Piramit, Süleyman mabedi, tek hükümetli dünya, Sion'un oğullarının vaat edilmiş birleşik krallığı, evrensel kardeşlik gibi fikirleri savunan gizli cemiyetlerin bu ideolojisini ilk harekete resmi olarak geçiren kuruluştu. Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin Türkiye ayağı olan Global İlişkiler Forumu'nun (GİF) Başkanı Rahmi Koç, konuşmasında ünlü Siyonist yapılanmanın Türkiye ayağını oluştururken aldıkları yardımı ise şöyle açıklıyordu; "GIF'i kurmadan evvel, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ile konuyu görüştük ve öncelikle onların icazetlerini aldık."
Yahudi ve dönmelerle birlikte dindar muhafazakârlar da CFR listesinde yer almıştı!
Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakâr isimler de oldukça dikkat çekiyordu. ÜLKER markalarının bağlı olduğu Yıldız Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker ile yine Yıldız Holding'in Başkan Yardımcısı Ali Ülker'in de aralarında bulunduğu Cemaat ve Hükümete yakın çok sayıda muhafazakâr (!) isim listede yerlerini alıyordu. Council on Foreign Relations, CFR -- Dış İlişkiler Konseyi'nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey'in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunuyordu. Doğan Holding adına Hanzade Doğan Boyner, Eczacıbaşı Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Coca Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Muhtar Kent, Profilo'dan Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kamhi, UEFA Başkan Yardımcısı Şenes Erzik, Alarko Şirketler Topluluğu'ndan Leyla Alaton, Odaları ve Borsalar Birliği'nden Rifat Hisarcıklıoğlu, Tekfen Holding'den Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker, Yılmaz Büyükerşen, Tarhan Erdem, Ayşe Kulin, İlber Ortaylı, Altan Öymen ve Gazeteci Yazar Sami Kohen de CFR'nin listesinde arzı endam ediyordu.
Dünyayı ekonomik ve siyasal açıdan yönetmek için kurulan ve Siyonizm'in hizmetinde olan CFR'nin Türkiye'deki faaliyetini afişe eden Milli Gazete, CFR'nin Türkiye kolu Global İlişkiler Forumu merkezinin yerini fotoğraflamıştı. Türkiye'nin ekonomik açıdan ABD'ye bağımlılığı için çalışan "CFR Turkey"in kurucuları arasında yer alan isimler in çoğu Milli Görüş ve Erbakan gıcıklığından tanıdık insanlardı. Daha da ilginç olan bir diğer husus da Global İlişkiler Forumu ile İsrail Başkonsolosluğu'nun aynı çatı altında bulunmasıydı. Dünyanın en derin yapılanmalarından biri olan CFR, (Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi) hızla büyüyerek Türkiye'de de kurulmayı başarmıştı. Bir dönem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da konuk olduğu CFR adlı kuruluş, dünyayı yönetme arzusundaki Siyonizm'in gözle görülebilir en önemli yapılarındandı.
"Refah Partisi ikiye bölünsün, üçe bölünsün, ezilsin" diyenler CFR'ci çıkmıştı!
Council on Foreign Relations, CFR -- Dış İlişkiler Konseyi'nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey'in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunmaktaydı. Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakâr isimler arasında din düşmanlığıyla tanınan eski Kültür Bakanı Talat S. Halman da bu isimler arasında yer almaktaydı. Talat Halman, bir zamanlar "Refah Partisi ikiye bölünsün, üçe bölünsün, ezilsin, yok edilsin, moleküllere ayrılsın" diyecek kadar arsızlaşıp azgınlaşmıştı.

http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/diyarbakir-bulusmasi-ve-hukumet-cemaat-kapismasi


CFR Turkey Kuruldu
Kasım 2013

Dünyanın en etkin ve en karanlık yapılanmasının Türkiye ayağı kuruldu. 

Dünyanın en derin yapılanmasının Türkiye ayağına Başbakan Erdoğan neden icazet verdi? Ünlü Siyonist lobi CFR’nin Türkiye örgütlenmesinde ki muhafazakar isimler kimler? David Rockfellerin kurucusu olduğu Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin merkezinde konuşma yapan, ödül alan ve iyi ilişkiler kuran Başbakan Erdoğan bu kurumun Siyonizm’in en güçlü savunucusu olduğunu bilmiyor mu? İşte bütün yönleri ile CFR Turkey dosyası.

Siyonizm’in en güçlü lobisi ve derin yapılanması olan Council on Foreign Relations (CFR) Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı da kuruldu. Yapı Kredi Plaza D Blok’ta faaliyetlerini sürdüren bu kurum, Türkiye’de Global İlişkiler Forumu (GİF) adı ile örgütleniyor. GİF, CFR’ın “Konseyler Konseyi” olarak nitelendirdiği yapılanmanın Türkiye ayağıdır. CFR Turkey olarak tanımlanıyor. Global İlişkiler Forumu (GİF) 285 kişilik oldukça kapsamlı bir üye listesine sahip.

Dünyanın En Etkili ve Derin Masonik Yapılanması

Bir dönem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da konuk olduğu Councel of foreign Relations (CFR) adlı kuruluş, ABD merkezli ve dünya egemenliğini amaçlayan üst düzey elitlerin üye olduğu küresel bir masonik kuruluştur. Dünyanın en zengin ailelerinin üye olduğu CFR, dünyayı yönetme arzusundaki Siyonizm’in gözle görülebilir en önemli yapılanmalarından biridir.

“Tanrı’ya ve moral değerlere ihtiyacımız yok”

Ünlü araştırmacı yazar William Blase, CFR’yi şöyle anlatmıştı; “CFR, Amerika Birleşik Devletleri’nin Yönetici Eliti’nin promosyon koludur. En etkili politikacılar, akademisyenler ve medya şahsiyetleri buraya üyedirler. Roosevelt döneminde CFR, Amerikan siyasi hayatını ele geçirdi. CIA kuruluşundan beri neredeyse hep CFR kontrolü altında olmuştur. CFR, yüzlerce programın sponsorluğunu yapmaktadır. Medyadaki, eğitim ve eğlence alanındaki CFR üyeleri, “hümanizm” ve dünya kardeşliği propagandalarını yayıyorlar. Bir dünya hükümeti altında hepimiz barış içinde yaşamalıyız ve milliyetler ve vatanperverlik gibi bencil şeyleri de unutmalıyız. Kendi sorunlarımızı çözebiliriz. Tanrıya veya moral değerlere ihtiyacımız yok.”

Siyonizm’in Dünya Hakimiyeti İçin Çalışıyorlar

American Airlines, American Express, BMW of North America, Chevron Citibank, Coca-Cola, Ford Motor Company, General Electric, General Motors, Hilton Hotels, IBM Corporation, J. P. Morgan &Co., Mitsubishi, New York Times, Pepsi Co, Phillips Petroleum, Siemens Corporation, Sony Corporation ve Toyota Motor Corporation gibi binlerce marka ve şirketin üye olduğu CFR, New York’ta 29 Temmuz 1921’de kuruldu. CFR, Piramit, Süleyman mabedi, tek hükümetli dünya, Sion’un oğullarının vaat edilmiş birleşik krallığı, evrensel kardeşlik gibi fikirleri savunan gizli cemiyetlerin bu ideolojisini ilk harekete resmi olarak geçiren kuruluş oldu.

CFR’nin Türkiye Ayağı da Kuruldu

Siyonizm’in en güçlü lobisi ve derin yapılanması olan Council on Foreign Relations, CFR – Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı da kuruldu. Yapı Kredi Plaza D Blok’da faaliyetlerini sürdüren bu kurum Türkiye’de Global İlişkiler Forumu (GİF) adı ile örgütleniyor. GİF, CFR’ın “Konseyler Konseyi” olarak nitelendirdiği yapılanmanın Türkiye ayağıdır. CFR Turkey olarak tanımlanıyor. 285 kişilik oldukça kapsamlı bir üye listesine sahip olan Global İlişkiler Forumu’nun (GİF) başında da Rahmi Koç bulunuyor.

Hepsi Bir Arada

Council on Foreign Relations, CFR – Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey’in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunuyor. Doğan Holding adına Hanzade Doğan Boyner, Eczacıbaşı Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Coca Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Muhtar Kent, Profilo’dan Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kamhi, UEFA Başkan Yardımcısı Şenes Erzik, Alarko Şirketler Topluluğu’ndan Leyla Alaton, Odaları ve Borsalar Birliği’nden Rifat Hisarcıklıoğlu, Tekfen Holding’den Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker, Yılmaz Büyükerşen, Tarhan Erdem, Ayşe Kulin, İlber Ortaylı, Altan Öymen ve Gazeteci Yazar Sami Kohen de CFR’nin listesinde arzı endam eyliyorlar.

Muhafazakarlar da CFR’de

Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakar isimler de oldukça dikkat çekici. ÜLKER markalarının bağlı olduğu Yıldız Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker ile yine Yıldız Holding’in Başkan Yardımcısı Ali Ülker’in de aralarında bulunduğu çok sayıda muhafazakar (!) isim listede yerlerini almış durumda. 285 kişilik CFR Turkey listesinde yer alan bazı isimler ise şöyle; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü Ahmet Acar, Kadir Has Üniversitesi Rektörü Mustafa Aydın, Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Osman Boyner, Eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, Sabancı Holding’den çok sayıda isim, Türk Hava Yolları Eski Başkanı Cem Kozlu, Kale Grubu Şirketleri CEO’su Zeynep Bodur Okyay, ENKA Yönetim Kurulu Başkanı Agah Mehmet Tara, Kültür Eski Bakanı Talat S. Halman, Çelebi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Canan Çelebioğlu Tokgöz ve Emre Gönensay ile Nilüfer Göle.

Planlı-Programlı Hareket

CFR Turkey’in Başkanlığını yürüten Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un CFR Turkey’in açılışında yaptığı konuşma ise çok önemli bir detaya işaret ediyor. Konuşması şöyleydi; “Yaklaşık on iki senedir Council on Foreign Relations Uluslararası Danışma Kurulu’nda yer almaktayım. Biz de Türkiye’de kısa, orta, uzun vadede faydalı olacağına inandığımız bu kuruluşu, bazı yakın arkadaşlar ile görüşüp hayata geçirmeye karar verdik. Yaşamın her kademesinden, çeşitli alanlardan seçtiğimiz arkadaşlarla Global İlişkiler Forumu’nu kurduk. Böyle bir kurumun yurtiçi ve yurtdışında saygınlık kazanması için planlı, programlı ve sabırlı bir şekilde hareket etmekteyiz.”

CFR Turkey’e Cumhurbaşkanı Ve Başbakan İcazet Vermiş

Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin Türkiye ayağı olan Global İlişkiler Forumu’nun(GİF) Başkanı Rahmi Koç, konuşmasında ünlü Siyonist yapılanmanın Türkiye ayağını oluştururken aldıkları yardımı ise şöyle açıklıyor; “GIF’i kurmadan evvel, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ile konuyu görüştük ve öncelikle onların icazetlerini aldık.”

Milli Gazete

* * *

ANAYASA'nın 123. ve 126. maddeleri ile neden UĞRAŞTILAR
Açıklaması BU YAZIDA

http://okudunmu.org/forum/index.php?topic=3.msg1259#msg1259


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #11 : 17 Mayıs 2018, 06:28:48 »

ELBET DE YARGILANACAKSINIZ!!..
Yeni bir Duyun- i Umumiye
geliyor diyorduk tınlayan olmadı.
Soner Yalçın durumu ÖZETLEMİŞ


Erdoğan teslim oldu
1920'de Londra merkez­li Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü -Chatham House- Rothschild parasıyla kuruldu...

Tespit 1)

İsrail Gazze şeridinde yine katliam yaptı.

Tespit 2)

Erdoğan İngiltere'de -son dönemde Avrupa'da görmedi­ği- ilgiyle ağırlandı:

– Prens Charles ile görüş­tü.
– Başbakan Theresa May ile görüştü.
– Kraliçe II. Elizabeth ile görüştü.
– İngiliz medyasına röportaj­lar verdi.
– Chatham House'da konuşma yaptı.

İnsan ister istemez soruyor: Neler oluyor?

Yazıma başlayabilirim:

Almanya/Frankfurt köken­li Yahudi Rothschild ailesi­nin adını duymayan yoktur!
Dünya finans piyasasının bir numaralı ismidir…

Amschel Moses Rothsc­hild (1710-1755) ipek ticareti yapıyordu.
Küçük dükkanı vardı.
Çiçek hastalığından ölünce, -haham olarak yetişti­rilmek üzere Yeshiva'ya gön­derilen- dördüncü oğlu Mayer Amschel Rothschild (1744- 1812) okulu bıraktı.
Ve baba mesleğini büyütüp, bankerlik yaparak Rothschild ailesini uluslararası hanedan yaptı.

Beş oğlu vardı;
her birinin Londra, Paris, Berlin, Viyana, Napoli'de bankerlik yapmasını sağladı.

Merkez Londra oldu.
Başında Nathan Mayer Rothschild (1777-1836) vardı.
Üçüncü çocuk olmasına rağmen –beş yılda serveti iki bin beş yüz katına çıkardığı için- hanedanlığın başına geçti.

Fakat…

İddialara göre din değiştir­mek isteyince aile tarafın­dan zehirlenerek öldürüldü!

Hanedanlığın liderliğini en küçük kardeş -Paris şubesinin başında bulunan- James Ma­yer Rothschild (1792-1868) devraldı.

Rothschildler servet bölün­mesin diye hep aile içi evlilik yaptı.
James Mayer de, -Viya­na şubesinin başındaki- ağa­beyi Salomon Mayer'in kızı Betty ile evlendi.

Nihayet yazının ana konusunu oluşturan kişiye geldik:

Bu evlilikten doğan Ed­mond Rothschild (1845- 1935)…

İbranice adıyla, Benjamin

“İLERİYİ GÖREN KAHİN”

Tarih: 6 Nisan 1954.

Dünyanın en tanınmış mezarlığı Paris Pere Lacha­ise'deki Edmond Rothsc­hild'in (ve eşinin) mezarı yıl­lar sonra, İsrail görevliler tarafından Hayfa'ya götü­rüldü.
Devlet töreniyle Kay­serya yakınındaki Um el Alaq (Ramat Hanadiv) tepesi­ne defnedildi.
Niye?

Çünkü o, “Avi Hayis­huv”/ “Yerleşimin Baba­sı” idi!

Yıl, 1882…

Kudüs sancağı, Osman­lı'nın yarı özerk idari bölge­siydi.
Yaklaşık 23 bin Yahu­di, 300 bin Arap yaşıyordu!

Yahudiler yoksuldu.
Diğer ülkelerdeki Yahudilerin gön­derdiği “çaluka” (sadaka) ile geçiniyordu.
Bağışçılar arasında Edmond Rothschild de vardı.

1878'de kurulan ilk yerleşim yeri -“Umudun Açılışı” – Petah Tikva'ya parasal yardımda bulunmuştu.
Bunun sonuç getirmeyeceğini öngördü.
Artık para-altın vermeyecek­ti.
Toprak alacaktı; ve bu toprak işlenecekti!
Bunun için tarım uzmanları gönderecek; tarım okulu açacaktı.
Üretim olmadan vatan olmazdı!

İlk 4 bin dönümlük ara­ziyi, 1883'ün sonunda sahil şeridindeki Tel Aviv yakınla­rındaki Rishon LeZion'da aldı.
Ness Ziona, Rehovot, Mazkeret Batya'yı da alarak toplamda 125 bin dö­nüm toprağa sahip oldu.
52 yerleşim kurdu. (Onca tersliğe rağmen İsrail tarımı için yaptıkları ayrı yazı konu­sudur.)

CHATHAM HOUSE

Edmont Rothschild…

II. Abdülhamit'ten izin alarak;
Yerel yöneticilere rüşvet dağıtarak;
Arap toprak sahiplerini paraya boğarak;
İsrail'in kuruluşuna ilk harcı koydu!

Mesele toprak almakla sınırlı değildi.
Ülkelerden 500 bin Yahudi'yi bu topraklara taşıdı.
Güya Osmanlı Filistin'e büyük çapta Yahudi göçüne izin vermiyordu!
Rothschild parası her kapıyı açtı.

Keza…

– Arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtan kimdi?

– Filistin'i uluslararası yö­netime bırakmak isteyen 1916'daki Sykes-Picot Ant­laşması'nın perde arkasında kim vardı?

– Filistin'de Yahudi Devle­ti'nin kurulmasının ilk girişimi olan 1917'deki Balfour Deklarasyonu kim hazırladı? (İngiliz dışişleri bakanıArthur Balfour deklarayonu Filistin'i işgal etmeden önce ilk Rothsc­hild'e sundu!)

– I. Dünya Savaşı'nı bitiren 1919 Paris Barış Görüşme­sinde kazananların -İngiliz Lloyd George, Amerikalı Wilson, Fransız Clemen­ceau'nun- danışmanlarının Rothschild'e yakın Yahudiler olması tesadüf mü? Zaten ev sahibi Edmond Rothschild idi!

İlişki şaşırtıcı değildi; -bu­gün olduğu gibi- İngiliz ve Amerikan merkez bankaları Rothschild kontrolündeydi!

Türkiye'de deniyor ki; Gazze'deki vahşete Araplar niye sesini çıkarmıyor?
Ro­thschild'in “gölgesi” Dünya Siyonist Teşkilatı Başkanı Chaim Weizmann ile Hicaz Kralı'nın oğlu Emir Faysal, 3 Ocak 1919'da Paris'te anlaştı: İmza edilen anlaşma bugünkü İsrail sınırlarıdır!

Kimin eli kimin cebinde!

Paris Barış Görüşmesi sürerken Majestic Otel'de 30 Mayıs 1919'da “raund table”/ yuvarlak masa toplantısı yapıldı.
Katılanlar;
John D. Rockefeller,
John P. Morgan,
Andrew Carnegie,
Cecil Rho­des ve
Edmond Rothschild idi.
Dünya derin devletinin “polit­bürosu!” Ve…

1920'de Londra merkez­li Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü -Chatham House- Rothschild parasıyla kuruldu. (Bugün yönetiminde­ Evelyn Rothschild ve Lynn Rothschild var!)

Peki:
“Bayram değil seyran değil; İngilizler Erdoğan'ı niye öptü?
Bence…
Ekonomiyle sıkıştırılan Erdo­ğan, 2002 ayarlarına dön­dü; teslim oldu?
Bilinir ki:
II. Abdülha­mit' i Duyun- i Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) ile “esir” aldılar!

Soner Yalçın
https://odatv.com/erdogan-teslim-oldu-17051805.html

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #12 : 20 Mayıs 2018, 00:09:24 »


1 $ = 7 TL’ye (yani ‘İÇ SAVAŞ’a) RAZIMISINIZ?
Onların KURALLARI ile bu oyun BOZULAMAZ!!
Çözüm için RADİKAL kurallar ŞART





MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #13 : 21 Mayıs 2018, 19:13:45 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
« Yanıtla #14 : 24 Mayıs 2018, 23:46:36 »
Sahte Cennetlerde yaşayanlar..
Duyun-u Umumiye böyle bir şey işte.
Duyun-u Umumiye Uzanan Yol
OSMANLI BATARKEN NE YAPTIYSA AKP DE AYNISINI YAPIYOR!
Termometreye Bakıyormuyuz



DUYUN-U UMUMİYE BÖYLE BİR ŞEY İŞTE!

Detaylarını bilmesek de hepimizin aklında kalan, Duyun-u Umumiye’nin çok kötü bir şey olduğudur.

Pekiyi nedir Duyun-u Umumiye?

Hatırlatalım.


Batı iki sanayi devrimini tamamlayıp mal ve hizmet üretimini artırınca gözünü doğal olarak Osmanlı pazarlarına dikmişti. Osmanlı toprakları aynı zamanda enerji kaynakları açısından da çok büyük önem arz ediyordu. Merkezde güçlü, birlik ve beraberlik içerisinde olan bir Osmanlı Devleti onların işine gelmiyordu.

Yeni bir ekonomi politik tasarımın gerçekleştirilebilmesi için Osmanlı’nın ya tamamen kontrol altına alınması ya da çökertilmesi gerekiyordu. Bu süreç içerisinde Osmanlının üç safhada çökertildiğini görüyoruz. Bu safhaları ana hatları ile şu şekilde ifade edebiliriz; Osmanlı’nın borçlandırılması, Osmanlı’yı Osmanlı yapan kadroların tasfiye edilmesi ve son olarak da Osmanlı’nın savaşa sokulması. Nitekim savaşın sonunda Osmanlı tamamen yok edilmiş oldu.

Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşları, Osmanlı Maliyesi üzerinde yıkıcı bir etki yapmıştı. Yüce Osmanlı Devleti Kırım Savaşı’na Paris ve Londra borsalarından edinilen borç parayla girmişti. Borçlanma zamanla öyle bir arttı ki artık Osmanlı Hükümetleri ödeme gücünün olup olmadığına dahi bakmıyordu. Borçlanabilmeyi, diğer bir ifade ile borç yönetimini başarı olarak görüyordu. Bu durum borç verenlerin de işine geliyordu. Çünkü Osmanlı hem yeni bir “gelişmekte olan pazar” idi hem de sanayi devrimlerinin birikimi olan tasarruflar bir şekilde değerlendiriliyordu. Bu ‘tasarruflar’, yüksek faiz ödemeleri ile Osmanlı’ya borç olarak transfer ediliyordu.

1875 yılına gelindiğinde Yüce Osmanlı Devletinin dış borcu 200 milyon sterline ulaşmıştı. Bu borcu kısa zamanda ödeyecek imkânı yoktu. 1876 Mart ayında ise Osmanlı, devasa dış borçlarını kendi takvimine göre ödeyeceğini açıkladı ve buna göre düzenlemelere başladı. Ancak bunu beğenmeyen dış mihraklar Osmanlı’ya gereken dersi vermekte gecikmediler.

Önce borçlanmak zorunda bırakılan Osmanlı, ardından borç-faiz mikrobu ile “hasta adam” haline getirilmişti. Daha sonra kontrollü olarak tasfiye sürecine sokulmuştu. Bu tasfiye sürecini yönetenler, kaynak ve destek bulmakta zorluk çekmediler. Çünkü, Osmanlı üzerinde her yabancı kesimin kendine göre hesapları ve idealleri vardı.

İşte bu işlemlerin denetimi ile görevlendirilen kuruluşa Düyun-u Umumiye yani “Osmanlı Kamu Borçları İdaresi” adı verilmiştir. Görünürde Osmanlı Maliye Bakanlığı’na bağlı olan Düyun-u Umumiye gerçekte ondan bağımsız bir kuruluş olarak çalışmaktaydı. Çünkü Düyun-u Umumiye’nin yönetici kadrosu alacaklı ülkelerdeki hissedarlar tarafından seçiliyor ve onlara karşı sorumlu bulunuyordu. 1881’de Düyun-u Umumiye’nin 300’ü aşkın alacaklısı vardı.

1911’e gelindiğinde Düyun-u Umumiye’nin görevli kadrosu 8931 kişiyi bulmuştu ki Osmanlı Maliye Bakanlığı’nda bu kadar memur yoktu. Dahası bu kuruluş, Devletin siyasal, toplumsal ve iktisadi hayatında büyük nüfuz sahibi olacak kadar güçlenmişti. O kadar ki, artık Düyun-u Umumiye kefil olmazsa, Osmanlı kolay kolay yabancılardan yeni borç dahi alamıyordu.

Neticede Osmanlının pazarları, borçlandırılarak kontrol altına alınmıştır. Bir ülkede pazarların kontrol edilmesi demek, bütün ülkedeki mal ve hizmet üretiminin kontrol edilmesi demektir. Diğer bir ifade ile, ülkede yaşayan herkesin yaşam standartlarının kontrol altına alınması demektir.

Tabi iş bununla da kalmamış ve paralel bir süreç olan ‘kadroların tasfiyesi’ de gerçekleştirilmiştir. Kadroların tasfiye edilmesi operasyonu birçok şekilde olabilir. Bu süreçte hemen hemen her şeklin kullanıldığına şahit oluyoruz.

Batılılaşma, taklitçilik, yabancılaşma ve ahlaksızlık ile bu süreç takviye edilmiştir. İdari kadrolar kendi özlerinden koparılarak yabancılara hizmet eder hale getirilmiştir.

Emanet ile ehliyet arasındaki bağ neredeyse tamamen koparılmıştır. Devlete, millete hizmet makamları ‘emanet’ makamlardır. Makamlar kalıcı, hizmetkârları ise geçicidir. Bundan dolayı da bu makamlar, hizmet edecek kişiler için emanettirler. Ancak emanetin ehil insanların elinde olması şarttır. Bu dönemde yaşanan yoğun kadro hareketleri neticesinde, ehliyetin yerini ‘sahibine, kavmine veya lobisine liyakat’ almıştır. Bu da bir devletin kıyameti için yeterli bir gerekçe oluşturmaktadır.

1914 yılında hiç lüzumu yokken Yüce Osmanlı Devleti İttihat ve Terakki kumpasında Birinci Dünya Harbine sokuldu. Harbin sonunda müttefikleri ile birlikte yenik düşen Osmanlı bu sefer Sevr Entrikalarıyla boğulmaya çalışılmıştır.

Şimdi buraya kadarlık kısmı bir özetleyelim.

Osmanlı borçlandırıldı. Borç para ya da günümüz ifadesiyle sıcak para gelecek diye her şey mübah (yapılabilir, uygun) görüldü.
Alacaklılar devletin gelirlerine el koydu.
Kötü gidişata direnebilecek kadrolar tasfiye edildi.
Bir oldubitti ile harbe sokuldu.
Parçalandı, yok edildi.
Şimdi günümüze baktığımızda, sonuçlardan hareketle, bu senaryonun nicelik olarak farklı ama nitelik olarak aynı olduğunu söyleyebiliriz. İsterseniz gelin birlikte bakalım.

Günümüzde de ülkemiz borçlandırıldı ve hala da inanılmaz bir şekilde borçlandırılıyor. Mevcut sistem Borca Dayalı Para Sistemidir ve bu şekliyle borçlanma sistemleştirildi. Borçlar çeşitli finansal aracı kurumlar vasıtasıyla dünyanın her yerinden alınıyor. Bu işlemler değişik bir jargon ile ifade edildiği için vatandaşlarımız tam olarak ne olduğunu anlayamıyor. Bu konuda iki örnek vereyim.
Hazine sürekli dış borçlanmaya gidiyor. Bunların küçük bir örneği, 29 Nisan 2016 tarihinde (Hazine Müsteşarlığı Basın Duyurusu 2016/60) 1.5 milyar dolarlık Eurobond ihracı ile gerçekleşti. Yani, BNP Paribas, Goldman Sachs ve JP Morgan Securities aracılığıyla 1.5 milyar dolar borç aldık. Faizi %6,625, geri ödeme tarihi 2045. Faiz ödemeleri 6 ayda bir. Daha da açık bir ifade ile, aldığımız 1,5 milyar dolar için 30 yıl boyunca geriye 8milyar 702milyon dolar ödeyeceğiz! Bu şekilde bizden sonraki nesilleri bile borçlandırıyoruz.

Diğer bir örnek, sıcak para için her şeyin mübah görülmesidir. Parası ve ekonomiye katkısı olacak olan insanlara ülkemizde vatandaşlık veriyoruz. Tabi, daha iyi anlaşılabilmesi için, bunu şu şekilde ifade etmemiz lazım. Para karşılığında vatandaşlık satıyoruz. Şimdi bu vatana, uğruna can verenler ile para verenler, herhalde aynı duygu ve düşüncelerle sahip olmayacaktır! Varın gerisini siz düşünün.

Duyun-u Umumiye bazı gelirlere el koyuyordu. Bugün de devletin gelirlerinin önemli bir kısmı alacaklılara gidiyor. Çünkü borç ödüyoruz. Hatta artık o dereceye geldi ki gelirler kaynağında kesiliyor! Bugün, diyelim ki köprü yaptırıyoruz. Köprüyü yapanlar yani sahip olanlar özel şirketlerdir. Geçenden de geçmeyenden de para alıyorlar. Şöyle ki, eğer günlük belli sayıda araç geçip ödemeyi yapmaz ise, eksik kalan ödemeyi devlet yapıyor. O da ya bizim vergilerimiz ile ya da yeni borçlanma ile yapılıyor. Hâlbuki bizim yaptığımız köprülerin ya da yatırımların gelirlerini biz almalıydık. Şimdi alacaklılar o gelirlere kaynağında el koymuş oluyor.
Kadrolar tasfiye ediliyor. Şimdi, yapılanlara ana hatları ile bakalım. Önce, bir siyasi partinin kadroları yerleşiyor. Bu, anlaşılabilir bir yerleştirmedir. Ancak bir müddet sonra, o kadrolar da emanet-ehliyet ilişkisine bakılmaksızın değiştiriliyor.
Daha sonra bir Ergenekon Dosyası oluşturuluyor. Yüzlerce kadro yerinden sökülüp atılıyor. Akabinde Balyoz Dosyası. Daha sonra Paralel Dosyası, arada Pelikan Dosyası ve daha onlarca küçük küçük dosyalar. Sonuçta bunların hepsi ayrı ayrı ‘kadroları tasfiye’ operasyonuna dönüşüyor.

Bu operasyonların hepsi için ayrı ayrı haklı gerekçeler üretebilirsiniz. Zaten o gerekçeleri üretemezseniz bu operasyonları yapamazsınız. Ancak hiçbir gerekçe ifna (yok etme) sebebi olamaz. Bizim inancımızın temelinde ıslah diye bir kavram vardır. Kişiler yanlış yapabilirler ancak o yanlışlarından dolayı kişileri ifna değil ıslah etmeye çalışırız. Allah bile Kur’anı Kerim’de eğer insanların yanlışlarının cezasını hemen verseydim, yeryüzünde insan kalmazdı diye buyuruyor. Bizler de affedici ve ıslah edici olacağız. Ancak süreç böyle yürümüyor!

Harbe sokulmaya çalışılıyoruz. Bunu sanırım artık detaylı izah etmeme bile gerek yoktur. Tabandaki en sadece vatandaş için bile, ülkenin harbe sokulmaya çalışıldığı anlaşılır bir gerçektir.
Harbin neticesinde parçalanıp yok ediliriz. Bunun için de Sevr Anlaşmasını hatırlamamız yeterlidir. Bu yapılanların cümlesini ‘II. Sevr’ başlığı altında izah etmek mümkündür.
İşte size geldiğimiz noktanın özeti.

Bütün bu yapılanlar, belli bir ihanet içerisinde, planlı programlı işlerdir diyemeyiz. Ancak gidişata bakınca, bu benzerlikleri ifade etmek mecburiyetindeyiz. Bir vatansever olarak, bütün bu gelişmelerin aynı zaman dilimi içerisinde rastgele oluştuğuna gönülden inanmak istiyorum ama aklım buna müsaade etmiyor.

Netice olarak, Borca Dayalı Para Sistemi, Duyun-u Umumiye işlevi görüyor. Birlikte olduğumuz küresel finans şirketleri, merkezleri dışarıda olan Duyun-u Umumiye daireleri olmuş oluyor. Borçlanmaya onlar karar veriyorlar ve gelirlerimize el koyuyorlar. Önümüzdeki 30-40 yılı ağır bir şekilde borçlandırıyorlar. Bu toprakların tarihi birikimine ve aziz milletimizin özüne ihanet ediyorlar.

Elimizden geldiği kadar, bütün bunları anlatarak yetkilileri uyarmamız ve bu oyunları bozmamız gerekiyor. Bu makaleyi, bu çabaların küçük bir katkısı olarak dikkatlerinize arz ederim.


Prof. Dr. Mete Gündoğan