Gönderen Konu: “Din Toplumun Afyonudur” - Moses Hess , Heinrich Heine, Marx  (Okunma sayısı 1358 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU

“Din Toplumun Afyonudur”

Bu konu niçin açıldı?
Gençlik yıllarında yaygın moda olan marksizm'den nasibimizi alıp
halâ aynı düşünceleri taşıdığımızdan değil.
Ne, neden ve nasıl olduğunu bile kavrayamayacağımız o yıllar/yaşlardaki konuları
bu yıllar ve yaşlarda çözümser hale geldiğimiz için,
Anlamak için bunları yaşamak gerekiyormuş => TIKLAYABİLİRSİNİZ  

Bu yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız husus;
Elbette
Nebi'lerin irsal ettikleri DİN böyle değil idi.
BOZGUNCULAR eli ile böyle uygulanır oldu,
gelişen toplumsal REFLEKSLER de bu yaşananlara sebep oldu.

ALLAH BOZGUNCULUĞU LANETLEMİŞTİR
Elbet biz de mücadele edeceğiz. Gücümüz yettiği kadar.

RA'D Suresi 25
Fakat Allah'a verdikleri sözü belgeledikten sonra bozanlar ve
Allah'ın, birleştirilmesini emrettiğini koparanlar ve
arz'da fesad (bozgunculuk) çıkaranlar;
işte onlar,
lanet olsun onlara ve
yurdun kötüsü de onlara olsun!

TASAVVUF dünyasında "SEYRET ama KIPRAŞMA" hali
yani;
Olan biteni DERT etmek senin CEHENNEMİN'dir
CELAL halidir,
yapan O'dur,
şudur budur.
.
O'dur da, MUDİL ismi dir.
NEBİ (as), dert etmeyip oturmuş mu..
diğer taraftan da "sıkıntıların en çoğu NEBİ'lere,
sonra şuna, sonra buna..
der dururlar.
kim keyfini rahatını bozmak ister
cehennemin yolu keyif - rahat üzere kurulmuştur..
Kötü zamandayız. çok kötü..


* * *

“Din Toplumun Afyonudur”…
Marx hakkında hiç bir şey okumamış olanlar bile duymuşlardır bu sözü.
Marx’a göre ezilenler için bir anestezi, bir tür “ideoloji” olmuştur din,
Baudelaire’in anlattığı gibi dindarlık itiraz etmeden katlanılan, alışılmış bir köleliktir.

Bir “din düşmanı” olarak ünlenmesini sağlayan bu sloganın mucidi Marx değil aslında.
Arkadaşları Moses Hess ve Heinrich Heine’ın daha önce yazdıklarında da var bu laf. Ama Marx ile sloganlaşmış.

Hristiyanlıktan boşalan yere Marxizm talip oldu mu?
Acaba ruhbanları, ritüelleriyle kendisi yeni bir din haline geldi mi? Dogmalaştı mı?
Bu da dikkate değer bir soru.

Afyon, eroin, esrar… Unutmak için kullanır bunları zayıf olan insan.
Tahammül edilmez bir hayata tahammül etmek için.
Peki sloganın ötesine geçmek istersek… ne anlatıyor tam olarak o ünlü metin?
Ne idi Marx’ın iddiası?

“Din dünyadaki sıkıntıların tesellisi ve baskıları meşrulaştıran teorisidir.
[…] Dinin sefaleti hem gerçek sefaletin ifadesi hem de bu gerçekliğe itiraz edilmesidir.
Din mutsuzluklar altında ezilen yaratığın son nefesi, kalpsiz bir dünyanın şefkati, ruhsuz bir çağın ruhudur.
Din toplumun afyonudur.
Halkın gerçekten mutlu olabilmesi için sahte bir mutluluk olan dinin yok edilmesi gerekir.
İçinde bulunduğumuz durumun vehimlerinin yok edilmesini istemek aslında bu vehimlere ihtiyaç duyan durumun terk edilmesini istemektir.”

 “Din toplumun afyonudur”…
Evet, Marx’ın yaşadığı dönemin zihniyeti, takıldığı barlarda vs karşılaştığı arkadaşların dine bakışı da bu aslında.
Yaşlı Almanlar “kutsal” ama daha çok putsal bir devlet algısı içindeler.

Biraz bizdeki dinciler bazen de Kemalistler gibi.
Meselâ Atatürk’ü koruma kanunu gibi kanunlar var Prusya’da. Devletin tanrısal(!) temellerini sorgulayanlar devlet memuru olamıyorlar, akademisyenler istedikleri gibi yayın yapamıyor, sansür var.
Kemalist ideolojiyi korumak için 28 şubat sürecinde insanlara “ya dinin ya kariyerin” diye baskı yapılmıştı.
Benzeri baskılar 1840’ların Prusya’sında Yahudilere yapılıyor meselâ.

Oysa üniversiteli gençlerin zihinleri fokur fokur kaynıyor.
Her gün bir yeni teknoloji ile tanışıyorlar,
Avrupa siyasî olarak sarsılıyor,
rejimler yıkılıyor,
işçiler ayaklanıyor,
tren, telgraf ve matbaa gibi buluşlar sayesinde gelişmiş  ülkeler hızla entregre olmakta,
ekonomik küreselleşme başlamış bile.

Sendikalar ve işçi hareketleri de küreselleşiyor.
İngiliz, Alman, Fransız sendikacılar sürekli iletişim halinde.
Polonya’da veya İtalya’da gösteri yapan işçilere polis ateş mi açtı? Alman gençleri ertesi gün bunu konuşuyor.

İncil’in “Tanrısal ahlâkı” silinirken yerini bir “racon” etiğine bırakıyor.

Avrupalı solcular tıpkı liberaller gibi FAYDA ile İYİLİK‘i birbirine eşitlemiş, AYNI-laştırmış vaziyetteler.

Fakat bununla aynı derecede önem taşıyan bir başka faktör var ki çok daha kişisel.

Yahudi kökenli ailesinin Protestan Prusya’da gördüğü baskı bizim Karl’ın hayatı boyunca unutmayacağı bir acı, bir eziklik.
Baba Marx avukatlık mesleğini icra edebilmek için din değiştirmeye zorlanıyor.
Yahudilere bir çok kısıtlama getirilmiş, seyahat ve çalışma özgürlükleri din adına kısıtlanmış dönem dönem.

Bizim için anlaşılması çok da zor olmayan bir durum:
Türkiye’de zorla din dersine sokulan bir gayrimüslimin İslâm’ı sevmesini bekleyemezsiniz meselâ.
Böyle bir insan kendi dinine daha sıkı sarılabilir ama sonunda bıkarak bütün dinlere de gıcık olabilir…

Marx da zaten inançlı bir Yahudi değil. Ama bir kimlik, bir aidiyet olarak Yahudiliğin büyük kıymeti var gözünde.
Yalnız da değil. Bir çok Yahudi o dönemde diğer Avrupalılar gibi dinden uzaklaşmışlar. Ama Yahudilik bir miras, bir kök, bir ideal olarak yaşıyor.

Hatta dinden boşalan yeri dolduruyor bu ideal. Yol arkadaşlarından Moses Hess‘in sonradan yolunu ayırması ve bugün adının siyonizmin kurucusu Theodor Herzl  ile birlikte anılması rastlantı olmasa gerek.

Marx’ın mektuplarında dediği gibi
“Yahudilerin refaha kavuşması için Hıristiyan Devletin bünyesinde mümkün olduğu kadar fazla yarık açmak gerek!”.

Evet, Marx din düşmanı değildi.
Ama dinsel duyguların devlet tarafından sömürülmesine sinir oluyordu.
Vatandaşların haksızlıklar karşısında susturulmasında  dinin önemli bir rol oynadığını düşünüyordu.

Bu bağlamda inanç Marx’ın gözünde ezilenlerin ideolojisiydi.
Kader değildi Marx’ı gıcık eden. Kadercilikti.
Dinin kendisinden çok “diyanet” idi onun derdi
yani iktidarın oyuncağı haline gelen, içi saman dolu o korkuluk!

Din bir uyuşturucu olabilir mi?
Amerikalı zenci haklarının savunucusu Martin Luther King bir din adamıydı.

İsmini taşıdığı bir başka din adamının, Alman Martin Luther’in kendisinden 5 asır önce yaptığı gibi zulme karşı durdu.

Uyuklayan halkı uyardı, uyandırdı.
İnsan haklarını, özgürlüğü savunmakla dindar olmak arasında bir çelişki görmedi.
Tam tersine. İnanan bu insanlar için zulme karşı her yolla direnmek bir hak ve bir ödevdi.

İslâm aleminde hemen aklıma gelen üç isim Bediüzzaman, Cezayirli Abdelkader ve Libyalı Ömer Muhtar.
Aslında isimler çok,
örnek yaşantıları, sözleri ve yazılı eserleriyle de zulme direnmiş Müslümanlar da saymakla bitmez.

Gelin görün ki, aynı inançlar, aynı kitaplar gün geliyor siyasî iktidarın elinde oyuncak oluyor.

Her türlü baskıya, ırkçılığa, yüksek vergilere boyun eğdirmek için halkın dini halka karşı kullanılabiliyor.
Bir bakmışsınız ki caminizin minarelerine “Varol İsmet İnönü” yazan bir mahya asmışlar ya da “ne mutlu Türk’üm diyene!”.
Bir bakıyorsunuz Türk silahlı kuvvetleri kendi ülkesini işgal etmiş, Müslümanı Müslümana kırdırıyor
ama utanmadan ölenleri “şehit” ilân ediyor! (Bkz. "Kendi ülkesini işgal eden ordu"  kitabı http://bit.ly/2MA924p )


“Öteki” tarafta da aynı manzara tabi.
En yakın örneği Guantanamo’nun, Abu Graib’in mimarları olan ülkelerin, Irak’a saldıran Amerikalıların, Libya’ya saldıran Fransızların hâlâ “Haçlı seferleri” gibi laflar etmesi, İsrail’de katliam fetvası(!) veren hahamlar…

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin dinî duyguların bir anestezi gibi kullanılabileceğini kabul etmek zorundayız.
Dinin kendisini kastetmiyorum çünkü herkesin dini farklı bir algılayışı olabilir.
Ama toplumun din ile kurduğu ilişki “doğru yoldan” saparak sapık” bir şekle girebiliyor,
“Ahiret” anlayışı dünya tutkusuyla kirlenebiliyor. Bu da bir gerçek. 

Marx’ın itirazı da Tanrı kavramına değil, bu inancın insanlarca “kullanılmasına”:

“Strauss’tan Stirner’e kadar bütün Alman felsefi eleştirisi dinsel anlayışların eleştirisiyle sınırlıdır.
Hakiki dinden ve gerçek deyimiyle Hıristiyan ilâhiyatından yola çıkılır.
Dinsel anlayışın ne olduğu ise, yol alındıkça farklı biçimlerde belirlenmeye başlandı.
Kaydedilen ilerleme, egemen oldukları öne sürülen metafizik, siyasî, hukukî ve ahlakî  alanlardaki anlayışları da ilâhiyata dahil etti.

Son tahlilde insanın, dinsel bir varlık olduğunu açıklamaktan ibaret kaldı.
Dinin egemenliği veri alındı.
Ve yavaş yavaş
her egemen ilişkinin dinsel ilişki olduğu ortaya atıldı ve sonra,
bu, bir din haline, hukuk dini, devlet dini vb. haline getirildi.
Her yanda sorun, artık yalnızca dogmalar ve dogmalara olan inançtı.

Dünya gittikçe daha büyük ölçüde kutsallaştırıldı,
ta ki saygıdeğer Aziz Max (Max Stirner) onu tamamen kutsallaştırıncaya ve böylece büsbütün ortadan kaldırılıncaya kadar.”
(Marx’ın Engels ile birlikte kaleme aldığı Alman ideolojisi‘nden http://bit.ly/2wkZbYE  )

Doğa boşluk kabul eder mi?

Galiba etmiyor. Yani “din kötüdür/ lüzumsuzdur” gibi bir noktadan yola çıkanların genellikle yeni bir tür imana vardıklarını bazen de “benim dinim aklımdır” dediklerini görüyoruz.
Stirner ile Marx arasındaki fikrî çatışma bunun en güzel ispatı.
Neden?

Max Stirner (kendisi reddetmekle beraber) anarşizmin kurucularından kabul edilen bir düşünür.

Sanırım onu en güzel şu sözü özetliyor:
“Devlet, kendi şiddetinehukuk’ adını verir, 
bireyinkine ise ‘suç’… “.


İnsanın şu veya bu şekilde “üstün” bir amaç uğruna feda edilmesine karşı durmuş Stirner.
Dinlere olduğu gibi ideolojilere de karşı çıkmış.

Hıristiyanlık konusunda Marx ile anlaşabilirlerdi belki ama
Stirner komünizmin de bir tür din olduğunu
hatta köklerinin Hıristiyan ahlâkına dayandığını yazdığı için bizim Karl’ın tepesi fena atmış.

Alman ideolojisi‘nin yarıdan fazlasında Stirner’i çürütmeye çalışıyor.
Komünizmin tarihsel ve bilimsel bir zemine dayandığını, her türlü ahlâkî bağdan uzak olduğunu savunuyor Marx. 
Bu mekanist ve deterministik tarihsellik iddiası gerçekten de insanlığın kaderine yönelik komünist bir iman.

İşin daha da tuhaf yanı İslâm’daki kader/Kıyamet/Ahiret inancından çok daha fazla teslimiyet gerektirmesi komünist imanın.
Cemil Meriç’in tabiriyle modern bir “deli gömleği” oluyor.

Max Stirner’in buradaki haklılığını
yani
komünizmin felsefî sorgulamadan uzaklaştığını, ideolojileştiğini
hatta dinleştiğini
kabul etmek gerek.
Stirner ile alay etmek için çabalayıp durması, ona türlü isimler takması vs Marx’ın çaresizliğinin bir göstergesi olabilir mi?
Korkarım evet!

Çünkü daha 17 yaşında iken yazdığı bir kompozisyonda
açıkça ifade ettiği gibi
Karl Marx’ın kendine has bir dini var aslında,

yani uğruna büyük fedakârlıklar yapabileceği, hayatını adayabileceği bir maneviyat:
“Gençler meslekî seçimlerini yaparken ödev şuuruyla hareket etmeliler,
kendilerini insanlık için feda edebilmeliler ve nefisleriyle mücadele ederek erdemli olmaya çalışmalılar”

(Jerrold Seigel’in kitabı Marx’s Fate: The Shape of a Life )

* * *

DİN, genelde aynı amaçların ALETİ olarak kullanılmış olmalı ki,
Lenin ise altta adı geçen yazısında şöyle der.


Yaşamları boyunca çalışan ve sıkıntı çekenlere din,
alçak gönüllülük ve sabır göstermeyi öğ­retir ve cennet ödülü umuduyla avutur.

Başkalarının emeğiyle ya­şayanlara ise iyilik yapmayı öğretir,
böylece onlara tüm sömürü­cü varlıklarının oldukça ucuz bir savunusunu sunar ve
ilahi cen­net mekan için uygun fiyata giriş kartı satar.
Din halkın afyonudur.

V. İ.  Lenin

Kaynak:
"Novaya Şisn" No:28. 3 Aralık 1905.
Lenin,  Seçme Eserler, C.  ll,  sayfa  434-435. -İnter Yayınları.

* * *

Baştaki sözümüzü tekrar yazalım

Bu yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız husus;
Elbette
Nebi'lerin irsal ettikleri DİN böyle değil idi.
BOZGUNCULAR eli ile böyle uygulanır oldu,
gelişen toplumsal REFLEKSLER de bu yaşananlara sebep oldu.

ALLAH BOZGUNCULUĞU LANETLEMİŞTİR
Elbet biz de mücadele edeceğiz. Gücümüz yettiği kadar.

RA'D Suresi 25
Fakat Allah'a verdikleri sözü belgeledikten sonra bozanlar ve
Allah'ın, birleştirilmesini emrettiğini koparanlar ve
arz'da fesad (bozgunculuk) çıkaranlar;
işte onlar,
lanet olsun onlara ve
yurdun kötüsü de onlara olsun!


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: “Din Toplumun Afyonudur” - Moses Hess , Heinrich Heine, Marx
« Yanıtla #1 : 18 Mayıs 2018, 01:18:50 »
ORTA YOL'u BULAMADIK => TIKLAYABİLİRSİNİZ  

Ücret Fiyat ve Kâr (Karl Marx)  http://www.kurtuluscephesi.com/orjinal/ucretliemek.pdf





* * *

Marx:
Filozoflar sadece dünyayı yorumlamıştır
Ama asıl önemli olan dünyayı değiştirmektir





* * *

Marx, Nietzsche, Engels hayatı kısaca
Protest bir oluşuma sebepler










Alternatif Linkler





Alternatif link (Bit.Tube)







Diyalektik
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/383/4099.pdf
veya
https://yadi.sk/i/KRkoni3Qhf_V_Q

https://www.marxists.org/turkce/kivilcimli/kitaplar/diyalektik-materyalizm-nedir-ne-degildir.pdf
veya
https://yadi.sk/i/q5w4nCQ0e0klPQ

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: “Din Toplumun Afyonudur” - Moses Hess , Heinrich Heine, Marx
« Yanıtla #2 : 10 Ağustos 2018, 02:33:12 »
* * *



Din, Egemenin dilinde afyondur, bastırmanın uyuşturmanın dilidir.
Din, yoksulun ezilenin dilinde bir çığlıktır, isyanın dilidir.

Din, Egemenin dilinde afyondur,
bastırmanın uyuşturmanın dilidir,
tarihte hep böyle olmuştur, hiç değişmemiştir.

Ebu Cehil de Allah diyor, Peygamber de Allah diyor.

Ebu Cehil Bedir'de dua ediyor, Allah'ım bugün bize yardım etmez isen,
bu servet düşmanı, bu Kabe düşmanı, Arapları bölen,
Anneyi kızı ile, babayı oğlu ile arasını açan,
bu yıkıcı bölücü anarşist terörist anlamına gelecek bir sürü şey söylüyor.
(Bu günkü siyasetçiler gibi)

Bu adam bugün muzaffer olacak diyor.
O zaman da senin Kabe'ne hizmet edecek kimse kalmayacak diyor.
Bu Kureyşin son kavmidir.

Kim söylüyor bunu Ebu Cehil.

Ebu Cehil kim?
Kendisine göre inançlı biri.
Namaz kılan oruç tutan hac yapan, zekat veren..
Şu anki müslümanlara ait inançları, kimliği, ritüelleri, kılık kıyafeti tamamen üzerinde bulunduran şahıs.
Sarıklı, cübbeli, sakallı, gül yağı kokuları tutan Hacı Abi.
Kim bu? Ebu Cehil.
Ebu Cehil aynen böyle birisidir.
Ebu Cehil dindardır.
İhsan Eliaçık

* * *

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4551
    • OKUDUN MU
Ynt: “Din Toplumun Afyonudur” - Moses Hess , Heinrich Heine, Marx
« Yanıtla #3 : 11 Temmuz 2019, 17:32:54 »


Herbert Marcuse Marksizm Fetişizmi'ni anlatıyor.