Gönderen Konu: DİN ile uyutulurken VARLIK FONU elden çıkıyor 100 yıl öncesini YAŞIYORUZ  (Okunma sayısı 179 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 4104
    • OKUDUN MU


Recep’in MEDYA’sında DUYAMAYACAĞINIZ şeyler.
DİN ile uyutulurken
VARLIK FONU elden çıkıyor
100 yıl öncesini YAŞIYORUZ





Varlık Fonu satışa açıldı
12.03.2019
https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201903121038145917-varlik-fonu-satis/

Yatırım fonları tebliğine Türkiye Varlık Fonu da katıldı. Karar, Resmi Gazete'de yayınlandı.


* * *

İlk rakı fabrikasının ve birahanenin açılması,
Duyun-i umumiye ile Osmanlı’nın ekonomik olarak Batı’ya tam bağımlı hale gelmesi
Sigara üretiminin başlaması,
Genelevlerin ve gayri meşru hayatın yaygınlaşması,
Avrupa’ya şarap ihracatı yapılması,
Osmanlı Donanması’nın çürütülmesi,
Osmanlı’nın en geniş toprak kayıpları,
İslam ümmetinin dağılması Abdülhamit döneminde olmuştur.

OSMANLI’DA İLK RAKI FABRİKASI VE BİRAHANE ABDÜLHAMİT DÖNEMİNDE AÇILMIŞTIR

Abdülhamit’in İzniyle Açılan Bomonti Birahanesi

Abdülhamit döneminde ilk birahane, İstanbul’da Bomonti Kardeşler tarafından kuruldu.
Selanik'te de Olimpos Bira ve Şampanya Fabrikası açıldı. Fabrikaların arz tezkiresine
yani üretim iznine Abdülhamit kendi imzasıyla onay verdi.
Bomonti birahanesinde yılda 7 milyon litre bira üretiliyordu.
Zamanla üretim 10 milyon litreye kadar çıktı.
Trakya ve Marmara Körfezi kıyılarından Eskişehir'e kadar uzanan bölgede
halkın bira içebilmesi için “Bomonti Bira Bahçeleri” kuruldu.

Abdülhamit döneminde İstanbul ve çevresinde bira tüketimi o derece artmıştı ki
Viyana’dan bile trenle taze bira getiriliyordu.

Abdülhamit döneminde içki üretimi devletin resmi faaliyetlerinden biri haline geldi

Abdülhamit içkinin vergi düzenlemesini de yaptı. ‘‘Müskirat Nizamnameleri” yani ‘‘İçki Yönetmelikleri” çıkarttı. 7 Nisan 1886 tarihli yönetmelikle içkiden alınacak vergiler düzenli bir şekle getiriliyor, 14 Temmuz 1890’da ise, ihraç edilecek şarapların kalitesi ve vergileri belirleniyordu.

 ‘‘Halife” unvanını da taşıyan İkinci Abdülhamit’in içki konusunda yönetmelikler yayınlaması Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumun vahametini ve İngiliz derin devletinin baskısını görmek açısından dikkat çekicidir. Abdülhamit dönemine ait Yıldız ve Dolmabahçe sarayının masraf defterleri incelendiğinde, ruh ve beden sağlığına son derece zararlı olmasına rağmen saraya hangi cins şarapların, şampanya ve içkilerin girdiği kolaylıkla görülecektir. Nitekim Abdülhamit’in torunu da “Abdülhamit’in Rom sevdiğini ve içtiğini” şöyle anlatmaktadır:

Türkiye’de ilk rakı fabrikası da Abdülhamit döneminde açıldı

Padişahın Başmabeyincisi (Bugünkü Özel Kalem müdürü) ve Maliye Bakanı Sarıcazade Ragıp Paşa’nın Çorlu’daki Umurca Çiftliği’nde Rakı Fabrikası kuruldu. Bu rakı halk arasında öylesine tutulmuştu ki, 1878’de devlet borçlarının ödenmesi için altı değişik verginin birleştirilmesinden oluştuğu için Rüsum-u Sitte (Altı Vergi) diye anılan verginin en önemli kalemini, bu rakıdan alınan vergi oluşturmuştu.

Abdülhamit döneminde başka rakı fabrikaları da açıldı. Örneğin Niğde’nin Fertek kasabasında Fertek Rakısı fertek rakısı şu anda yok üretilmeye başlandı. Boğaziçi, Ruh, Âlem, Deniz Kızı bu rakılar şu anda yok  gibi rakılar birbirleriyle yarışır olmuşlardı. Saray görevlilerinin bile rakı ürettiği Abdülhamit döneminde, en çok tüketilen rakılarından bir diğeri de Üzüm Kızı rakısıydı. Buna  tanıtım resmi nedeniyle halk “Kızlı Rakı” derdi. İnsan sağlığına son derece zararlı olan, toplumsal düzenin ve ahlakın bozulmasına sebep olan içkinin bu derece yaygınlaşması Osmanlı’yı hızla çöküşe sürükledi.

Abdülhamit döneminde içki üretimi ve tüketimini gösteren grafikler

 

Sadece 1896 yılında toplam şarap üretimi yaklaşık 86 milyon kilo

Rakı üretimi 14 milyon kilo 

Brandi üretimi 32 milyon kilo

Bira üretimi 1 milyon kilo

Toplam içki üretimi 102 milyon kilodur

Abdülhamit Bergama’da Yunan rakısı uzo üretimi için de ferman verdi

Avrupa bağlarında bozulma başlayınca, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri şarap ihtiyaçlarını Osmanlı’dan gidermişlerdir. Abdülhamit döneminde 1904’de, İmparatorluğun şarap ihracatı, tam 340 milyon litreye çıkmıştı. Dönemin Osmanlı gazetelerinde şarap ilanları dahi yayınlanıyordu.

1889’da İstanbul Erenköy’de 700 dönüm arazi üzerine üzüm bağları kurulup şarap üretimi başladı.  Ege’deki Sultaniye üzümü bağları, Abdülhamit döneminde şaraplık üzüm yetiştirilen bağlardı ve buradan Avrupa’ya şarap satılırdı.

Çeşitli markaların konyak ilan tabelaları İstanbul’un birçok yerine asıldı.

Abdülhamit döneminde Erdekli Kotroni Efendi’nin damıttığı Osmanlı konyakları ise Paris’te yarışmaya girmiş, madalyalar almıştı.

Abdülhamit döneminde içki üretimi ve tüketimi o derece yaygınlaşmıştı ki, Ayşe Fahriye Hanım’ın ilk baskısı 1883’te yapılan ve çok tutulan “Ev Kadını” adlı yemek kitabının 34. Bölümü evde rakı üretimini anlatmaktaydı. Hatta, Gazeteci Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu’na göre, “Abdülhamit dönemi, vatandaşlar için kocaman bir meyhane” idi.

Oysa Allah Müslümanlara içkiyi haram kılmıştır. Elbette her insan istediği şekilde yaşamakta özgürdür ancak İslam Halifesi olan bir şahsın içki fabrikaları açılması için kendi imzasıyla tezkire yayınlaması ve içkinin yayılmasına destek olması kabul edilir bir durum değildir.

 
* * *



Bilal’in Babası’na anlatır gibi anlatalım
SEVR'i imzalayanı ASARIZ.



Saltanat Şurası Ege'deki işgaller üzerine 22 Temmuz'da İstanbul'da toplanan Saltanat Şurası, Paris'e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet ...
http://okudunmu.org/forum/index.php?topic=699.msg1528#msg1528
İkinci Meşrutiyet

İkinci Meşrutiyet (Osmanlı Türkçesi ايکنجى مشروطيت),
Osmanlı Anayasası'nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 23 Temmuz 1908'de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve
Mebuslar Meclisi'nin Sultan Vahdettin tarafından 11 Nisan 1920'de tasfiyesi ile sona eren dönemdir.

Bu dönemde, parlamenter demokrasi, seçim, siyasi parti, askeri darbe ve diktatörlük olgularıyla tanışılmış,
iki büyük savaş (Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı) yaşanmış ve imparatorluğun dağılmasına tanık olunmuştur.

Birinci Meşrutiyet resmen sona ermemiş ve anayasa değişmemiş olduğu için bazı tarihçiler tarafından, bir tek Meşrutiyet döneminin ikinci faslı olarak da değerlendirilir.

İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra derhal seçimlere gidildi.
Seçimlerin başlıca 2 partisi
İttihat ve Terakki Fırkası ile
liberal görüşlü Ahrar Fırkası'ydı.
Seçimleri ittihatçılar kazandı.
Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-î Mebûsân 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran başlıca unsurlardan olan İkinci Meşrutiyet,
aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarına da büyük etkiler yapmıştır.[1][2]

Birinci dönem, 1908

Bunu izleyen dönemde,
ülkeyi perde arkasından yöneten İttihat ve Terakki yönetimine karşı bazı çevrelerde gitgide artan bir hoşnutsuzluk görüldü.

Ve sonunda 13 Nisan 1909'da bazı askerî birliklerin ve medrese öğrencilerinin katıldığı bir ayaklanma başladı;
bazı subaylar ve bazı milletvekilleri linç edildi ve İttihatçı olarak bilinen gazeteler yağmalandı.
Eski takvimle yeni takvim arasındaki 13 günlük farktan dolayı 31 Mart Vakası olarak anılan bu ayaklanma,
Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından 24 Nisan'da bastırıldı.
İkinci dönem, 1912

1912 seçimleri İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı altında gerçekleşti.
Temmuz ayında Arnavut isyanının başlaması ve Balkanlardaki siyasi durumun kötüleşmesi üzerine ortaya çıkan Halâskâr Zâbitân, 16 Temmuz'da bir muhtıra ile İttihat ve Terakki yanlısı Mehmed Said Paşa hükümetini istifaya zorladı.

Bâb-ı Âli Baskını, 1913
23 Ocak 1913'te Enver Bey önderliğinde bir grup İttihat ve Terakki fedaisi, Bâb-ı Âli'de bulunan Bakanlar Kurulu'nu toplantı halindeyken bastı.
Tarihte Bâb-ı Âli Baskını adıyla anılan bu askeri darbede Harbiye Nazırı Nazım Paşa çıkan arbedede öldürüldü, başbakan Kâmil Paşa silah tehdidi altında istifa ettirildi.
Erkân-ı Harbiye Reisi (genelkurmay başkanı) Mahmut Şevket Paşa sadrazam ilân edildi.

Sait Halim Paşa'nın sadrazamlığı altında,
ülke Mehmed Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa'lardan oluşan üçlü tarafından yönetildi.

Üçüncü Dönem, 1914–1918
I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiden sonra,
İkinci Meşrutiyet'in altı yıl sürmüş olan üçüncü Meclis-i Mebusan'ı 21 Aralık 1918'de feshedildi.

Dördüncü Dönem, Ocak 1920
Ancak ülkenin içinde bulunduğu işgal koşullarından ötürü Anayasa'nın emrettiği yeni seçim yaklaşık bir yıl süreyle yapılamadı.
Arap vilayetlerinin katılmadığı bir seçim, toprak kaybının resmen kabulü anlamına gelecekti.
Ayrıca yeni meclise İttihat ve Terakki yanlıların girmesinden korkuldu.
Ancak zaten parti kendini feshetmiş ve İngiliz baskısıyla üst yönetim kadrosu ülkeyi terk etmişlerdi.

Sivas Kongresi'nin seçim yapılmasında ısrarı üzerine istifa eden Damat Ferit Paşa kabinesi yerine
2 Ekim 1919'da kurulan Sadrazam Düztaban Ali Rıza Paşa hükümeti aynı gün seçim kararı aldı.

Bu seçimler Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketi, İstanbul yönetimi ve işgal devletleri tarafından isteniyordu.
İşgal devletleri istediği kararları aldırabilmek, İstanbul yönetimi yaptıklarına meşrûluk kazandırmak,
Anadolu hareketi ise millî mücadele için daha fazla güç bulabilmek için seçimleri istiyordu.
Aralık ayında yapılan seçimlere İstanbul dışında her yerden sadece Müdafaa-i Hukuk yanlısı mebuslar seçildi.
Mustafa Kemal Paşa iki ayrı ilden seçildiği halde, İstanbul'da toplanan meclise güvenlik gerekçesiyle katılmadı.

12 Ocak 1920'de toplanan Meclis, Anadolu hareketinden yana tavır aldı.
16 Şubat'ta Misak-ı Milli beyannamesi'ni oybirliği ile kabul etti.
16 Mart'ta müttefik devletler İstanbul'u geçici askerî işgal altına alarak Meclis başkanı Rauf Bey'i ve bazı mebusları tutukladı.
18 Mart'ta toplanan Meclis kendini süresiz olarak tatil etti.
Mebusların birçoğu Ankara'ya geçerek, 23 Nisan'da toplanan Büyük Millet Meclisi'ne katıldılar.

Tasfiye, Nisan 1920
11 Nisan'da padişah Mehmet Vahdettin meclisi resmen feshetti.
Bu tarihten Osmanlı Devleti'nin fiilen tarihe karıştığı 1 Kasım 1922'ye kadar Osmanlı hükümeti kâğıt üstünde varolmaya devam etti.
Gerek iç gerek dış politikada gerçek bir varlık gösteremedi.