Gönderen Konu: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye  (Okunma sayısı 2367 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« : 16 Ekim 2018, 04:18:26 »


Mustafa Öztürk: Ben bu uslübü haricilikten tanıyorum..












Dinî, Hamaset ve Hurâfâttan Taharet
Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK 20 Ekim 2018
http://www.karar.com/yazarlar/mustafa-ozturk/dini-hamaset-ve-hurafattan-taharet-8205


13 Ekim 2018 Cumartesi günü Kur’an Çalışmaları Vakfı tarafından
Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen
“Hayatın Anlamı İman” konulu sempozyum
ne yazık ki programın icrasından haftalar önce
kendilerini “iman ölçümcüsü” olarak gören bazı çevreler tarafından
bilindik tekfirci söylemlerle
hem provoke hem de kısmen sabote edildi.

Provokasyon “İmanı imansızlar mı anlatacak?” gibi sloganlarla,
sabotaj ise ilgili belediyenin en üst yetkililerine yoğun baskı yoluyla gerçekleştirildi

ve sonunda “kâfir” yahut en azından “zındık” oldukları ithamıyla
Prof. Dr. Ömer Özsoy ve Prof. Dr. İlhami Güler’in sempozyum programına katılımları engellendi.

Şahsımın programa katılımı ise güç bela temin edildi.
Fakat sonuçta aklıselim ve sağduyu galip geldi.
Sempozyuma iştirak edip çok geniş çaplı salonu hınca hınç dolduran yüzlerce kişi programı başından sonuna kadar takip etti.

***

İman sempozyumu vesilesiyle yaşanan olaylardan sonra artık şunu söylemenin zamanı geldi:
Türkiye Cumhuriyeti cemaat cenneti olmaktan bir an önce kurtulmalı, kurtarılmalı

Dinî kisveye büründürülmüş magandalık kültürünün
memleket sathında daha fazla yaygınlaşmasına ruhsat tanınmamalı

Bu memleket
yoz/yobaz dinî hamasetten ve
aynı zamanda hurafecilikten adamakıllı arınmalı, arındırılmalı

Dini hurafe edebiyatına dönüştüren şarlatanlara alan açılmamalı…

Cemaatler ve tarikatların din, diyanet ve ilahiyat üzerindeki vesayetleri artık son bulmalı...

Bütün bu sorunların bertaraf edilmesinde
hem Diyanet gibi kurumlar etkin rol oynamalı

hem de İlahiyatçı akademisyenler daha cesur ve atak bir tavır ortaya koymalı
Bununla birlikte devlet din konusunda belli bir dinî grup veya yorumdan taraf olmamalı

Şayet devletin din ile ilişkisi kurulacaksa,
bu ilişki adalet ilkesi üzerinden kurulmalı…

Yani devletin dininin adalet olduğu gerçeği zihinlere kazınmalı…

Aslında adalet
ne sadece devletin dinidir ve
ne de sadece mülkün temelidir.
Adalet aynı zamanda dinin de temelidir.

Cuma namazında imamın minberde okuduğu
“Allah adaleti emreder”
mealindeki ayette (Nahl 16/90) geçen
“adl” (adalet) kelimesinin
sahâbî müfessir İbn Abbâs tarafından
“tevhid” (lâ ilâhe illallah) diye açıklandığını bu vesileyle hatırlatmak gerekir.

İslam ilim geleneğinde tekfirci söylemlerin uzak geçmişteki temsilcileri Hâricîlerdir.

Günümüzdeki temsilcileri ise
DAEŞ ve sair cihatçı selefî örgütlerdir.

Bunlardan biraz daha ılımlı tekfirciler ise
Haşviyye diye de anılan Hanbelîler ile Osmanlılar dönemindeki Kadızâlelilerdir.

Nitekim geçmiş devirlerde
Hallâc-ı Mansûr,
Şeyh Bedreddin,
Molla Lütfi
gibi sayısız Müslümanın
bugünkü “İman Sempozyumu”nu provoke ve sabote eden zihniyete benzer bir zihniyetin temsilcileri tarafından kurban edildikleri bilinmektedir.

İşin en acı tarafı,
sempozyumla ilgili tezviratı sevk ve idare eden çevrelerden bir kısmının tasavvuf ve tarikat kökenli olmasıdır.

Hâlbuki İslam tasavvuf geleneğinde Firavun’un iman üzere öldüğünü söyleyen,
hatta Bakara 2/6. ayetteki “innellezîne keferû sevâün aleyhim…” ifadesini,
“Ey Muhammed!
Bana yönelik derin muhabbetlerini kendilerinden bile gizleyen Allah dostlarını
sana indirdiğim Kur’an’daki tehditlerle uyarsan da uyarmasan da onlar için fark etmez.
Onlar sana iman etmez,
senin söylediklerine kulak vermezler.
Çünkü onlar benden başka hiçbir şey düşünmezler”

diye te’vil eden Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’yi “şeyh-i ekber” diye nitelendiren Osmanlı ulemasıdır.

Ancak Osmanlı’nın günümüzdeki hamasetçi torunları
“tarihselci, modernist” diye yaftaladıkları bazı ilahiyat hocalarını Hâricîlerden daha acımasız şekilde tekfir edebilmekte,
üstelik bunu İslam’daki derin hoşgörü ve
engin gönüllülükle bağdaştırabilmektedir.

Aslında bu durum
günümüz Türkiye’sinde faaliyet gösteren dinî cemaatlerdeki egemen zihniyetin ne kadar dar kalıplı,
sığ ve
sakil
bir yapıya evrilmiş olduğunu göstermekte,

dolayısıyla hâl-i hazırdaki gidişat
hamasetin dinî alanda sürekli yükselen bir trend olduğunu belgelemektedir.

***

İslam fıkıh tarihinde İbn Kudâme gibi
Hanbelî geleneğe mensup bir âlim dahi
“Te’vil varsa tekfir yoktur”
diyecek kadar esnek bir görüşü dillendirdiği,

meşhur Hanefî fakih Serahsî de aynı minvalde şeyler söylediği halde
bugün kendilerini Allah tarafından
“iman ölçmekle görevlendirilmiş yetkililer”
gibi gören bazı çevrelerin
“Hak ve hakikat bizim tekelimizdedir;
biz neyin doğru olduğunu söylersek, mutlak doğru odur”

edasıyla arz-ı endam edip
cümle âleme nizamat vermeye kalkışmaları,

üstelik “hukûkullah”a ait bir meseleyi kendi uhdelerine alıp
Allah namına yargıda bulunmaları artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.

Bir Müslümanı hoyratça tekfir etmek kimin haddinedir?
Bu hak ve yetki kim tarafından verilmekte ve
yetkilendirme hangi yolla gerçekleşmektedir?

Artık bu pervasız şımarıklığa bir son verilmelidir.

Ancak bu iş devlet sopasıyla ve jakobence yaklaşımlarla değil,
ülke sathında demokratik,
çoğulcu ve özgürlükçü düşünceye geniş alan açma yoluyla gerçekleştirilmelidir.

Sonuç olarak,
bugün birçok müesses dinî yapı
hem ahlâkî
hem sahih dinî bilgi açısından
tefessüh etmiş durumda olup
neredeyse
hemen hepsi dedikodu,
gıybet,
nemime,
desise,
iftira,
itham,
sû-i zan
üretim merkezlerine dönüşmüş haldedir.

İşte bu yüzden,
dinî hamaset ve hurafâttân tam manasıyla taharet gerekir.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #1 : 22 Aralık 2018, 22:27:49 »
 

"Karakter ve ahlâkın olmadığı yerde iman falan olmaz"


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #3 : 11 Ocak 2019, 09:02:40 »


Cehalete karşı TEK BAŞINA direnen bir adam,
DEVLET ORTADA YOK.
"Papalığın engizisyonu bundan farklı bir şey miydi?"
ATEŞ BACAYI SARINCA GÖRÜRSÜNÜZ.


Cemaat ve tarikatlara yönelik eleştirileri nedeniyle hedef haline getirilen, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve AKP içindeki muhalif kanada yakın Karar gazetesi yazarı Mustafa Öztürk, hakkında yürütülen linç kampanyası hakkında bir kez daha konuşarak “Siz benim Müslümanlığımın kıvamını, ayarını tayin etmek durumunda konumunda değilsiniz. Ben inancımı tartıştırmam.” dedi.

Türkiye’deki örgütlü dini yapıları eleştiren Öztürk, “Türkiye’de örgütlü dini yapıların derdi; din, iman, ahlak falan değil. Para, ekonomi Karl Marx ne kadar doğru söylemiş. Altyapı üstyapıyı belirler. Üstyapı dindir, kaldıraçtır, araçtır. Kitleleri bir arada tutma konsolide etme, hem mobilize etme aracıdır. Asıl olan faktör ekonomidir” sözleriyle Türkiye’deki dini yapılandırmaların asıl hedeflerinin ekonomik olduğunun altını çizdi.

“Bugün artık tarikat, tasavvuf formasyonu holding, çok uluslu şirket böyle algılayacaksınız.  Bunun önünde kim varsa dozer olur bunu geçer, yıkar geçer.  Şimdi sarı öküz simgesi benim” diyerek kendisinin neden hedef alındığını da açıklayan Öztürk, “sarı öküzü istiyorlar, sarı öküz giderse arkası gelir. Ama Türkiye’de Allah razı olsun tandık tanımadık birçok insan, birçok çevrenden destek veriyor” sözleriyle bu linç kampanyasında kendisine destek verenlere de teşekkür etti.

“Ben bir düşünceyi, görüş muhakemesi babında tartışıyorum. Sen benim Allah’a olan bağlılığımı ölçemezsin. Beni akademik bir makalede ve veya müzakere metininde dile getirdiğim görüşten hareketle benim Allah’a olan gönül bağımı, hukukumu tayin edemezsin. Sen kimsin. Sen benim Kuran okurken abdest alıp okuduğumda irrasyonel tecrübeyle tefsircilik yapmak için değil, teberrükler okurken aldığım zevki, hazzı ve gönül kapımın açılışını sen tayin edemezsin, sen oraya giremezsin. Seni sokmam oraya sen sadece dışarıdan ürürsün”  diyerek kendisi hakkında söylenen sözlere de cevap veren Öztürk, “Siz benim Müslümanlığımın kıvamını, ayarını tayin etmek durumunda konumunda değilsiniz. Ben inancımı tartıştırmam. Köydeki babaannemin inancını da tartıştırmam. Benim tartıştığım meseleler ilmi, felsefi, kelami münakaşalardır. Ve bunlar da daha çok Kuran-ı Kerim’e deist ateist çevrelerden yöneltilen sorulardır.” sözleriyle hakkında söylenenlere sert bir dille yanıt verdi.

İnsanların inançlarının hassasiyetlerini kaşımak gibi bir niyetinin olmadığını dile getiren Öztürk,  belli kalıplara girmemizi istiyorlarsa kapatalım üniversiteyi sözleriyle de, tek sesliliğin eleştirisini yaptı.

Öztürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, akademik görüş hakkında fikir beyan etmesini de eleştiren Öztürk’ün konuşmasının devamı ise şöyle:

“Ben bekledim acaba tekfircilere de söyleyecek iki çift lafı var mı diye, henüz çıkmadı. O zaman ben yarın, sözgelimi zekât üzerine bir makale yazarsam veya namaz üzerine bunun sonuç kısmını da Diyanet’in Din İşleri Yüksek Kurulu’na arz edeceğim, nasıl makalemin sonucunu beğendiniz mi, yayınlayabilir miyim diye. Oradan görüş alacağım.  Ayıptır yahu. Senin ne işin var akademideki bir ilmi görüşe dair kanaat belirtiyorsun. Papalığın engizisyonu bundan farklı bir şey miydi?”

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #4 : 13 Ocak 2019, 11:32:30 »


IŞİD'den boşalan yere hangi örgüt gelecek
TARİKATLARIN BAŞKENTİ SİİRT’TE PARLAYAN ERDOĞAN
https://odatv.com/isidden-bosalan-yere-hangi-orgut-gelecek-12011918.html
Nazif Ay

TARİKATLARIN BAŞKENTİ SİİRT’TE PARLAYAN ERDOĞAN

Bilinen yaygın ve etkin tarikatların yolunun kesiştiği il Siirt’tir.
Siirt’te verilecek mesajlar İslamcı siyasetin duygusal temellerini kuvvetlendirmek adına çok önemlidir.
Recep Tayyip Erdoğan Siirtli bir eş ile yani Emine Erdoğan ile evli.
Yani Siirt’in damadı.

Bu resmi kayıt, tarikatların nezdinde mühimdi ama yetmezdi.
Feodal topluluklarda bu türden akrabalıkların önemi büyüktü ama Siirt’e özel yerel ilişkiler,
dindarlara seslenme metodunu öne çıkaran siyaset anlayışında çok da fazla bir kazanım sağlayamazdı.

Ancak Siirt’ten verilecek yüksek volümlü bir dinsel mesaj Türkiye siyasetine damga vurabilirdi.

Erdoğan da işte bunu yaptı.
Bilinçaltındaki asıl mesajı net olarak 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt’teki konuşmasında verdi:
“Minareler süngümüz, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü’minler asker”
deyiverdi.

Erdoğan, konuşmasının devamında ise
“her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu,
bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahim’lerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini”

söylemiş ve
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından yargılanmış,
suçlu bulunmuş ve hapse girmişti.

Böylece siyasetteki en etkili mağduriyet edebiyatı başlamış ve
din üzerinden siyaset üretmek isteyenler bekledikleri kahramana kavuşmuştu.


- -  Forum video İLAVESİ
Recep kimler tarafından nasıl hazırlandı. Banu Avar


- - -

Erdoğan, birçok soru işaretli Siirt seçimleri macerasından sonra, 9 Mart 2003’te milletvekili seçilmiş ve amacına ulaşmıştı.

Siyasete hâkim olan din merkezli politik atakların ilk alevlendiği yer olan Siirt,
şimdilerde 2019’da İslamcı darbeye hazırlanan tarikatların hamiliğini üstlenmiş,
Hizbullah vasıtasıyla ve Siirt müftüsü Ahmet Altıok’un katliam fetvasıyla dinciliğin başkenti yapılmaya çalışılmaktadır.

HİZBULLAHÇILAR ASLINDA YALNIZDIR

IŞİD/DAEŞ tarzı davranmaya çabalayan Hizbullahçılar ile gerçek IŞİD arasında dağlar kadar fark olduğunu yakında herkes görecektir.

Mesela,
IŞİD kendini ehl-i sünnet olarak ortaya koyarken, Hizbullah’ın itikat ve parasal kaynağında Şia’nın etkisi büyüktür.

Mesela,
IŞİD tüm tarikatlara karşıyken, Hizbullah tarikatların ritüellerini ve hurafelerini savunur özelliktedir.

Mesela,
IŞİD’in Irak ve Suriye’deki tüm türbe ve dergâhları bombalayıp yıktığı bilinirken,
Hizbullah yanlısı örgütlerin ise sırtını evliya menkıbelerinden beslenen tarikat yuvalarına, Doğu’nun medreselerine ve tekkelere dayamaktadır.

Bugün bize yönelik tehdit dili kullanan Hizbullah’ın, yarın gerçek IŞİD ile girişeceği savaşa hazır olunmalıdır,
zira aksi durum, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Yani 2019 darbesine hazırlananların karşısında laik kesimden önce, dini anlama ve yorumlamada bağnaz itikatları barındıran İslamcı diğer yapılar yer alacaktır.

Dincilerde,
rakip olarak gördükleri öteki İslamcı grupları tekfir etmek,
yani onların kâfir olduklarını savunmak genel kuraldır.

Kur’an’daki “Müminler kardeştir” ayeti, vahşi cihatçı dinciler için ulaşılması imkansız bir hayali söylemdir.

Türkiye ve Batı “Artık IŞİD yenildi” derken,
bir başka İslamcı terör örgütünün Siirt’ten “Ben de varım ve buradayım” diye haykırmasına
şimdilik
ne Diyanet İşleri Başkanlığı
ne yargı
ne yandaş medya ve
ne de siyasal iktidar
ses çıkarmaktadır.

Demek oluyor ki,
el Kaide, Taliban ve Boko Haramlar yenildi zannedilir,
ama onların yerine IŞİD gelir ve
IŞİD yenildi diye düşünülürken
ortaya Hizbullah çetesi çıkıverir.

Ne olursa olsun
biz çağdaş ve ilerici kesim,
din anlayışında ve din algısında fitne uyandıran “İslamcılık sihrine” boyun eğmeyeceğiz,
her an uyanık bulunup mücadele edeceğiz.

Çünkü
bu sihirde göz boyama vardır.
Bu sihirde sahte ve gelir geçer taraftar toplama amacı vardır.
Bu sihirde kutsal kaynaklara açıkça meydan okuma vardır.
Bu sihirde saf ve masum gerçeklere tuzak kurma niteliği vardır.

Ama unutmayalım ki
bütün sihirler, ilahi tuzakları içeren mucizeler karşısında çökmek durumundadır.

Yine unutmayalım,
temiz kalpli Siirtli kardeşlerimizin harikulade basiret ve mümin ferasetleri,
tüm hain sihirleri çözecek ulvi vefk (sihri, büyüyü çözen iksir) hüviyetine haizdir.

Ayrıca ayette denildiği gibi, “Hak gelince bâtıl ortadan kalkar”

Bugünkü gelişmeler aslında
bâtılın batış,
sihrin ise sönüş
hikâyesinden ibarettir.

Kader denilen şey ne tuhaf bir olgudur!

9 Mart’taki seçimle milletvekili seçilen Erdoğan’a omuz veren Siirt,
yine 9 Mart’ta dünyaya gelmiş bir ilahiyat uzmanı olan Nazif Ay’a karşı yürütülen suikast söylemlerine odak seçilmiştir.

Ne diyelim…
Belki de kader adındaki ilahi cilve veya tarihsel diyalektik manidar bir sürecin ipuçlarını gösteriyordur bize.

Bekleyip göreceğiz.

Tamamı
https://odatv.com/isidden-bosalan-yere-hangi-orgut-gelecek-12011918.html

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #5 : 08 Şubat 2019, 10:42:51 »


Satamadık gitti ŞU SIĞIRI...
Züppely




MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #6 : 20 Şubat 2019, 23:53:49 »


ÇOMARLAR arttıkça ÜLKENİN geldiği durumu
Ruhi Çenet özetlemiş
Söylemediğini SÖYLEYELİM

"Türkiye TALİBANLAŞIYOR."

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #7 : 08 Mart 2019, 15:56:30 »


Türkiye TALİBANLAŞIYOR..
Recep İZLİYOR.
Çünkü İŞİNE GELİYOR.


Züppely: Bunları FİŞLEYİN ve BUNLARA KARŞI HAREKETE GEÇİN
Lokman oğluna şöyle der. Lokman Suresi 17 :
Yâ buneyye akimi-ssalâte ve/mur bilma’rûfi venhe ‘ani-lmunkeri vasbir ‘alâ mâ esâbek(e)(s) inne żâlike min ‘azmi-l-umûr(i)

"Yavrucuğum! Namazı ikame et, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #8 : 20 Mart 2019, 06:15:18 »


ZULÜM (adaletsizlik) karşısında KAYITSIZ kalıyorsan,
SEN ZATEN HELAK OLMUŞSUN..
En büyük HELAK bunu FARKETMEMENDİR.












KATLİAM’ı DİN diye yaygınlaştıran TALİBAN tipler karşısında
İNSANLIK GAYRETLERİ

Memet Okuyan






Felsefesi, Sanatı olmayan DİN "TALİBANLAŞIR"..

Felsefeyi Anadoluda Yeniden Yurtlandırmak için hareket noktası aldığımız Farabi'nin dogdugu yer otrar/ Farab'yız, şükürler olsun @aygunakyol

https://twitter.com/mevlutuyanik/status/1117477084153229319

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #9 : 20 Mart 2019, 13:51:36 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #10 : 24 Mart 2019, 04:01:39 »

Bunu kim UYANDIRDI?

Nurettin Yıldız; Firavun sana söylüyorum Erdoğan sen anla
Konuşmasında Firavun’dan söz eden Nurettin Yıldız, isim vermeden Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ima etti.

“Firavun diyor;
Ne söylersem benim sözümdür o!
Ben de dosdoğruyu söylerim.
Yanılma payı yok beyefendinin.
Sen kimsin?”
diyen Nurettin Yıldız,
4000 sene önce böyleydi bu. Akıllar Allah'a teslim olmadığı sürece bugün de böyle” dedi.

Nurettin Yıldız konuşmasında,
Benim dışımda kim bir görüş belirtiyorsa düşmandır, casustur, vatan haindir
derken,
“İşte biz IMF'e borçlarımız var onları ödeyeceğiz,
vatandaş ses çıkartmasın. Ne dersem benim sözüm diyene;
elbette, elbette bir alkış!”
ifadeleriyle konuşmasına devam etti.

“BU ADAM ANAMIZI AĞLATTI BİZİM AMA OLSUN ÜLKEMİZİ DE KALKINDIRDI

Konuşmasında sık sık Mısır’daki Firavun benzetmeleri yapan Nurettin Yıldız şöyle konuştu:

“Firavun bunu yaparken;
Ey vatandaşlarım,
‘Sizi sömürmek istiyorum
demedi hiçbir zaman,
ülkemi kalkındırıyorum,
ben sizin için uğraşıyorum,
‘Bu saçları size hizmette ağarttım ben’
dedi hep.
Bu adam anamızı ağlattı bizim ama olsun ülkemizi de kalkındırdı.
Olsun Nil Nehri'nde köprüler yaptı.
Karşıya rahat geçiyoruz da dedirtiyor.
Bu tuzağa Müslüman nasıl kanmaz?

Şöyle kanmaz;
Bu güzel konuşmalarla işler arasında uyuma bakar.
Şûrasız hayat,
şûrasız yönetime talip olanlar
İslam sistemi talep etmiyorlar demektir.

Şûranın olmadığı yerde kıpkızıl yalan vardır.
‘Sen yalan söylüyorsun’ demek de kanuna aykırı olacağı için
hiç kimse onun yüzüne
‘sen yalancısın’
diyemeyecektir.
O yaşadıkça dosdoğru bir yalancıdır.
O kadar;
dosdoğru yalancıdır.”

Nurettin Yıldız'ın konuşmasında bölümler

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #11 : 26 Mart 2019, 01:43:41 »
Bilmem Kimin Veledleri »
HİZBULLAH ÜYELERİNE “DOSTANE ÇÖZÜM”


Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı “öldürme talimatını” vermekten
18 yıl 9 ay hapis cezası alan “Hizbullah’ın yöneticisi” Mehmet Beşir Varol,
hükümetle varılan “dostane çözüm” kapsamında tahliye edildi.
Bilmem Kimin Veledleri

Bir Hizbullah üyesinin yargılandığı dönemde, gözaltında “yasal süreyi aşan bir şekilde tutulduğu”, “gözaltında işkence gördüğü”, “Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanması”, “uzun süren tutukluluk” ve “adil yargılama hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru olumlu sonuçlanınca; Türkiye, benzer durumu yaşayan Hizbullah üyeleriyle “dostane çözüm” yoluna gitti.

HİZBULLAH ÜYELERİNE TAHLİYE
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; “Dostane çözüm” kapsamında 50’ye yakını Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde olmak üzere 70’in üzerinde Hizbullah üyesinin serbest bırakıldığı öğrenildi.

Cezaevlerinden tahliye edilen Hizbullah üyeleri arasında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastının emrini vermekten yargılandığı davadan 18 yıl 9 ay hüküm giyen “Mele Mizgin” kod adlı Hizbullah yöneticisi Mehmet Beşir Varol, IŞİD’in Türkiye sorumlusu olduğu iddiasıyla tutuklanan Ebu Hanzala mahlaslı Halis Bayuncuk’un Hizbullah Şura Üyesi babası Hacı Bayuncuk da bulunuyor.

TAHLİYE EDİLENLER ÖRGÜT YÖNETİCİSİ
Hacı Bayuncuk, 2011’de tutukluluk süresini düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 102. Maddesi’nde yapılan değişiklik kapsamında aynı yıl tahliye edildi. Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar, şu anda Hizbullah’ın en üst aşaması olan liderliği ifade eden “Rehberlik” görevini yürüten Edip Gümüş ile Hizbullah’ın diğer üyeleri Mahmut Varol, Abdulkerim Kaya, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Sinan Yakut, Şeymus Kınay, Kemal Gülsen ve Fuat Balca’yla birlikte 17 Hizbullah üyesi tahliye edildi.

EDİP GÜMÜŞ YURT DIŞINA KAÇTI
Kamuoyundan gelen tepkiler üzerine Cemal Tutar, örgütün şu anki lideri Edip Gümüş, Hacı Bayuncuk ve diğer tahliye edilen Hizbullah üyeleri hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Bayuncuk tekrar yakalanarak tutuklanırken, diğer Hizbullah üyelerinin yurtdışına kaçtığı belirlendi. Edip Gümüş ve beraberindekilerin yurtdışına kaçmasına yardımcı oldukları suçlamasıyla yargılanan Hür Dava Partisi yöneticileri Bahattin Temel, Sait Şahin ve Fikret Gültekin’e 6 yıl 3’er ay hapis cezası verildi.

OKKAN SUİKASTI SONRASI GÜNDEME GELDİ
Bölge kentlerinde 1990’larda işlediği cinayetlerle adından sıkça söz ettiren Hizbullah, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’a düzenlenen suikastın ardından “satır cinayetleri”,  “mezar evler”, “domuz bağlarıyla öldürülmüş insanlar”, “enseden bir kurşunla yapılan infazlar” Türkiye’nin gündemine girdi. İşkenceyle 188 sivilin öldürülmesinden sorumlu tutulan Hizbullah, Hüseyin Velioğlu’nun Beykoz’da bir villada öldürüldüğünde yanında bulunan ve tutukluluk süresinin kısaltılmasından sonra 2011’de tahliye edilen Edip Gümüş tarafından yönetiliyor.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #12 : 21 Nisan 2019, 03:28:47 »

Edip Yüksel

TALİBAN TR’ ye gelir mi?
Yaveeş.. yaveşş..
anlamazsın bile.
KILDAN - TÜYDEN işlerle BAŞLAR.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #13 : 21 Nisan 2019, 08:02:17 »


"20 yıl sonra bir daha insanlar
İslam, din, sakallı, cübbeli falan
görmek istemeyecekler"


Yeni Şafak eski yazarından çok konuşulacak sözler...

Felsefeci - Yazar Dücane Cündioğlu, “Batının her zaman barbarlara ihtiyacı olduğunu ve son dönem barbarları olarak Müslümanları seçtiklerini” söyledi.

Eski Yeni Şafak yazarı Cündioğlu, en önemli tezinin bu olduğunu söyleyerek yaptığı konuşmasında, “İslam dünyasını barbarize ederek bütün operasyonları meşru kıldığını El – Kaide, Boko Haram, Işid, bu arada Kaddafi, Saddam şu anda Türkiye’yi de aynı yere sokmaya çalışıyorlar. Maşallah biz de elimizden geleni yapıyoruz” diyerek aynı politikanın 20. Yüzyılın başında Osmanlı Devletini parçalarken de kullanıldığını ve bunun adını İslam dünyasının, “İslami Uyanış” koyduğunu belirtti. Bu durumum Meşrutiyet metinlerinde rastlanabileceğin de altını çizdi.

Bugünlerde olanların da adına “Arap Baharı” dendiğini aktaran Cündioğlu, “İslam dünyasının ideolojik olarak dindarlaşması isteniyor. Bu kadar imam hatibin açılması, kızlarımızın 10 yıl içerisinde başörtü takmaları, bir anda her tarafta dinin konuşulması toplumun kendi doğal dinamiklerinin ürünü değil” sözleriyle tezine açıklık getirdi.

 Ayrıca, 28 Şubat’ın da bu dindarlaşmayı hızlandırmak için yapıldığını savunan Cündioğlu, 28 Şubat’ın dindarlığa karşı olmadığını da sözlerine ekledi.

“Bugün hala dindarların elindeki en büyük gerekçe mağduriyettir, mağduriyeti arttırarak İslam dünyası barbarlaştırılıyor. Kudüs hamlesinin bir barbarlaştırma hamlesi olduğunu belli değil mi, mesela bir tane daha yapın Kâbe’nin oraya bir bomba atın, yine hemen yamyamlar çıkar. Terörize etmek kolay. Ben bunun toprağın kendi eğilimi değil, planlı olarak dindarlaştığımızı düşünüyorum. İsterseniz dindarlaştırma demeyelim, İslamlaştırma diyelim, dindarlaştırma politik bir kavram değil” diyen Cündioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“İslamlaştırma hep istihbarat örgütleri aracılığıyla yapılır ve bugün düşünün dindar bu halkın şehirli dindarları bile din denilince ne yapacağını bilemiyor. Her tarafa cami yapıyorlar, her tarafa minareleri dikiyorlar. 20 yıl sonra bir daha insanlar İslam, din, sakallı, cübbeli falan görmek istemeyecekler. İnşallah maşallah diyerek her türlü telbisat yapılabiliyor. Yeter ki inşallah, maşallah formülünü kullan. Bunların hiçbiri sosyal kurumlar değil ki, hepsi politik kurumlar, hepsi manipüle edilebilir kurumlar. Ortadoğu’nun sömürülebilmesi için barbarlaşması gerekiyor ve İslam uygarlığın dışında barbar bir zemindir diye tanımlayıp ona göre işlem yapıyorlar.”

Avrupa'nın birçok şehrine gittiğini söyleyen Cündioğlu, oradaki zavallı zenci, ayakçılar bile bize acıyor. Nasıl yaşıyorsunuz orada sözleriyle de Avrupa Ülkelerinde karşılaştığı durumu anlattı.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3416
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #14 : 21 Nisan 2019, 08:02:28 »
"Boko Haram bana dedi ki:
Eğer gerçekten cennete gitmek istiyorsan bu hiç de zor değil"

Eşek Cennetlerine bir yol HEP VARDIR. FETÖ, Züppely, İŞİD, şu bu.


Eğitim Eğitim Eğitim..


Nijerya'nın kadın canlı bombaları:
Boko Haram'ın intihara sürüklediği hayatlar
Süslenen genç kadın, kendisini havaya uçurmak üzere kabalıkların arasına gönderilmek üzereydi...

Falmata'ya bakım yapılıyor, süsleniyor, ayaklarına ince narin şekilli kınalarla desenler yapılıyordu.

Kınalar kururken, bir diğer kadın da elinde tarağı Falmata'nın kıvır kıvır saçlarını tarıyor, düzleştiriyordu.

“Saçlarımıza istediğimiz şekli verebiliyor, kınaları istediğimiz desende seçebiliyorduk" diyor Falmata o günleri hatırlayıp. "Ellerimizi, bacaklarımızı bazen de boynumuzu kınalarla boyuyorduk."

Falmata güzel görüneceğini biliyor. Ama bu güzelliğin sonunda ölüm olduğundan henüz habersiz.

Zira bakım yaptırıp güzelleştikten sonra üzerine intihar yeleği yerleştirilecek.

Falmata, Nijerya'da militanların kaçırıp canlı bomba olmaya zorladığı, çoğu ergen, yüzlerce genç kadından biri.

Neyse ki hala hayatta.

Kamerun sınırında bir akrabasının evine yürüyerek giderken motosikletli iki erkek tarafından kaçırıldığında henüz 13 yaşındaydı.

Falmata'yı aralarına alıp saatlerce yol gittiler, sonunda bir ormanın derinliklerinde, büyük bir kampa vardılar.

Nerede olduklarına dair hiç bir fikri yoktu Falmata'nın.

“Çadırlar, sazdan, kamıştan yapılmış evler vardı" diyor o günü düşünerek.

“Genç kızlar çadırlara konmuştu. Benim çadırımda 9 kız daha vardı, büyük minderlerde yatıyorduk."

Kamp, Nijerya'nın kuzeyinde İslam devleti kurma amacıyla yıllardır savaşan Boko Haram örgütünün kampıydı.

"Başlarda kaçmak istedim. Ama hiç şansım yoktu" diyor Falmata. Kamp, kaçmaya çalışanları yakalamakla görevli militanlarla çevriliydi.

Kısa bir süre sonra Falmata karar almaya zorlanacaktı: Bir savaşçıyla evlenmek ya da 'göreve' gitmek.

Evlenmeyi reddetti. "Onlara evlilik için yaşımın çok küçük olduğunu söyledim" diyor.

Ama 'görev'in de ne olduğuna dair de pek bir fikri yoktu.

‘Görev’

Kamp, başlarda Falmata için çok ürkütücüydü.

Kamp koşulları ağırdı, tutsak edilen kadınlar, genç kızlar ve erkekler de hükümete bağlı güçler ile militanlar arasındaki çatışmaların ortasında kalmaktan korkuyorlardı.

Özellikle de kadınlar...

“Askerlerin kampı basmasından, bizi de 'savaşçıların eşleri' olarak görüp militanlarla aynı kefeye koymalarından korkuyorduk" diyor Falmata.

Tutsaklar, kamp semalarında bir helikopter veya uçak gördüklerinde, Nijerya ordusu tarafından bombalanacakları endişesine kapılıyorlardı.

“Uçakları görünce çoğu tutsak ağlamaya başlıyordu. Hatta bazıları altına kaçırıyordu" diyor Falmata.

Kamptaki hayat da tekdüze seyrediyordu.

Uyan, namaz kıl, yemek ye, temizlik yap, namaz kıl, yemek ye ve temizlik yap...

Her gün dini dersler oluyordu, saatlerce Kuran'dan ayetler okuyorlardı.

Falmata kamptaki her şeyden nefret etse de, gördüğü dini eğitimden memnun olduğunu söylüyor.

Bir gün bu tekdüzeliği bozan bir ses duyuldu.

Silahlı militanlar Falmata'ya yaklaşıp 'çok önemli bir görev için' hazırlanması gerektiğini söylediler.

Ayakları kınalarla süslenecek, saçları düzleştirilecekti.

'Düğün hazırlığı mı acaba?' diye düşündü. Sonunda onu da bir savaşçıyla mı evlendireceklerdi?

“Arkadaşım Hauwa hayatta kalmak için evlenmeyi kabul etmişti" diyor Falmata. "Kaçış yolu bulmak istiyordu.

“Başlarda evlendiği için diğer bütün kızlar ondan nefret etti. Ben de nefret ettim. Ama sonra neden böyle yaptığını anladım ve onu için üzülmeye başladım çünkü çok mutsuzdu."

Diğer kadınlar da Falmata'ya hazırlanmasında yardım ediyorlardı.

“Bu hazırlık evlilik için mi değil mi, diye düşünüyordum. Ama tüm bunların neden yapıldığını bile soramıyordunuz. Arkadaşlarım beni teselli ediyor, sabırlı olmamı söylüyordu."

Süslendikten hemen sonra militanlar Falmata'ya intihar yeleği giydirdi...

Savaşçılar Falmata'ya, 'Kafirleri öldürürsen doğrudan cennete gidersin' diyordu.

Diğer kadın canlı bombalar gibi onun da hedefinde bir pazar yeri veya kalabalık bir meydan olacaktı.

“O kadar korkuyordum ki ağlamaya başladım. Ama bana sabırlı olmamı, hayatın gerçeklerini kabul etmem gerektiğini söylüyorlardı" diyor Falmata.

“Cennete gittiğimde her şeyin çok daha iyi olacağını söylüyorlardı."

İntihar yeleği giyen diğer iki genç kızla birlikte Falmata'yı da köyün dışına götürdüler. Nerede olduğunu bilmiyordu.

Ellerinde küçük ev yapımı fünyeler vardı.

Kızlara gösterdikleri köye doğru yürümeleri talimatı verildi. Birinin onları uzaktan sürekli gözetleyeceği söylendi.

Yolda bu 'görevi' yerine getirip getirmemeyi, bırakıp gitmeyi konuştular kendi aralarında.

Onlara verilen talimata uymaları gerekiyor muydu? Kaçmaya çalışsalar ne olurdu?

Sonunda, talimata uymamaya, kaçmaya karar verdiler.

Falmata yolda gördüğü hiç tanımadığı birinden intihar yeleğini çıkarması için yardım istedi ve tozlu bir yola doğru kaçmaya başladı. Hemen sonra yolun kenarında iki erkekle tanıştı.

Onların da Boko Haram militanı olduğunu fark ettiğinde ise artık çok geçti.

Falmata ikinci kez kaçırılıyordu.

Şiddetin tarihi

Modern tarihte ilk kadın intihar bombacısının Sanaa Mehaydali olduğu düşünülüyor.

16 yaşındaki Sanaa, 1985 yılında Lübnan'ın güneyinde düzenlediği intihar saldırısında iki İsrail askerini öldürdü.

O tarihten sonra Hizbullah, PKK, Sri Lanka'da Tamil Kaplanları, Hamas ve Çeçenistan'da Kara Dullar intihar saldırıları için kadınları kullandı.

Ama Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nden Elizabeth Pearson'a göre Boko Haram, saldırıların şiddeti ve vahşetiyle diğer örgütlerden ayrılıyor.

Pearson'a göre son üç yıl içinde Nijerya, Kamerun, Çad ve Nijer'de yüzlerce genç kadın canlı bomba olmaya zorlandı.

Pearson, 2017 sonu verilerine göre 232 farklı olayda 454 kadın ve kız çocuğunun intihar bombacısı olarak kullanıldığını veya tutuklandığını söylüyor. Saldırılarda ölenlerin sayısı da 1.225.

Pearson, Boko Haram'ın kadın canlı bombalarla ilgili hazırlanan araştırma raporunun yazarı.




Örgüt, ilk defa Haziran 2014'te genç bir kadını bombalı saldırıda kullandı.

Ordu kışlasını hedef alan saldırı, 'Chibok kızları' olarak anılan, 276 kız öğrencinin kaçırılmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti.

Boko Haram daha önce de çok sayıda kız çocuğunu ve kadını kaçırmıştı ama hiçbiri 'Chibok kızları' kadar dikkat çekmedi.

Kız öğrencilerin Borno vilayetindeki yurttan toplu halde kaçırılması tüm dünyanın tepkisini çekti.

Pearson, “Erkek çocuklarını kullandıkları önceki saldırılara kıyasla, bu saldırıyla daha çok propaganda yaptılar. Bu nedenle kızları kullanmaya devam ettiler" diyor.






Fatima Akilu bir psikolog ve Boko Haram'dan etkilenenlerin ruh sağlıklarıyla ilgilenen Neem Vakfı'nın yöneticisi. Boko Haram'dan kurtarılan kız çocukları ve kadınlarla çalıştı.
Akilu, başlarda intihar saldırılarının daha çok Boko Haram'ın ideolojisinden ve söylemlerinden etkilenen genç erkekler tarafından düzenlendiğini söylüyor.

“Çoğunlukla gönüllü olarak bu saldırıları gerçekleştiriyorlardı, çünkü, doğrudan cennete gideceklerine gerçekten inanıyorlardı" diyor.

“Ama (Nijerya) ordusu saldırganlaştıkça, gönüllü olan genç erkeklerin sayısı da büyük oranda azaldı. Boko Haram da insan kaçırmaya, intihar saldırıları düzenlemeleri için genç kızları zorlamaya başladı."

“Onların amacı, her ne olursa olsun yollarına devam etmek, bu katliamları sürdürmek."

Örgüt için bu zulmün yaşı yok.

Aralık 2016'da 7-8 yaşlarında iki kız çocuğu Nijerya'nın kuzeydoğusundaki bir pazar yerini hedef alan çifte saldırıda canlı bomba olarak kullanıldı. Saldırılarda bir kişi öldü, 17 kişi yaralandı.


Kaçış

İkinci kez kaçırılan Falmata bir ormana götürüldü. Bu sefer başka bir kampa alındı.

Kaçıranlar Boko Haram içinde farklı bir birliğe mensuptular ve Falmata'nın intihar saldırısı 'görevi'nden kaçtığından habersizdiler. Bilselerdi, muhtemelen Falmata'yı orada öldürürlerdi.

Bu kamptaki hayat da diğerine benziyordu.

Günlük rutin aynı - yemek ye, temizlik yap, namaz kıl, saatlerce Kuran'dan ayetler oku ve uyu.

Neem Vakfı'na göre Boko Haram'dan kurtarılan kadın ve çocukların çoğu örgütün kontrolündeyken öğrendikleri inançları benimsiyor.

“Bu kamplarda tanıştığımız kişilerin çoğunun önceden hiç bir eğitimi yoktu" diyor Dr. Akilu.

“Birçoğu aslında Kuran'ı ilk defa Boko Haram'ın esareti altında öğreniyor.

“Kamplarında yüzlerce kişiyi tutuyorlar ve tüm gün boyunca onları oyalayacak hiç bir şey yok. Dolayısıyla günde dört veya beş saat dini eğitim görüyorlar. Tutsak edilenler yaşadıklarıyla mücadele edebilmek için dine sarılıyor."

Gönderildiği yeni kampta geçirdiği yaklaşık bir ayın sonunda Falmata'ya yine bir tercih hakkı sundular - evlilik veya 'görev'.

Yine evlenmeyi reddetti. Ama bu defa 'görev' konusunda daha akıllıca davrandı.

Kınalarla süslendi, çok güzel bir elbise giydirildi. Sonra da üzerine intihar yeleği yerleştirildi. Uzun bir elbiseyle örtündü ve baş örtüsünü taktı.

Ama bu sefer, militanlar onu bırakır bırakmaz ormana doğru koşmaya başladı.

“Çiftçilerle karşılaştım ve intihar yeleğini çıkarmama yardım etmelerini istedim. Onlara 'göreve' zorlandığımı ama saldırı düzenlemek istemediğimi anlattım" diyor Falmata.

“Korkuyorlardı ama beni anladılar ve intihar yeleğini çıkarmama yardım ettiler.

Belki de, reddetseler üzerimdeki bombaları patlatacağımdan ve hepimizin öleceğinden korkuyorlardı.”


Falmata çiftçilerden ayrıldı ve ormanda birkaç gün geçirdi. Maiduguri'ye ailesinin yanına gitmenin yolunu arıyordu.

Tanıştığı avcı grubuna katıldı ve onların yardımıyla çalılıkları geçti.

Ama avcılar Boko Haram'ın saldırısına uğradı. Kargaşada Falmata kaçmayı başardı ve ormanda ilerlemeye devam etti.

“Bildiğim bir orman değildi. Her duyduğum ses beni ürkütüyordu. Ama devam ettim. Becerebildiğimde ağaçların tepesinde uyuyordum" diyor Falmata.

“Sanırım bir hafta hiç bir şey yemedim. Birikintilerdeki suları içiyor, namaz kılmak için abdestimi bu su birikintilerinde alıyordum.

“Su bulduğum yerlerde günde iki üç defa namaz kılıyordum. Çok korkuyordum ama Allah yardımcım oldu ve bir şehre vardım."

Şehirdeki bir aile Falmata'ya birkaç gün kalacağı yer sağladı ve Maiduguri'deki ailesine ulaşması için yardım etti.

Kaçışından sonraki aylar hep gizlendi. Yetkililerin onu bulup tutuklamasından korkuyordu.

Dr. Akilu, Falmata gibi genç kadınların aile ilişkilerini yeniden inşa etmesi için zamana ihtiyaç duyduklarını söylüyor.

“Ailesinden çok uzun süre uzak kaldı, bu süre içinde değişmiş olabilir. Ama ailesi de değişmiş olabilir veya travma yaşıyor olabilirler.”

Nijerya'nın kuzeydoğusundaki birçok aile gibi Falmata'nın ailesi de çatışmalardan dağıldı.

Falmata şimdi, annesiyle birlikte göçe zorlananların kaldığı kampta yaşıyor. Kamp şartları zorlu, ama en azından hiç kimse asıl hikayesini bilmiyor.

Ters tepen hayatlar

Boko Haram kamplarından Falmata gibi kaçmayı başaranları çok güç bir dönem bekliyor.

Üzerilerindeki bombaları infilak ettirmeyenlerin çoğu da güvenlik güçleri tarafından yakalıp 'radikalleşmeye karşı' oluşturulan merkezlere alınıyorlar.

Bu merkezler ordu tarafından idare ediliyor, içeride ne olduğuna dair ise çok fazla bilgi yok.

Ocak ayı ortasında ordu, 'radikal eğilimden arınan' ilk grubu saldıklarını duyurdu ama şimdi nerede oldukları belirsiz.

Kendi topluluklarına dönen az sayıdaki kişi de çok göze batmadan, dikkat çekmeden yaşıyor.

Kamplardan kaçan genç kadınlara bazı bölgelerde kendi toplumları tarafından 'annoba' ismi takılmış. Bir nevi 'salgın hastalık' anlamına geliyor.

Dr. Akilu, militanlarla vakit geçiren her genç kadının Boko Haram'la birlikte anılmaya başlanacağını söylüyor.

“Genelde bu topluluklarda kızın kendi karakterinden çok, yapılan eyleme bakma eğilimi var.

“Kıza bakıyorlar ve 'hepimizi yok etmek isteyen genç bir kız, nasıl onu geri göndeririz' diye düşünüyorlar."

Dr. Akilu, Boko Haram'dan kaçan kızların ayrıca döndükleri toplumlara yaşadıkları korkuyu hatırlattıklarını söylüyor.

Boko Haram modern tarihin en vahşi örgütlerinden biri olarak görülüyor. Örgüt, Nijerya'da 2009 yılından bu yana Müslümanlar dahil 27.000 masum kişiyi öldürdü.

Kamerun, Çad ve Nijer'de de Boko Haram saldırılarında çok sayıda kişi öldü. Çatışmalar yüzünden iki milyondan fazla kişi yerinden edildi.

“(Nijerya'nın) kuzeydoğusundaki toplulukların yaklaşık %90'ı Boko Haram'dan etkilendi. Ya sevdiklerini, yakınlarını kaybettiler ya da tüm aile fertlerini" diyor Dr. Akilu.

“Dolayısıyla kızlar döndüğünde, ikinci bir travma yaşıyor gibi oluyorlar. Damgalanmaları büyük bir sorun.

“Meseleye kızların gözünde yeterince bakmıyoruz ve asıl mağdurların onlar olduğunu görmüyoruz."

İkinci kez intihar yeleği giydirildiğinde Falmata 14 yaşındaydı.

Bir yıldan uzun süredir ailesini görmemişti.

Radikal dincilerin kamplarında tutsak edilmişti ve beyni yıkanmıştı.

İki kamp arasında kısa bir süre serbest kalabildi, tadına bile varamadığı kısa süren bir özgürlük...

Peki neden üzerindeki patlayıcıları infilak ettirmeyi reddetti?

“Yaşamak istiyordum” yanıtını veriyor Falmata.

“Öldürmek iyi bir şey değil. Benim ailem bana böyle öğretti, ben de buna inanıyorum.”

Yazarlar: Vladimir Hernandez & Stephanie Hegarty
İllüstrasyonlar: Charlie Newland
Grafikler: Zoe Bartholomew
Veri gazeteciliği: Nassos Stylianou
İnternet prodüksiyonu: James Percy
İnternet editörü: Kathryn Westcott

Shorthand ile yapılmıştır
Tüm görüntülerin telif hakkı saklıdır


http://www.bbc.com/turkce/resources/idt-sh/nigeria_female_suicide_bombers_turkish