Gönderen Konu: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye  (Okunma sayısı 226 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2867
    • OKUDUN MU
Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« : 16 Ekim 2018, 04:18:26 »


Mustafa Öztürk: Ben bu uslübü haricilikten tanıyorum..









Dinî, Hamaset ve Hurâfâttan Taharet
Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK 20 Ekim 2018
http://www.karar.com/yazarlar/mustafa-ozturk/dini-hamaset-ve-hurafattan-taharet-8205


13 Ekim 2018 Cumartesi günü Kur’an Çalışmaları Vakfı tarafından
Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen
“Hayatın Anlamı İman” konulu sempozyum
ne yazık ki programın icrasından haftalar önce
kendilerini “iman ölçümcüsü” olarak gören bazı çevreler tarafından
bilindik tekfirci söylemlerle
hem provoke hem de kısmen sabote edildi.

Provokasyon “İmanı imansızlar mı anlatacak?” gibi sloganlarla,
sabotaj ise ilgili belediyenin en üst yetkililerine yoğun baskı yoluyla gerçekleştirildi

ve sonunda “kâfir” yahut en azından “zındık” oldukları ithamıyla
Prof. Dr. Ömer Özsoy ve Prof. Dr. İlhami Güler’in sempozyum programına katılımları engellendi.

Şahsımın programa katılımı ise güç bela temin edildi.
Fakat sonuçta aklıselim ve sağduyu galip geldi.
Sempozyuma iştirak edip çok geniş çaplı salonu hınca hınç dolduran yüzlerce kişi programı başından sonuna kadar takip etti.

***

İman sempozyumu vesilesiyle yaşanan olaylardan sonra artık şunu söylemenin zamanı geldi:
Türkiye Cumhuriyeti cemaat cenneti olmaktan bir an önce kurtulmalı, kurtarılmalı

Dinî kisveye büründürülmüş magandalık kültürünün
memleket sathında daha fazla yaygınlaşmasına ruhsat tanınmamalı

Bu memleket
yoz/yobaz dinî hamasetten ve
aynı zamanda hurafecilikten adamakıllı arınmalı, arındırılmalı

Dini hurafe edebiyatına dönüştüren şarlatanlara alan açılmamalı…

Cemaatler ve tarikatların din, diyanet ve ilahiyat üzerindeki vesayetleri artık son bulmalı...

Bütün bu sorunların bertaraf edilmesinde
hem Diyanet gibi kurumlar etkin rol oynamalı

hem de İlahiyatçı akademisyenler daha cesur ve atak bir tavır ortaya koymalı
Bununla birlikte devlet din konusunda belli bir dinî grup veya yorumdan taraf olmamalı

Şayet devletin din ile ilişkisi kurulacaksa,
bu ilişki adalet ilkesi üzerinden kurulmalı…

Yani devletin dininin adalet olduğu gerçeği zihinlere kazınmalı…

Aslında adalet
ne sadece devletin dinidir ve
ne de sadece mülkün temelidir.
Adalet aynı zamanda dinin de temelidir.

Cuma namazında imamın minberde okuduğu
“Allah adaleti emreder”
mealindeki ayette (Nahl 16/90) geçen
“adl” (adalet) kelimesinin
sahâbî müfessir İbn Abbâs tarafından
“tevhid” (lâ ilâhe illallah) diye açıklandığını bu vesileyle hatırlatmak gerekir.

İslam ilim geleneğinde tekfirci söylemlerin uzak geçmişteki temsilcileri Hâricîlerdir.

Günümüzdeki temsilcileri ise
DAEŞ ve sair cihatçı selefî örgütlerdir.

Bunlardan biraz daha ılımlı tekfirciler ise
Haşviyye diye de anılan Hanbelîler ile Osmanlılar dönemindeki Kadızâlelilerdir.

Nitekim geçmiş devirlerde
Hallâc-ı Mansûr,
Şeyh Bedreddin,
Molla Lütfi
gibi sayısız Müslümanın
bugünkü “İman Sempozyumu”nu provoke ve sabote eden zihniyete benzer bir zihniyetin temsilcileri tarafından kurban edildikleri bilinmektedir.

İşin en acı tarafı,
sempozyumla ilgili tezviratı sevk ve idare eden çevrelerden bir kısmının tasavvuf ve tarikat kökenli olmasıdır.

Hâlbuki İslam tasavvuf geleneğinde Firavun’un iman üzere öldüğünü söyleyen,
hatta Bakara 2/6. ayetteki “innellezîne keferû sevâün aleyhim…” ifadesini,
“Ey Muhammed!
Bana yönelik derin muhabbetlerini kendilerinden bile gizleyen Allah dostlarını
sana indirdiğim Kur’an’daki tehditlerle uyarsan da uyarmasan da onlar için fark etmez.
Onlar sana iman etmez,
senin söylediklerine kulak vermezler.
Çünkü onlar benden başka hiçbir şey düşünmezler”

diye te’vil eden Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’yi “şeyh-i ekber” diye nitelendiren Osmanlı ulemasıdır.

Ancak Osmanlı’nın günümüzdeki hamasetçi torunları
“tarihselci, modernist” diye yaftaladıkları bazı ilahiyat hocalarını Hâricîlerden daha acımasız şekilde tekfir edebilmekte,
üstelik bunu İslam’daki derin hoşgörü ve
engin gönüllülükle bağdaştırabilmektedir.

Aslında bu durum
günümüz Türkiye’sinde faaliyet gösteren dinî cemaatlerdeki egemen zihniyetin ne kadar dar kalıplı,
sığ ve
sakil
bir yapıya evrilmiş olduğunu göstermekte,

dolayısıyla hâl-i hazırdaki gidişat
hamasetin dinî alanda sürekli yükselen bir trend olduğunu belgelemektedir.

***

İslam fıkıh tarihinde İbn Kudâme gibi
Hanbelî geleneğe mensup bir âlim dahi
“Te’vil varsa tekfir yoktur”
diyecek kadar esnek bir görüşü dillendirdiği,

meşhur Hanefî fakih Serahsî de aynı minvalde şeyler söylediği halde
bugün kendilerini Allah tarafından
“iman ölçmekle görevlendirilmiş yetkililer”
gibi gören bazı çevrelerin
“Hak ve hakikat bizim tekelimizdedir;
biz neyin doğru olduğunu söylersek, mutlak doğru odur”

edasıyla arz-ı endam edip
cümle âleme nizamat vermeye kalkışmaları,

üstelik “hukûkullah”a ait bir meseleyi kendi uhdelerine alıp
Allah namına yargıda bulunmaları artık tahammül sınırlarını zorlamaktadır.

Bir Müslümanı hoyratça tekfir etmek kimin haddinedir?
Bu hak ve yetki kim tarafından verilmekte ve
yetkilendirme hangi yolla gerçekleşmektedir?

Artık bu pervasız şımarıklığa bir son verilmelidir.

Ancak bu iş devlet sopasıyla ve jakobence yaklaşımlarla değil,
ülke sathında demokratik,
çoğulcu ve özgürlükçü düşünceye geniş alan açma yoluyla gerçekleştirilmelidir.

Sonuç olarak,
bugün birçok müesses dinî yapı
hem ahlâkî
hem sahih dinî bilgi açısından
tefessüh etmiş durumda olup
neredeyse
hemen hepsi dedikodu,
gıybet,
nemime,
desise,
iftira,
itham,
sû-i zan
üretim merkezlerine dönüşmüş haldedir.

İşte bu yüzden,
dinî hamaset ve hurafâttân tam manasıyla taharet gerekir.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2867
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #1 : 22 Aralık 2018, 22:27:49 »
 

"Karakter ve ahlâkın olmadığı yerde iman falan olmaz"


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2867
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #3 : 11 Ocak 2019, 09:02:40 »


Cehalete karşı TEK BAŞINA direnen bir adam,
DEVLET ORTADA YOK.
"Papalığın engizisyonu bundan farklı bir şey miydi?"
ATEŞ BACAYI SARINCA GÖRÜRSÜNÜZ.


Cemaat ve tarikatlara yönelik eleştirileri nedeniyle hedef haline getirilen, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve AKP içindeki muhalif kanada yakın Karar gazetesi yazarı Mustafa Öztürk, hakkında yürütülen linç kampanyası hakkında bir kez daha konuşarak “Siz benim Müslümanlığımın kıvamını, ayarını tayin etmek durumunda konumunda değilsiniz. Ben inancımı tartıştırmam.” dedi.

Türkiye’deki örgütlü dini yapıları eleştiren Öztürk, “Türkiye’de örgütlü dini yapıların derdi; din, iman, ahlak falan değil. Para, ekonomi Karl Marx ne kadar doğru söylemiş. Altyapı üstyapıyı belirler. Üstyapı dindir, kaldıraçtır, araçtır. Kitleleri bir arada tutma konsolide etme, hem mobilize etme aracıdır. Asıl olan faktör ekonomidir” sözleriyle Türkiye’deki dini yapılandırmaların asıl hedeflerinin ekonomik olduğunun altını çizdi.

“Bugün artık tarikat, tasavvuf formasyonu holding, çok uluslu şirket böyle algılayacaksınız.  Bunun önünde kim varsa dozer olur bunu geçer, yıkar geçer.  Şimdi sarı öküz simgesi benim” diyerek kendisinin neden hedef alındığını da açıklayan Öztürk, “sarı öküzü istiyorlar, sarı öküz giderse arkası gelir. Ama Türkiye’de Allah razı olsun tandık tanımadık birçok insan, birçok çevrenden destek veriyor” sözleriyle bu linç kampanyasında kendisine destek verenlere de teşekkür etti.

“Ben bir düşünceyi, görüş muhakemesi babında tartışıyorum. Sen benim Allah’a olan bağlılığımı ölçemezsin. Beni akademik bir makalede ve veya müzakere metininde dile getirdiğim görüşten hareketle benim Allah’a olan gönül bağımı, hukukumu tayin edemezsin. Sen kimsin. Sen benim Kuran okurken abdest alıp okuduğumda irrasyonel tecrübeyle tefsircilik yapmak için değil, teberrükler okurken aldığım zevki, hazzı ve gönül kapımın açılışını sen tayin edemezsin, sen oraya giremezsin. Seni sokmam oraya sen sadece dışarıdan ürürsün”  diyerek kendisi hakkında söylenen sözlere de cevap veren Öztürk, “Siz benim Müslümanlığımın kıvamını, ayarını tayin etmek durumunda konumunda değilsiniz. Ben inancımı tartıştırmam. Köydeki babaannemin inancını da tartıştırmam. Benim tartıştığım meseleler ilmi, felsefi, kelami münakaşalardır. Ve bunlar da daha çok Kuran-ı Kerim’e deist ateist çevrelerden yöneltilen sorulardır.” sözleriyle hakkında söylenenlere sert bir dille yanıt verdi.

İnsanların inançlarının hassasiyetlerini kaşımak gibi bir niyetinin olmadığını dile getiren Öztürk,  belli kalıplara girmemizi istiyorlarsa kapatalım üniversiteyi sözleriyle de, tek sesliliğin eleştirisini yaptı.

Öztürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, akademik görüş hakkında fikir beyan etmesini de eleştiren Öztürk’ün konuşmasının devamı ise şöyle:

“Ben bekledim acaba tekfircilere de söyleyecek iki çift lafı var mı diye, henüz çıkmadı. O zaman ben yarın, sözgelimi zekât üzerine bir makale yazarsam veya namaz üzerine bunun sonuç kısmını da Diyanet’in Din İşleri Yüksek Kurulu’na arz edeceğim, nasıl makalemin sonucunu beğendiniz mi, yayınlayabilir miyim diye. Oradan görüş alacağım.  Ayıptır yahu. Senin ne işin var akademideki bir ilmi görüşe dair kanaat belirtiyorsun. Papalığın engizisyonu bundan farklı bir şey miydi?”

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 2867
    • OKUDUN MU
Ynt: Türkiye TALİBANLAŞIYOR. Talibanlaşan Türkiye
« Yanıtla #4 : 13 Ocak 2019, 11:32:30 »


IŞİD'den boşalan yere hangi örgüt gelecek
TARİKATLARIN BAŞKENTİ SİİRT’TE PARLAYAN ERDOĞAN
https://odatv.com/isidden-bosalan-yere-hangi-orgut-gelecek-12011918.html
Nazif Ay

TARİKATLARIN BAŞKENTİ SİİRT’TE PARLAYAN ERDOĞAN

Bilinen yaygın ve etkin tarikatların yolunun kesiştiği il Siirt’tir.
Siirt’te verilecek mesajlar İslamcı siyasetin duygusal temellerini kuvvetlendirmek adına çok önemlidir.
Recep Tayyip Erdoğan Siirtli bir eş ile yani Emine Erdoğan ile evli.
Yani Siirt’in damadı.

Bu resmi kayıt, tarikatların nezdinde mühimdi ama yetmezdi.
Feodal topluluklarda bu türden akrabalıkların önemi büyüktü ama Siirt’e özel yerel ilişkiler,
dindarlara seslenme metodunu öne çıkaran siyaset anlayışında çok da fazla bir kazanım sağlayamazdı.

Ancak Siirt’ten verilecek yüksek volümlü bir dinsel mesaj Türkiye siyasetine damga vurabilirdi.

Erdoğan da işte bunu yaptı.
Bilinçaltındaki asıl mesajı net olarak 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt’teki konuşmasında verdi:
“Minareler süngümüz, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, mü’minler asker”
deyiverdi.

Erdoğan, konuşmasının devamında ise
“her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu,
bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahim’lerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini”

söylemiş ve
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından yargılanmış,
suçlu bulunmuş ve hapse girmişti.

Böylece siyasetteki en etkili mağduriyet edebiyatı başlamış ve
din üzerinden siyaset üretmek isteyenler bekledikleri kahramana kavuşmuştu.


- -  Forum video İLAVESİ
Recep kimler tarafından nasıl hazırlandı. Banu Avar



- - -

Erdoğan, birçok soru işaretli Siirt seçimleri macerasından sonra, 9 Mart 2003’te milletvekili seçilmiş ve amacına ulaşmıştı.

Siyasete hâkim olan din merkezli politik atakların ilk alevlendiği yer olan Siirt,
şimdilerde 2019’da İslamcı darbeye hazırlanan tarikatların hamiliğini üstlenmiş,
Hizbullah vasıtasıyla ve Siirt müftüsü Ahmet Altıok’un katliam fetvasıyla dinciliğin başkenti yapılmaya çalışılmaktadır.

HİZBULLAHÇILAR ASLINDA YALNIZDIR

IŞİD/DAEŞ tarzı davranmaya çabalayan Hizbullahçılar ile gerçek IŞİD arasında dağlar kadar fark olduğunu yakında herkes görecektir.

Mesela,
IŞİD kendini ehl-i sünnet olarak ortaya koyarken, Hizbullah’ın itikat ve parasal kaynağında Şia’nın etkisi büyüktür.

Mesela,
IŞİD tüm tarikatlara karşıyken, Hizbullah tarikatların ritüellerini ve hurafelerini savunur özelliktedir.

Mesela,
IŞİD’in Irak ve Suriye’deki tüm türbe ve dergâhları bombalayıp yıktığı bilinirken,
Hizbullah yanlısı örgütlerin ise sırtını evliya menkıbelerinden beslenen tarikat yuvalarına, Doğu’nun medreselerine ve tekkelere dayamaktadır.

Bugün bize yönelik tehdit dili kullanan Hizbullah’ın, yarın gerçek IŞİD ile girişeceği savaşa hazır olunmalıdır,
zira aksi durum, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Yani 2019 darbesine hazırlananların karşısında laik kesimden önce, dini anlama ve yorumlamada bağnaz itikatları barındıran İslamcı diğer yapılar yer alacaktır.

Dincilerde,
rakip olarak gördükleri öteki İslamcı grupları tekfir etmek,
yani onların kâfir olduklarını savunmak genel kuraldır.

Kur’an’daki “Müminler kardeştir” ayeti, vahşi cihatçı dinciler için ulaşılması imkansız bir hayali söylemdir.

Türkiye ve Batı “Artık IŞİD yenildi” derken,
bir başka İslamcı terör örgütünün Siirt’ten “Ben de varım ve buradayım” diye haykırmasına
şimdilik
ne Diyanet İşleri Başkanlığı
ne yargı
ne yandaş medya ve
ne de siyasal iktidar
ses çıkarmaktadır.

Demek oluyor ki,
el Kaide, Taliban ve Boko Haramlar yenildi zannedilir,
ama onların yerine IŞİD gelir ve
IŞİD yenildi diye düşünülürken
ortaya Hizbullah çetesi çıkıverir.

Ne olursa olsun
biz çağdaş ve ilerici kesim,
din anlayışında ve din algısında fitne uyandıran “İslamcılık sihrine” boyun eğmeyeceğiz,
her an uyanık bulunup mücadele edeceğiz.

Çünkü
bu sihirde göz boyama vardır.
Bu sihirde sahte ve gelir geçer taraftar toplama amacı vardır.
Bu sihirde kutsal kaynaklara açıkça meydan okuma vardır.
Bu sihirde saf ve masum gerçeklere tuzak kurma niteliği vardır.

Ama unutmayalım ki
bütün sihirler, ilahi tuzakları içeren mucizeler karşısında çökmek durumundadır.

Yine unutmayalım,
temiz kalpli Siirtli kardeşlerimizin harikulade basiret ve mümin ferasetleri,
tüm hain sihirleri çözecek ulvi vefk (sihri, büyüyü çözen iksir) hüviyetine haizdir.

Ayrıca ayette denildiği gibi, “Hak gelince bâtıl ortadan kalkar”

Bugünkü gelişmeler aslında
bâtılın batış,
sihrin ise sönüş
hikâyesinden ibarettir.

Kader denilen şey ne tuhaf bir olgudur!

9 Mart’taki seçimle milletvekili seçilen Erdoğan’a omuz veren Siirt,
yine 9 Mart’ta dünyaya gelmiş bir ilahiyat uzmanı olan Nazif Ay’a karşı yürütülen suikast söylemlerine odak seçilmiştir.

Ne diyelim…
Belki de kader adındaki ilahi cilve veya tarihsel diyalektik manidar bir sürecin ipuçlarını gösteriyordur bize.

Bekleyip göreceğiz.

Tamamı
https://odatv.com/isidden-bosalan-yere-hangi-orgut-gelecek-12011918.html