Gönderen Konu: Ezoterik Tarih  (Okunma sayısı 1002 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ezoterik Tarih
« : 19 Temmuz 2018, 20:40:38 »
* * *

Ezoterik Tarih

* * *

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #1 : 19 Temmuz 2018, 20:48:18 »
Ayasofya’nın gizemli işaretleri



Uzun yıllardır Ayasofya’yı inceleyen Erhan Altunay ile Göksel Gülensoy,
Tapınak Şövalyeleri’ne ait gizli simgeleri ilk kez ortaya çıkardı,
pagan inancına ait çok sayıda simge de deşifre edilmiş oldu
http://www.milliyet.com.tr/ayasofya-nin-gizemli-isaretleri-gundem-2367438/


Dünya Miras Listesi’nde yer alan Ayasofya, 1935 yılında müze kapsamına alınırken yeniden ibadete açılmasıyla ilgili tartışmalar devam ediyor. 1479 yıllık tarihi eserin bir kısmında restorasyon çalışmaları sürdürülürken, Hünkar Kasrı adı verilen bölüm ise ibadete açık tutuluyor. Ayasofya ile ilgili bu ay başlatılan özel bir kültür turu ise yeni tartışmaları da beraberinde getirecek.

Türk ustaların izleri

ABD’li yazar Dan Brown’ın ‘Cehennem’ romanında adı geçen araştırmacı yönetmen Göksel Gülensoy ile “Ayasofya’nın Gizli Tarihi” kitabının yazarı araştırmacı Erhan Altunay tarafından gerçekleştirilen “Antik Çağ’dan Günümüze İstanbul’a Gizemli Yolculuk” başlıklı kültür turunda, Ayasofya bünyesinde yer alan ancak bilinmeyen gizli simgeler ziyaretçilerle paylaşılıyor. Bugüne kadar bilinmeyen gizli simgelerin Tapınak Şövalyeleri ile masonik örgütlere ait olduğu belirtilirken, Hıristiyanlık öncesinde yaygın olan pagan inancına ait çok sayıda simge de ilk kez deşifre edilmiş oldu.




Göksel Gülensoy, Ayasofya’da ilk kez tespit edilen pagan ve ezoterik simgeler hakkında, “Yapım sırasında birçok farklı yerden işçi olarak gelenler oldu. İşçiler arasında pagan inanca mensup kişiler kendi simgelerini duvarlara gizlediler. Üst kısımda gördüğünüz sekizgenler, Cennet Kapısı’nın girişindeki Hayat Ağacı bu simgelerden. Bahçe kısmında yer alan bazı taşlarda ise Türk ustaların izleri bulunuyor. Eserin yapıldığı dönem bazı Türk ustaların İstanbul’a geldiğini düşünüyoruz. Taşların bir kısmında Türk damgalarını tespit ettik. Nereye elimizi atsak gizli sembol ve sırlar çıkıyor” değerlendirmesini yaptı.




Fossati işlemiş

Ayasofya’nın iç kısmında bulunan 4 ana sütunda bulunan ve her birinin üzerine gizli olarak kazınan simgeleri ilk kez görüntülerken, ‘Cennet Kapısı’ denilen üst kısımdaki bölümde paganlara ait simgeleri, Altunay ve Gülensoy ikilisi ile inceledik. Dikkat çeken ayrıntılardan biri girişteki sütunda yer alan masonik simge. 1847’de Osmanlı padişahı Abdülmecid tarafından Ayasofya Camii’nin restorasyonuyla görevlendirilen İtalyan asıllı mimar Gaspare Fossati tarafından sütuna gizli olarak işlenen masonik gönye-pergel simgesi hakkında bilgi veren Erhan Altunay, “Ayasofya’da Tapınakçılar’a ait yüzlerce gizli simge var. Osmanlı döneminde Ayasofya’yı restore eden mimar Fossati üst düzey bir masondu. Fossati, masonlar’a ait gönye-pergel simgesini Ayasofya’nın bazı sütunlarına işleyerek esere ihanet etti. Genellikle sütunların üzerine gizli olarak kazınan simgeler aynı zamanda ezoterik anlamlar da içeriyor. Poseidon simgeleri ile Tapınakçılar’a ait Tampliye haçlarını birçok noktada tespit ettik. Poseidon simgesinin depremden koruyucu gücü olduğuna inanılıyordu. Tespit edebildiğimiz gizli simgelerin korunması çok önemli” diye konuştu.











MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2018, 04:09:17 »



Zülkarneyn (iki zamanın sahibi),
Ahid Sandığı,
Müştak Baba
ve diğerleri



keywords
Hızır Zaman Zülkarneyn Mekan Sebep
Her şeye ulaştıran sebep “Min külli şeyin sebebâ.”
Soyut: ışıkdan hızlı
Zaman içinde yolculuk.
Mekkene
KEHF Suresi 84
İnnâ mekkennâ lehu fîl ardı ve âteynâhu min kulli şey’in sebebâ
Hz Yusuf
Zülkarneyn iki zaman sahibi
Mağribe'ş-şems
Yasin Suresi güneş de kendi istikrar bulacağı yere akıp gitmektedir
yani güneş istikrarsız, atomik reaksiyonlar istikrarsızdır
karadelikler istikrarlı haldir
Mağribe'ş-şems güneşin batıp yok olacağı yer
Kimseye verilmeyen yetki Zülkarneyn'e verilmiş Azab yetkisi

Güneş Işığından başka örtüsü olmamak
Kutsal Emanetler Musa'nın sandığı Yuşa Tepesi
Kutsal Sandık Ayasofya'dan alınıp Yuşa Tepesine gömüldü.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Yahya Efendi keşif ile Kutsal Sandığı buldu.
Mimar Sinan Ayasofya'yı tadilata aldı, Kutsal Sandık belki de tekrar Ayasofya'ya taşındı.
Semavi Eyice Ayasofya'nın döşemesinin tamamen orjinal olduğunu söyler tek yeri haric, kubbenin altı.
tahmin ül melaike

Müştak Baba Hakkari Halidi Bağdadi
Müştak Baba divanı sayfa 29
Müştak Baba Mustafa Kemal

Gizli Gerçekler 31.5.2015 Serhat Ahmet Tan - Erkan Macit

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #3 : 03 Eylül 2018, 14:54:57 »




* * *


Enok’un Kitabı

Dinler Tarihi ile ilgilenenler için bir kitap
Bazı Ortodokslar Kutsal Kitap olarak kabul eder.

Erhan Altunay şu geniş notları düşmüş;

Enok’un  Kitabı[1]  dinler  tarihinin  en  ilginç  metinlerinden  biridir. 
İçinde anlatılanlar  birçok  kişiye  bir  bilimkurgu  kitabı  okuyor  izlenimi  verse  de
Enok’un Kitabı, Yahudi mistisizminin temel taşlarından biridir.

Enok’un  Kitabı,
önceleri bizim “Eski  Ahit” ya da
yanlış olarak “Tevrat” diye adlandırdığımız Tanah’ın[2] 
Apokrif kitaplarından biri olarak kabul ediliyor olsa da sonradan “kaybolmuştur.” 
Bu  “kayboluş”un  nasıl  olduğu bilinmemektedir.

Bu kayboluşun nedenlerini anlamak için öncelikle Apokrif Kitap kavramına bakmak gerekmektedir.

Apokrif kitaplar,
Yahudi dini külliyatında bulunduğu halde Tanah’a dahil edilmemiş olan kitaplardır.

Apokrif sözcüğü Yunanca’dan gelmekte olup, “saklı”, “gizli” anlamını taşımaktadır.

Apokrif sözcüğü daha çok Protestanlar tarafından kullanılmakta olup,
Katolikler genelde, Kitab-ı Mukaddes’e dahil edilmeyen bu kitaplar için “deuterokanonik” sözcüğünü kullanırlar.

Yahudi dini külliyatında olan kitapları Tanah’a kimler, nasıl ve hangi kıstaslara göre seçmişlerdir bir bilgimiz yoktur,
ancak  bildiğimiz
Tanah’ın MS 90 yıllarında artık saptanmış olduğudur. 
Hıristiyanlar ise bu kitaplarla daha sonra ilgilenmiş ve
Kitab-ı Mukaddes dördüncü asırdan sonra şekillenmeye başlamıştır.

Bu bağlamda Enok’un Kitabı’nın ne zaman yazıldığı da bilinmemektedir.

Ancak yapılan araştırmalar bu kitabın bir defada yazılmadığını
uzun yıllar içinde değişime uğradığını ve
birkaç yazar tarafından eklemeler yapıldığını göstermektedir.

Örneğin
Gözcüler’den söz eden bölüm en eski bölümlerden olup MÖ 300 yıllarına giderken
diğer bölümleri MÖ  1. yy’a kadar tarihlenebilmektedir. 

Yunanca nüshaları bilinmekle birlikte, orijinalinin Aramice olduğu düşünülmektedir.

Enok’un Kitabı ise yukarıda belirttiğimiz gibi, başlangıçta Apokrif kitaplar içinde var olmakla beraber
sonradan ortadan kaybolmuştur

Zaten Apokrif sözcüğü de zamanla daha farklı bir anlam kazanarak “okunmaması” gereken anlamına gelmiş ve
kitapların çoğu sadece belli kimseler dışında okunamaz hale gelmiştir.

Ancak her şeye rağmen Enok’un Kitabı, Kutsal Kitap’ın birçok yerinde alıntılarla yaşamış ve
bazı apokrif kitaplara da esin kaynağı olmuştur. (Graves, Patai; 2009)

Dini külliyatı çok iyi koruyan bir ruhban sınıfının elinde böyle bir kitabın kaybolması,
bu kitabın okunmasını “uygun bulmayan bir dini görüşün varlığını da akla getirmektedir.

“Düşmüş Melekler” ve kötülüğün kaynakları gibi çok marjinal konulardan bahseden Enok’un Kitabı’nın ise
hem Yahudi din adamları hem de özellikle kilise babaları tarafından da sapkın olarak kabul edilmiş olması büyük olasılıktır.
Bu nedenle bu kitap tarihin bir yerinde “kaybolmuştur”.

Ancak bu durum çok uzun sürmemiş ve 1773 yılında bir söylenti üzerine İskoç araştırmacı ve Mason[3] J
ames Bruce Habeşistan’a gitmiş ve
Enok’un Kitabı’nın orada bir manastırda saklanmış üç nüshasını bulmuştur. 

Kitap 1821 yılında İbranice profesörü Richard Laurence tarafından İngilizce’ye tercüme edilmiş ve
bu derlememizin de ana kaynağını oluşturmuştur.

Enok’un Kitabı’nın tam olarak varlığının ispatı aslında Ölü Deniz Yazmaları’nın bulunmasıyla da alakalıdır.

Yazmalar 1947 yılında bir çoban tarafından, Ölü Deniz kıyısında Kumran’da bir mağarada rastlantısal olarak  bulunmuştur.

Daha sonra, bu yazmalar Kudüs Üniversitesi’nin eline geçmiş ve bu mağaralarda araştırmalar başlamıştır.

1958 yılına kadar süren çalışmalarda birçok yazmanın yanı sıra arkeolojik başka bulgulara da rastlanmıştır.

10 yıl süresince 11 mağarada yapılan kazılar 800 kadar yazmanın ve birçok parçanın gün ışığına çıkmasını sağlamıştır.
Bunlar arasında Tevrat’ta geçen metinler bulunduğu kadar bulunmayanlar da mevcuttur.

Bu metinlerin aşağı yukarı dörtte biri kadarı Tevrat’ta geçen metinlerdir.

Bunların dışında kutsal metinlerin imitasyonları da söz konusudur. 
Ancak yazmaların pek çok yeri okunamadığı için bunları yeniden derlemek çok zor olmuş,
bazı bölümler ise derlenemez şekilde bozulmuştur.

Metinler daha çok deri üzerine yazılmış olmakla birlikte papirüs ve bakır üzerine yazılmış metinler de vardır.

Bu metinlerin dilleri İbranice, Arami dili ve yerel  dillerdir. 

Bu belgeler aynı zamanda bunları yazan topluluğun inançları ve yaşayışları hakkında da bilgi vermektedir.

Bu metinleri bir Yahudi topluluğunun yazdığına kuşku yoktur.
Bu topluluk genellikle Esseniler olarak düşünülmektedir. 

Metinlerin yazılış tarihleri de metinlerin bir topluluk tarafından yazıldığını ve saklandığını göstermektedir.

Metinlerin en eskisi MÖ 250, en yenisi ise 68 tarihine tarihlenmektedir. 

68 tarihi aynı zamanda Kudüs’e giden Roma ordularının Kumran kentini yıktıkları tarihtir.

Bu yazmaların arasında Enok Kitabı’na ait parçalarında olduğu ve bu toplulukları etkilediği bilinmektedir.

Kitabın yazarı Enok olarak gözükse de,
araştırmacılar bunun Tanah’da adı geçen Enok olmadığından emindirler.

Daha önce de belirttiğimiz gibi kitaba eklemeler yapılmış ve kitap birçok yazarın elinden çıkmıştır.

Peki Efsanevi Enok Kimdir ?

Enok adına ilk olarak Tanah’ın Yaradılış bölümünde rastlarız.
Vulgata’da “Enok” ve
Türkçe Kutsal Kitap’ta “Hanok” adıyla geçen Enok’u,
aşağıdaki alıntıda da olduğu gibi bazı kitaplar Enoş diye yazsa da
yine Türkçe Kutsal Kitap’ta geçen Enoş (Vulgata’da Enos) ile karıştırmamak gerekir.

Enok adı ilk Adem soyu sayılırken karşımıza çıkar:

“Kayin karısıyla yattı. 
Karısı hamile kaldı ve Hanok’u doğurdu. 
Kayin o sırada bir kent kurmaktaydı. 
Kente oğlu Hanok’un adını verdi.” 
(Yaratılış 10;17)

Oysa Kutsal Kitap’ta Adem soyunun farklı bir versiyonu daha bulunmaktadır:

“Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu.
Hanok’un doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı.
Başka oğulları, kızları oldu.
Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu.
Metuşelah’ın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü.
Başka oğulları, kızları oldu.
Hanok toplam 365 yıl yaşadı.
Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu;
çünkü Tanrı onu yanına almıştı.”
(Yaratılış 5; 18-24)

Tanah’ın Yaratılış bölümü çok tartışıldığı gibi en az iki farklı metnin bir
araya  getirilmesinden  oluştuğundan  iki  farklı  Enok  versiyonu  olması
normaldir.
Öte yandan ikinci versiyon çok büyük bir önem taşımaktadır, çünkü burada
Enok’un gökyüzüne Tanrı yanına alınması vardır. Bu aynı zamanda Kabalaya
kadar  gidecek  Gökyüzü’ne  çıkma  motifinin  de  başlangıcıdır.  Bu  bağlamda
Enok, Tanrı yanına alınan kişi olarak da büyük önem taşımaktadır.
Enok’un Tanrı tarafından alınması İncil’de de geçer:
“İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu
bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrı’yı
hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi.” (İbraniler 11;5)
Rohl  (2003),  Enok’un  İbranicesi  olan  “Hanok”un  “kurucu”  anlamına
geldiğinden yola çıkarak, Mezopotamya mitolojisindeki Anunnaki ile Enok
arasında ilişki kurar. Ancak bu da tartışmalı bir görüştür.[4]
Enok’un  Tanrı  tarafından  alınması  Göğe  Yükseliş  motifleriyle  birlikte
özellikle  ortaçağ  boyunca  Yahudi  mistisizminin  en  önemli  çalışma
öğelerinden biri olmuş; Encoh Mısır Tanrısı Thot ya da İslam’daki Hz. İdris
ile  de  ilişkilendirilmiştir.  Kaballah  çalışmaları  için  de  çok  önemli  olan  bu
motif aynı zamanda birçok ezoterik ekolü de etkilemiş, Enok’u Hermes ile
bağdaştıranlar  da  olmuştur.  Burada  Enok  -  Hermes  tartışmasına  girmeyi
yersiz  bulduğumuzdan  Enok’u  bir  başka  ezoterik  ekol  bağlamında
incelemeye geçmeyi daha uygun buluyoruz.
Masonlukta ise Enok’un çok özel bir yeri vardır. Erman (2004) 13. derece
için bunu şöyle açıklar:
“Hz. Adem’in altıncı kuşağından füruu olan Jared’in oğlu Enok, rüyasında
zirvesi göğe kadar yükselen bir dağa çıktığını görür. Orada, Allah, Enok’a
kendi ismini terkip eden harflerin üzerinde kazılı olduğu altından mamul bir
üçgeni  gösterir,  fakat  bu  ismi  hiçbir  zaman  telaffuz  etmemesini  emreder.
Ancak bu isimin nasıl telaffuz edileceğini Enok’un kulağına fısıldar.
Bundan  sonra  Enok,  birbiri  üzerine  inşa  edilmiş  8  kemerin  altından
geçerek  9.  kemerin  altına  gelir.  Burada  aynı  altın  üçgeni  görür  ve  yanına
alarak Dünya’ya döner ve uyanır.
Bunun  üzerine  Enok,  tufanın  yakın  olduğunu  bildiği  için,  yerin  dibindeki
mahzende rüyada gördüğüne benzeyen 9 kemer inşa eder, kıymetli taşlarla
süslenmiş aynı üçgeni yapar ve akik bir taşın içine yerleştirir ve rüyasında 9
kemerin  altında  gördüğü  bu  harfleri  bu  üçgene  yazar  ve  bunu  beyaz
mermerden bir kaidenin üzerine koyar. Bu 9 kemerin içine iki de sütun inşa
eder:  bronzdan  yapılmış  birinci  sutunun  üzerine,  o  zamana  kadar  bilenen
sanatları  ve  masonluğun  aletlerini  ve  üçgene  kazıdığı  harfleri  yazar.
Mermerden olan ikinci sütuna ise bu harflerin nasıl telaffuz edileceğini, yani
sessiz dört harfin arasında kalan sesli harfleri yazar.
Tufan  olunca,  bu  yerin  altındaki  mahzen  de  sular  altında  kalır.  Sular,
mermer sütun üzerindeki yazıları eriterek sildiği için kelimenin nasıl telâffuz
edileceği yine bilinemez. Sadece bronz sütun üzerindeki harfler kalmıştır. Şu
halde kelimenin sessiz harfleri okunabilmekte, fakat sesli harfleri bilinmediği
için telâffuzu yine mümkün bulunmamaktadır.
[…]
Mahzende bulunan iki sütunu bir defa daha düşünelim; bronzdan yapılmış
sütunun  üzerinde  Enok  insan  tarafından  kendi  çalışması  sayesinde  elde
edilen bilgileri hakketmişti. Bunlar arasında telâffuzu imkânsız kelimeyi teşkil
eden harfler de mevcuttu. Mermerden olan ikinci sütuna ise, Enok Allah’ın
kulağına fısıldadığı bilgiyi, yani Kelime’nin nasıl telaffuz edildiğini yazmıştı.
Şu halde bu iki sütunu alttan ve üstten birbirlerine bağlayan kemerler her iki
kaynaktan gelen bilgilerin birbirini tamamladıklarını da remzederler. İşte 13.
derecenin  nihai  öğretisi  burda  saklıdır:  dini  inkâr  eden  ilim  nasıl  noksan
kalmaya mahkûmsa, ilmi inkâr eden din de öylece noksandır ”.
Masonlukta Enok ile ilgili anlatılanlara farklı bir gözle bakarsak çok daha
ilginç anlatımlarla kaşılaşabiliriz (Ayan, 2000):
“Enoş Royal Arch (Süleyman Tapınağı’nın “Kutsallar Kutsalı” -Sanctum
Sanctorum- bölümünün altındaki Kemerli ya da kubbeli mahzen) versiyonuna
göre özetle bu yapı Enoş (yani Hanok veya İdris peygamber veya Hermes)
tarafından,  gördüğü  rüya  üzerine,  Moriah  Dağı’nda  dokuz  katlı  yeraltı
mabedi şeklinde inşa edilir. Enoş, Adem’in oğlu Kabil veya Kain’den gelen
torunudur. Yapı bir kattan diğer kata inilecek şekilde alt alta sıralanan dokuz
adet  kemerden  oluşur.  Enoş,  en  dipteki  hücreye  koyduğu  mermer  kaidenin
üzerine  koyduğu  Akik  Küptaş’ın  üzerine  Enoşien  harflerle  Tanrı’nın  kutsal
adı yazılı olan bir Altın üçgen yerleştirir. Ayrıca Tufan olacağı kehanetiyle
Dünya’da mevcut bilgileri sifreli olarak kotlarıyla birlikte iki sütun üzerine
yazıp bırakır. Bunların arasında Tanrı’nın adının nasıl okunacağının şifresi
vardır.  Yeraltı  yapısını  giriş  kapısını,  üzerini  hamtaştan  inşa  ettiği  mabed
içine saklar.
Ancak  Nuh  Tufanı  ile  kil  sütuna  yazılı  şifre  kotları  silinmiş  olduğundan
Kelime’nin  nasıl  okunacağı  bilgisi  kaybolur  ve  unutulur  gider.  Yapının
üzerindeki mabed harabeye döner ve giriş kapısı enkazla örtülür.”
Yıllar  sonra  Süleyman  aynı  yeri  tapınak  yapmak  için  seçer  ve  tapınağını
oraya  yapar.  Süleyman  da  aynı  şekilde  Kutsallar  Kutsalı  bölümünün  altına
Dokuz Kemerli Yeraltı Yapısı inşa ettirir; ancak bu Enoş’un yaptırdığından
farklıdır.
Gerisini yine Ayan’ın (2000) anlatımından okuyalım:
“Mabedin  bitmesinden  sonra  bazı  masonlar  Tanrı’nın  kutsal  adını
kendilerine  öğretmesini  Hz.  Süleyman’dan  isterler.  Ancak  Hz.  Süleyman
kendilerine Enoş[5] harabelerinde araştırmalarını öğütler. Orada araştırma
yaparken gizli girişe rastlar ve aşağıya inerler, Kutsal İsim’in yazılı olduğu
Altın  Üçgen’i  bulup  Hz.  Süleyman’a  götürürler.  Hz.  Süleyman  peygamber
olduğu  için  Kelime’yi  okuyup  bilmesine  rağmen,  okuyup  öğretmeye  mezun
değildir.  Bulanları  ödüllendirmek  için  RA  derecesini  ihdas  ederek  onları
Royal Arch Masonu yapar.”
Buna  benzer  bir  anlatımı  da  Knight  ve  Lomas  (2000)  aktarır  ve  bu
efsanenin masonluk tarihi içinde 17.  yy’a kadar uzandığını belirtir ve daha
Enok’un Kitabı  bulunmadan  önce  bu  efsanenin  masonluğa  girmiş  olmasına
dikkat çeker.
Knight  ve  Lomas’ın  bir  ilginç  saptaması  da,  masonluğun  birinci
derecesinde kullanılan “Evrenin Ulu Mimarı”[6] ifadesiyle, loca tavanındaki
yıldızların Enok’un Kitabı’nda anlatılan düzen ile olan ilişkisidir.[7]
Enok bu kadar efsanelere karışmışken Enok’un Kitabı ne anlatır?
Bu sorunun yanıtı sadece Enok’un Kitabı’nı okuyarak vermek olanaksızdır.
Enok’un  Kitabı’nın  ne  anlattığını  o  dönemin  mistik  öğretileriyle  de
kıyaslamak gerekmektedir. Mistisizmin karanlık labirentleri bu kitabın önsöz
konusunu çok aştığından çok ayrıntılı girmek olanaksızdır. Ancak, yukarıda
da belirttiğimiz gibi, Enok’un Kitabı’nın son halini alması MÖ 1. yy’a kadar
ulaştığından, Ölü Deniz Yazmaları’nın mistik ortamını ve İsa’nın doğuşuna
yakın  dönemlerdeki  mistik  öğretileri  anlamak  Enok’un  Kitabı’nı  anlamayı
biraz daha kolaylaştıracaktır.
Enok’un  Kitabı’nda  Tanah’ın  Yaratılış  bölümleriyle  büyük  benzerlikler
gösteren  ve  hatta  Yaratılış’ı  tamamlayan  bölümlerinin  yanı  sıra  mistik
öğretilere de giren bölümleri vardır.
Mistik öğretilerde daha çok kötülüklerin kaynağı üzerinde duran Enok’un
Kitabı  öğretisini  aydınlık-karanlık,  iyi-kötü  üzerine  kuran  Ölü  Deniz
Yazmaları’nı  bulunduran  toplulukla  da  ilgili  gözükmektedir.  Zaten  bu
yazmalar  arasında  Enok’un  Kitabı’na  ait  parçaların  da  bulunması  rastlantı
değildir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Ölü Deniz Yazmaları’nın Esseni adı verilen
bir tarikate ait olduğu sanılmaktadır.
Bu  dönemde,  Yahudi  halkı  için  dini  kaynaklar  büyük  bir  çeşitlilik
gösteriyordu. Bugün Eski Ahit dediğimiz kutsal yazıların yanında Talmud[8]
adı  verilen  ve  din  büyükleri  tarafından  oluşturulmuş  bulunan  yazılar  da
büyük önem taşımaktaydı. O devirde Kudüs Talmud’u (Yerushalmi) ve Babil
Talmud’u (Babli) çok yaygındı.
Eğer  bir  Yahudi,  kutsal  yazıları  daha  derinlemesine  okumak  isterse
midrash[9]  (çoğulu  midrashim)  adı  verilen  tefsir  yöntemini  uygulamak
zorundaydı.  Yazıcılar  da  (sopherim)  aslında  bu  tefsir  işi  ile  uğraşıyorlardı.
Dini üstadlar ise Rabbi[10]unvanını alıyorlardı.
Midrashim  rabbinik  eğitimin  temelini  oluşturuyordu.  Eğitim  kutsal
yazılardaki öykülerin anlatıldığı metinler olan haggadoth (çoğulu haggadah)
ile  kuralların  ve  törelerin  yer  aldığı  Halakoth’dan  (çoğulu  Halakah)
oluşmaktaydı.  Bunlar  dışında,  doğal  olarak  Talmud  da  kıymetli  bir  kaynak
olarak yer almaktaydı.
Ancak bütün bu kitaplarda yapılan yorumlar oldukça farklılıklar gösteriyor
ve yaşam şekilleri bu bağlamda farklılaşıyordu; bu da birçok tarikatın ya da
topluluğun  kurulmasına  neden  olmuştu.  Bu  dönemde  bilebildiğimiz  en
önemli topluluklar Saddukiler, Ferisiler, Zelotlar ve Esseniler’dir.
Yine  Ölü  Deniz  Yazmaları’na  dönersek,  Ölü  Deniz  Yazmaları’nda
topluluğun öğretilerinde en ilgi çekici husus, Zerdüştlük’te olduğu gibi, iyi ve
kötü güçlerin karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır.
İyi  güçlere  hükmeden  güç  topluluk  tarafından  “Işık  Prensi”  diye
adlandırılmaktaydı.  Onun  emrindekiler  ise  “Işık  oğulları”  diye
adlandırılmaktaydı.  Onların  karşısında  ise  kötü  güçlere  hükmeden
“Karanlıkların Prensi” ya da “Belial” vardı. Emrindeki güçler ise “Karanlık
Oğulları” olarak adlandırılıyordu.
Ölü  Deniz  Yazmaları’na  göre,  Tanrı  insana  iki  tür  ruh  vermişti.  Biri
doğruluğun yolundan giderken ötekisi sapkınlık yolunu izliyordu. Bu yolların
açıklaması da ilginçtir. Kurallar yazması şöyle anlatır:
“Bir ışık kaynağından Doğruluk kökünü almaktadır,
Sapkınlık ise karanlıkların kaynağından,
Işık Prensi’nin elinde
Doğruluk oğullarının hükümdarlığı vardı,
Işık yolundan yürüyorlardı.
Karanlıklar Prensi ise
Sapkınlık oğullarının hükümdarlığını elinde bulunduruyordu,
Ve onlar Karanlıkların yolundan yürüyorlardı.” (Kurallar 3, 19-20)
Kralların dördüncü bölümünde de buna benzer ifadeler geçer. Yine Kurallar
yazmasına  göre  Işık  oğullarının  işlediği  günahların  nedeni  de  Karanlıklar
Prensidir.
Burada dikkat edilmesi gereken, Işık ve Karanlıklar Prensinin iyi ve kötü
tanrılar  olarak  düşünülmemesi  gerektiğidir.  Çünkü  her  ikisi  de  Tanrı
tarafından insanlar için yaratılmışlardır.
“Fakat Tanrı, Sapkınlığın sonunu önceden belirlemiştir.
Bu onun gizemi ve bilgeliğinin zaferidir.
Ve Tanrı yeniden geldiği vakit doğruluk sonsuza kadar hükmedecektir.”
Ancak  iyi  ve  kötünün  savaşı  Tanrı’nın  geleceği  hüküm  gününe  kadar
sürmektedir.
Bu  bölümler  bize,  Hıristiyanlığın  kökeni,  daha  başka  bir  deyişle
Hıristiyanlıktaki Şeytan kavramının kökeni hakkında bilgi vermektedir.
Kişilerin  Işık  Oğullarına  ya  da  Karanlık  oğullarına  katılmaları  tamamen
Tanrı’nın önceden yaptığı bir seçim olarak belirlenmiştir. Karanlık oğulları
sonsuza kadar böyle kalacaktır. Işık oğulları ise yanlış yollara da sapabilirler.
Ancak “Tanrı ve Işık Prensi bütün Işık oğullarının yardımına geleceklerdir.”
(Kurallar 3, 24-25) . Böylece toplulukta Tanrı’nın onları kurtaracağına dair
her  zaman  bir  güven  hüküm  sürmektedir.  Bu  güven  daha  sonra
Hıristiyanlık’ta da, İslam’da da karşımıza çıkacaktır.
Buradaki  dikkat  çekici  bir  nokta  da,  hüküm  gününde  ödüllendirilme  ve
cezalandırılma kavramlarıdır.
Hüküm  günü  geldiğinde  “ölüler  topraktan  kalkacaklar”  (Savaş  Kuralları
Yazması  12,5)  ve  son  mücadele  başlayacaktır.  Seçilmiş  olanlar  ise  sonsuz
mutluluk dolu bir yaşamı yaşayacaklardır. Karanlık oğulları ise, karanlıkların
ateşi içinde tamamen yok olana kadar acılar içinde kıvranacaklardır. Kurallar
yazmasında  geçen  bu  bölümler  de  bize  Hıristiyanlığı  ve  İslam’ı
anımsatmaktadır.
Enok’un Kitabı’nda da ışık-karanlık motifleri geçtiği gibi, cezalandırma da
büyük önem taşımaktadır.
Enok’un  Kitabı  her  ne  kadar  Esseni  öğretileriyle  benzerlik  gösterse  de,
Riggan (1957) özellikle Mesih düşüncesi açısından inceleyerek, Hassidik ya
da Ferisi düşünce etkisinde yazıldığını savunur.
Enok’un  Kitabı,  düşmüş  meleklerle  başlar,  Yahudi  tarihini  sembolik
anlatımlarına kadar çeşitli konulara girer ve öğüt ve cezalandırmaları kapsar.
Enok’un  Kitabı,  Enok’un  vizyonlarını  kapsadığından  vizyon  kavramı
üzerinde  durmak  gerekir.  Çağdaş  psikoloji  vizyonları  sembolik  anlatımlar
olarak  görürken,  eski  zamanlarda  vizyonlar  tanrısal  mesajlar  olarak
algılanıyorlardı. Bu bağlamda kâhin ya da peygamber özelliği bulunan birinin
vizyon  görmesi  büyük  önem  taşımaktaydı.  Nitekim  Kutsal  Kitap  içinde  de
vizyona dayalı bölümler vardır.

Enok’un Kitabı’nda geçen çok önemli bir konu, kütülüğün doğuşudur ve bu
“Düşmüş Melekler” ile ilişkilendirilmektedir.
Düşmüş Melekler ile ilgili tartışmalar oldukça yoğundur.
Düşmüş meleklerin Tanrı’ya karşı geldiklerinden ya da günaha karşı olan
dayanıksızlıklarından Tanrı’nın huzurundan uzaklaştırıldıkları söylenir.
Apokrif  yazılarda  çok  geçen  düşmüş  melekler  Yahudi  ve  Hıristiyan
teolojisinde  tartışma  konusudur.  Özellikle,  aslında  köken  olarak  Venüs’ü
sembolize eden ve “Işık getiren”, “Tan ağartan” anlamı taşıyan Lucifer’in de
bir düşmüş melek olarak Şeytan’a dönüşmesi Hıristiyan teolojisinin tartışmalı
konularındandır.
Enok’un Kitabı da bu konuya oldukça yer ayırmakta ve düşmüş meleklerin
isimlerini  dahi  vermektedir.  Enok’un  Kitabı,  yeryüzünde  var  olan
kötülüklerin kökeninde de düşmüş melekleri görmektedir.
Bazı  araştırmacılar,  Enok’un  Kitabı’nın  ilerleyen  bölümlerinde,  düşen
yıldız  sembolizminin  kullanımını  ve  koyun  analojisini  de  hesaba  katarak
düşmüş  melekler  sembolizminin,  Yahudi  halkının  o  günkü  durumuna
gönderme yaptıklarını da söylemektedir. (Pagels, 1997) Ancak, Tanah’ta da
geçen  bu  efsanenin  eskiliği  ve  Yaratılış  bölümünü  Babil  mitolojisiyle  olan
ilgisi bu görüşü çürütmektedir.
Düşmüş  meleklerin,  Tanrı’yla  olan  ilişkisi  de  sıklıkla  tartışma  konusu
olmuştur.
Tanah’ta  geçen,  “Yeryüzünde  insanlar  çoğalmaya  başladı,  kızlar  doğdu.
İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler”
(Yaratılış  6;  1-2)  ifadesinin  daha  ayrıntılı  bir  anlatımı  Enok’un  Kitabı’nın
önemli  bir  bölümünü  oluşturur.  İlahi  varlıklar  aslında  Tanrı  oğulları  olarak
geçer, bunun orijinali “Beni Elohim”dir. Elohim aslında çoğul olarak Tanrılar
anlamına  gelir  ve  dişi  “Eloh”[11]  sözcüğünün  çoğuludur.  Ancak  Elohim
cinssiz olarak nitelendirilir.
Tanah  çok  iyi  incelendiğinde  aslında  birden  çok  metnin  karmasından
oluştuğu  görülür.  Bu  metinlerden  ikisi  “Elohimci”  ve  “Yehovacı”  metinler
olarak adlandırılır. Bu metinlerin ayırımının nedeni bir metinde Tanrı Elohim
olarak  adlandırılırken  diğerinde  Yehova  (Yahve)  olarak  geçmesidir.  Bu  iki
metin  anlatım  açısından  da  farklıdır  ancak  belli  bir  şekilde  harmanlanıp
Tanah oluşturulmuştur.
Enok’un  Kitabı  Elohimci  metine  daha  yakındır.  Melekler  ya  da  İlahi
varlıklar Beni Elohim diye de adlandırıldığından düşmüş melekler de Elohim
ile alakalıdır. Bazı mistik düşüncelerde “Elohim” düşmüş melekler anlamına
da gelir. Bu bağlamda İsa  haçta Elohim’e seslenerek onu neden bıraktığını
sorarken,  düşmüş  melekler  tarafından  kandırılmış  olduğunu  da  söyler.  Bu
büyük bir tartışma konusudur.
Bu noktada Alford (2000) ilginç bir görüş ortaya atmaktadır. Bilindiği gibi
Tanah  “Bereşit”  sözcüğüyle  başlamaktadır.  Yani  ilk  harf  İbrani  alfabesinin
ikinci harfi olan Bet’tir. Oysa Kutsal Kitap ilk harf olan alef ile başlamalıydı.
Alford  aslında  bunun  böyle  olduğunu  ve  sonradan  değiştiğini  söyler.  Buna
göre  “başlangıçta”  anlamına  gelen  bereşit  sözcüğünde  önce  “ab”  sözcüğü
vardı ve ilk sözcük “ab-reşit” diye okunuyordu. Bunun anlamı “Başlangıcın
Babası”  demektir  ve  Tanrı’ya  verilen  bir  sıfattır.  Bu  bağlamda  Kutsal
Kitap’ın  ilk  cümlesi,  “Başlangıçta  Tanrı  yeri  ve  göğü  yarattı”  yerine,
“Başlangıcın  Babası  yerin  ve  göğün  Tanrılarını  (Elohim)  yarattı”  şeklinde
olmalıdır.  Bu  da  aslında  Elohim’in  melekleri  kastettiğinin  kanıtıdır.
Alford’un görüşü çok yandaş bulmamasına rağmen ilginç bir görüştür.
Enok’un  Kitabı’nın  bir  başka  özelliği  ise,  Tanah’ın  Yaratılış  bölümünde
sadece  tek  bir  yerde  geçen  “Nefilim”  ya  da  “Nefil’ler  konusuna  ışık
tutmasıdır.  Yaratılış  6;4’te  “İlahi  varlıkların[12]  insan  kızlarıyla  evlenip
çocuk  sahibi  oldukları  günlerde  ve  daha  sonra  yeryüzünde  Nefiller  vardı.
Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi” şeklinde geçen Nefilim bir çok
araştırmacının dikkatini çekmiştir.
Nefilim için bir çok görüş ortaya atılmıştır.
Bu görüşlerden en sıradışı olanı kuşkusuz Däniken’in görüşüdür. Däniken
(1974),  Yaratılış  bölümünün  ilgili  kısmına  ve  Enok’un  Kitabı’na  atıfta
bulunarak, “Bu olay da, insan soyunun, uzaydan gelen bilinmeyen yaratıklar
eliyle çoğaltıldığı düşüncesini doğrulamıyor mu? Aksi halde, insanların hiç
durmadan devler ve tanrı oğulları tarafından döllenmesinin ve başarısız olan
türlerin  sürekli  yok  edilmesinin  bir  anlamı  kalmıyor.  Bu  açıdan  bakılınca,
Tufan’ın  bir  iki  üstün  kişi  dışında  kalan  insanları  ortadan  kaldırmak  için
bilerek  yapıldığı  anlaşılıyor.  Böyle  olunca  da  ilahî  bir  yargılama  niteliği
ortadan  kalkıyor.”  diyebilmiştir.  Scognamillo  (1982)  da  aynı  bağlamda
devleri bir tarihsel gerçeklik olarak kabul eder.
Yelpazenin en ucunda Däniken bulunurken, gerek Nefilim gerekse de ilahi
varlıklar  hakkında,  “uzaylı”,  “Atlantisli”  gibi  yakıştırmalar  yapan  pek  çok
yazar da olmuştur.
Graves ve Patai (2009) Nefilim ve ilahi varlıklar konusunda daha akılcı bir
yaklaşımda bulunmaktadırlar:
“Bazı kaynaklar için önünde her zaman bir ayak bağı olmayı sürdüren bu
söylence,  uzun  boylu  Yahudi  çobanlarının  MS  ikinci  bin  yılın  başlarında
Filistin’e  ulaştıkları  ve  evlilik  yoluyla  Asya  uygarlığının  etkisine  maruz
kaldıkları şeklinde yorumlanabilir. El’in oğulları bu bağlamda ‘Sami Boğa-
Tanrı, El’e ibadet eden sürü sahipleri anlamına gelirken; ‘Adem’in kızları’
ise ‘toprağın kadınlarını’, bir başka deyişle Tamrıça’ya ibadet eden, ilişkileri
evlilik  öncesi  cinsel  zevke  olan  düşkünlükleri  ile  ünlü  Kenanlı  çiftçileri
sembolize etmektedir. Eğer bu ilişkilendirme doğru ise söz konusu tarihi olay,
El’in iki ölümlü kadını baştan çıkartarak onlardan Shahar (şafak) ve Shalem
(kusursuz)  adlarında  iki  tanrısal  oğula  sahip  oluşunu  konu  alan  Ugarit
söylencesi ile birbirine karışmaktadır. […] Tanrılar ve ölümlüler, bir başka
deyişle kral ya da kraliçe ile sıradan insanlar arasında yaşanan birliktelikler
Akdeniz  ve  Ortadoğu  söylencelerinde  oldukça  sık  işlenen  bir  temadır.
Sonraları  Museviliğin,  kendi  aşkınsal  Tanrısı  dışında  bütün  tanrıları
reddetmesi,  ayrıca,  Tanrı  hiç  evlenmediğinden  ve  dişi  bir  varlıkla  birlikte
olması da söz konusu olmadığından, Genesis Rabba’da, Rabbi Shimon ben
Yohai,  kendisini,  Ugarit  mitolojisindeki  anlamıyla  Tanrı’nın  oğullarını
okuyan  ve  yorumlayan  herkesi  lanetlemek  zorunda  hissetmiştir.  […]
Josephus’un,  Tanrı’nın  oğullarının  birer  melek  olduğu  şeklindeki  iddiası,
Shimon  ben  Yogai’nin  lanetine  rağmen  yüzyıllar  boyunca  varlığını
korumuştur. MS 8. yüzyıla ait bir midraşta, Rabbi Eliezer, ‘Cennet’ten atılan
melekler  etraflarında  gezen  ve  gizli  uzuvlarını  gösteren  Kain’in  kızlarını
gördüler.  Gözleri  antimon  boyalı  bu  kızlar  birer  fahişe  gibi
davranmaktaydılar. Çok geçmeden baştan çıkan melekler onları kendilerine
eş seçtiler’ifadesini kullanmaktadır.”
Bu  arada  Nefilim  sözcüğünün  tekil  hali  lan  Nefil  sözcüğünün  İbranice
“npl”  köküyle  ilintili  olması  ve  bu  kökün  de  “düşmek”  anlamıyla  alakalı
olması  aklımıza  düşmüş  meleklerle  Nefilim’i  başat  şekilde  de
ilişkilendirmeyi düşündürtmektedir. Etimolojik olarak Orion takımyıldızıyla
olan ilişki ise artık günümüze ulaşamamış mitlerle alakalı olmalıdır.
Birçok mitolojide var olan dev kavramına sık getirilen açıklamalardan biri
de  sonradan  gelen  kavimlerin,  megalitleri  devlerin  yaptığı  şeklinde
düşünmeleridir. Graves ve Patai (2009) de benzer bir açıklama yapmaktadır:
“İbranilerin, Kenan ülkesine geldiklerinde buldukları megalit anıtlarından
büyük  ihtimalle  devler  hakkındaki  efsanelerin  zihinlerdeki  büyüsünü
sağlamlaştırmıştır.”
Kitabın bir bölümünde yer alan evren ve astronomi görüşleri ise o dönemin
Yahudi  toplumu  içindeki  evren  algısını  yansıtması  bakımından  çok
önemlidir. Bu nedenle buraların bu bağlamda okunması gerekmektedir.
Enok’un Kitabı birçok bölümüyle Kutsal Kitap ile büyük paralellik gösterir.
Hatta Yeni Ahit’in birçok bölümünde alıntılara rastlarız.
Bu  tercüme  bu  kitap  için  yapılacak  çalışmalara  bir  başlangıç  olması  için
yapılmıştır.  Enok’u  iyi  anlamak  için  Eski  Ahit’te  Yaratılış  bölümü  olduğu
kadar Daniel bölümünü de okumak gerekmektedir. Yeni Ahit’in ise tamamını
okumak,  bu  yazıların  Enok’un  Kitabı’na  dayanan  kaynakları  hakkında  da
bilgi verecektir.
Burada,  Enok’un  Sırları  Kitabı’ndan  da  söz  etmek  gerekmektedir.  Slav
dilinde  bulunan  ve  MS  birinci  yüzyıla  tarihlendiği  zannedilen  bu  kitap
hakkındaki  bilgilerimiz  kısıtlıdır.  2009  yılında  bu  kitaba  benzer  Kıpti
yazıların  bulunması  bu  konudaki  tartışmaları  alevlendirmekle  beraber  çok
fazla şey söylemek olanaksızdır. Bu kitap da Enok’un Kitabı’na benzemekte
ve  ilk  bölümlerinde  Enok’un  açıklamalarına  benzer  bir  kozmoloji  anlayışı
sunmaktadır. Ancak ilerleyen bölümlerde Enok’un Tanrı ile bizzat karışması
ve konuşması bu kitaba daha büyük bir sır katmaktadır. Kitabın 27’den 33’e
kadar olan bölümlerinde Tanrı ile konuşan Enok yaratılışın ve Tufan’a kadar
olan  dönemin  sırlarını  öğrenir.  Daha  sonra  etik  konulara  giren  kitap
Melchizedek ile ilgili bir bölümle biter. İkinci Tapınak dönemi düşüncesine
yakın olan bu kitap Enok’un Kitabı’nı andırmakla birlikte bazı betimlemeler
ve benzetmelerle Enok’un Kitabı’ndan ayırlır.
Enok’un Kitabı birçok bağlamda çok önemli bir incelemeyi hak etmektedir.
Günümüz  ezoterizmine  de  ışık  tutacak  en  önemli  kaynaklardan  biri  olan
Enok’un  Kitabı  aynı  zamanda  içerdiği  sembolik  anlatım  ile  de  Yahudi
mistisizmine ışık tutmaktadır.
Enok’un  Kitabı’nın  gerek  Kutsal  Kitap  ile  gerekse  de  Mezopotamya
mitolojisiyle  karşılaştırılması  bu  önsözün  sınırlarını  aşan  başlıbaşına  bir
çalışma konusu olacaktır. Bu kitabın bu çalışmalara bir temel oluşturmasını
da dileriz.

KAYNAKÇA ( Enok Kitabı'ndaki Erhan Altunay önsözü için)
ADAM Baki, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, Seba Yayınları, Ankara, 1997
ALFORD  Alan  F.,  When  the  Gods  Came  Down,  Hodder  &  Stoughton, London, 2000
ALLEGRO John Marco, The People of the Dead Sea Scrolls, Doubleday &Company Inc., New York, 1958
ALLEGRO  John  Marco,  The  Treasure  of  the  Copper  Scroll,  Doubleday Anchor Books, New York, 1964
AYAN Tamer, Royal Arch, Ak Yayınları, İstanbul, 2000
BAIGNENT Michael, LEIGH Richard, The  Dead  Sea  Scrolls  Deception, Touchstone, New York, 1991
BENWARE  Paul,  Survey  of  the  Old  Testament,  Moody  Press,  Chicago, 1993
CLARE  PROPHET  Elizabeth,  Fallen  Angels  and  the  Origins  of  Evil, Summit University Press, Montana, 2000
DANIKEN  Erich  Von,  Tanrıların  Arabaları  (çev.Zeki  Okar),  Milliyet Yayınları, İstanbul, 1974
DANILEOU  Jean,  Les  Manuscrits  de  la  Mer  Morte  et  les  Origines  du Christianisme, Editions de l’Orante, Paris, 1974
DAVIDSON  Gustav,  Melekler  Sözlüğü  (çev.  İsmail  Yergüz),  Sel Yayıncılık, İstanbul, 2009
DEL MEDICO H.E. , L’Enigme des Manuscrits de La Mer Morte, Librairie Plon, Paris, 1957
DRANE  John,  Introducing  the  Old  Testament,  Lion  Publishing,  Oxford, 1987
EISENMAN  Robert,  James,  the  Brother  of  Jesus,  Penguin  Books,  New York, 1998
ERMAN  Sahir,  Eski  ve  Kabul  Edilmiş  Skoç  Riti’nin  10,11,12,13  ve  14. Dereceleri  Üzerine  Açıklamalar,  E.  ve  K.S.R.  33.  ve  Sonuncu  Derecesi Türkiye Yüksek Şurası Yayını, İstanbul, 2004
FEATHER Robert, The Copper Scroll Decoded, Thorsons, London, 2000 FRIEDMAN  Richard  Elliott,  Kitabı  Mukaddes’i  Kim  Yazdı?  (çev. Muhammet Tarakçı), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2005
GASTER Theodor H., The Dead Sea Scriptures, Doubleday Anchor Books, New York, 1956
GRAVES Robert, PATAI Raphael, İbrani Mitleri, Say Yayınları, İstanbul, 2009
JACOB  Edmond,  L’Ancien  Testament,  Presses  Universitaires  de  France, Paris, 1988
LAPERROUSAZ  E.  M.,  Les  Manuscrits  de  la  Mer  Morte,  Presses Universitaires de France, Paris, 1984
LAYCOCK Donald, The Complete Enokian Dictionary, Weiser Books, San Francisco, 2001
KELLER Werner, The Bible as History, William Morrow and Company, New York, 1964
KNIGHT  Christopher,  LOMAS  Robert,  Uriel’s  Machine,  Arrow  Books, London,  2000  (Türkçesi:  Hanok’un  Gizemi  (çev.  Umut  Yener  Kara),  Yurt Kitap-Yayın, Ankara, 2010)
PAGELS Elaine, The Origin of Satan, Penguin Books, Middlesex, 1997
PICKNETT  Lynn,  The  Secret  History  of  Lucifer,  Constable  &  Robinson Ltd., London, 2006
RIGGAN  George  A.,  Messianic  Theology  and  Christian  Faith,  The Westminster Press, Philadelphia, 1957
ROHL David, From Eden To Exile, Arrow books, London, 2003
SAKİOĞLU  Mehmet,  Tevrat’ı  Kim  Yazdı?,  Ozan  Yayınıcılık,  İstanbul, 2004
SCOGNAMILLO  Giovanni,  Dünyamızın  Gizli  Sahipleri,  Nurdan Pazarlama ve Yayınevi, İstanbul, 1982
SHANKS  Hershel,  The  Mystery  and  Meaning  of  the  Dead  Sea  Scrolls, Random house, New York, 1998
SHUELER Gerald & Betty, The Enokian Workbook, A Complete Guide to Angelic Magic, Llewellyn Publications, Minnesota, 1995
VERMES G., The Dead Sea Scrolls in English, Penguin Books, Middlesex, 1965







MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #4 : 06 Ekim 2018, 21:49:53 »
OBELİSK'ler (DİKİLİTAŞ'lar) hakkında FARKLI GÖRÜŞLER

* * *

Dikilitaş'ta yer alan isim neden silindi yerine ne yazıldı?
Ahmet Anapalı




* * *


ŞEYTAN'IN MÜHÜRLERİ DİKİLİTAŞLAR (OBELİKS) VE SIRLARI
Murat Zurnacı - Arif Arslan




MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #5 : 29 Kasım 2018, 19:57:49 »


Pelin Çift ile Gündem Ötesi 166.Bölüm İstanbul'un Gizli Tarihi
sangria kutsal kan

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #6 : 09 Aralık 2018, 07:38:06 »


İstanbul neden önemli
Cine-5 Bi Konuşmak Lazım  - Murat İrfan Ağcabay - Hamza Yardımcıoğlu

Daha Geniş olarak http://okudunmu.org/forum/index.php?topic=1015.msg2208#msg2208



Nova Roma (Yeni Roma) İSTANBUL - Konstantin'in ŞEHRİ


Kırım'dan gelen KARAY Yahudileri'nin yaşadığı semt KaraYköy (KARAKÖY)ve ÇEMBERLİTAŞ



Kırım Yahudileri'nin yaşadığı semt KaraYköy (KARAKÖY)
Kazıklı Voyvoda
(Kont Drakula) ve diğerleri
https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=1m19s

Doğu Roma'nın (Bizans) kuruluş ve İmparatorluğun DİN DEĞİŞTİRME anısı Çemberlitaş
https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=5m32s

Kutsal Merkezlerin Özelliği Matematiksel Oranlar Çukur Yerler (Murat irfan Ağcabay) https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=7m15s

Konumlar, Yolculuk, Eğitim, Evrenin Zamanın Bükülmesi (ÇUKUR) https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=21m40s

"AN"ı YAŞAMAK Uyum Harmony  https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=25m24s

Milyon taşı (Dünyanın Merkezi) https://youtu.be/WnfYu9wQmy4?t=28m35s

( Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu (M.S. 395-1453)
http://www.wiki-zero.co/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQml6YW5zX8SwbXBhcmF0b3JsdcSfdQ
 https://www.kulturportali.gov.tr/portal/dogu-roma--bizans--imparatorlugu-- )

( Çemberlitaş alanı http://www.tarihiistanbul.com/cemberlitas-sutunu-ve-meydani/ )








MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #7 : 16 Ocak 2019, 22:08:48 »


İlgilisine dolu dolu bir program. Kehanet Savaşları - Yonca ALPAN - Medya 24
Gizli Gerçekler 15 Aralık 2018 - Yonca ALPAN - Kehanet Savaşları

veya


MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #8 : 26 Şubat 2019, 05:33:29 »






Lidya - Lidya'lılar
http://www.anadoluuygarliklari.com/lidya

Batı Anadolu’da Menderes ve Gediz Irmakları arasında kalan bölgeye Lidya, orada yaşayanlara ise Lidyalılar denilmiştir. Hint-Avrupa kavminden olan Lidyalılar bu bölgeye doğudan gelmişlerdir. Lidyalılar, Hititlerin daha sonra da Frigyalılar’ın egemenliği altına girmiştir.

Lidyalılar’ın dili Hitit Dili ile benzerlik göstermektedir. Frigler’in yıkılmasıyla Lidyalılar milattan önce 680 yılında bağımsız bir devlet kurmuşlardır. İlk kralları Giges’tir. Başkentleri Sardes’tir. Bu o dönemin en büyük ve en zengin kentidir. Giges çok güçlü bir ordu kurup sınırlarını doğuda Kızılırmak’a kadar genişletti. Kimmerlere karşı yürüttüğü savaşlar sırasında Asurlular’la işbirliği yaptı ve Kral Yolu’nu Asur’a kadar götürdü. Milattan önce 585 yılında Medler’le barış yapılarak Kızılırmak Lidyalılar’la Medler arasında sınır oldu.

Lidyalılar parayı ilk kullanan medeyinet olmuştur. Parayı yapmak için altın, gümüş ve elektrolit kullanırlardı. Son kral Kroisos zamanı devletin en parlak ve en zengin dönemi olmuştur. Ancak Pers İmparatorluğu’nun ani bir saldırısı sonucunda bu zengin devlet, tarihe karışmıştır.

Kroisos (Krezus, Karun)
http://www.anadoluuygarliklari.com/lidya/83-kroisos-krezus-karun

Lidya’nın zenginliğiyle ün yapmış Kroisos milattan önce 560 ile 546 yılları arasında hüküm sürmüştür. İyonya’da Yunanlıları yenmiştir. Ancak Perslere yenilip onların egemenliğine girmiştir.

Mermnad hanedanından gelen Kroisos, babası Alyattes’ten sonra tahta geçmiştir. Kroisos, Batı Anadolu’daki Ephesos’u (Efes) ve diğer kentleri alarak İyonya’nın fethini gerçekleştirdi. Donanması olmadığı için adalara saldıramadı. Bunun yerine bu adalarla ittifak kurdu.

Git gide güçlenen Pers İmparatorluğu Lidya’ya karşı bir tehdit oluşturdu. Bu tehdite karşı Kroisos, Babil’lilerle itifak kurdu. Ayrıca Mısır ve Sparta’dan askeri destek aldı. Kappadokia’ya Pers’lerden önce saldırdı. Pteria’daki iki tarafında kazanamadığı savaştan sonra yeni, güçlü bir ordu kurmak için Başkent Sardes’e döndü. Ama onu izleyen Pers İmparatoru Kyros, ani bir saldırı ile Sardes’i ele geçirdi.

Kroisos’un durumu hakkında farklı farklı bilgilere sahibiz. Yunan şair Bakhylides, Kroisos’un kendini bir cenaze ateşinde yakmak istediğini, ancak yakalandığını yazar. Heredot ise Kyros’un Kroisos’u canlı olarak yaktırmak isteğini ama Tanrı Apollo’nun onu kurtardığını ve daha sonra Kyros’un ardılı II. Kambyses’e eşlik ettiğini yazar. Kteisas ismindeki bir Pers hekim ise Kroisos’un Kyros’un kontrolüne geçtiğini ve Media’daki Barene valiliğine getirildiğini yazar. Ancak en ünlü söylenti, Kroisos’un Atina’lı yasa koyucu Solon’la buluştuğudur. Heredot’un yazdığı bu hayal ürünü buluşmada, Solon Kroisos’a mutluluğun parada değil, iyi talihte olduğunu öğretmiştir.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #9 : 12 Mayıs 2019, 05:21:55 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #10 : 19 Mayıs 2019, 10:19:15 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: Ezoterik Tarih
« Yanıtla #11 : 19 Mayıs 2019, 10:32:57 »