Gönderen Konu: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.  (Okunma sayısı 977 defa)

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« : 16 Şubat 2018, 15:59:45 »
R. T. Erdoğan Ege'de 17 Türk adası ve 1 kayalığı Yunanlılara sattı.



EŞEK ADASINDA GÖVDE GÖSTERİSİ






Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "1923'te Lozan'a razı ettiler. Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar" sözlerine ilişkin emekli Albay Ümit Yalım "Lozan'ın en büyük zaferi Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu iktidar önce Ege'de, Yunanistan'a geçen 17 adanın hesabını versin" dedi.
"İşgal 2004'te başladı. 2004'ten itibaren Erdoğan ve AKP hükümetleri, vatan topraklarını Yunan askerine teslim ettiler" diyen Yalım "Bunun o dönemde AB'den müzakere tarihi alabilmek için verilen bir taviz olduğu söyleniyor" ifadelerini kullandı.

Ümit Özdağ: 17 Ada ve 1 Kayalık AKP Hükümeti Tarafından Yunanistan’a Teslim Edilmiştir.


''16 Ada Yunanistan'a Geçti''

MHP Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, TBMM Yeni Halkla İlişkiler Binasında düzenlediği basın toplantısında, "Ege Denizi'ndeki 17 Türk adasının işgalinin nasıl gerçekleştiği; yapılan istihbari, askeri ve siyasi hatalar TBMM'de kurulacak bir komisyonla araştırılmalıdır." dedi.

Özdağ, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım ile düzenlediği basın toplantısında, "Türkiye'yi 15 Temmuz'a, AKP'nin izlediği politikaların getirdiğini" öne sürdü.

15 Temmuz darbe girişimini yapan asker görünümlü kadroların, AKP tarafından bu görevlere atandığını savunan Özdağ, "15 Temmuz gecesi FETÖ darbe girişiminin karşısında direnen subayların bazıları AKP desteği ile emekli edilmiş, Ergenekon, Balyoz davalarına sürüklenmişti. 15 Temmuz'un yol taşlarını AKP döşemiştir." diye konuştu.


Özdağ’ın açıklamaları şu şekilde:

“TÜRKİYE’Yİ 15 TEMMUZ’A AKP POLİTİKALARI GETİRMİŞTİR”

Değerli basın mensupları,

Türkiye’nin AKP Hükümetlerinin 2002’den bu yana izlediği politikalar neticesinde, beka yani varlık sorunu yaşadığı bizzat Erdoğan, Davutoğlu ve Yıldırım tarafından açıklanmaktadır. Türkiye’yi 15 Temmuz’a AKP politikaları getirmiştir. 15 Temmuz FETÖ’cü darbesini gerçekleştiren asker kıyafetli kadrolar, AKP hükümetleri tarafından bu görevlere atanmıştır. 15 Temmuz gecesi FETÖ darbe girişiminin karşısında direnen subayların bazıları AKP desteği ile emekli edilmiş, Ergenekon, Balyoz davalarına sürüklenmiştir. Özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri AKP-cemaat ittifakı tarafından kendi ülkesinde kuşatılmıştır. Özetle 15 Temmuz’un yol taşlarını AKP döşemiştir.

15 Temmuz’da büyük bir travma yaşayan Türkiye, çevresindeki ülkeler iç savaş süreçlerinde parçalanırken hızla milli birlik ve beraberliğini sağlamak zorundadır. Bu durum iktidarın ve özellikle Erdoğan’ın tahrik edici, kışkırtıcı, söylemleri terk etmesine bağlıdır. Erdoğan’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu niteliğini taşıyan Lozan Antlaşması’nı bir tarihçiler kongresinde “Konuyu tarihçilerimiz bir de böyle değerlendirebilir mi?”  üslubu yerine, muhtarlar toplantısında Cumhuriyeti kuran kadroyu hedef alacak şekilde ifade etmesi, 15 Temmuz gecesi FETÖ’ye karşı oluşan milli birlik bütünleşmesine, diğer bir ifade ile Yenikapı ruhuna açık bir saldırı olmuştur.

Eğer Erdoğan bu açıklama ile kendi tabanının marjinal unsurlarını tatmin edeceğini düşünüyor ise bilmelidir ki, 15 Temmuz gecesi demokratik sistemin korunmasını sağlayan AKP’li marjinal bir grup değil, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek mensupları ve bütün AKP, CHP ve MHP kitleleri idi. Türkiye’nin 15 Temmuz gecesi ruhunu muhafaza etmesi, milli birliğini ve demokrasisini savunması açısından çok önemlidir.


“2004-2008 YILLARI ARASINDA YUNAN ORDUSU, EGE DENİZİ’NDE 17 ADA VE 1 KAYALIĞI İŞGAL ETMİŞTİR”

Değerli basın mensupları,

2004-2008 yılları arasında Yunan Ordusu, Ege Denizi’nde Lozan ve Paris Anlaşmaları’na göre Türkiye’ye ait olan 17 ada ve 1 Kayalığı işgal etmiştir. Adalara Yunan bayrağı çekilmiş ve bir kısmında Yunan ordusu askeri tesisler oluşturmuştur. Diğer bir ifade ile İzmir Marşı’nda ifadesini bulan “bozulmuş ve yel gibi kaçan düşman” geri gelmiş ve topraklarımızı işgal etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olayı izlemeye devam etmiştir. MHP Manisa milletvekili Erkan Akçay’ın durumu gündeme getirmesi üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı, adaların durumunun belirsiz olduğunu ve Yunanistan ile adaların statüsünün görüşüldüğünü açıklamıştır. Bu açıklamaya Yunan Dışişleri Bakanlığı adı geçen adalar konusunda bir görüşme olmadığını açıklayarak cevap vermiş, Türk Dışişleri Bakanlığı’nı yalanlamıştır. AKP Hükümeti adalar konusunda Milliyetçi Hareket Partisi’nin bunaltıcı baskısı altında kalmış nihayet, 26 Mart 2015’de Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, adaların Lozan ve Paris Anlaşmalarına göre Türk adası olmakla beraber Yunanistan’ın adada fiili durum oluşturduğunu yani Yunan Ordusu’nun adaları işgal ettiğini açıklamıştır. 

Sonuç olarak Türk Dışişleri Bakanlığı, 1 Ekim 2016’da yaptığı son açıklamada “Türkiye’nin 2003 yılından itibaren Ege Denizi’ndeki bazı ada ve adacıkların egemenliğinin başka bir ülkeye devredildiğine ilişkin iddia ve haberlerin tamamen gerçek dışı” olduğunu ileri sürmesi, kelime oyunundan ibarettir. Kimse 17 ada ve adacığın egemenliğinin devredildiğinden bahsetmemektedir.


- - - -

Yunanistan, işgal ettiği 6 adamıza 10 üs kurdu

Ege Denizi’nde 18 adamızı işgal eden Yunanistan, bunlardan 6’sına askeri yığınak yapıyor.
Kurulan 10 üste, 4 bin asker bulunuyor.
Üslerdeki ağır silahların namluları da Türkiye’ye çevrilmiş halde.




Ege Denizi'nde uluslararası hukuka göre, Türkiye'ye bağlı olan 18 adamızı ve 1 kayalığımızı işgal eden Yunanistan, bu bölgelerde askeri üsler kuruyor. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Yunanistan'ın 6 adamızda, 6'sı kara kuvvetleri, 2'si deniz kuvvetleri ve 2'si de helikopterler için olmak üzere toplam 10 askeri üs kurduğunu belirtti. Yalım, topraklarımızdaki Yunan üslerini şöyle sıraladı:
– Koyun Adası'ndaki kara üssünde 1 tabur asker var. Adaya ayrıca deniz ve helikopter üssü de kurulmuş. Deniz üssünde sualtı taarruz komandoları da görev yapıyor.
– Eşek, Bulamaç ve Hurşit adalarında birer tabur asker var. Eşek Adası'nda deniz ve helikopter üssü de bulunuyor.
– Muğla'nın Kalolimnoz ve Keçi adalarındaki kara üslerinde birer tabur asker var.
– İzmir'e bağlı Venedik Kayalıkları'ndaki deniz fenerinde de gözetleme yapılıyor.

DİĞER ADALARDA DA VAR
Yalım, “Türkiye'ye yönelik harekat için ileri karakol olarak tahkim edilen bu üslerdeki asker sayısı 4 binin üzerinde. Anılan adaların dışındaki Türk adalarında ise sınırlı miktarda Yunan askeri var” dedi. Adalara yerleştirilen Yunan vatandaşlarının da milis olarak donatılıp eğitimden geçirildiğini kaydeden Yalım, Yunanistan'ın bu adalardaki üslerine top ve uçaksavar gibi ağır silahlar yerleştirdiğini, bu silahların namlusunun Türkiye'ye çevrili olduğunu kaydetti.
http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/yunanistan-isgal-ettigi-6-adamiza-10-us-kurdu-1901944/








Yunanlılar'dan Adalarımıza Askeri Yığınak


- - -


Türk adasında Yunan askerlerden "kuzu çevirme"


Yunan Savunma Bakanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı, Yunan işgali altındaki Aydın’a bağlı Eşek Adası’nda gövde gösterisi yaptı.
Yunan müziği eşliğinde eğlenen işgalciler, karşılıklı kadeh kaldırdı.


Türkiye'nin 16 Nisan Pazar günü referandum heyecanı yaşadığı sıralarda, Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Stefanis ile birlikte Aydın'a bağlı Eşek Adası'na helikopterle gitti… Sözcü'den Saygı Öztürk'ün haberine göre Kammenos, Türk hava sahasında uçtukları uyarısında bulunan Türk hava kontrolörüne, “Yunan hava sahasındayız. Yunan Savunma Bakanıyım” diye cevap verdi. Türk hava kontrolörünün ısrarlı uyarısı üzerine Kammenos, Türkçe küfretti.Ardından adaya inen küfürbaz Milli Savunma Bakanı Kammenos, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Stefanis, Belediye Başkanı Evangelos Kottoros, kilise papazı, Yunan askerleri ve adada yaşayan Yunan vatandaşları ile birlikte egemenlik ve bayrak gösterisi yaptı.

SAZLI-SÖZLÜ EĞLENCE
Bakan ve beraberindeki heyetin gelişi sırasında Yunan askerleri de Aydın Eşek Adası'nda kuzu çevirdi. Orkestra kuran askerler sözlü- sazlı eğlence düzenledi. Yunan müziği eşliğinde eğlenen Kammenos, işgalci Yunan askerleri ile birlikte kadeh kaldırdı. Yunanların 2004 yılında işgal ettiği Eşek Adası, İstanbul Büyükada'nın 2 misli büyüklükte. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Albay Ümit Yalım, “Yunan Bakan Kammenos'un egemenlik ve bayrak gösterisi yaptığı Aydın Eşek Adası, 1943 tarihli İngiliz haritasında, 12 Ada deniz sınırının dışındadır. Türkiye'ye ait olduğu açıkça gösterilmiş ve ismi Türkçe yazılmıştır. 1951 tarihli Amerikan haritasında da Eşek Adası'nın, 12 Ada deniz sınırının dışında ve Türkiye'ye ait olduğu gösterilmiştir” dedi.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/turk-adasinda-yunan-askerlerden-kuzu-cevirme-161943h.htm


Yunanlar Türk adasında kuzu çevirdi, Bakan Işık "şov yapıyorlar" dedi


Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Yunan Bakanın Türk toprağı Eşek Adası'nda kuzu çevirme yapmasını değerlendirdi.
Işık, "Yunan Bakan şov yapıyor" dedi.
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, TBMM'nin açılışının 97. yıl dönümü dolayısıyla TBMM Şeref Salonu'nda resepsiyonda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos'un Eşek Adası'na gitmesine ilişkin soruyu,
"Yunan Savunma Bakanı şov yapıyor. Onların şovuna alet olacak bir tutum içerisinde olmayacağız ama Türkiye'nin hiçbir şekilde emrivakiye boyun eğmeyeceğini de başta Yunan Savunma Bakanı olmak üzere hepsi çok iyi biliyor."
 şeklinde yanıtladı.

NE OLMUŞTU?
Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos'un Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Stefanis ile birlikte Eşek Adası'na gittiği iddia edilmişti.Kammenos, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Stefanis, Belediye Başkanı Evangelos Kottoros, kilise papazı, Yunan askerlerinin adada kuzu çevirip kadeh kaldırdığını gösteren fotoğraflar sosyal medyada yayınlanmıştı.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yunanlar-turk-adasinda-kuzu-cevirdi-bakan-isik-sov-yapiyorlar-dedi-162061h.htm





MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #1 : 16 Şubat 2018, 16:19:10 »
Yunanistan iki adamıza daha üs kurdu! Asker sayısı 5 bini aştı


Adalarımıza 10 askeri üs kuran Yunanistan şimdi de Muğla’ya bağlı Koçbaba ve Ardıççık adalarında üs kuracak.
Adalara binlerce asker ve ağır silahlar yerleştirildi.

İşgal ettiği İzmir, Aydın ve Muğla'ya bağlı adalarda 10 askeri üs kuran Yunanistan, şimdi de Muğla- Koçbaba ve Muğla- Ardıççık adalarında 2 üs daha kuruyor. Bu üslerdeki asker sayısını da 5 binin üzerine çıkarıyor.
Yunan Savunma Bakanlığı, 27 Nisan 2017'de, Koçbaba ve Ardıççık adalarında, güneş ve rüzgar enerji santralleri kurdu. Santrallerin açılış törenine Tuğgeneral Dimitri Houpi de katıldı. Askeri üslerin alt yapı çalışmalarını tamamlayan ve hiçbir engelle karşılaşmayan Yunanistan, diğer üslerdeki gibi adalara yerleşmeye başladı.

‘ÜSLERİN TEZKERESİ YOK'
Adalarımızda 13 yıldır faaliyette olan 10 Yunan askeri üssünün, devreye girecek iki üsle birlikte 12'ye yükselmesini gündeme getiren Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, “Yunan askerinin Türk topraklarında bulunabilmesi için tezkere gerekiyor. Yunan askeri üslerinin tezkeresi nerede? 13 yıldır faaliyette olan 10 Yunan Askeri üssü ile açılış hazırlığı yapılan 2 Yunan Askeri üssünün hesabını Türk Milletine vermek zorundadırlar” dedi.

‘İKİ VALİ, İKİ BAŞKAN VAR'
Hükümet yetkililerinin “tek bayrak, tek devlet” vurgusu yaptığını hatırlatan Ümit Yalım sözlerini şöyle tamamladı: “Ancak İzmir, Aydın ve Muğla illerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Türk kamuoyunun en çok sorduğu ‘18 Türk adası ve 1 Türk kayalığı neden Yunan askerine teslim edildi?', ‘İzmir'de denize döktüğümüz Yunan askerleri, neden İzmir'e yeniden yerleştirildi?' sorularının cevabı verilmeli. Bugüne kadar bu sorulara cevap verilmemesi endişeleri daha da artırıyor” dedi.

YUNAN ASKERLERİ ÜSTE ATIŞ EĞİTİMİ YAPIYOR
Tuğgeneral Dimitri Houpi, Türkiye'de konuşlu Yunan askeri üslerinin komutanı olarak görev yapıyor. Yunan Tuğgeneral Houpi, 18 Haziran 2017'de Muğla Kalolimnoz Adası'na gelerek adada konuşlu Yunan Kara Üssündeki askerleri denetledi. Burada gerçek mermilerle atış eğitimi yapan Yunan askerleri ile birlikte fotoğraf çektirdi.
http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/yunanistan-isgal-ettigi-iki-adamiza-daha-us-kurdu-1960865/

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #2 : 03 Kasım 2018, 10:42:29 »

Siz bir şey anladınız mı; "Casus belli" meğer neymiş
Müyesser Yıldız
https://odatv.com/casus-belli-meger-neymis-02111828.html

Yunanistan'ın bir Dışişleri Bakanı vardı; Adı Nikos Kotzias.
Ege'deki 18 adamızı işgâl etmelerini, “Türkiye'deki Kemalist muhalefetin söylemi” diye açıkladı...

Erdoğan için şunları söyledi:

“Biz Türkiye ile yeni bir barış süreci başlatmak istiyoruz.
Erdoğan, Türkiye'de sözüne güvenilir tek liderdir.
Müzakerelerde kiminle görüşürseniz görüşün,
Erdoğan'dan başka sözünden dönmeyecek,
üstlendiği yükümlülüklerden kaçınmayacak başka biri yoktur.
İki devlet arasında yeni bir barış süreci başlatmak,
Türk/Yunan ilişkilerini görüşmek istiyorsanız Erdoğan ile görüşerek, anlaşacaksınız.
Kıbrıs sorunu da Erdoğan'sız çözülemez.”

24 Haziran seçimlerinde “Kemalist muhaliflerin” değil, “Türk halkının istediği, sevdiği ve tercih ettiği Cumhurbaşkanı'nın seçmesini” diledi.

Son olarak 4 Eylül'de İzmir'e geldi. Kendisine “Niko” diye hitap eden Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu tarfından ağırlandı.
Birlikte Kordon'da yürüyüş yapıp, simit yediler.

İşte bu bakan 15 gün önce Bakanlar Kurulu'nda Savunma Bakanı Panos Kammenos'la yaşadığı bir tartışma sonucu istifa etti.

Meğer bizimkilerin “dost” bildiği Kotzias, Savunma Bakanı Kammenos'un iddiasına göre, “Soros'un adamı”ymış!..   

Kotzias'ın istifasından hemen önce Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnameleri hazırlanmıştı. Kotzias'ın yerine Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen Başbakan Çipras, bu kararnameleri durdurup, 12 milin yasa tasarısı olarak meclise getirilmesini kararlaştırdı.

Böylece Suriye, Doğu Akdeniz (Kıbrıs)'tan sonra Ege'de de ülkemizi kuşatmaya yönelik yeni bir adım daha atılmış oldu. Ankara da Yunanistan'a “sert” bir dille tepki gösterdi.

12 MİL MESELESİ NEDİR?

Ankara'nın tepkisini irdelemeden önce 12 mil meselesinde Türkiye'nin politikası ve AKP iktidarı döneminde yaşananları hatırlatalım.

Yunanistan 31 Mayıs 1995'te BM Deniz Hukuku Sözleşmesini kabul edip, kara sularını 12 mile çıkardığını açıklayınca, TBMM 8 Haziran 1995'te bunu “Casus Belli-savaş sebebi” saydı. Tüm partilerin katılımıyla yayınlanan, RP adına da Abdullah Gül'ün imzaladığı metin şöyleydi:

“Yunanistan, Deniz Hukuku Sözleşmesinin, esas itibariyle açık denizler ve okyanuslar için belirlenmiş bazı hükümlerinden yararlanarak, karasularını 12 mile çıkarmak isteğini ortaya atmıştır. Bu durum gerçekleştiği takdirde, Yunanistan, Ege Denizinin yaklaşık yüzde 72’sini egemenliği altına sokmuş olacaktır. Bir yarımada olan Türkiye’nin, dünya denizlerine ve okyanuslarına Yunan karasularından geçerek ulaşmasına yol açacak böyle bir durumu kabul etmesi asla düşünülemez. Türkiye’nin, Ege’de hayati menfaatleri vardır. TBMM, Yunanistan Hükümetinin Lozan'la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir.”

12 mil meselesi, Türkiye'nin dış politikasını belirleyen ve “kırmızı kitap” olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde de öncelikli tehdit olarak yer aldı.

AKP İKTİDARINDA BUNLAR OLDU

AKP Kasım 2002'de iktidara geldi. Genel Başkan Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için Başbakanlık  görevini Abdullah Gül üstlendi. 15 gün kadar sonra Erdoğan ilk yurtdışı gezisini Yunanistan'a yaptı. Dönemin Dışişleri Bakanı Papandreu, TBMM’nin aldığı “casus belli” kararını kaldırmasını istedi. Erdoğan da konuyu TBMM Başkanına ileteceğini belirtti.

Erdoğan bu ülkeye Mayıs 2004'te Başbakan sıfatıyla yaptığı ziyaretinde ise şunları söyledi:

“Ege’deki sorunları teker teker çözüp, Ege Denizi’ni bir barış denizi haline getirmemiz gerekiyor. Kapı komşumuzla dostluğu geliştiremezsek, bir yere varamayız. Ege Denizi barış gölü olacaksa bunu başarmaya mecburuz. Türkiye’nin kısacası uzun vadeli misyonu budur. Kıbrıs’ta da biz bunu yaptık. Burada da bunu yapacağız. Artık 50 sene öncesinin dünyası yok. Bugün farklı bir dünya var. Gelecek nesiller bu olaylara bizden çok daha farklı bakacaklar. Barışın konuşulduğu bir dünyada biz hala yer yurt kapmayı değil, mevcudu nasıl en iyi şekilde değerlendirmeyi konuşmamız lazım.”

O ziyarette bir Yunan gazeteci, “Türkiye’nin daha önce karasularında 12 mili ihlâl etmenin savaş sebebi sayılacağına ilişkin kararını, AKP Hükümeti’nin parlamentodaki sayısal çoğunluğuyla kaldırıp kaldırmayacağını” sordu. Erdoğan şu karşılığı verdi:

“Konu ile ilgili tarafların çalışmaları sürüyor. Geçmişten bugüne taşınan sorunlar var. Bu sorunlar ortadan kalkmış değil. Ama bize düşen bu sorunları ortadan kaldırmaktır. Bu yolda kararlıyız, inançlıyız. Temennimiz o dur ki, bu sorunları tamamen ortadan kaldıracağız.”

Nisan 2005'te dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç gazetelerin Ankara temsilcilerine verdiği  yemekte, iki komşu ülke arasında savaş deklarasyonu bulunmasının yakışıksız olduğunu ve “Casus belli” kararını değiştirmenin zamanının geldiğini belirterek, şu açıklamayı yaptı:

“Konuyu araştırdım. Aslında Meclis Genel Kurulu'nda alınmış bir karar yok. Yalnızca dönemin Grup Başkanvekilleri'nin açıklamaları ve Meclis'te yayınlanan deklarasyon var. Yani bağlayıcılık taşıyan bir karar yok ortada.”

Muhalefetin tepkisi büyük olunca, bu düşüncelerini televizyon ekranlarında herkesin önünde değil, özel bir yemekte dile getirdiğini bildiren Arınç, Türkiye'nin birikmiş dış politika sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, bu sorunların “sloganlarla, statik davranarak” çözülemeyeceğini anlatıp, “Dış politika statik, durağan değildir. Şartlar değişirse, pek çok olayda yeni bazı jestler olaylar gündeme gelebilir” dedi.

Bu gelişmeler yaşanırken, Arınç'ın, Yunanistan Meclis Başkanını Türkiye'ye davet ettiği, ancak bu davetin “Casus belli kararı” nedeniyle geri çevirildiği iddialarının gündemde olduğunu da kaydedelim. 

Sadece Yunanistan değil, AB de tüm ilerleme raporlarında bu kararın kaldırılmasını ve BM Deniz Sözleşmesi'ni imzalamamızı istemeye başlamıştı.

Ve 2010 yılı Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde, artık 12 mil meselesinin “öncelikli tehdit” olarak yer almadığı duyuruldu!..

Yunan basını bayram edip, “Türkiye, Yunan karasularının 12 mile çıkarılmasını kabul etti” başlıkları attı.

O günlerde CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman bir önerge verip, bu iddianın doğru olup olmadığını Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na sordu. Davutoğlu'nun cevabı şu oldu:

“Ege Denizi'nin Türkiye ile Yunanistan arasında bir dostluk ve işbirliği denizi haline gelmesi ana hareket noktamızdır. Ege sorunlarnıa, ulusal çıkarlarımızdan ödün vermeden, Uluslar arası hukuka uygun biçimde ülkemizin meşru hakları ve hayati çıkarları doğrultusunda kalıcı ve adil çözümler bulunması tarafımızdan arzulanmaktadır. Bu amaçla Yunanistan ile 2002 yılından itibaren başlatılan istikşafi görüşmeler halen devam etmektedir. Bugüne kadar 48 tur görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerdeki hedefimiz, tüm Ege sorunlarına kapsamlı ve kalıcı çözüm yolları bulunmasıdır. Bilindiği gibi bu görüşmelerin başlangıcında varılan mutabakat uyarınca görüşmelerin içeriği gizli tutulmaktadır.”

Uzatmayalım, 15 Temmuz darbesinden hemen önce dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığında bir heyetin, Yunanlılarla peş peşe istikşafi görüşmeler yaptığı ve 10-12 mil konusunda anlaşmaya varıldığı öne sürüldü.

Erdoğan da Aralık 2017'de Atina'ya bu defa Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ziyaret öncesinde Yunan Skai TV'ye kıta sahanlığı ve “Casus belli” kararı konusunda şu açıklamaları yaptı:

“Burada, hava sahası, deniz, bunlarla ilgili olarak kıta sahanlığındaki ölçümlemelerde sıkıntılar var. Bunların aşılması gerekiyor. Bunlar aşılabilirse, iki ülke de bundan huzur bulacaktır. Burada hakim olan hırs olmamalı. Karşılıklı özveri hakim olursa, bu işi çok daha rahat aşarız diyorum. Deniz sahasında bu iş aşılabilirse, ciddi manada süreci halletmiş olacağız. Türk gemilerinin adeta Ege'de seyahat etmesi imkansız hale getiriliyor. Bu katlanılabilir bir şey değil... Biz, Türkiye olarak bir birçok şeye hazırız, ama dediğim gibi burada bizim ön kabulleri bir kenara atmalıyız. Gerçekten barışa odaklanmalıyız. Medyasıyla vesaire halkını tahrik eden bir yapıdan kurtulmamız lazım... Kıta sahanlığı, tabii ki işimizi zorlaştırır. 'Casus belli' de bunlardan bir tanesi. Bunları tahrik etmememiz lâzım. Bırakalım teknik kadrolarımız bunları en iyi şekilde çalışsınlar. Bunları da aşalım.”

CASUS BELLİ MEĞER NEYMİŞ?

Yunanistan'ın son 12 mil adımına dönersek;

Ankara Büyükelçisi Petros Mavroidis'in 24 Ekim'de Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı ve Kıbrıs Dairesi Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin'in, TBMM’nin 8 Haziran 1995’te kabul ettiği ortak bildirinin geçerli olduğunu vurgulayarak, “Yunanistan’ın Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı alması durumunda, bunun savaş sebebi (casus belli) olacağını net bir dille ilettiği” bildirildi.

İki gün önce de AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Bu şekilde kara sularının artırılmasına yönelik en ufak çabaya, en sert cevap verilecektir. Deniz kuvvetlerimiz, sahil güvenliğimiz çok yüksek performansı gösteriyor. Bahsettikleri yedinci parsel çok net koordinatlara sahip. Burası Türkiye’nin kıta sahanlığının dış sınırları içinde kalan bir bölge. Burada hak iddiasında bulunmamaları gerekir. Şunu her zaman yapıyorlar. Tek taraflı bir girişimde bulunuyorlar. Hukuki kılıf uyduruyorlar. Yedinci parseli dedikleri bölge kıta sahanlığımız içindedir. Silahlı kuvvetlerimiz tarafından gerekli cevap verilir. Yunan ve Rum tarafına herhangi bir girişimde bulunmamalarını tavsiye ederiz. Yunan tarafı 1995’teki Yüce Meclis’in ikazını unutmasın. Türkiye Cumhuriyeti gereğini yerine getirme konusunda tereddüt etmez” dedi.

Dışişleri Bakanlığı ve AKP Sözcüsü'nün uyarıları net; “12 mil savaş sebebidir”!..

Peki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ne düşünüyor?

Sadece 2 ay önce 1 Eylül'de Yunanistan Ta Nea Gazetesi'nde yayınlanan mülakatına bakalım.

Soru şu: 12 mil konusuna ilişkin “casus belli” Türkiye tarafından hâlâ geçerli sayılıyor mu?

Bu da Çavuşoğlu'nun cevabı:

“TBMM bu bildiriyi 8 Haziran 1995’te oybirliğiyle benimsedi. Bu, Yunan Parlamentosu’nun 1 Haziran 1995’te Yunan Hükümetine, gerekli gördüğünde Yunan karasularını 12 deniz miline genişletme yetkisini tanıması kararına karşı bir tepkiydi. Her etkiye karşı bir de tepki var. Bu, evrensel bir fizik kuralıdır. Bu bağlamda, TBMM'nin bildirisi önceden dile getirilen bir siyasi uyarıydı. Yunanistan’da kasten çarpıtıldığı gibi, bir savaş ilânı (casus belli) değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bildirisiyle, Ege’de karasularının genişliğiyle ilgili tezimizi ve aynı zamanda da Türkiye’nin Ege’deki yasal ve esaslı haklarını savunma yönündeki kararlılığımızı tamamen netleştirdik. Türkiye’nin tezinde değişiklik olmadı.”

Siz AKP iktidarının “12 mil” politikasını ve “Casus belli” kararından ne anladığını, anlayabildiniz mi?

Müyesser Yıldız

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #3 : 14 Kasım 2018, 20:11:40 »


1987'nin Mart Ayı.
Yunanistan, mülkiyet hakkı Lozan'la bizde kalan Taşöz adası açığında petrol çıkaracağını duyurdu.
Başbakan Özal "savaş nedeni" dedi; donanmayı gönderdi.
Yunanistan geri adım attı.

BUGÜN Yunanistan aynı bölgede 7 petrol kuyusu açtı ve BİZİM PETROLÜMÜZÜ ÇIKARIYOR

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #4 : 18 Kasım 2018, 15:55:11 »

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #5 : 29 Kasım 2018, 02:54:16 »



Yunanlılar RAHAT DURMA niyetinde DEĞİLLER.

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #6 : 30 Kasım 2018, 06:36:29 »


KIBRIS'TA TARİHİ "İDDAA"
https://twitter.com/yazparov/status/1068220608696262656


KIBRIS'TA TARİHİ "İDDAA"...
1- Evet sevgili dostlar her zaman "Ulusal Davamız" olarak nitelendirilse de özellikle AKP iktidarı sonrasında önce Rauf Denktaş'ın ölümü arkasından,Rum tarafına pek çok taviz verilen ANNAN PLANI'nın Türkiye tarafından desteklenmesi ile+++

2- yeterli önem verilmeyen Kıbrıs, konusu son günlerde de özellikle Doğu Akdeniz'de yapılan doğalgaz arama çalışmaları ve ANNAN PLANI'na rahmet okutacak GUTİERREZ PLANI'na karşı takınılan pasif tutum ile bir kez daha gündeme geldi...

3- Konuyu yakından takip eden ve Kıbrıs'ın Türkiye için yaşamsal stratejik öneminin farkında olan kesimler Kıbrıs konusunda her geçengün Türkiye'nin mevzi kaybeden taraf olması haline adeta isyan ediyorlar... Peki Kıbrıs konusunda sorun bugün mü başladı?

4- Yoksa Kıbrıs'ın bugün karşımızda bir sorun olarak durmasının devlet içerisinde dahi tarihsel bir arka planı var mı? Ve tabii bu arka plan hangi girift ilişkiler ağı ile örülmüş ve günümüze nasıl taşınmıştır?

5- İşte bugün sizlerle birlikte perdeyi aralayacak ve o "TARİHSEL ARKA PLANA" ve ilginç,ilginç olduğu kadar şaşırtıcı ilişkiler ağına bakacağız... Evet efendim,sizler hazırsanız biz de hazırız... İşte başlıyoruz,çayı kahveyi kapan gelsin...

6- Madem Kıbrıs konusunu "Tarihsel  arka planı" üzerinden ve farklı bir açıdan inceleyeceğiz o zaman filmi biraz geriye sarmamız gerekecek...Tarih yaprakları  3 Eylül 1953'ü göstermektedir... Ve o gün MİT'in atası olan MAH'ta oldukça haraketli dakikalar yaşanmaktadır.

7- Zira o gün MAH'ta bir devir kapanmakta bir devir açılmaktadır.M.Naci PERKEL'in Bağdat'a büyükelçi olarak atanmasının adından MAH'ın yeni "REİSİ" belli olmuştur en sonunda... O isim Tümgeneral Behiç TÜRKMEN'dir...

8- Şimdi MAH'ta yaşanan bu önemli gelişmeye ve Tümgeneral Behiç TÜRKMEN ismine bir virgül koyalım... Ama bu ismi not edin zira az sonra geri döneceğiz bu isme...

9- MAH'ta bu önemli gelişmenin yaşanmadan tam 5 ay öncesine gidiyoruz şimdi de...
    YER: KIBRIS
    TARİH:7 Mart 1953
    Başında Makarios'un bulunduu bir grup Helen fanatiği isim Ada'yı Yunanistan'a bağlamak amacı ile bir "İHTİLAL KONSEYİ" kuruyorlardı...

10- Bu"Gizli"Konsey'in ilk toplantısına katılanlar bu toplantı ve sonrasında kutsal davaları ile ilgili bildikleri ve öğrenecekleri hiç bir şeyi işkence altında ve canı bahasına dahi olsa ifşa etmemek ve bir sır olarak saklamak üzere yemin ediyorlardı.EOKA'nın temelleri atılmıştı.

11- 1954 Yılı Kasım Ayı...
      Bu tarih itibariyle Yunan hükümetinin bilgisi dahilinde Kıbrıs'a gizli silah sevkiyatı başlıyordu...
      9 Kasım 1954:EOKA'nın lideri Yeoryos Grivas, Kıbrıs'a gizlice çıkıyordu...

12- 1 Nisan 1955...
      Planlar en ince detayına kadar hazırlanmış,silah ve lojistik ikmali tamamlanmıştır.EOKA artık eylemler için gün saymaktadır. Beklenen talimat 1Nisan 1955'te Yunan Dışişleri Bakanı Stefanapulos'tan gelecek ve EOKA ilk bombalarını patlatmaya başlayacaktı

13- 21 Haziran 1955 tarihindeyse EOKA artık namlusunu tamamen Türklere yöneltmiştir ve bu tarih itibariyle Kıbrıs Türklerine yönelik kanlı eylemlerine başlar. Artık Ada'da bir cadı avı vardır.EOKA Ada'da yaşayan Türklerin "kanlı kabusu" olmuştur...

14- 27 Mayıs 1955...
Makarios Grivas'ı bizzat çağırarak eylemlerin dozunu arttırması talimatını verir... Eylemlerde doz artmıştır...9 Mart 1956'da İngilizler Ada'da kendi varlıklarının da tehlikeye girdiğini görerek Makarios'u tutuklar ve Seyşel Adaları'na sürgün ederler...

15- EOKA Terör Örgütü 1963'e kadar sürecek bir "Sessizlik" dönemine girmiştir.Ancak Haziran 1955-Mart 1956 arasındaki süreçte adada yaşanan kanlı olaylar Türk toplumunda adeta travma etkisi yaratırken Türkiye kamuoyu da adeta ayağa kalkmıştır...

16- İşte sevgili dostlar sizlere bu tarihçeyi vermemizin nedeni tam da bu Türkiye'deki Kıbrıs'ta yaşananlara karşı isyan eden kamuoyu tepkisinin oluşması ve sonrasında yaşananlar... Zira ilişkiler ağı bundan sonra başlıyor...

17- Gerçekten de iktidardaki Demokrat Parti EOKA adada kan dökerken sorunu diplomatik yollardan çözmekle uğraşmakta, Menderes Yunan Başbakanı Karamanlis ile ikili ilişkilerini kullanarak meseleyi bertaraf etmeye gayret etmektedir... Ama EOKA'nın durmaya niyeti yoktur...

18- İç kamuoyunda yükselen tepkiler sonrasında Türk hükümeti de artık Kıbrıs'ta yaşanan olaylarda diplomatik kanalların dışında alternatif bazı çalışmaların yapılması gerekliliğine karar vermiştir...

19- 1958 yılı başları...
Genelkurmay Başkanlığı'nda hareketli dakikalar yaşanmaktadır...

20- Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu,Genelkurmay Başkanlığı'na "Kıbrıs'ta da, Türkiye'de yeni oluşturulan ve Türkiye'yi olası bir işgalde direnişe hazırlamak görevi ile kurulan Özel Harp Dairesi'nin bir benzerinin kurulup kurulamayacağını" sormaktadır...

21- Konu Genelkurmay 2. Başkanı Salih Coşun üzerinden,Özel Harp Dairesi'nin başındaki Daniş Karabelen Paşa'ya iletilir.Karabelenn  Paşa bu kritik göreviÖzel Harp Dairesi Lojistik Şube Müdürü Binbaşı İsmail Tansu ile görüşür ve ardından Genelkurmay’a olumlu yanıt verilir.

22- 4 ay sonra gelen "Olur" emri ile ise Kıbrıs'taki "Kontrgerilla" yapılanması olan Türk Mukavemet Teşkilatı "Kıbrıs'ı İstirdat Projesi" (KİP) adı ile hayata geçirilir...

23- Şimdi burada duruyoruz...Türk Mukavemet Teşkilatı'na girecek değiliz ama ortada sorulması gereken kritik bir soru var...

24- "Kıbrıs'ta bunca kan dökülürken Türk hükümeti neden böyle bir teşkilatı kurmak için bu kadar zaman kaybetmiştir ve daha da önemlisi neden bu teşkilatı dönemin MİT'i olan MAH'ın kurması gerekirken proje direkt olarak askeriyeye verilmiştir?"

25- Sorunun cevabı önemli... Peki sorunun cevabını nerede buluyoruz? 27 Mayıs Darbesi sonrasında gerçekleştirilen Yassıada duruşmalarının gizli celselerinden birisine gidiyoruz şimdi..

26- Yargılanan isim DEMOKRAT PARTİ döneminin Başbakanlık Müsteşarlarından Ahmet Salih Korur... Bakalım mahkeme heyeti ile arasında nasıl bir diyalog geçiyor?

27- 22 Aralık 1960 tarihli gizli celse...
       SANIK AHMET SALİH KORUR: Amerikalıların servis şefini çağırdım. Kati talimatı verdim, hiçbir memurumuzla temas etmeyeceksiniz ve para vermeyeceksiniz.

28- +++MAHKEME BAŞKAN- Amerikan Servisi'nin başında bulunan zatın günahı mı, yoksa Behçet Türkmen'in günahı mı?

29- +++SANIK AHMET SALİH KORUR- Behçet Türkmen'in günahı. Amerikalılar bu kadar işin içine nüfuz etmişti. Ve zaten (Behçet Türkmen’in) servisten ayrılmasının başlıca sebebini bu hali teşkil etmekte olduğunu zannediyorum.

30- Aynı tarihli gizli duruşmada bu kez Adnan Menderes konuşmaktadır mahkeme heyeti huzurunda...

31- Menderes mahkeme heyetinin konu ile ilgili sorusunu-MAH yetkililerin CIA'dan para aldığı konusu- aynen şöyle yanıtlıyor:
+++

32- +++“Böyledir Beyefendi. Yavaş yavaş yardımı kestik. Bu yardımlar şöyle başlamış; servisler arasında irtibatlar tesis etmek, birbirine malumat vermek suretiyle müşterek çalışılıyor. +++

33- +++Bunun bağlı olduğu külfeti karşılamak üzere yavaş yavaş irtibat tesis etmişler. MAH Başkanı Behçet Türkmen’in uygun gördüğü anlaşılıyor. CIA’den doğrudan para almayı servisin başında bulunan Behçet Türkmen sağlamış.”

34- KAYNAK:SONER YALÇIN:21.01.2008 TARİHLİ ODA TV'DE YAYINLANAN "ZORUNLU BİR AÇIKLAMA" BAŞLIKLI MAKALE...

35- Behçet Türkmen döneminde CIA'dan alınan illegal paralar konusunda "TÜRKEŞ'İN ANILARI" ilgili eserde de tafsilatlı bilgi mevcut...

36- Peki dönemim MİT'i MAH'ın başında bulunan Behçet TÜRKMEN ne zaman MAH "REİSLİĞİ" yapmıştı? 1953-1957 arası... Yani devlet CIA ile olan para ilişkileri nedeni ile TÜRKMEN'e güvenememiş ve Kıbrıs ile ilgili projeyi askeriye üzerinden Özel Harp Dairesi'ne vermişti...

37- Şimdi günümüze doğru uzanalım bakalım karşımıza neler çıkacak?

38- Şimdi dostlar şu bizim TESEV var ya hani SOROS'un fonladığı,CAN PAKER'in organize ettiği TESEV ha işte o TESEV'in içerisinde bir komisyon mevcut:"Türk-Yunan Dostluk Forumu"

39- Forumda yer alan isimler ise adeta bir yıldızlar geçidi:Özdem Sanberk (TESEV Genel Direktörü-Emekli Bü­yükelçi), Cem Duna (Emekli Büyükelçi), Muharrem Kayhan (TÜSİAD eski başkanı), Soli Özel (Bilgi Üniversitesi), M. Ali Birand (Gazeteci), +++

40- +++Ziya Bülent (Denizcilikten Sorumlu Bakanlık Danış­manlığı yaptı), Sami Kohen (Milliyet yazarı), Prof. Theodore Kouloumbis, Prof. Argyris Fatouros (Eski Enformasyon Bakanı), Kosta Zepos (Emekli Büyükelçi), Paulina Lampsa (Makedonya ve Trakya’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı).

41- Bu komisyonun Türkiye ve Yunanistan'dan birer tane de "Koordinatörü" var... Yunan tarafının koordinatörü-ki kendisini az sonra yakın mercek altına alacağız- KOSTA KARRAS

42- Türk tarafının "Koordinatörü" ise Emekli Büyükelçi İlter TÜRKMEN... Şimdi ben size desem ki İlter Türkmen 12 Eylül NATO'cu askeri darbesinin Dışişleri Bakanı,1983 Chetau-Montebello'da gerçekleşen BİLDERBERG'in hem de Türkiye'nin o döneme kadar+++

43- +++ BİLDERBERG YÜRÜTME KURULU''na girmiş 2 ismi olan Muharrem Nur Birgi ve Selahattin Beyazıt ile katılımcıı,yani "sağlam" BİLDERBERGCİ,TESEV'in 267 numaralı "KURUCU" üyesi...

44- Peki üstüne de hani şu Yassıada Mahkemeleri'nin CIA-MAH (MİT) "Parasal ilişkilerine" bizzat Menderes ve müsteşarının ağzından konu olan MAH REİSİ BEHÇET TÜRKMEN vardı ya? İşte o BEHÇET TÜRKMEN,iLTER TÜRKMEN'in babası desem!Nasıl iyi mi?

45- Şimdi efendim İlter Türkmen'in en sıkı "Kankası" kim?Bu TESEV'in Türk -Yunan Dostluğu Komisyonu'nun Yunanistan ayağı koordinatörü KOSTA KARRAS.İlişkileri ta İlter Türkmen'in Atina Büyükelçiliği dönemine dayanmakta...Peki kimdir bu KOSTA KARRAS? Bakalım efendim,neler çıkacak?

46- Şimdi efendim bu KOSTA KARRAS,Yunanistan'ın en büyük armatörlerinden birisi belki de en büyüğü... Ama adam kendisini "KIBRIS" konusuna adamış... Nasıl mı? 1970'ler itibariye tüm navlun gelirlerinin %20'sini Kıbrıs Rum Kesimi'nin silahlanması için akıtmış...

47- Bu KOSTA KARRAS 1999 yılında merhum Rauf Denktaş'ı öldürmeleri için bir grup özel harpçi Yunan subayına 2 milyon dolar veren isim...

48- Bakalım bu KARRAS'ın başka ne marifetleri var?
      Kendisi mesela sıklıkla Türk-Yunan Dostluk Forumu-Politik Analiz Grubu'nun gerçekleştirdiği ve ana teması "Kıbrıs'ın Rumlaştırılması" konulu kendilerinin "Beyin Fırtınası" dediği toplantıları organize eder...

49- Bu KOSTA KARRAS bununla da kalmaz... Kıbrıs'ta Rum tezlerinin kabulü için oldukça masraflı propaganda faaliyeti ve psikolojik harp teknikleri uygular...Bu işlerin finansmanı noktasına gelince orada karşımıza bir tanıdık isim çıkar...

50- Bir önceki floodumuda İDDAA VE TÜRKİYE-YUNANİSTAN bağlantısını tüm ilişkileri ile ele aldığımız Socrates KOKKALİS...Evet bugün sizlere 25 Ocak 1963 'te Doğu Alman İstihbarat teşkilatında "ROCCO" kod adıyla göreve başladığını duyurduğumuz eski STASI,yeni EIP ajanı KOKKALİS...

51- Bu Yunan milyarder KOKKALİS biliyorsunuz ülkemizdeki İDDAA ihalesini kazanan Turkcell iştiraki İNTELTEK firmasının da %45 ortağı... Ama bir özelliği var bu Yunanlı milyarderin... Kendisi KOKKALİS VAKFI'nın Yönetim Kurulu Başkanı...

52- Bu KOKKALİS VAKFI ise Kıbrıs'taki FULLBRİGHT KOMİSYONU'nun temsilcisi ve CIA ile iç içe çalışmakta... KOKKALİS ve KARRAS kol kola... Bu ikili İlter Türkmen'in "KOORDİNE" ettiği toplantıları finanse ediyor...

53- Tarih:30 Haziran 2001
      YER: İstanbul Mercure Otel
      KONU: Kıbrıs Sempozyumu

54- Sempozyumun bitiminde Aydınlık muhabiri İlter Türkmen'e KOSTA KARRAS ile olan "ilişkilerini" sorar...Türkmen'in cevabı şu şekildedir:+++

55- +++“Benim öyle bir sicilim var ki, 42 sene Büyükelçilik ve Dışişleri Bakanlığı yaptım. Sizin beni gammazlamanızla hiç bir şey olmaz. İstediğiniz kadar gammazlayın.” KAYNAK: PROF.DR.ATA ATUN-KIBRIS POSTASI GAZETESİ-28.09.2008 DENKTAŞ'A SUİKAST-II MAKALESİ...

56- Bu arada yıl 2018...
Socrates KOKKALİS Türkiye'de milyar dolarlık İDDAA ihalesi alıyor...
Bunun öncesinde %100 Türk sermayeli FİNANSBANK Yunan İstihbaratı'nın hissedarı olduğu NGB'ye satılıyor.(QNB olmadan önceki ilk satış) KOKKALİS,Yunan İstihbaratı için çalışmakta... Nasıl?

57- Şimdi bu KOKKALİS, İDDAA ihalesini alırken yakından tanışıklığı olan bir isim var...  BİLDERBERG üyesi Cem Duna...
O da Yönetim Kurulu Üyesi olarak Aydın Doğan'ın Hürriyet'i Demirören grubuna satışında Yönetim Kurulu üyesi olarak rol alıyor.

58- Cem Duna aynı zamanda bu TESEV bünyesindeki TÜRK-YUNAN DOSTLUK FORUMU'nun da üyesi. KOKKALİS Türkiye'de milyar dolarlık bir sektör olan İDDAA'nın başındayken aynı zamanda Yunanistan'ın ünlü takımı Olimpiakos'un da sahibi!

59- TFF Başkanı Demirören ile KOKKALİS arasında Duna bağlantı noktası oluyor....
Demirören medya gücüne sahip, KOKKALİS İDDAA'ya...
Bu arada KOKKALİS "Kıbrıs'ı Yunanlaştırma Projesi" sempozyum ve propaganda faaliyetlerinin de finansörü...

60- Bu arada tekrar kısaca KOSTA KARRAS'a dönecek olursak kendisinin İlter Türkmen'den sonra en yakın isim olarak tarihçi Prof.Dr.Halil Berktay ve Sabancı Üniversitesi'nden Herkül Millas...

61- Halil Berktay eski ve çok sağlam "maocu" çizgide bir devrimci... Hatta devrimsel tarih perspektifi ile yazdığı 2 de kitabı mevcuttu... Bakın Mevcuttu diyoruz zira kendisine 42 yaşına kadar devrimci kimliği nedeni ile doktorluk dahi verilmeyen Berktay eserlerini inkar etti...

62- "Bu eserlere attığım imzalar bana ait değil, zorla yazdırıldı başta babam olmak üzere MARSİST çevrelerin zorlama ve yönlenmdirmesi ile yazdım,unutmak istiyorum o dönemi" dedi ve 42 yılını sıfırladı Berktay... Sonra bu KOSTA KARRAS ile bi samimiyet bi samiyet sormayın gitsin...

63- Halil Berktay 42 senede doktor olamamışken 12 senede Prof. oldu... Vay vay vay... Kariyer aşkına bak... Tabii insan sormadan edemiyor: "Halil Hoca senin bu 12 senede prof.olmanı sağlayacak muhteşem bir bilimsel tezin olması lazım,nedir o?" diye...

64- Halil Hoca "Şakkadanak" cevap veriyor: "TÜRKİYE KURTULUŞ SAVAŞI İLE YENİDEN İŞGAL EDİLMİŞTİR"Bakın 2.kez falan demiyorum,zira bu akla ziyan tez yabancı dillere falan çevrildi ve kelimenin birebir karşılığı konuldu İngilizce çeviriye

65- Ama tabii KARRAS'ın has adamı Halil Berktay 12 senede Prof olunca coşuyor... Arkadan "Şakkadanak" bir inci daha patlatıyor: "Türk Kurtuluş Savaşı, Küçük Asya’da bir Rum katliamına yol açtı.”

66- Burada Anadolu yerine "Küçük Asya" tabirinin kullanılması manidar.Zira bu tabir CIA bağlantılı düşünce kuruluşlarının terminolojisi ile paralellik göstermekte... Ha hoca bu lafı ne3rede ne zaman söylemiş derseniz...

67- TARİH:28-29 Şubat 2000,
     YER:Kıbrıs’ın karma köyü Pile’de Rum Kültür Merkezi
BM Denetiminde yapılan ve SECI tarafından düzenlenen “Kıbrıs'ta Tarih Eğitimi” seminerinde...

68- SECI? Ha SECI... açıklayalım efendim hemen...“Güney Doğu Av­rupa Uzlaşma Grubu" Efenim misyonları Kıbrıs'ya "Yanlış yazılan tarihi düzeltmek"... Türkçesi Helen tarihini ders kitaplarına yerleştirmek...

69- KAYNAK:PROF.DR ATA ATUN-DENKTAŞ'A SUİKAST-II

70- İşte dostlar bugün Kıbrıs sorunu bu hale geldiyse bu öyle durup dururken olan bir şey değil...Ve işte böylesi farklı bir arka plana da sahip bu konu...

71- Bizle beraber olarak okuyan yahut sonra okuyacak tüm dostlara bin selam olsun.Klasikleştiği gibi bitiriyoruz floodumuzu "Takdirleriniz beğenilere, beğenileriniz RT'lere yolculuk etsin"...

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #7 : 08 Aralık 2018, 17:37:54 »


Vatan HAİNİ Bakan Fatih Dönmez’in yanıtına
Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’dan cevap:
“TAM BİR VATANA İHANET ÖRNEĞİDİR”

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer,
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Vatan Haini Fatih Dönmez’e,
“Yunanistan’ın egemenlik bölgesinde olmayan Taşoz Adasındaki
kıta sahanlığı ve
münhasıran ekonomik bölge olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne ait iken
burada Yunan enerji şirketi tarafından hiçbir engelle karşılaşmadan yapılan,
2015 yılında başlatılan arama çalışmaları sonucunda
7 petrol kuyusuna
2017 yılında 11 petrol kuyusu daha eklenerek
3.823 varil ham petrol çıkarılmaya başladı.
111 milyon varil petrol rezervi olan ve
Türkiye'nin bölgesi sayılan alanda buna kim izin veriyor?
Bunun Türkiye'yle bir bağı var mı?
Bu konudaki çalışmalar hangi aşamadadır”
şeklinde sorular yöneltmişti.

Vatan Haini Bakan Fatih Dönmez de, Gürer’e
“Taşoz Adası, Lozan Anlaşmasının 12. maddesi ile doğrulanan
13 Şubat 1914 tarihli Büyük Devletler Kararı ile
Yunan egemenliğine bırakılmıştır.
Ege Denizi'nde, Türkiye ve Yunanistan tarafından
ülke ve ada karasularının (6 mil) dışında herhangi bir petrol ve doğal gaz arama ve üretim çalışması yapılmamaktadır.
Medyada bahsi geçen ve
Taşoz Adası'nda yapılan arama ve üretim çalışmaları Yunanistan'ın karasuları sınırları dahilindedir.
Ayrıca,
Ege Denizi'ndeki olası çalışmalar,
hassasiyeti nedeniyle, askeri unsurlarımız tarafından sürekli takip edilmektedir”
şeklinde yanıt vermişti.

Vatan Haini Bakan Fatih Dönmez’in bu yanıtına Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit  Yalım’dan çok sert cevap geldi ve Bakan’ı istifaya çağırdı.

“TAM BİR VATANA İHANET ÖRNEĞİDİR”

Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Vatan Haini Bakan Fatih Dönmez’in yanıtıyla ilgili,
“Görsel ve yazılı basında Yunanistan’a Kuzey Ege Adaları’nın sadece kullanma hakkı verildiğini,
Taşoz Adası dahil olmak üzere toplam 9 adanın mülkiyetinin ve
deniz yetki alanlarının Türk egemenliğinde kaldığını
belgeleri ile açıklamamıza rağmen
Enerji Bakanı Dönmez’in yaptığı açıklama tam bir vatana ihanet örneğidir
dedi.

EGEMENLİK VE MÜLKİYET HAKKI YUNANİSTAN’DA DEĞİL

Taşoz Adası’nın da yer aldığı Kuzey Ege Adaları ve Meis adasının
sadece kullanım hakkının anlaşmalarla Yunanistan’a verildiğini ifade eden Ümit Yalım,
anlaşmaları ve konuyla ilgili yazılmış kitapları da örnek gösterdi.

Ümit Yalım şunları söyledi:

“30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın 5. Maddesi ile
Birinci Balkan Savaşı’nda Yunanistan tarafından işgal edilen Kuzey Ege Adaları ve
Meis Adası’nın geleceği hakkında karar verme yetkisi Altı Büyük Devlete verildi.

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Londra’da düzenlenen Süfera Konferansı sırasında kayıt altına alınan İngiliz Kraliyet Ofisi Tutanaklarında,
Yunanistan’a, adaların egemenliği değil, sadece kullanma hakkı
yani zilyetlik (possession) hakkının verildiği açıkça görülmektedir.



Süfera Konferansı’nın bitiminde Altı Büyük Devlet (Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya),
Ege adaları konusundaki ortak kararlarını, 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914’te de Türkiye’ye birer nota ile bildirdiler.
Karara göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye iade edildi,
Yunan işgalindeki diğer Ege adaları ise silahlandırılmamak ve askeri amaçlarla kullanmamak şartıyla Yunanistan’a verildi.
Yunanistan’a, adaların egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) hakkı verildi.



Metin ve tutanaklarda Yunanistan’a sovereignty (egemenlik) ya da ownership (mülkiyet) hakkı verilmemiştir.
Sadece possesion (zilyetlik) hakkı verilmiştir.

“KUZEY EGE ADALARININ MÜLKİYETİ İLE KARASULARI,
MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE GİBİ DENİZ YETKİ ALANLARI İLE HAVA SAHASI TÜRKİYE’NİN”


Ayrıca
Prof.Dr. Hüseyin Pazarcı’nın 1986 basımlı, Doğu Ege Adaları’nın Askerden Arındırılmış Statüsü adlı kitabında,
Prof.Dr. Sevin Toluner’in 2004 basımlı, Türkiye’nin Bazı Dış Politika Sorunları kitabında ve
Deniz Bölükbaşı’nın 2004 basımlı, Turkey and Greece kitabında Yunanistan’a,
Kuzey Ege adalarının egemenliği değil,
sadece kullanma hakkının yani zilyetlik (possession) hakkının verildiği açıkça yazılmıştır.







1923 Lozan Antlaşması’nın 12.Maddesi ile 13 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı bir kez daha teyit edildi.
Yunanistan’a, Kuzey Ege Adalarının egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) hakkı verildi.
Kuzey Ege’de bulunan
Taşoz, Semadirek, Limni, Bozbaba, Midilli, İpsara, Sakız, Sisam ve Ahikerya adalarının mülkiyeti ile karasuları,
bitişik bölge, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge gibi deniz yetki alanları ile hava sahası
Türkiye’nin egemenliğinde kaldı.”

Hain BAKAN’IN “YUNANİSTAN’A AİT” DEDİĞİ ADANIN ÇEVRESİNDE
TÜRK DENİZ KUVVETLERİ ARAŞTIRMA YAPIYOR

Ümit Yalım açıklamalarının devamında,
Türk Deniz Kuvvetlerinin, 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Antlaşması’na dayanarak
Taşoz ve Semadirek adaları etrafından araştırmalar yaptığını,
Yunanistan’ın da buna hiçbir tepki vermediğini ifade etti.
Ümit Yalım açıklamasına şöyle devam etti:

“Türk Deniz Kuvvetleri,
13-14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ve
Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesinden kaynaklanan haklarımızı kullanarak
Taşoz ve Semadirek Adalarının kıta sahanlığında araştırma yapıyor.
Türk Deniz Kuvvetleri Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı’nın 298 /17 Numaralı NAVTEX Duyurusu ile
TCG ÇEŞME Gemisinin Taşoz ve Semadirek Adalarının kıta sahanlığında
13-17 Mart 2017 tarihlerinde araştırma yapacağı bütün dünyaya ilan edildi.



NAVTEX Duyurusunda,
TCG ÇEŞME Gemisinin Taşoz ve Semadirek Adalarının kıta sahanlığında araştırma yapacağı bölgenin coğrafi koordinatları ile haritası yayımlandı.
TCG ÇEŞME Gemisi, 13-17 Mart 2017 tarihlerinde deklare edilen bölgede araştırma yaptı.
Yunanistan bu konuda hiçbir tepki vermedi, veremedi.



Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Md. 76 ve 77’ye göre kıta sahanlığında araştırma yapma hakkı egemen devlete aittir.
Yunanistan’a sadece kullanma hakkı verilen Taşoz, Semadirek ve diğer Kuzey Ege Adalarının mülkiyeti, egemenliği ve
deniz yetki alanları Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.
Türk Deniz Kuvvetleri de bu bağlamda Taşoz ve Semadirek Adalarının kıta sahanlığında araştırma yapmıştır.”



Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım açıklamasının son bölümünde, Hain Bakan Fatih Dönmez’in, Türkiye’nin haklarını koruyamadığını iddia ederek istifa etmesi gerektiğini söyledi.

https://odatv.com/umit-yalimdan-bakan-fatih-donmeze-tam-bir-vatana-ihanet-ornegi-07121800.html

* * *


VATAN HAİNİ BAKAN Fatih Dönmez  ne demişti
Orası Yunanistan'a ait
CHP'li Gürer’in “Taşoz Adası” sorusuna, Vatan Haini Bakan Fatih Dönmez,Taşoz Adası'nın Yunanistan egemenliğinde olduğu şeklinde yanıt verdi.




CHP Niğde  Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanına yönelttiği “Taşoz Adası” ile ilgili sorusuna Vatan Haini Bakan Fatih Dönmez yazılı yanıt gönderdi.

Gürer’in “Yunanistan’ın egemenlik bölgesinde olmayan Taşoz Adasındaki kıta sahanlığı ve münhasıran ekonomik bölge olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne ait iken burada Yunan enerji şirketi tarafından hiçbir engelle karşılaşmadan yapılan, 2015 yılında başlatılan arama çalışmaları sonucunda 7 petrol kuyusuna 2017 yılında 11 petrol kuyusu daha eklenerek 3.823 varil ham petrol çıkarılmaya başladı. 111 milyon varil petrol rezervi olan ve Türkiye'nin bölgesi sayılan alanda buna kim izin veriyor? Bunun Türkiye'yle bir bağı var mı? Bu konudaki çalışmalar hangi aşamadadır” sorularını yanıtlayan Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanı Vatan Haini Fatih Dönmez’in yanıtları kafa karıştırdı..

Hain Bakan Dönmez, "Taşoz Adası, Lozan Anlaşmasının 12. maddesi ile doğrulanan 13 Şubat 1914 tarihli Büyük Devletler Kararı ile Yunan egemenliğine bırakılmıştır. Ege Denizi'nde, Türkiye ve Yunanistan tarafından ülke ve ada karasularının (6 mil) dışında herhangi bir petrol ve doğal gaz arama ve üretim çalışması yapılmamaktadır. Medyada bahsi geçen ve Taşoz Adası'nda yapılan arama ve üretim çalışmaları Yunanistan'ın karasuları sınırları dahilindedir. Ayrıca, Ege Denizi'ndeki olası çalışmalar, hassasiyeti nedeniyle, askeri unsurlarımız tarafından sürekli takip edilmektedir" dedi.

Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit  Yalım ise yaptığı açıklamalarda Taşoz Adasının Yunan adası olmadığını iddia etmişti.








MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #8 : 12 Mayıs 2019, 18:58:18 »


Dünyanın gündemi Kıbrıs,
Türkiye'nin gündemi İstanbul!


Dünya Kıbrıs'ı elimizden almak için Doğu Akdeniz'e çöreklenmiş,
ülkemizi yönetenler "İstanbul'un Fethi" peşinde


Emperyalizmin Kıbrıs'taki son kıskacının fitilini ilk olarak daha 3 gün önce
Erdoğan'ın, “60 sene içinde maruz kaldığımız onca çifte standarda rağmen asla vazgeçmedik, yolumuzdan geri dönmedik.
Stratejik hedefimiz olan tam üyeliğe ulaşmak için elimizden gelen her türlü çabayı gösterdik, gösteriyoruz”
dediği AB'nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ateşledi.

Mogherini, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de hidrokarbon arama faaliyetlerine tepki gösterdi.
Hemen sonra ABD Dışişleri Sözcüsü Morgan Ortagus, Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerimize son vermemizi istedi.

Bu “Tevşiklerin” peşinden Rum yönetimi, BM'ye tek taraflı olarak münhasır ekonomik bölge koordinatlarını gösteren sözde bir harita iletip,
bir kez daha KKTC'yi yok saydı.

Ardından Rum-Yunan ikilisinin AB atağı geldi.
Başbakanlar Çipras ve Anastasiadis, Romanya'da düzenlenen gayrı resmi AB Liderler Zirvesi'nde Türkiye'yi şikâyet etti.

Çipras, “Türkiye eğer tahrik edici tutumuna devam ederse, AB gerekli adım ve önlemleri ele almalı,
Türkiye'ye karşı net bir mesaj yollamalı” derken,
Rum Lider Anastasiadis, Türkiye’nin girişimlerini 1974 Kıbrıs Harekatı’na benzetip,
Ankara’nın faaliyetlerinin işgâl ile eşdeğer olduğunu iddia etti.

Zirvenin ardından önce AB Konseyi Başkanı Donald Tusk,
“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin yani Rumların arkasında olduklarını belirtip,
Türkiye'yi “Kıbrıs'ın egemenlik haklarına saygı duymaya” çağırdı.
Tusk'tan sonra AB'nin lokomotifi Almanya'nın Başbakanı Merkel de, Türkiye'ye karşı Rumların haklarını savunacaklarını söyledi.

APOSTOLAKİS VE AKAR

Kıbrıs'la ilgili bir başka atağı anlatmadan önce Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Apostolakis'ten söz edelim.

5 ay önce bu göreve getirildi.
2015'ten beri Genelkurmay Başkanıydı ve yeni görevine atanmadan kısa bir süre önce Kardak ile diğer adacıklar-kayalıkların kendilerinin olduğunu öne sürüp, “Türkler ayak basmaya cesaret ederse, biz de dümdüz ederiz” demişti.

Savunma Bakanlığı için neden Apostolakis'in seçildiğini de hatırlatalım.

Başbakan Çipras, şu açıklamayı yaptı:

“Sayın Apostolakis’in bu göreve gelmesi iç ve dışa verilen bir mesajdır.
Tarihsel olarak Yunanlar iç meselelerinde her ne sorun olursa olsun, dışa karşı egemenlik haklarını ve bağımsızlığını savunmak için
birlik ve beraberlik içinde durmaktadır.
Ne yapacağı öngörülemeyen Doğu'daki komşumuzun ülkemize yönelik tehditlerine karşı ne denli birlik ve beraberlik içinde bulunduğumuzun bir mesajıdır.”

Apostolakis ise Türkiye'yi kast ederek, şöyle konuştu:

“Milli savunmamız karşısında yaşadığımız tehditler iç işlerimizde birlik olmama lüksünü elimizden alıyor.
Görevimi siyasi partilerden uzak bir biçimde, elimden gelenin en iyisini yaparak yerine getireceğim.”

Apostolakis'i ilk kutlayan ve ülkemize davet eden isimlerden birisi Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'dı.

Yunan Bakan, Türkiye'ye gelmedi, ama birkaç gün önce 5. Yunanistan-Kıbrıs Hükümetlerarası Savunma Konseyi toplantısı için Rum kesimine gitti.
Apostolakis ve Rum Savunma Bakanı Savvas Angelides'in gündemi de “Yasadışı” olarak nitelendirdikleri Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetleriydi.
İsrail-Mısır ile Yunanistan-Kıbrıs stratejik işbirliklerine atıf yapan iki bakan, bu ortaklık ve çalışmalara özel bir ivme kazandırılmasında mutabık olduklarını belirtip, Yunanistan ve Kıbrıs askeri işbirliğinin operasyonel anlamda daha da geliştirilmesi kararı aldı. 

4 KEZ RUSYA 2 KEZ ABD'YE GİTTİ 

Apostolakis, Savunma Bakanlığına getirilmesinden yaklaşık 5 ay sonra Rum kesimine gitti.

Ya, Hulusi Akar?

Genelkurmay Başkanlığına atandığında 15 Eylül 2015'te ilk yurtdışı ziyaretini KKTC'ye yaptı.

10 aydır Milli Savunma Bakanı.

Bu süreçte Erdoğan veya Hakan Fidan'la birlikte Rusya'ya 4 kez, ABD'ye 2 kez gitti... Libya, Sudan, Somali, Kanada, Katar, Pakistan, Afganistan, Belarus, Belçika, Almanya, Makedonya ve Kosova'yı da ziyaret etti, ama henüz KKTC'ye gitmedi.

ABD, AB, hatta NATO Kıbrıs konusunda ülkemize tehdit üstüne tehdit savururken, Ankara ne yapıyor?

Erdoğan Filistin için gümbür gümbür “İki devletli çözümü” savunurken, kendi ifadesiyle AB ve NATO'nun “Bize karşı yanlışları, ikiyüzlülüğü ve çalımlarına” rağmen Kıbrıs konusunda şu mesajları veriyor:

“Kıbrıs ve D. Akdeniz’de istikrar, ancak Türkiye’nin ve KKTC’nin hak ve çıkarlarının gözetilmesiyle mümkündür.
Bu bölgede yapılmaya çalışılan oldu-bittilere göz yummayacağımızı ilgili tüm tarafların gördüğüne inanıyorum.
Biz tüm sorunlarımız gibi, bu konuyu da karşılıklı görüşme, diyalog ve işbirliği yoluyla çözmek istiyoruz.”

Dahası, “Kıbrıs, D. Akdeniz ve Ege'de haklarımızı gasp etmeye yönelik adımları anlamayanlara idrak versin diyorum.
Rabbim, bu mübarek günlerde tüm yükümlülüklerimizi yerine getirmemize rağmen
AB'nin bizi tam üyeliğe kabul etmemesinin gerisindeki saplantılı ruh halini çözemeyenlerin akıllarını başına getirsin diyorum” sözleriyle,
adeta işi Allah'a havale ediyor.

Emperyalizmin Kıbrıs konusundaki tüm niyetleri ayan beyan ortaya çıktığı halde;

KKTC'nin diğer ülkeler tarafından tanınması değil, hâlâ “Çözüm” için çalışılıyor...

ABD, Fransa Kıbrıs'ta üs alma peşindeyken, KKTC'de bir üs kurulması gündemimizde yok.

Ki Erdoğan geçen Eylül'de, “Bizim KKTC’de üs diye bir sorunumuz yok.
Bizim topraklarımızdan oraya ulaşmak, Doğu Akdeniz’e varmak dakikalarla konuşulacak bir şey.
Ama Yunanistan’ın oraya öyle bir yakınlığı yok. O işin sadece psikolojik boyutu var.
Bu açıdan ihtiyaç duyacak olursak, üs de kurabiliriz.
Oradaki varlığımız önemli. Yok efendim neymiş, asker sayımızı azaltmalıymışız!
Kusura bakmasınlar, biz orada asker sayımızı azaltmayacağız. Artıracağız, azaltmayacağız” demişti.

“İhtiyaç” günü şimdi değilse, ne zaman? En azından “Psikolojik boyutu” için bunun yapılması gerekmez mi?

Hadi bunlardan geçtik, en azından Savunma Bakanı Akar'ın da KKTC'ye gitmesi, Yunan mevkidaşına iyi bir karşılık olmaz mı?

Müyesser Yıldız

MASI

  • Faydalan Bu Zat'dan
  • *****
  • İleti: 3873
    • OKUDUN MU
Ynt: RECEP ADA verir de YUNANLILAR ALMAZLAR MI.
« Yanıtla #9 : 29 Mayıs 2019, 00:29:01 »

https://twitter.com/AvarBanu/status/1133475785099153408

Hükümet “ırak’ın köşe bucağı temizlenmeli” demiş.
Fırat’ın doğusunda özerk kantonlar kuruldu... sözünüz var mı?



BULDUM BULDUM.. İblis'i.
NEREDE oturur? HANGİ KIYAFET'de?







Erbakan adam bulamadığı için ben 31 yaşında il başkanı oldum
(Recep)






İÇ SAVAŞ hazırlığını halâ görmüyor musunuz.