OKUDUNMU

ADIMIZA KARAR VERİYORLAR => En az SORGULANAN inanç sistemi: PARA => Konuyu başlatan: MASI - 10 Mart 2018, 16:27:22

Başlık: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 10 Mart 2018, 16:27:22
Biz ve bizim durumumuzdaki ülkeler
Nasıl KURTULURUZ?


USD'nin TEPETAKLAK olup
Kendi paramızın alım gücünü olabildiğince koruması ile

Olabilir mi?
Kimbilir...



Çöküş zaten 2008'de başladı - Lynette Zang

https://youtu.be/WvI9uV3LPGE


Herkesin bilmeden TABİİ olduğu DİN: Nedir bu PARA?

https://youtu.be/yoEryj83McQ


https://youtu.be/QsUFhlcxGyU

Devleti HADIM eden sistem: BDPS ve KRS
Tamamı = http://okudunmu.org/forum/index.php?topic=372.msg1300#msg1300



Bir çoğu geldi ama GEMİ'yi KARADAN yalnızca birisi yürüttü.
Yine YAPILAMAZ mı.
PARA SİSTEMİ DEĞİŞMELİ.


https://youtu.be/msc736iy6oc

* * *



PARA NASIL ve NE KARŞILIĞINDA BASILIYOR
https://youtu.be/aQV7iih9XNQ?t=14m27s



https://youtu.be/uZ4qG0748pA



SAHTECİLİĞİ ayırd etmek daha zorlaşır. Vatandaş bu konuda yetersiz kalır.
Para BORÇ OLARAK yaratılmasın ve DEVLET gerçek ALTIN karşılığı BASSIN
(özelleşmiş merkez bankaları değil, milli devlet bankası)
TL 'yi ALTIN'a bağlamak ŞART


https://www.youtube.com/watch?v=rI7tGl5wFPI

* * *



ÜÇ KAĞIT Ekonomisi'nin SONU
(Türkiye'ye giydirilmiş deli gömleği)
Ekonomi bu video ile ANLAŞILMIYORSA hiç ANLAŞILMAZ
Osman Altuğ

https://youtu.be/uVHBIvjd35s


FAİZ'cilerle ALDATTIN. BOP'cular ile ALDATTIN.
Kimlerle aldatmadın ki.

Ellerle ALDATTIN BENİ. Biliyorsun Bir zamanlar, Seni Ne çok..

https://youtu.be/DhOFte2lvD4



Bazı şeyler için ÇOK GEÇ. Seçimden Sonrası TUFAN.




100 yıl önceki durumun bir benzeri başımıza gelmekte.
Umarım TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORURUZ
Uğur Civelek

Programın tamamı için  TIKLAYABİLİRSİNİZ (https://www.dailymotion.com/video/x6lesaf)





Çin'in ekonomik Tavrı
Uğur Civelek
Programın tamamı için  TIKLAYABİLİRSİNİZ (https://www.dailymotion.com/video/x6lesaf)






* * *

HAYDAR BAŞ ve AVANESİ
ADAMI SIRTINDAN VURAN İYİ BİR HAİNDİR
"EŞKİYA"lıkları da MEŞHURDUR.
ELLERİNE GÜÇ GEÇMEYE görsün, PERİŞAN EDERLER
Bunları asla ATLAMAYINIZ.
ASLA GÜVENİLMEZ





Bilmediğin şey ile mücadele olur mu. FAİZ LOBİSİ.

https://youtu.be/hUd0od-mDbI

* * *

Üsttekine güç yetmediğine göre
Paradigmanızı (ön kabullerinizi) kontrolden geçirin


Başka çözüm arıyorsanız nafile

http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR,81477/benim-kararim.html

(https://s20.postimg.cc/mfjt3jzfx/NUTUK_3.jpg) (https://postimages.cc/)

Çözümün ANA UNSURLARI
PARA Oyununu KIRACAKSIN
Doğal KAYNAKLARINA kendin SAHİP OLACAKSIN

MİLLİ PARA NEDİR

Kendisini sevin sevmeyin,
Evet SIRTINIZI DÖNEMEYECEĞİNİZ adamdır bunlar,
HAİN'dirler VURURLAR, (bu cemaatin mensupları) biliriz

 ama bu anlattıkları gerçekler
TEKRAR EDİYORUM, HAYDAR BAŞ ve AVANESİ
ADAMI SIRTINDAN VURAN İYİ BİR HAİNDİR
Burayı  AT LA MA YI NIZ.
ASLA GÜVENİLMEZ


“GÖKTEN MELEK GELSE”
bu SİSTEM ile bu MANTIK ile ÇÖZÜLEMEZ
ÇÖKÜŞ KAÇINILMAZ



TÜRKİYE'NİN MİLLİ PARASI YOK

https://www.youtube.com/watch?v=SV9Ut5xtbdA


https://www.youtube.com/watch?v=cv3JtpMWueU


https://www.youtube.com/watch?v=MF_-rDO0pnU

https://www.youtube.com/watch?v=gmv_URMFcuM

https://www.youtube.com/watch?v=7-1Pj61TRZM



Varlık Fonu'na devredilen Ziraat Bankası yakında satılacak ve
TCMB'daki devlet payı tamamen dibe indirilecek.
Ve zaten devletin olmayan Merkez Bankası tamamen kontrolden çıkacak
.



* * *

Ve Yeraltı KAYNAKLARI

https://www.youtube.com/watch?v=2H48BZzOPfo


(https://s20.postimg.cc/win64zz8t/Dg9m_CQLXc_AAFkz2.jpg) (https://postimg.cc/image/m8kr5r9d5/)
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 05 Nisan 2018, 07:24:02
Recep'in MANİFESTO zırvalığı.
Geçen bu dönem sizindi başkasının değil
Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır

https://youtu.be/yG3XYm8uMvw

* * *

Türk Lirası en değersiz dönemini yaşıyor


(https://s20.postimg.cc/rzgupajzx/221620.jpg) (https://postimages.cc/)

Reel döviz kuru endeksi yüzde 1.8 düşüşle 83.42 seviyesine gerileyerek tarihinin en düşük seviyesine indi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından mart ayına ait TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru endeksi rakamları açıklandı.
Reel efektif döviz kuru, bir önceki ay seviyesi olan 84.95'ten yüzde 1.8 düşüşle 83.42 seviyesine geriledi.
Böylece, endeks tarihinin en düşük seviyesine gelinmiş oldu.

Dünya'nın haberine göre, Yİ-ÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ise mart ayında 85.18 oldu.
Öte yandan TÜFE bazlı reel döviz kuru şubat ayında 84.73'ten 84.95'e revize edildi.
Nominal efektif döviz kuru, Türkiye'nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası'nın ağırlıklı ortalama değeri olarak hesaplanıyor.

Reel efektif kurun artışı Türk Lirası'nın değer kazandığını, diğer bir anlatımla Türk mallarının yabancı mallar cinsinden fiyatının arttığını gösteriyor.

Düşüş ise değer kaybına işaret ediyor.

"TL EN DEĞERSİZ DÖNEMİNİ YAŞIYOR"
DenizBank Yatırım Hizmetleri Grubu'ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada,
"Türk Lirası'nın reel anlamda tarihinin en değersiz seviyelerinde bulunması, gelecek dönem açısından maliyet yönlü ek baskılanmanın oluşabileceği anlamını da taşıyor.

Bu kanal üzerinden benzer senaryo hayata geçecek olursa TCMB'nin para politikasında ek sıkılaştırma adımları attığını görebiliriz.
Keza, yakın dönem PPK toplantılarının ardından kamuoyu ile paylaşılan değerlendirmelerde de ihtimalin para politikasında gerektiğinde adımların atılacağına değinilmişti.
Hesaplamalarımıza göre TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru ile ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin 6 ay kümülatif korelasyonu —0.52 seviyesinde oluşmakta" denildi.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/turk-lirasi-en-degersiz-donemini-yasiyor-188840h.htm

* * *


Türk Lirası reel olarak tarihinin en düşük değerinde.
Ama olsun tuvalet ücreti 1 milyon'dan 1 TL ye düştü.

(https://s20.postimg.cc/60f1ftd3x/DZ88p3_QWk_AYx_BPN.png) (https://postimages.cc/)
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 10 Nisan 2018, 22:02:33
(https://s20.postimg.cc/ct77yqwot/dolar.jpg) (https://postimages.cc/)
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 19 Nisan 2018, 06:28:20
Tanrıları ÖLDÜ.. Ve ERKEN SEÇİM..



24 Haziran 2018 erken seçim kararı

Tanrıları ÖLDÜ.. Ve ERKEN SEÇİM..

Çin 2008 den sonra basılamaz kuralına karşı
4 trilyon yuanı 1 yılda basıp içerideki piyasayı ayağa kaldırdı.

Yetmedi
15 Mart 2018 de ilk defa
dünyada Şangay Borsası'nda petrol, yuan ile satılmaya başladı

Tanrıların hayali gücü olan PARA'sı ilk darbeyi aldıktan sonra
Suriye'de son saldırı ile Tanrıların Teknolojilerinin de KOF olduğu ortaya çıktı.

Yani
Bizimkilerin SIRTINI DAYADIĞI Tanrılar ÖLÜNCE
Erken seçim.


Çin 2008 den sonra 4 trilyon yuanı 1 yılda basıp içerideki tüketimi ayağa kaldırdı.

15 Mart 2018 de ilk defa dünyada şangay borsasında petrol yuan ile satılmaya başladı

Çin petrol ithalatını dolar yerine "altına çevrilebilir yuan" ile yapacak
05.09.2017
http://www.hurriyet.com.tr/cin-petrol-ithalatini-dolar-yerine-altina-cevr-40569856



ABD’nin savaş baltası elinde kaldı ​​​​​​​Bursa’da Atatürk Vatandır Sempozyumu’nda konuşan Selim Kotil, “Amerikalılar Suriye’ye 103 tane tomahawk (savaş baltası) attılar. Bunların 75 tanesi düşürüldü, geri kalanı da boşluğa düştü. Yani Amerikalıların savaş baltası ellerinde kaldı”

“Amerikalıların Irak’ta da Müslümanları katlettiği ve çok övündükleri bir füzeleri var, tomahawk Türkçesi savaş baltası” diyen Kotil, “Trump hafta başında ‘akıllı savaş baltalarımı Suriye’ye gönderiyorum’ dedi. Arkasından İngilizlerin ve Fransızların savaş gemileri ve uçakları geldi. Batılılar savaş baltalarını, topunu ve tüfeğini almış geliyor Türkiye’deki deist arkadaşlar da hazır ola geçtiler” dedi. “ABD, Fransa ve İngiltere uçak kaldıracak, kaldıramıyor. Neden” diyen Selim Kotil şöyle devam etti: “15 gün önce İsrail ABD’den aldığı F-16’ları kaldırdı, Suriye savunma sistemi hepsini aşağı indirdi. Kala kala bir savaş baltalarına kaldılar. 103 tane tomahawk (savaş baltası) attılar. Bunların 75 tanesi düşürüldü, geri kalanı da boşluğa düştü. Yani Amerikalıların savaş baltası ellerinde kaldı. Üstelik o çok övündükleri 2018 yılına ait savaş baltalarını Suriye 1961 yapımı füzelerle düşürdü.” İHH Başkanına ve Akşener’e eleştiri Konuşmasında “Bunların putları ölünce içleri cız etti” diyen Selim Kotil Suriye’nin vurulmasından memnun olanlar için de şunları söyledi: “İHH Başkanı çıkmış, ‘içimiz serinlemedi’ diyor. Hatırlayın Mavi Marmara’yı doldurdu gitti, Müslümanları İsrail’e katlettirdi. Şimdi ona bir çift lafım var; bundan sonra Müslüman kanıyla içinizi serinletemeyeceksiniz. İçinizi serinletmek istiyorsanız gidin soğuk bir Amerikan gazozu için. Dışişleri de, ‘bu insanlığın sesidir’ diyor. Sayın Dışişleri bu insanlığın sesi değil, şeytanın sesi, Haçlının sesi ve o sesi Müslümanlar susturdu. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, ‘orada kimyasal kullanıldı, tabii ki Amerikalılar vuracak’ diyor. Şimdi Sayın Akşener kimyasal kullanıldı yalanına inanıyorsan, yazık sana! Yok, inanmıyor da gerçeği bildiğin halde ABD Savunma Kuvvetleri Komutanı gibi konuşuyorsan yine yazıklar olsun sana.” Kim bu Beyaz Miğferler? BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil, kimyasal silah iddialarının arkasındaki organizasyon olan Beyaz Miğferler üzerine de çarpıcı bilgiler verdi. “Suriye’de kimyasal silah kullanıldı yalanını ortaya atan teşkilatın adı Beyaz Miğferler” diyen Kotil, “2013’te İstanbul’da kuruldu. Kurucusu İngiliz istihbaratçı James Maria. Bu adam Bosna’da, Kosova’da, Irak’ta, Filistin’de, Libya’da Müslümanların katledilmesinde birebir bulunan bir kişi. Bunların finansmanını da George Soros’un Maydai Reasearc adlı örgütü karşılıyor. Bu örgütün Dubai’de, Ürdün’de ve İstanbul Karaköy’de merkezi var. Şimdi bunlar kimyasal kullanıldı diye görüntü uyduruyorlar. Güya kimyasal saldırıda ölen Suriyelilerin üzerine çarşaf sermişler. Ham görüntülere bakıyorsunuz, biraz vakit geçince örtünün altında kıpraşmaya başlıyor. Bunların sadece dirilerinin değil, ölülerinin bile eli başı oynuyor. Bunlar bu cinsten. Bu yalanları tutmadı. Rusya, ‘ey İngiltere bu kimyasal silah uydurmasının arkasında ses varsın’ dedi” ifadelerini kullandı. ‘Müslüman’ı deist yaptılar’ BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil konuşmasını şu şekilde noktaladı: “Şimdi bu nasıl bir zillettir ki; dün Mustafa Kemal’in şahsında Haçlıya karşı diremişte bu millet bütün mazlum toplumlara, Müslümanlara örnek oldu. Bugün geldiğimiz noktaya bakın, İslam dünyasını kana bulayacaklar ve bizim içimizdeki insanlar çıkıyor, buna alkış tutuyor gelsinler Müslümanları katletsinler diye. Şimdi çocuklarımız deist oldu diyorlar. Yahu sizin peşinizden giden deist olmayacak da ne olacak! Ama bakım Prof. Dr. Haydar Baş’ın peşinden giden ne oldu; Lailaheillah Muhammedür Rasulullah, vatan sevgisi imandandır diyen, Mustafa Kemal’in arkasından giden dört dörtlük Müslüman oldu. Siz Müslümanları deist yaptınız Haydar hoca peşinden giden Rus’u, ateisti Müslüman yaptı. Şimdi bakın onlara bir müjdem var. Sizin taptığınız ABD öldü ve bunu da Haydar Hoca öldürdü.”

"Hacı amca camiye giriyor, 'Allahüekber' diyor dışarıya çıkıyor, 'ABD'siz olmaz, ABD en büyük' diyor"

"ABD en büyük deyip de ABD'ye tapanlara bir müjdem var;
taptığınız put öldü.
O'nu Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirleri öldürdü.
İkinci dünya savaşından sonra Amerikan doları dünya parası oldu.

1973 petrol krizinden sonra dolar petrole endekslendi ve petrodolar dediğimiz ABD hegemonyası dünyada hâkim olmaya başladı.

80'li yıllarda Newyork'ta ve İngiltere'de iki tane borsa kuruldu ve petrol dolarla satılma başlandı.
90'lı yılların başında ABD medeniyetin son noktası olduğunu ilan etti, SSCB'yi yıktılar. Çin 92'de ABD'nin kapitalizmine teslim olduğunu ilan etti. 2002 yılında sıra İslam coğrafyasına geldi. ABD silahsızlanmaktan vazgeçtiğini ilan etti ve gözünü İslam coğrafyasına çevirdi, ama 2005'te Milli Ekonomi Modeli ortaya çıktı. Prof. Dr. Haydar Baş 90’lı yıllardan beri ortaya koyduğu tezini kongrelerle bütün dünyaya ilan etmeye başladı. Önce Avrupa'da yapılan kongreler, 2013'te Rusya Parlamentosu Duma'da yapılan özel oturum arkasından da BRICS ülkeleri derken yeni tez, yani dolara muhtaç olmadan kalkınabilmenin, ticaret yapabilmenin yolunu Haydar Hoca bütün insanlığın önüne koydu. 4 milyar insan bunu aldı ve hayatına geçirdi." ‘Çin Milli Ekonomi Modeli'ni uyguluyor’ Konuşmasında Çin'deki Milli Ekonomi Modeli uygulamasından bir örnek veren Selim Kotil şunları söyledi: "Çin kendi kasasında karşılığı olmayan 2.5 trilyon dolar kağıttan kurtulmaya başladı. Cumhurbaşkanı Afrika'ya gitti diyor ki; Çin'in burada ne işi var? Çin karşılıksız doları verip Afrika'daki bütün madenleri, nadir elementleri, petrolün tamamını kapattı. Alman Mercedes firmasını satın almak istiyor. ABD'den bir sürü firma satın almaya çalışıyor. Özetle Çin, Haydar Hocanın tüketim yanlısı modelini yani vatandaşın cebine para koyma modelini uyguluyor. Siz bunu reddettiniz. 1.500 TL ev hanımı maaşını, 1.000 TL ev hanımı maaşını istemediniz, ama bakın Çin 3 yıl önce ne yaptı? 580 milyar dolar karşılığı 4 trilyon Yuan'ı bastı vatandaşın cebine koydu." ‘Dolar artık rezerv para değil’ "Bugün Çin artık ABD'ye mal satmadan da ayakta durabiliyor" diyen Kotil konuşmasında çarpıcı bir örnek daha verdi. "Şanghay Borsası’nda 15.4 milyon ton petrol dünyada ilk kez dolar yerine Yuan ile satıldı" diyen BTP Genel Başkan Yardımcısı Selim Kotil bunun ne anlama geldiğini şu şekilde izah etti: "Artık dolarla petrol satılmamaya başladı. Sizin taptığınız tanrı öldü. Artık yeni bir dönem başlıyor. ABD'ye güvenip de bir hafta sonra Ümeyye Camii’nde olacağını sananlar yanılıyorlar. Artık coğrafyamız kan gölüne döndü. ABD artık bu madenlere çökmeye mecburdur. Parası artık eskisi gibi rezerv para değildir. Bugün bu sömürüye karşı duran Rusya, Çin ve diğer BRICS ülkelerinin arkasını dayadığı insan Prof. Dr. Haydar Baş'tır. Haydar Hoca sadece Bağımsız Türkiye Partisi’nin lideri değildir. Haydar Hoca bu ülkenin birlik ve beraberliğinin tek adresidir. ‘Çanakkale geçilmez’ diyen Mustafa Kemal'in yolundan giden ve bu ülkenin işgal edilmeyecek diyen Prof. Dr. Haydar Baş'ın yolundan gitmek zorundayız."

Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 28 Nisan 2018, 18:43:40
“Vergi” diyerek böyle soyuluyoruz

(https://s20.postimg.cc/yr6jbiesd/vergi-diyerek-boyle-soyuluyoruz-28041816_m2.jpg) (https://postimages.cc/)

Türkiye’de seçmen sayısı 50 milyon ise
vergi mükellefi salısı da 50 milyon olmalıdır.
Bugün ısıveren mükellefi sayısı sadece 1 milyondur.
Gıdada, kitapta, akaryakıtta, diğer temel tüketim maddelerindeki fahiş dolaylı vergiler, makul düzeylere çekilsin.
Asgari ücretten vergi alınmasın. 
pırlanta, yat, tekne, gemi gibi lüks ürünler vb. ekonomik durumu iyi küçük azınlığın; Borsa kazancı, faiz geliri gibi rantiye kesiminin hayatındaki kalemler vergiden muaf tutulmasın. 
Çiftçinin kullandığı mazota asıl fiyatının iki katı vergi bindirilirken,
yat, gemi sahiplerinin kullanımının vergiden muaf olması şeklindeki adaletsizliğe son verelim.

Umut Oran, AKP’nin şimdiye kadar topladığı vergilere ilişkin dikkat çeken bir rapor yayımladı.
2003-2017 yılları arasındaki AKP iktidarı döneminde 60 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığına dikkat çekilen rapor
“AKP’nin topladığı 3,8 trilyon TL verginin 2,5 trilyonu, KDV, ÖTV vb. adlar altındaki ‘dolaylı’ vergilerle halkın tüketiminden alındı”

O rapor:

“AKP, Cumhuriyetin birikimi tüm kamu varlıklarını “özelleştirme” adı altında satıp savdığı iktidar döneminde; halkı; insafsız, adaletsiz “dolaylı” vergilerle soydu!

Bütçeyi gelir, kar, rant elde eden kesimlerden alınan “doğrudan” vergiler yerine, halkın yaşamı için zorunlu olarak tükettiği mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlediği KDV, ÖTV ve onlarca başka ad altındaki “dolaylı” vergilere yüklenerek finanse etti. Bu da yetmez gibi yandaş sermaye gruplarının elde ettikleri karlar üzerinden tahakkuk etmiş, ama ödemeye yanaşmadıkları milyarlarca liralık vergi borçlarını bir kalemde sildi.

Kazanandan, zenginden alınmayan, yandaştan silinen; işçisi, memuru, emeklisi, işsizi ile garibanın ekmeğinden, suyundan, iğneden ipliği tüm tüketim maddelerinden alınan dolaylı vergiler halkın belini büktü.

“Namert Vergisi” de denilen dolaylı vergiler,
zengin ve yoksul arasındaki uçurumun daha derinleşmesine yol açtı.
Her alanda olduğu gibi vergi yükünde, ekonomik yaşamda da eşitsizlik ve adaletsizlik zirveye çıktı.
AKP yönetimi, ülkenin nimetlerini kendi arasında paylaşırken, halkın sırtına ağır yükler yükledi.

Şimdi gelin AKP’nin ülkede vergi adaletsizliğine tavan yaptırdığı “namert vergileri”ne, diğerleri ile karşılaştırmalı biçimde kalem kalem bakalım:

3.8 TRİLYONLUK VERGİNİN 2.5 TRİLYONU TÜKETİMDEN…

AKP hükümetleri; 2003 başı ile 2017 sonu arasındaki dönemi kapsayan 15 yılda;

-Ülkedeki tüm kesimlerden, toplam 3 trilyon 757,7 milyar lira vergi topladı.

-1 trilyon 228 milyar lira ile üçte birden de az bir bölümünü;
Gelir, Kurumlar ve mülkiyetten alınan vergiler olmak üzere “doğrudan” vergiler oluşturdu.

-Bu dönemde devlet verginin asıl büyük bölümünü ise 2 trilyon 526,6 milyar lira ile KDV, ÖTV vb. “dolaylı” vergi niteliğinde tüketimden aldı.

-Devletin 15 yılda topladığı vergi gelirinin yüzde 67,2’sini dolaylı vergiler oluşturdu.

15 YILDA 2,1 TRİLYON LİRA KDV+ÖTV…

-2003-2017 döneminde toplanan vergilerin; 978,4 milyar liralık bölümü Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) yoluyla halktan toplandı.

-Vatandaşlar; 15 yılda tükettikleri petrol ürünleri ve doğal gaz için 505 milyar Sigara ve diğer tütün mamulleri için 250,4 milyar, Motorlu taşıt alımları dolayısıyla 128,7 milyar, Alkollü içecekler için 58,8 milyar, Diğer ürünler için de 35,5 milyar TL ÖTV ödedi.

-Bu dönemde dahilde tüketilen ürünlerin fiyatı içinde toplam 428,3 milyar lira tutarında KDV tahsil edildi.  Aynı dönemde ithal ürünlerden alınan KDV de 671,3 milyar lira oldu.  Böylece 15 yılda ÖTV ve KDV’de toplam tahsilat 2,1 trilyona ulaştı.

-15 yılda vatandaşlar ayrıca;

-Ehliyet, pasaport, trafik vb. resmi belge ve işlemlere toplam 132,8 milyar TL harç, 101,2 milyar lira da Damga Vergisi ödedi.

-Bankacılık ve sigorta muamelelerinden 78,2 milyar TL vergi alındı.

-Diğer dış ticaret vergileri 69,8 milyar lira olurken, Telefon konuşmaları dolayısıyla 58,3 milyar TL Özel İletişim Vergisi, Şans oyunu oynayanlardan da 7,8 milyar TL vergi tahsil edildi.

-Üstelik toplam tahsilat içindeki doğrudan vergilerin de yaklaşık yarısını, gelir vergisi tevkifatı kapsamında ücret ve maaşlardan kaynaktan kesilen, yani çalışanlardan alınan vergiler oluşturdu.

-15 yılda şirketlerin ödediği toplam vergi ise tüketimden alınan sadece KDV tutarının bile altında kaldı, ÖTV tahsilatının ise yaklaşık üçte biri düzeyinde gerçekleşti.

(https://s20.postimg.cc/6r2frp16l/fot-1_383.jpg) (https://postimages.cc/)



VATANDAŞ 365 GÜN 7/24 VERGİ ÖDÜYOR...

Yurttaş, gün boyu;
yeme, içme, barınma, giyinme, haberleşme ve hayatı için zorunlu olduğu diğer tüm tüketim mal ve hizmetlerini parasını verip satın alırken, fiyatın içindeki fahiş ve adaletsiz “namert” vergilerini ödemek durumunda kalıyor.

Sabah uyanıp ilk iş olarak yüzünü yıkamak için musluğa giden vatandaş Mehmet,
daha o an güne,
kullandığı suyun bedelinden hariç, “Atık Su Bedeli”, “Şube Yolu Bakım Bedeli”, “KDV”, “Çevre Temizlik” gibi 4 adet vergi ile başlıyor.

Yurttaş Mehmet,
“yaz saati” uygulamasına son verilmesi nedeniyle karanlıkta kalkıp işe gitmek zorunda olduğu için lambanın düğmesine bastığı anda,
tükettiği elektriğin faturasında;
tüketim bedeli ile birlikte yüzde 18 KDV, yüzde 5 Elektrik (Belediye) Tüketim Vergisi, yüzde 2 TRT Payı, yüzde 1 Enerji Fonu işlemeye başlıyor. Yüzde 29 dağıtım bedeli de eklenince tüketilen elektrik enerjisinin fiyatı ikiye katlanıyor. 

İşe gitmek için arabasının kontağını çeviren yurttaş Mehmet,
benzin yerine vergi yakmaya başlıyor. KDV, ÖTV ve diğer vergi ve paylarla pompada litresi 6 TL’yi geçen benzine ödenen paranın üçte ikisini vergiler oluşturuyor. Yani yurttaş arabasını çalıştırdığı her dakika akaryakıta 1, devlete 2 ödüyor. 

Bu sömürü vatandaşın bir günü değil, yaşamı boyu sürüp gidiyor.
Yediği, içtiği, giyindiği, satın aldığı iğneden ipliğe her şeyde fiyatın içine gizlenmiş adaletsiz, insafsız dolaylı vergiler yakasını bırakmıyor.

DOLAYLI VERGİLER ARASINDA DA CİDDİ ADALETSİZLİK VAR!

AKP, tüketimden alınan nispi ve maktu vergilerin oran ve tutarlarını da kesimlere göre son derece adaletsiz uyguluyor. 

Örneğin aracına akaryakıt alan da tezek alan da yüzde 18;
ilaç, kitap veya simit alan da yüzde 8 KDV ödüyor. 
Cenaze hizmetlerinden bile yüzde 1 KDV alınırken;
ülkemizin en nadide doğa parçalarının peşkeş çekildiği Suudi, Katarlı vb. gayrimenkul yatırımcısı, konut satın alırsa “sıfır” KDV ödüyor

2000 cm3 bir otomobilde yüzde 160’a çıkan ÖTV oranı, traş köpüğünde yüzde 6,7 olarak uygulanırken,
iktidar sahibi aile bireylerinin iştigal alanı olan
mücevher ile yat, tekne ve gemi alımı ve yakıtında, pırlantada ve Borsa kazancında “sıfır” olarak uygulanıyor. 

Yeni alınan bir cep telefonunun fiyatına; yüzde 25 ÖTV, yüzde 18 KDV, yüzde 6 TRT payı ekleniyor. Cepten yapılan iletişimde her ay; yüzde 25 ÖTV, yüzde 18 KDV; 1,64 TL de telsiz kullanım bedeli ödeniyor!

HALKÇI İKTİDAR, ADİL VERGİ DÜZENİ!..

AKP’nin insafsızca uyguladığı dolaylı vergiler, dar ve sabit gelirli halkın yaşamını olumsuz etkilerken vergideki adaletsizliği de görülmemiş biçimde derinleştirdi. Mevcut uygulamada çok ve haksız kazananlar genellikle az, az kazananlar da çok vergi ödemek zorunda kaldı.

Türkiye ekonomisi, siyasal iklimden bağımsız değil. Ekonomide kapıya dayanmış olan “çöküş”ün önüne geçmek için önce siyaseti düzeltmemiz lazım. Bunun için de demokrasiyi geri kazanmak, güçler ayrılığı ilkesini yeniden tesis etmek, hukuk devletini tekrar işler kılmak ve parlamenter sisteme geri dönmek, 80 milyon olarak en acil ve hayati ihtiyacımız. Güven ortamını yeniden tesis ederek yatırımların önünü açmak, piyasalarda güveni sağlayarak sağlıklı işleyen bir ekonomik ortamı temin etmek, kur istikrarını sağlayarak yaklaşan ciddi borç krizinin önüne geçmek gerekiyor.

Gelin 24 Haziran’da bu iktidardan kurtulalım; siyaseti ve ekonomiyi düzeltirken bu “namert vergi” düzenine de elbirliğiyle son verelim:

Gıdada, kitapta, akaryakıtta, diğer temel tüketim maddelerindeki fahiş dolaylı vergiler, makul düzeylere çekilsin.
Asgari ücretten vergi alınmasın. 
pırlanta, yat, tekne, gemi gibi lüks ürünler vb. ekonomik durumu iyi küçük azınlığın; Borsa kazancı, faiz geliri gibi rantiye kesiminin hayatındaki kalemler vergiden muaf tutulmasın. 

Çiftçinin kullandığı mazota asıl fiyatının iki katı vergi bindirilirken,
yat, gemi sahiplerinin kullanımının vergiden muaf olması şeklindeki adaletsizliğe son verelim.

Halk, ağır dolaylı vergi yükü altında ezilirken, iktidar yandaşı sermaye gruplarının şaibeli kazançları üzerinden tahakkuk etmiş vergiler silinmesin. Devlet vergi alır, karşılığında hizmet verir.
Toplanan vergilerin nasıl kullanıldığını denetleyen Sayıştay’ı tekrar işlevsel hale getirelim.
Amaç gider vergisini (harcama ve borçlanma) düşürmek, gelir vergisi kalemini artırmak olmalıdır.
Gelir vergisinde adalet mekanizması kurulmalıdır. 
Kent rantı adil ve üretime katkı yapacak şekilde olmalıdır.
Toprak, sermaye, emek ve organizasyon kayıt altına alınmalıdır.
Servet Beyanı Kurumu kurularak mutlaka bir denetim mekanizması getirilmelidir. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi seçmen sayısı kadar vergi mükellefi hedeflenmelidir.

Yani Türkiye’de seçmen sayısı 50 milyon ise
vergi mükellefi salısı da 50 milyon olmalıdır.
Bugün ısıveren mükellefi sayısı sadece 1 milyondur.

Gelin bu soygun düzenine, “altta kalanın canı çıksın” anlayışına bir son verelim!..

Gelin; yeni dönemde halkçı bir yönetimi, sağlıklı işleyen, hakça bölüşüm esasına dayalı bir üretim ekonomisini ve adaletli, şeffaf bir vergi düzenini hep birlikte kuralım!..”

https://odatv.com/vergi-diyerek-boyle-soyuluyoruz-28041816.html
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 30 Nisan 2018, 11:22:30
"Türkiye, Rusya ve İran Avrasya para birimine geçmeli"


(https://s20.postimg.cc/l292u2v2l/413647.jpg) (https://postimages.CC/)

Bazı ülkeler ve Türkiye'nin ABD Doları bağımlılığını dengeleme arayışları sürerken
Rusya Devlet Başkanı Putin'in stratejisti Dugin,
Rusya, Türkiye ve İran'ın Avrasya para birimine geçmesi gerektiğini savunuyor.
Dugin “Üç ülkenin ortak para birimi Avrasya yakında fizibil olacak” dedi.

Aleksandr Gelyeviç Dugin…
56 yaşında.
19’uncu yüzyıl Çarlık Sarayında önemli bir etkiye sahip olan Grigori Yefimoviç Rasputin’i andıran uzun sakalıyla dikkat çekiyor.
Kimileri onun için “Putin’in beyni” derken,
kimileri de “Rus dış politikasının mimarı” diyor.
Türk halkı, Prof. Dr. Aleksander Dugin’in ismini ilk olarak jet krizi sonrasında da darbe girişimi ve
Rusya'nın Ankara büyükelçisi Andrey Karlov suikasti ile sıkça duydu.

‘Yeni para birimi yakında fizibil olacak”
40’tan fazla kitap kaleme alan ve Uluslararası Avrasya Hareketi’nin bayraktarı olan filozof Aleksandr Dugin DÜNYA'ya çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Uluslararası İşbirliği Platformu ve (UİP) Antalya Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile düzenlenen, ‘Yükselen Avrasya'da Türkiye-Rusya İlişkilerinin Geleceği Antalya Zirvesi’ne katılan Dugin, "Türkiye, Rusya ve İran üçü bir araya gelerek Avrasya para birimine geçmeli" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrasya para birimi projesinin yakın bir zamanda hayata geçebileceğini düşünüyorum.
Kazakistan çok kutuplu para birimi vizyonunu duyurdu.
Avrasya, İslami para birimi gibi konular görüşülüyor.
Çin cephesinde "altın yuan" projesi mevcut.
Petrol, ve doğalgaz ticaretinde ABD doları kullanımından vazgeçmek zorundayız.
Rusya, İran ve Türkiye ABD'deki altınlarını çekerek yeni bir para birimi oluşturmalı.
Bunun yakın bir gelecekte fizibil olacağını düşünüyorum.
Ben bir jeopolitikçiyim.
Fakat kesin tarih vermem.”


Avrasya para birimi üzerinde uzun bir zamandır konuşuluyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl Avrasya Ekonomi Birliği’nin Kazakistan'ın başkenti Astana'da gerçekleştirilen zirvesinde ortak bir para biriminin kullanılmasını teklif etti. Putin, 'Omuz omuza' hareket ederek, dış ekonomik ve mali tehditlere daha kolay tepki gösterebileceklerini belirtmişti.
Nisan ayının ikinci haftasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘altınla borçlanma’ önerisine piyasadan “İyi bir sistem dizayn edilirse olabilir” yanıtı gelmişti.

Öte yandan ABD ve Fransa İran ile yapılan nükleer anlaşmaya karşı çıkıyor.
Fransız lider Macron Trump’ın İran nükleer anlaşmasını bozabileceğini söyledi.
Türkiye, Rusya ve İran’ın ısrarla birlikte hareket etmesi gerektiğini savunan Dugin’e başta ABD olmak üzere Batı’nın buna izin verip vermeyeceğini sorduk:
“Bu anlamda sahada üstü kapalı ve açık bir savaş yaşanıyor.
Ancak Avrasya derken çok karışık ve kapsamlı bir olgudan bahsediyorum.
Gerçekte ülkeler arasındaki ilişkiler çok kırılgandır.
İlişkilerde maddiyat, maneviyat, kültür ve medeniyetin önüne geçerse kırılganlaşır.
Maneviyat temelli ilişkiler zor kopar.
Şeref, onur gibi kavramları her şeyin üstünde tutmalıyız.”


ABD yaptırımları yumuşayacak mı?
ABD yönetimi ekonomik yaptırım kartını agresif biçimde kullanıyor.
İlk olarak Çin'i çelik sonrasında da Rusya'yı alüminyum silahıyla vurdu.

Beyaz Saray yaptırım hamlelerinde yumuşayacak mı?
ABD-Rusya ve ABD -Çin ekseninde bu görüşlerini açıklayan Rus Siyasi Analist Aleksandr Dugin, Amerikan’ın yumuşamayacağını savunuyor ve ekliyor:
“Sanırım ABD yaptırımları konusunda yumuşayamaz.
Mantıksal olarak baskı uyguluyorlarsanız sonuçlarını görmelisiniz.
Ve sonuçlar bekledikleri gibi değil.
Yaptırımların sonucu Rusya ekonomisi daha güçlendi.
Bölgesel entegrasyonun ateşli taraftarıyım.
Bölgesel görünümde Afrika entegrasyonu, Avrasya entegrasyonu öne çıkıyor.
Bu büyük bir karşı duruş.
Bize baskı uygulayarak ceza verdiklerini sanıyorlar ama aslında bizi kurtarıyorlar.
Bırakın yaptırımlarını sürdürsünler.
Çünkü Rusya ve Çin’i kesinlikle ambargolarıyla boğamazlar.”


Dugin Rusya’nın uygulanan ekonomik ambargoları yeni pazarlar bularak aştığını belirterek şöyle diyor:
“ Yaptırımlara karşı başka seçeneklerimiz bulunuyor.
Yeni pazarlar var.
Belki onlarla ticaret yapamayacağız ama Çin ve Hindistan gibi devler var.
Türkiye, İran, Pakistan, Afrika ve Latin Amerika alternatif olarak yer alıyor.
Bizim yerimize kendilerine izole ediyorlar.
Biz (Rusya) Kuzey Kore değiliz. Rusya her yönüyle küresel bir güçtür.
Tarih, kültür vs tüm boyutlarıyla küresel bir güçtür.
Avrasyacılık çıkış yolumuz.
Batı bize yaptırımları artırdıkça daha da Avrasyacı oluyoruz.”


"Bannon ile buluşmak isterim"

Aleksandr Dugin, Trump'ın 2016’daki Başkanlık seçimleri kampanyasını yöneten ve 2017’de Trump tarafından baş stratejist görevine son verilen Steve Bannon ile bir araya gelmek istiyor.

Bannon’ın kurban seçildiğini belirten Dugin,
“Bazı yayın organları benzerliklerimizi öne çıkararak Bannon ve beni karşılaştırıyor.
Bannon'a değer veriyorum.
Çünkü Bannon ABD'deki Trump'ın seçim zaferinin mimarıydı.
Nonkonformist seçmen ve geleneksel siyasi parti yapısının dışında hamleler yaptı.
Trump'ın ideolojik başarısında kilit rol oynadı.
Bannon'ın devrim potansiyeli var.
Çünkü korkusuz.
Bannon son olarak İtalya'yı ziyaret etti.
Aramızda hiç temas olmadı ama onunla elbette yüz yüze görüşmek isterim”

dedi.

https://www.dunya.com/gundem/turkiye-rusya-ve-iran-avrasya-para-birimine-gecmeli-haberi-413647

* * *

https://www.youtube.com/watch?v=pk_WG2dyHy4
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 01 Mayıs 2018, 08:27:07
Abdestli Münafıklar

(https://s20.postimg.cc/swsk52uwd/Dc_Fi-9c_X4_AAy2wz.jpg) (https://postimages.cc/)




Mehmet Şimşek CHP'ye üye mi oluyor?

https://youtu.be/G1AXOwSt8Eg



Resmi Tıklayarak Büyütebilirsiniz
Kemal Kılıçdaroğlu 23 Mart 2015 Tarihli Taahhütname

(https://s20.postimg.cc/xwq0cv86x/chp_taah_tname.jpg) (https://postimg.cc/image/xwq0cv86x/)


2015

https://www.youtube.com/watch?v=udXSJAXOsVU


BUNLARDA DİN, İMAN, KİTAP YOK
- Bunlar akıl tutulması yaşıyor. Bunlar da din, iman, kitap yok.
- Emeklilere Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş ikramiye vereceğim. Noterden taahhütname hazırladım

Okuyorum:

1- Tüm emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi için bir ay içinde gerekli düzenlemeleri sağlayacağım,

2- 17 Temmuz 2015 tarihine kadar birer maaş tutarında ikramiyenin emeklilerin banka hesaplarına yatıracağını temin edeceğim,

3- Emeklilere yıllık iki maaş ikramiye verilmesini başbakanlık görevinde bulunduğum sürede muntazaman sürdüreceğim,

4- Şayet bu sözümü tutmazsam başbakanlık ve genel başkanlıktan derhal istifa ederek siyaseti bırakacağım.
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 02 Mayıs 2018, 20:21:29
Bu OLAYLARI ve RAKAMLARI Turhan Çömez 2007'de anlatmış ve ERGENEKONCU olmuştu

https://youtu.be/SgS0FLq2yiI

200 km ile duvara toslamak
Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, geçtiğimiz günlerde, ‘Türkiye’nin 32 milyar dolarlık cari açığının, doğrudan yabancı sermaye girişi ve özellikle özel sektörün uzun vadeli dış borçlanmasıyla çevirebildiğini’ belirterek, ‘Eğer Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısında, güven ortamında bir değişiklik olur, yabancı sermaye girişi yavaşlarsa, borçlanmada vade kısalırsa, o zaman 200 kilometre hızla giden aracın önüne duvar çekilmiş olur. Araç da o duvara toslar. Aracın içindekilerin halini düşünmek bile istemiyorum’ demiş…

Çok doğru söylemiş…

2002 yılında 1.5 milyar dolar olan cari işlemler açığı, 2005 te 23 milyar dolara, 2006 da ise 32 milyar dolara çıktı.

Nereden nereye? (Sayın başbakan iktidarın çalışmalarını ve geldiği noktayı anlatırken bu ifadeyi kullanmayı çok seviyor.)

2002 yılında, yurt içine doğrudan yatırım için gelen para 1.1 milyar dolar.

2005 te bu rakam, 9.7 milyar dolar olmuş, 2006 da ise, 20 milyar doları geçmiş.

Peki, doğrudan yatırım olarak adlandırılan bu para Türkiye’ye ne yapmaya geldi?

Paradan para kazanmaya, bankaları, hizmet sektöründeki karlı işletmeleri ve kamu iktisadi teşekküllerinin rantlı olanlarını satın almaya geldi ve sürekli artan cari açığı kapatmak için kullanılıyor.

Yani yatırım yapmaya, istihdam sağlamaya, know-how üretmeye gelmedi… (Geçtiğimiz yıl sayın Babacan’a verdiğim bir soru önergesi ile, son 4 yılda Türkiye’ye yeni yatırım yapmak için gelen yabancı sermayenin miktarını ve sağladığı istihdamı sormuştum ama hala yanıt alamadım!)

İşte sayın Babacan’ın işaret ettiği tehlike bu.

Giderek artan cari işlemler açığını kapatan bu paranın girişinde bir aksama olursa, Türk ekonomisi duvara toslayacak…

Elimizde sınırsız imkan yok.

Satılacak işletmeler bir gün tükenecek…

Düşük kur-Yüksek faiz uygulamasının cezbettiği sıcak para girişi de bir gün duracak. Bu vahşi rant mekanizmasının (saadet zincirinin) sonsuza dek sürmesi mümkün değil.

İşte o zaman, biz, sanal ekonomi nedir, reel ekonomi nedir farkına varacağız…

???

İki farklı sektörden (reel ekonomiden) örnek vermek istiyorum…

Ülkemizde,  yılda 20 milyon gözlük tüketiliyor.

Tüm kullanılan gözlüklerin içinde yerlinin payı % 3.

Türkiye’de 20 adet gözlük fabrikası var ve yıllık kapasiteleri, 10 milyon adet.

Ancak halen yerli üretim miktarı yıllık 600 bin adet ve geçtiğimiz yıllarda 20 fabrikadan 13 tanesi aktif üretimini durdurdu. Çünkü, özellikle Çin’den ithal edilen ucuz gözlüklere, koruma duvarı (gereği kadar vergi) konmadığı için, rekabet edemediler ve kapanmak zorunda kaldılar.

Diğer örnek de, ayakkabı sektöründen…

Türk ayakkabı sektöründe yerli üretim kapasitesi yıllık 400 milyon çift.

Geçtiğimiz yıl 150 milyon çift ayakkabı üretimi gerçekleşti.

Yani sektör % 40 kapasite ile çalışıyor.

Son 3 yıl içinde, sektörde, 160 bin kişi işini kaybetti.

Çünkü ithal ayakkabıda dramatik bir artış var. ( 2000 yılında 9 milyon çift ayakkabı ithal edilmişken, 2006 yılında bu rakam 36 milyon çifte çıktı. )

 

Bu sektörler, ileri teknoloji istemeyen sektörler.

Ne yazık ki, ithalat ve sıcak para mekanizmasının teslim aldığı sanal ekonomik düzen içinde, rekabet güçlerini kaybediyorlar…

???

Ortada sıcak paranın teslim aldığı vahşi bir rant düzeni var…

Bu düzen, en küçük kırılmalara, risklere dahi tahammülsüz…

Kontrolü de elimizde değil...

Enerjide, yerli üretimin payı giderek azalıyor.
İleri teknoloji ürünlerini kendimiz imal edemiyoruz.
Savunma sanayimiz, ipotek altında ve dışa bağımlı.
Dışarıdan gelen sıcak para, her geçen gün bu ülkenin katma değerini, rantını vahşice sömürüyor. (Bankalar ve Merkez Bankası dahil döviz rezervimizin, 112 milyar dolarlık bölümü yabancı bankalarda yüzde 4 faizle yatıyor. Yabancılar da, bizden aldıkları 112 milyar doların, 80 milyar dolarını Hazinemize ve borsamıza sıcak para olarak yatırarak, bizim paramızla yüzde 22 faiz kazanıyorlar ve sonra da Türk ekonomisine çok olumlu not veriyorlar…)
Yerli sanayide girdi maliyetleri artıyor ve rekabet gücü kırılıyor.
Tarımda giderek artan maliyetler ve düşük verimlilik nedeni ile, artık kendimize yetemiyoruz ve dışa bağımlı hale geldik.
Dış ticaret açığı ve cari açık her yıl artıyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı sürekli azalıyor, ithalatın GSMH’ya oranı da sürekli artıyor, cari işlemler açığının GSMH’ya oranı sürekli artıyor. ( Son 4 yılda 10 kat arttı.)
Toplam ihracatın % 49 unu yabancı sermayeli şirketler yapıyor.
Bankacılıkta yabancı payı % 42 ye yükseldi. Borsada işlem gören hisse senetlerinin % 70 i yabancıların elinde. Sigorta piyasasında yabancıların  payı ise % 40.
 

Tüm bu sorunların (risklerin) üzerine cesaretle ve gerçekçi bir yaklaşımla gitmesi gerekenler, sorunları halının altına süpürmeyi, günübirlik polemiklerle zaman kazanmayı tercih ediyorlar.

Oysa,

Girdi maliyetlerinin azaltılması,
Sektörlerin rekabet gücünün arttırılması,
Yerli tüketimin ve tasarruf bilincinin tesisi,
Verimlilik artışının sağlanması,
Bölgesel ve sektörel özgün teşvik politikalarının üretilmesi,
İhracat teşviklerinin arttırılması ve çeşitlendirilmesi,
Türkiye’ye özgü markaların yaratılması,
 
Şart…

???

 

22 Temmuz seçimleri, ne yazık ki dar bir koridora sıkıştırıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, rejim kaygıları ve tutarsız vaadler bu seçimin ana teması haline geldi.


Oysa bu ülkenin en önemli gündemi, sıcak paranın teslim aldığı sanal ekonomik modelden kurtulup, üretimin ve istihdamın nasıl sağlanacağıdır.
 

Siyasetçilerin bunu tartışması ve çözüm üretmesi gerek.

Mevcut gidişle önümüzde iki alternatif var;

Ya sıcak para trafiğindeki kırılmayla, araç duvara toslayacak…

Ya da, kendi haline bırakılırsa, uçuruma gidecek…


Birilerinin bu iki felaket senaryosuna alternatif üretmesi gerekmez mi?
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 07 Mayıs 2018, 00:40:18
Faizci RECEP Bey.

https://youtu.be/eEoo0asA1LU

-"Faiz sorununu çözemezler. Çünkü yakayı tefeciye kaptırmışlar. Tefeci hangi faizi isterse onu uyguluyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Türkiye Cumhuriyeti Devletini faizcilerden kurtarmak bizim boynumuzun borcudur"

YAKAYI TEFECİYE KAPTIRMIŞ
Grup toplantılarında çok sık faizin yüksekliğinden söz ederim.
Her şeye kadir bu saraydaki zat; faizden o da şikâyet ediyor.
Sen niye şikâyet ediyorsun?
Yükselten zaten sensin, faizi ödeyen de sensin.
Sanki CHP iktidarda, o faizden şikâyet ediyor.
Biliyorum bu faizlerin ödenmesinden de sonuçta diyecekler ki, kesinlikle bundan CHP sorumludur diye.
15 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, 15 yıl!

Açıklama yapıyor gazetecilere;
“faiz meselesinde devlet bankaları ve danışmanlarımla bir çalışma yaptık”
günaydın,
15 yıl sonra bir çalışma yapıyorlar.

“O çalışmanın ardından Sayın Başbakan da bir çalışma yaptı ve arkadaşlarımıza bir süre verdi.
Onlar bir çalışma yapacaklar, akabinde de benim başkanlığımda bu konuyu müzakere etmek üzere tekrar bir araya geleceğiz…” Gelin bakalım. “Çünkü faiz meselesinde, tabii bazı arkadaşlarımızla tam anlamıyla uyumlu da sayılmayız.” Yani aralarında uyum yok, bunu da itiraf ediyor. “Ama faiz konusuna çözüm de bulmamız lazım. Yüksek faiz uygulamasıyla ülkemizde yatırımı teşvik edemeyiz. Yatırımı teşvik edemediğimiz zaman da istihdamı artıramayız.” İşsizlik zaten bu nedenle var. “En büyük sıkıntı buradan geliyor. Bakıyorsunuz bir banka 2.7 milyar kâr ettiğinden söz ediyor, öbürü şu kadar kâr ettim diyor, hâlbuki kâr dedikleri, faiz sayesinde yaptıkları sömürüden ibaret.” Günaydın Recep Bey, sömürünün yeni farkına varmış oluyor. “Hiç birisi biz yatırımcıyı teşvik edelim de, sürümden kazanalım derdinde değil. Bu ülkede yatırıma destek de elimizdeki bu imkânları onlarla paylaşmak suretiyle ülkenin kalkınmasına yardımcı olalım diye bir dertleri yok. Bu finans sektörü işte böyle…” diye devam edip gidiyor.

Her sefer söyledim, vatandaşın kahvedeki söylediği söz Tayyip Bey’le ilgili faizci Tayyip,
evet faizci Tayyip.
Niye faizci Tayyip diyor, haklı mı?
Haklı tabii, haklı!
Son 15 yılda
bir grup yabancıya, yurtdışındaki yabancıya Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ödediği faiz 149 Milyar Dolar.

Şimdi soruyorum,
149 Milyar Doları sanayiciye mi verdiniz,
çiftçiye mi verdiniz,
emekliye mi verdiniz,
memura mı verdiniz,
işsizlik olmasın diye yatırım mı yaptınız?
149 Milyar Doları yurtdışındaki bir grup tefeciye veriyorsunuz.
Vatandaş tefeci Tayyip demekte haksız mı?
Haklı.
149 Milyar, az buz bir para değil.

Bu dışarıya ödediği,
bir de borçlandığı için devlet oraya ödediği faizler var yurtiçinde.
O ne kadar?
689 Milyar lira,
eski parayla 689 Katrilyon lira.
Kime ödüyorsun sen bu parayı?
İşçiye mi ödedin?
Yok.
Memura mı ödedin?
Yok.
Çiftçiye mi ödedin?
Yok.
Esnafa mı ödedin?
Yok.
Sanayiciye mi ödedin?
Yok.
Kime ödedin? Bir grup tefeciye ödedi.
O nedenle sana tefeci Tayyip diyorlar, bir grup tefeciye ödedin.
Şimdi kalkıyorsun, ben sık sık dile getirdiğim için, biz de faizden şikâyetçiyiz.
Şikâyetçi olmayacaksın kardeşim, çözüm bulacaksın çözüm!
Çözmüyorsan oradan ayrılacaksın.

Türkiye’nin her sorunu çözülür.
Faiz sorununu çözebilirler mi?
Çözemezler.
Niye çözemezler?
Çünkü yakayı tefeciye kaptırmışlar.
Tefeci hangi faizi isterse onu uyguluyorlar.
İstersen diyor faizi düşür, doları getirmem diyor; faizi düşür, parayı getirmem diyor. Faizi benim istediğim noktaya getir, parayı getireyim diyor. Yani yakayı tefeciye kaptırmış vaziyetteler.

Bu millete sözüm söz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Türkiye Cumhuriyeti Devletini faizcilerden kurtarmak bizim boynumuzun borcudur, bunu yapacağız.
7 Mart 2018
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 09 Mayıs 2018, 10:45:59
https://youtu.be/SqHmYauJXA8

Paranızı kim basıyorsa gerçek devlet O dur !..

https://youtu.be/QsUFhlcxGyU

Devleti HADIM eden sistem: BDPS ve KRS


UFUK HATTI PROGRAMI

1 Değersayım (paradigma) üzerine
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-1-bolum.html

https://youtu.be/0UWie6jKWWU

* * *

2 Temel Ekonomik Kavramlar
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-2-bolum.html

https://youtu.be/gZ35Nlw9CxE


* * *
 

3 BDPS KRS
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-3-bolum.html

https://youtu.be/eMo_8DbALik


* * *

4 Faiz ve faizin yıkıcı etkileriS
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-4-bolum.html

https://www.youtube.com/watch?v=VTr6Z-jdhuY

https://www.youtube.com/watch?v=2fRAbhMGZ70


* * *

5 Faiz Tuzağı iç dış borçlar

https://www.youtube.com/watch?v=fMjNq015snA

https://www.youtube.com/watch?v=vOW0BsOiFng

https://www.youtube.com/watch?v=5Qp4gFjvZVk

https://www.youtube.com/watch?v=tqZbi4O6b3w

https://www.youtube.com/watch?v=HsvbtHM0QfA

https://www.youtube.com/watch?v=AmldHyq-3UA


* * *


6 BDPS/KRS üzerine kurulu Küresel Finans Kapital Sistemi
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-6-bolum.html

https://www.youtube.com/watch?v=q4NR6Q3rdY4

https://www.youtube.com/watch?v=Xy1BC5_ivCA

https://www.youtube.com/watch?v=Q_4fJqLvwFI


* * *

7 Altın üzerindeki Oyun
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-7-bolum.html


https://www.youtube.com/watch?v=KE-DokE0aI8

https://www.youtube.com/watch?v=TIxn0aqgAIE


* * *

8 “Devlet” konusu “Üç Mesele”
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-8-bolum.html


https://www.youtube.com/watch?v=jJcLRIv72rc


https://www.youtube.com/watch?v=83-X3FyNTbg


https://www.youtube.com/watch?v=iahPLjd6uOI


* * *

9 Devlet olmanın gereği olan iki önemli esas, para ve ordu
http://ufukhatti.com/diger-kategoriler/ekonomi/ufuk-hatti-9-bolum.html


https://www.youtube.com/watch?v=AEi01no1ZBk


* * *

10 Medeniyet
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-10-bolum.html

https://www.youtube.com/watch?v=CVbQbrdJI-s


* * *

11 TÜM ÖZET
http://ufukhatti.com/genel/ufuk-hatti-11-bolum-tum-ozet.html


https://www.youtube.com/watch?v=ERtCM3V3Aqo
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 15 Mayıs 2018, 01:55:28
Rahmi KOÇ: "CFR'yi sonunda KURDUK"
AKP sözde Faiz Lobisi'ni arıyor.

https://youtu.be/M1EhN6K-ylw

CFR'nin Türkiye Bürosunun Kurulmasında İsmi Geçenler

ABDULLAH GÜL, RECEP TAYİP ERDOĞAN, AHMET DAVUTOĞLU, ZAFER ÇAĞLAYAN, ALİ BABACAN,


CFR, Siyonizm'in dünya hâkimiyeti için çalışmaktaydı!
American Airlines, American Express, BMW of North America, Chevron Citibank, Coca-Cola, Ford Motor Company, General Electric, General Motors, Hilton Hotels, IBM Corporation, J. P. Morgan &Co., Mitsubishi, New York Times, Pepsi Co, Phillips Petroleum, Siemens Corporation, Sony Corporation ve Toyota Motor Corporation gibi binlerce marka ve şirketin üye olduğu CFR, New York'ta 29 Temmuz 1921'de kurulmuştu. CFR, Piramit, Süleyman mabedi, tek hükümetli dünya, Sion'un oğullarının vaat edilmiş birleşik krallığı, evrensel kardeşlik gibi fikirleri savunan gizli cemiyetlerin bu ideolojisini ilk harekete resmi olarak geçiren kuruluştu. Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin Türkiye ayağı olan Global İlişkiler Forumu'nun (GİF) Başkanı Rahmi Koç, konuşmasında ünlü Siyonist yapılanmanın Türkiye ayağını oluştururken aldıkları yardımı ise şöyle açıklıyordu; "GIF'i kurmadan evvel, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ile konuyu görüştük ve öncelikle onların icazetlerini aldık."
Yahudi ve dönmelerle birlikte dindar muhafazakârlar da CFR listesinde yer almıştı!
Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakâr isimler de oldukça dikkat çekiyordu. ÜLKER markalarının bağlı olduğu Yıldız Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker ile yine Yıldız Holding'in Başkan Yardımcısı Ali Ülker'in de aralarında bulunduğu Cemaat ve Hükümete yakın çok sayıda muhafazakâr (!) isim listede yerlerini alıyordu. Council on Foreign Relations, CFR -- Dış İlişkiler Konseyi'nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey'in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunuyordu. Doğan Holding adına Hanzade Doğan Boyner, Eczacıbaşı Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Coca Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su Muhtar Kent, Profilo'dan Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kamhi, UEFA Başkan Yardımcısı Şenes Erzik, Alarko Şirketler Topluluğu'ndan Leyla Alaton, Odaları ve Borsalar Birliği'nden Rifat Hisarcıklıoğlu, Tekfen Holding'den Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker, Yılmaz Büyükerşen, Tarhan Erdem, Ayşe Kulin, İlber Ortaylı, Altan Öymen ve Gazeteci Yazar Sami Kohen de CFR'nin listesinde arzı endam ediyordu.
Dünyayı ekonomik ve siyasal açıdan yönetmek için kurulan ve Siyonizm'in hizmetinde olan CFR'nin Türkiye'deki faaliyetini afişe eden Milli Gazete, CFR'nin Türkiye kolu Global İlişkiler Forumu merkezinin yerini fotoğraflamıştı. Türkiye'nin ekonomik açıdan ABD'ye bağımlılığı için çalışan "CFR Turkey"in kurucuları arasında yer alan isimler in çoğu Milli Görüş ve Erbakan gıcıklığından tanıdık insanlardı. Daha da ilginç olan bir diğer husus da Global İlişkiler Forumu ile İsrail Başkonsolosluğu'nun aynı çatı altında bulunmasıydı. Dünyanın en derin yapılanmalarından biri olan CFR, (Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi) hızla büyüyerek Türkiye'de de kurulmayı başarmıştı. Bir dönem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da konuk olduğu CFR adlı kuruluş, dünyayı yönetme arzusundaki Siyonizm'in gözle görülebilir en önemli yapılarındandı.
"Refah Partisi ikiye bölünsün, üçe bölünsün, ezilsin" diyenler CFR'ci çıkmıştı!
Council on Foreign Relations, CFR -- Dış İlişkiler Konseyi'nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey'in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunmaktaydı. Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakâr isimler arasında din düşmanlığıyla tanınan eski Kültür Bakanı Talat S. Halman da bu isimler arasında yer almaktaydı. Talat Halman, bir zamanlar "Refah Partisi ikiye bölünsün, üçe bölünsün, ezilsin, yok edilsin, moleküllere ayrılsın" diyecek kadar arsızlaşıp azgınlaşmıştı.

http://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/diyarbakir-bulusmasi-ve-hukumet-cemaat-kapismasi


CFR Turkey Kuruldu
Kasım 2013

Dünyanın en etkin ve en karanlık yapılanmasının Türkiye ayağı kuruldu. 

Dünyanın en derin yapılanmasının Türkiye ayağına Başbakan Erdoğan neden icazet verdi? Ünlü Siyonist lobi CFR’nin Türkiye örgütlenmesinde ki muhafazakar isimler kimler? David Rockfellerin kurucusu olduğu Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin merkezinde konuşma yapan, ödül alan ve iyi ilişkiler kuran Başbakan Erdoğan bu kurumun Siyonizm’in en güçlü savunucusu olduğunu bilmiyor mu? İşte bütün yönleri ile CFR Turkey dosyası.

Siyonizm’in en güçlü lobisi ve derin yapılanması olan Council on Foreign Relations (CFR) Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı da kuruldu. Yapı Kredi Plaza D Blok’ta faaliyetlerini sürdüren bu kurum, Türkiye’de Global İlişkiler Forumu (GİF) adı ile örgütleniyor. GİF, CFR’ın “Konseyler Konseyi” olarak nitelendirdiği yapılanmanın Türkiye ayağıdır. CFR Turkey olarak tanımlanıyor. Global İlişkiler Forumu (GİF) 285 kişilik oldukça kapsamlı bir üye listesine sahip.

Dünyanın En Etkili ve Derin Masonik Yapılanması

Bir dönem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da konuk olduğu Councel of foreign Relations (CFR) adlı kuruluş, ABD merkezli ve dünya egemenliğini amaçlayan üst düzey elitlerin üye olduğu küresel bir masonik kuruluştur. Dünyanın en zengin ailelerinin üye olduğu CFR, dünyayı yönetme arzusundaki Siyonizm’in gözle görülebilir en önemli yapılanmalarından biridir.

“Tanrı’ya ve moral değerlere ihtiyacımız yok”

Ünlü araştırmacı yazar William Blase, CFR’yi şöyle anlatmıştı; “CFR, Amerika Birleşik Devletleri’nin Yönetici Eliti’nin promosyon koludur. En etkili politikacılar, akademisyenler ve medya şahsiyetleri buraya üyedirler. Roosevelt döneminde CFR, Amerikan siyasi hayatını ele geçirdi. CIA kuruluşundan beri neredeyse hep CFR kontrolü altında olmuştur. CFR, yüzlerce programın sponsorluğunu yapmaktadır. Medyadaki, eğitim ve eğlence alanındaki CFR üyeleri, “hümanizm” ve dünya kardeşliği propagandalarını yayıyorlar. Bir dünya hükümeti altında hepimiz barış içinde yaşamalıyız ve milliyetler ve vatanperverlik gibi bencil şeyleri de unutmalıyız. Kendi sorunlarımızı çözebiliriz. Tanrıya veya moral değerlere ihtiyacımız yok.”

Siyonizm’in Dünya Hakimiyeti İçin Çalışıyorlar

American Airlines, American Express, BMW of North America, Chevron Citibank, Coca-Cola, Ford Motor Company, General Electric, General Motors, Hilton Hotels, IBM Corporation, J. P. Morgan &Co., Mitsubishi, New York Times, Pepsi Co, Phillips Petroleum, Siemens Corporation, Sony Corporation ve Toyota Motor Corporation gibi binlerce marka ve şirketin üye olduğu CFR, New York’ta 29 Temmuz 1921’de kuruldu. CFR, Piramit, Süleyman mabedi, tek hükümetli dünya, Sion’un oğullarının vaat edilmiş birleşik krallığı, evrensel kardeşlik gibi fikirleri savunan gizli cemiyetlerin bu ideolojisini ilk harekete resmi olarak geçiren kuruluş oldu.

CFR’nin Türkiye Ayağı da Kuruldu

Siyonizm’in en güçlü lobisi ve derin yapılanması olan Council on Foreign Relations, CFR – Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı da kuruldu. Yapı Kredi Plaza D Blok’da faaliyetlerini sürdüren bu kurum Türkiye’de Global İlişkiler Forumu (GİF) adı ile örgütleniyor. GİF, CFR’ın “Konseyler Konseyi” olarak nitelendirdiği yapılanmanın Türkiye ayağıdır. CFR Turkey olarak tanımlanıyor. 285 kişilik oldukça kapsamlı bir üye listesine sahip olan Global İlişkiler Forumu’nun (GİF) başında da Rahmi Koç bulunuyor.

Hepsi Bir Arada

Council on Foreign Relations, CFR – Dış İlişkiler Konseyi’nin Türkiye ayağı olan CFR Turkey’in 285 isimden oluşan listesinde ise oldukça şaşırtıcı isimler bulunuyor. Doğan Holding adına Hanzade Doğan Boyner, Eczacıbaşı Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Coca Cola Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Muhtar Kent, Profilo’dan Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Kamhi, UEFA Başkan Yardımcısı Şenes Erzik, Alarko Şirketler Topluluğu’ndan Leyla Alaton, Odaları ve Borsalar Birliği’nden Rifat Hisarcıklıoğlu, Tekfen Holding’den Yönetim Kurulu Başkanı Feyyaz Berker, Yılmaz Büyükerşen, Tarhan Erdem, Ayşe Kulin, İlber Ortaylı, Altan Öymen ve Gazeteci Yazar Sami Kohen de CFR’nin listesinde arzı endam eyliyorlar.

Muhafazakarlar da CFR’de

Dünyanın en derin ve en etkili Siyonist yapılanmasının Türkiye ayağındaki muhafazakar isimler de oldukça dikkat çekici. ÜLKER markalarının bağlı olduğu Yıldız Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker ile yine Yıldız Holding’in Başkan Yardımcısı Ali Ülker’in de aralarında bulunduğu çok sayıda muhafazakar (!) isim listede yerlerini almış durumda. 285 kişilik CFR Turkey listesinde yer alan bazı isimler ise şöyle; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü Ahmet Acar, Kadir Has Üniversitesi Rektörü Mustafa Aydın, Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Osman Boyner, Eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, Sabancı Holding’den çok sayıda isim, Türk Hava Yolları Eski Başkanı Cem Kozlu, Kale Grubu Şirketleri CEO’su Zeynep Bodur Okyay, ENKA Yönetim Kurulu Başkanı Agah Mehmet Tara, Kültür Eski Bakanı Talat S. Halman, Çelebi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Canan Çelebioğlu Tokgöz ve Emre Gönensay ile Nilüfer Göle.

Planlı-Programlı Hareket

CFR Turkey’in Başkanlığını yürüten Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un CFR Turkey’in açılışında yaptığı konuşma ise çok önemli bir detaya işaret ediyor. Konuşması şöyleydi; “Yaklaşık on iki senedir Council on Foreign Relations Uluslararası Danışma Kurulu’nda yer almaktayım. Biz de Türkiye’de kısa, orta, uzun vadede faydalı olacağına inandığımız bu kuruluşu, bazı yakın arkadaşlar ile görüşüp hayata geçirmeye karar verdik. Yaşamın her kademesinden, çeşitli alanlardan seçtiğimiz arkadaşlarla Global İlişkiler Forumu’nu kurduk. Böyle bir kurumun yurtiçi ve yurtdışında saygınlık kazanması için planlı, programlı ve sabırlı bir şekilde hareket etmekteyiz.”

CFR Turkey’e Cumhurbaşkanı Ve Başbakan İcazet Vermiş

Councel of foreign Relations CFR yani Dış İlişkiler Konseyinin Türkiye ayağı olan Global İlişkiler Forumu’nun(GİF) Başkanı Rahmi Koç, konuşmasında ünlü Siyonist yapılanmanın Türkiye ayağını oluştururken aldıkları yardımı ise şöyle açıklıyor; “GIF’i kurmadan evvel, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ile konuyu görüştük ve öncelikle onların icazetlerini aldık.”

Milli Gazete
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 17 Mayıs 2018, 06:28:48
(https://s20.postimg.cc/m1h3o7s4t/erdogan_teslim_oldu.jpg) (https://postimages.cc/)

ELBET DE YARGILANACAKSINIZ!!..
Yeni bir Duyun- i Umumiye
geliyor diyorduk tınlayan olmadı.
Soner Yalçın durumu ÖZETLEMİŞ


Erdoğan teslim oldu
1920'de Londra merkez­li Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü -Chatham House- Rothschild parasıyla kuruldu...

Tespit 1)

İsrail Gazze şeridinde yine katliam yaptı.

Tespit 2)

Erdoğan İngiltere'de -son dönemde Avrupa'da görmedi­ği- ilgiyle ağırlandı:

– Prens Charles ile görüş­tü.
– Başbakan Theresa May ile görüştü.
– Kraliçe II. Elizabeth ile görüştü.
– İngiliz medyasına röportaj­lar verdi.
– Chatham House'da konuşma yaptı.

İnsan ister istemez soruyor: Neler oluyor?

Yazıma başlayabilirim:

Almanya/Frankfurt köken­li Yahudi Rothschild ailesi­nin adını duymayan yoktur!
Dünya finans piyasasının bir numaralı ismidir…

Amschel Moses Rothsc­hild (1710-1755) ipek ticareti yapıyordu.
Küçük dükkanı vardı.
Çiçek hastalığından ölünce, -haham olarak yetişti­rilmek üzere Yeshiva'ya gön­derilen- dördüncü oğlu Mayer Amschel Rothschild (1744- 1812) okulu bıraktı.
Ve baba mesleğini büyütüp, bankerlik yaparak Rothschild ailesini uluslararası hanedan yaptı.

Beş oğlu vardı;
her birinin Londra, Paris, Berlin, Viyana, Napoli'de bankerlik yapmasını sağladı.

Merkez Londra oldu.
Başında Nathan Mayer Rothschild (1777-1836) vardı.
Üçüncü çocuk olmasına rağmen –beş yılda serveti iki bin beş yüz katına çıkardığı için- hanedanlığın başına geçti.

Fakat…

İddialara göre din değiştir­mek isteyince aile tarafın­dan zehirlenerek öldürüldü!

Hanedanlığın liderliğini en küçük kardeş -Paris şubesinin başında bulunan- James Ma­yer Rothschild (1792-1868) devraldı.

Rothschildler servet bölün­mesin diye hep aile içi evlilik yaptı.
James Mayer de, -Viya­na şubesinin başındaki- ağa­beyi Salomon Mayer'in kızı Betty ile evlendi.

Nihayet yazının ana konusunu oluşturan kişiye geldik:

Bu evlilikten doğan Ed­mond Rothschild (1845- 1935)…

İbranice adıyla, Benjamin

“İLERİYİ GÖREN KAHİN”

Tarih: 6 Nisan 1954.

Dünyanın en tanınmış mezarlığı Paris Pere Lacha­ise'deki Edmond Rothsc­hild'in (ve eşinin) mezarı yıl­lar sonra, İsrail görevliler tarafından Hayfa'ya götü­rüldü.
Devlet töreniyle Kay­serya yakınındaki Um el Alaq (Ramat Hanadiv) tepesi­ne defnedildi.
Niye?

Çünkü o, “Avi Hayis­huv”/ “Yerleşimin Baba­sı” idi!

Yıl, 1882…

Kudüs sancağı, Osman­lı'nın yarı özerk idari bölge­siydi.
Yaklaşık 23 bin Yahu­di, 300 bin Arap yaşıyordu!

Yahudiler yoksuldu.
Diğer ülkelerdeki Yahudilerin gön­derdiği “çaluka” (sadaka) ile geçiniyordu.
Bağışçılar arasında Edmond Rothschild de vardı.

1878'de kurulan ilk yerleşim yeri -“Umudun Açılışı” – Petah Tikva'ya parasal yardımda bulunmuştu.
Bunun sonuç getirmeyeceğini öngördü.
Artık para-altın vermeyecek­ti.
Toprak alacaktı; ve bu toprak işlenecekti!
Bunun için tarım uzmanları gönderecek; tarım okulu açacaktı.
Üretim olmadan vatan olmazdı!

İlk 4 bin dönümlük ara­ziyi, 1883'ün sonunda sahil şeridindeki Tel Aviv yakınla­rındaki Rishon LeZion'da aldı.
Ness Ziona, Rehovot, Mazkeret Batya'yı da alarak toplamda 125 bin dö­nüm toprağa sahip oldu.
52 yerleşim kurdu. (Onca tersliğe rağmen İsrail tarımı için yaptıkları ayrı yazı konu­sudur.)

CHATHAM HOUSE

Edmont Rothschild…

II. Abdülhamit'ten izin alarak;
Yerel yöneticilere rüşvet dağıtarak;
Arap toprak sahiplerini paraya boğarak;
İsrail'in kuruluşuna ilk harcı koydu!

Mesele toprak almakla sınırlı değildi.
Ülkelerden 500 bin Yahudi'yi bu topraklara taşıdı.
Güya Osmanlı Filistin'e büyük çapta Yahudi göçüne izin vermiyordu!
Rothschild parası her kapıyı açtı.

Keza…

– Arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtan kimdi?

– Filistin'i uluslararası yö­netime bırakmak isteyen 1916'daki Sykes-Picot Ant­laşması'nın perde arkasında kim vardı?

– Filistin'de Yahudi Devle­ti'nin kurulmasının ilk girişimi olan 1917'deki Balfour Deklarasyonu kim hazırladı? (İngiliz dışişleri bakanıArthur Balfour deklarayonu Filistin'i işgal etmeden önce ilk Rothsc­hild'e sundu!)

– I. Dünya Savaşı'nı bitiren 1919 Paris Barış Görüşme­sinde kazananların -İngiliz Lloyd George, Amerikalı Wilson, Fransız Clemen­ceau'nun- danışmanlarının Rothschild'e yakın Yahudiler olması tesadüf mü? Zaten ev sahibi Edmond Rothschild idi!

İlişki şaşırtıcı değildi; -bu­gün olduğu gibi- İngiliz ve Amerikan merkez bankaları Rothschild kontrolündeydi!

Türkiye'de deniyor ki; Gazze'deki vahşete Araplar niye sesini çıkarmıyor?
Ro­thschild'in “gölgesi” Dünya Siyonist Teşkilatı Başkanı Chaim Weizmann ile Hicaz Kralı'nın oğlu Emir Faysal, 3 Ocak 1919'da Paris'te anlaştı: İmza edilen anlaşma bugünkü İsrail sınırlarıdır!

Kimin eli kimin cebinde!

Paris Barış Görüşmesi sürerken Majestic Otel'de 30 Mayıs 1919'da “raund table”/ yuvarlak masa toplantısı yapıldı.
Katılanlar;
John D. Rockefeller,
John P. Morgan,
Andrew Carnegie,
Cecil Rho­des ve
Edmond Rothschild idi.
Dünya derin devletinin “polit­bürosu!” Ve…

1920'de Londra merkez­li Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü -Chatham House- Rothschild parasıyla kuruldu. (Bugün yönetiminde­ Evelyn Rothschild ve Lynn Rothschild var!)

Peki:
“Bayram değil seyran değil; İngilizler Erdoğan'ı niye öptü?”
Bence…
Ekonomiyle sıkıştırılan Erdo­ğan, 2002 ayarlarına dön­dü; teslim oldu?
Bilinir ki:
II. Abdülha­mit' i Duyun- i Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) ile “esir” aldılar!

Soner Yalçın
https://odatv.com/erdogan-teslim-oldu-17051805.html
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 20 Mayıs 2018, 00:09:24
1 $ = 7 TL’ye (yani ‘İÇ SAVAŞ’a) RAZIMISINIZ?
Onların KURALLARI ile bu oyun BOZULAMAZ!!
Çözüm için RADİKAL kurallar ŞART

https://www.youtube.com/watch?v=po0Tm8Fdoqo

Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 21 Mayıs 2018, 19:13:45
Türkiye'nin iflası başladı

(https://s20.postimg.cc/yxetfoc59/turkiyenin-iflasi-basladi-21051832_m2.jpg) (https://postimages.cc/)

https://odatv.com/turkiyenin-iflasi-basladi-21051832.html
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 24 Mayıs 2018, 23:46:36
Sahte Cennetlerde yaşayanlar..
Duyun-u Umumiye böyle bir şey işte.
Duyun-u Umumiye Uzanan Yol
OSMANLI BATARKEN NE YAPTIYSA AKP DE AYNISINI YAPIYOR!
Termometreye Bakıyormuyuz

https://youtu.be/a2WghUmz3xM


DUYUN-U UMUMİYE BÖYLE BİR ŞEY İŞTE!

Detaylarını bilmesek de hepimizin aklında kalan, Duyun-u Umumiye’nin çok kötü bir şey olduğudur.

Pekiyi nedir Duyun-u Umumiye?

Hatırlatalım.


Batı iki sanayi devrimini tamamlayıp mal ve hizmet üretimini artırınca gözünü doğal olarak Osmanlı pazarlarına dikmişti. Osmanlı toprakları aynı zamanda enerji kaynakları açısından da çok büyük önem arz ediyordu. Merkezde güçlü, birlik ve beraberlik içerisinde olan bir Osmanlı Devleti onların işine gelmiyordu.

Yeni bir ekonomi politik tasarımın gerçekleştirilebilmesi için Osmanlı’nın ya tamamen kontrol altına alınması ya da çökertilmesi gerekiyordu. Bu süreç içerisinde Osmanlının üç safhada çökertildiğini görüyoruz. Bu safhaları ana hatları ile şu şekilde ifade edebiliriz; Osmanlı’nın borçlandırılması, Osmanlı’yı Osmanlı yapan kadroların tasfiye edilmesi ve son olarak da Osmanlı’nın savaşa sokulması. Nitekim savaşın sonunda Osmanlı tamamen yok edilmiş oldu.

Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşları, Osmanlı Maliyesi üzerinde yıkıcı bir etki yapmıştı. Yüce Osmanlı Devleti Kırım Savaşı’na Paris ve Londra borsalarından edinilen borç parayla girmişti. Borçlanma zamanla öyle bir arttı ki artık Osmanlı Hükümetleri ödeme gücünün olup olmadığına dahi bakmıyordu. Borçlanabilmeyi, diğer bir ifade ile borç yönetimini başarı olarak görüyordu. Bu durum borç verenlerin de işine geliyordu. Çünkü Osmanlı hem yeni bir “gelişmekte olan pazar” idi hem de sanayi devrimlerinin birikimi olan tasarruflar bir şekilde değerlendiriliyordu. Bu ‘tasarruflar’, yüksek faiz ödemeleri ile Osmanlı’ya borç olarak transfer ediliyordu.

1875 yılına gelindiğinde Yüce Osmanlı Devletinin dış borcu 200 milyon sterline ulaşmıştı. Bu borcu kısa zamanda ödeyecek imkânı yoktu. 1876 Mart ayında ise Osmanlı, devasa dış borçlarını kendi takvimine göre ödeyeceğini açıkladı ve buna göre düzenlemelere başladı. Ancak bunu beğenmeyen dış mihraklar Osmanlı’ya gereken dersi vermekte gecikmediler.

Önce borçlanmak zorunda bırakılan Osmanlı, ardından borç-faiz mikrobu ile “hasta adam” haline getirilmişti. Daha sonra kontrollü olarak tasfiye sürecine sokulmuştu. Bu tasfiye sürecini yönetenler, kaynak ve destek bulmakta zorluk çekmediler. Çünkü, Osmanlı üzerinde her yabancı kesimin kendine göre hesapları ve idealleri vardı.

İşte bu işlemlerin denetimi ile görevlendirilen kuruluşa Düyun-u Umumiye yani “Osmanlı Kamu Borçları İdaresi” adı verilmiştir. Görünürde Osmanlı Maliye Bakanlığı’na bağlı olan Düyun-u Umumiye gerçekte ondan bağımsız bir kuruluş olarak çalışmaktaydı. Çünkü Düyun-u Umumiye’nin yönetici kadrosu alacaklı ülkelerdeki hissedarlar tarafından seçiliyor ve onlara karşı sorumlu bulunuyordu. 1881’de Düyun-u Umumiye’nin 300’ü aşkın alacaklısı vardı.

1911’e gelindiğinde Düyun-u Umumiye’nin görevli kadrosu 8931 kişiyi bulmuştu ki Osmanlı Maliye Bakanlığı’nda bu kadar memur yoktu. Dahası bu kuruluş, Devletin siyasal, toplumsal ve iktisadi hayatında büyük nüfuz sahibi olacak kadar güçlenmişti. O kadar ki, artık Düyun-u Umumiye kefil olmazsa, Osmanlı kolay kolay yabancılardan yeni borç dahi alamıyordu.

Neticede Osmanlının pazarları, borçlandırılarak kontrol altına alınmıştır. Bir ülkede pazarların kontrol edilmesi demek, bütün ülkedeki mal ve hizmet üretiminin kontrol edilmesi demektir. Diğer bir ifade ile, ülkede yaşayan herkesin yaşam standartlarının kontrol altına alınması demektir.

Tabi iş bununla da kalmamış ve paralel bir süreç olan ‘kadroların tasfiyesi’ de gerçekleştirilmiştir. Kadroların tasfiye edilmesi operasyonu birçok şekilde olabilir. Bu süreçte hemen hemen her şeklin kullanıldığına şahit oluyoruz.

Batılılaşma, taklitçilik, yabancılaşma ve ahlaksızlık ile bu süreç takviye edilmiştir. İdari kadrolar kendi özlerinden koparılarak yabancılara hizmet eder hale getirilmiştir.

Emanet ile ehliyet arasındaki bağ neredeyse tamamen koparılmıştır. Devlete, millete hizmet makamları ‘emanet’ makamlardır. Makamlar kalıcı, hizmetkârları ise geçicidir. Bundan dolayı da bu makamlar, hizmet edecek kişiler için emanettirler. Ancak emanetin ehil insanların elinde olması şarttır. Bu dönemde yaşanan yoğun kadro hareketleri neticesinde, ehliyetin yerini ‘sahibine, kavmine veya lobisine liyakat’ almıştır. Bu da bir devletin kıyameti için yeterli bir gerekçe oluşturmaktadır.

1914 yılında hiç lüzumu yokken Yüce Osmanlı Devleti İttihat ve Terakki kumpasında Birinci Dünya Harbine sokuldu. Harbin sonunda müttefikleri ile birlikte yenik düşen Osmanlı bu sefer Sevr Entrikalarıyla boğulmaya çalışılmıştır.

Şimdi buraya kadarlık kısmı bir özetleyelim.

Osmanlı borçlandırıldı. Borç para ya da günümüz ifadesiyle sıcak para gelecek diye her şey mübah (yapılabilir, uygun) görüldü.
Alacaklılar devletin gelirlerine el koydu.
Kötü gidişata direnebilecek kadrolar tasfiye edildi.
Bir oldubitti ile harbe sokuldu.
Parçalandı, yok edildi.
Şimdi günümüze baktığımızda, sonuçlardan hareketle, bu senaryonun nicelik olarak farklı ama nitelik olarak aynı olduğunu söyleyebiliriz. İsterseniz gelin birlikte bakalım.

Günümüzde de ülkemiz borçlandırıldı ve hala da inanılmaz bir şekilde borçlandırılıyor. Mevcut sistem Borca Dayalı Para Sistemidir ve bu şekliyle borçlanma sistemleştirildi. Borçlar çeşitli finansal aracı kurumlar vasıtasıyla dünyanın her yerinden alınıyor. Bu işlemler değişik bir jargon ile ifade edildiği için vatandaşlarımız tam olarak ne olduğunu anlayamıyor. Bu konuda iki örnek vereyim.
Hazine sürekli dış borçlanmaya gidiyor. Bunların küçük bir örneği, 29 Nisan 2016 tarihinde (Hazine Müsteşarlığı Basın Duyurusu 2016/60) 1.5 milyar dolarlık Eurobond ihracı ile gerçekleşti. Yani, BNP Paribas, Goldman Sachs ve JP Morgan Securities aracılığıyla 1.5 milyar dolar borç aldık. Faizi %6,625, geri ödeme tarihi 2045. Faiz ödemeleri 6 ayda bir. Daha da açık bir ifade ile, aldığımız 1,5 milyar dolar için 30 yıl boyunca geriye 8milyar 702milyon dolar ödeyeceğiz! Bu şekilde bizden sonraki nesilleri bile borçlandırıyoruz.

Diğer bir örnek, sıcak para için her şeyin mübah görülmesidir. Parası ve ekonomiye katkısı olacak olan insanlara ülkemizde vatandaşlık veriyoruz. Tabi, daha iyi anlaşılabilmesi için, bunu şu şekilde ifade etmemiz lazım. Para karşılığında vatandaşlık satıyoruz. Şimdi bu vatana, uğruna can verenler ile para verenler, herhalde aynı duygu ve düşüncelerle sahip olmayacaktır! Varın gerisini siz düşünün.

Duyun-u Umumiye bazı gelirlere el koyuyordu. Bugün de devletin gelirlerinin önemli bir kısmı alacaklılara gidiyor. Çünkü borç ödüyoruz. Hatta artık o dereceye geldi ki gelirler kaynağında kesiliyor! Bugün, diyelim ki köprü yaptırıyoruz. Köprüyü yapanlar yani sahip olanlar özel şirketlerdir. Geçenden de geçmeyenden de para alıyorlar. Şöyle ki, eğer günlük belli sayıda araç geçip ödemeyi yapmaz ise, eksik kalan ödemeyi devlet yapıyor. O da ya bizim vergilerimiz ile ya da yeni borçlanma ile yapılıyor. Hâlbuki bizim yaptığımız köprülerin ya da yatırımların gelirlerini biz almalıydık. Şimdi alacaklılar o gelirlere kaynağında el koymuş oluyor.
Kadrolar tasfiye ediliyor. Şimdi, yapılanlara ana hatları ile bakalım. Önce, bir siyasi partinin kadroları yerleşiyor. Bu, anlaşılabilir bir yerleştirmedir. Ancak bir müddet sonra, o kadrolar da emanet-ehliyet ilişkisine bakılmaksızın değiştiriliyor.
Daha sonra bir Ergenekon Dosyası oluşturuluyor. Yüzlerce kadro yerinden sökülüp atılıyor. Akabinde Balyoz Dosyası. Daha sonra Paralel Dosyası, arada Pelikan Dosyası ve daha onlarca küçük küçük dosyalar. Sonuçta bunların hepsi ayrı ayrı ‘kadroları tasfiye’ operasyonuna dönüşüyor.

Bu operasyonların hepsi için ayrı ayrı haklı gerekçeler üretebilirsiniz. Zaten o gerekçeleri üretemezseniz bu operasyonları yapamazsınız. Ancak hiçbir gerekçe ifna (yok etme) sebebi olamaz. Bizim inancımızın temelinde ıslah diye bir kavram vardır. Kişiler yanlış yapabilirler ancak o yanlışlarından dolayı kişileri ifna değil ıslah etmeye çalışırız. Allah bile Kur’anı Kerim’de eğer insanların yanlışlarının cezasını hemen verseydim, yeryüzünde insan kalmazdı diye buyuruyor. Bizler de affedici ve ıslah edici olacağız. Ancak süreç böyle yürümüyor!

Harbe sokulmaya çalışılıyoruz. Bunu sanırım artık detaylı izah etmeme bile gerek yoktur. Tabandaki en sadece vatandaş için bile, ülkenin harbe sokulmaya çalışıldığı anlaşılır bir gerçektir.
Harbin neticesinde parçalanıp yok ediliriz. Bunun için de Sevr Anlaşmasını hatırlamamız yeterlidir. Bu yapılanların cümlesini ‘II. Sevr’ başlığı altında izah etmek mümkündür.
İşte size geldiğimiz noktanın özeti.

Bütün bu yapılanlar, belli bir ihanet içerisinde, planlı programlı işlerdir diyemeyiz. Ancak gidişata bakınca, bu benzerlikleri ifade etmek mecburiyetindeyiz. Bir vatansever olarak, bütün bu gelişmelerin aynı zaman dilimi içerisinde rastgele oluştuğuna gönülden inanmak istiyorum ama aklım buna müsaade etmiyor.

Netice olarak, Borca Dayalı Para Sistemi, Duyun-u Umumiye işlevi görüyor. Birlikte olduğumuz küresel finans şirketleri, merkezleri dışarıda olan Duyun-u Umumiye daireleri olmuş oluyor. Borçlanmaya onlar karar veriyorlar ve gelirlerimize el koyuyorlar. Önümüzdeki 30-40 yılı ağır bir şekilde borçlandırıyorlar. Bu toprakların tarihi birikimine ve aziz milletimizin özüne ihanet ediyorlar.

Elimizden geldiği kadar, bütün bunları anlatarak yetkilileri uyarmamız ve bu oyunları bozmamız gerekiyor. Bu makaleyi, bu çabaların küçük bir katkısı olarak dikkatlerinize arz ederim.


Prof. Dr. Mete Gündoğan
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 25 Mayıs 2018, 14:53:44
Herkes kendi CANINI KURTARSIN
dönemine gidiyoruz
Yolun Sonu


https://youtu.be/qFFsKhqHNXg

Prof Mete Gündoğan




Suyumuz Isınıyor. Farklı DÜŞÜN

https://youtu.be/oa_6b4n0WNc
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 08 Haziran 2018, 01:01:59
100 yıl önceki durumun bir benzeri başımıza gelmekte.
Umarım TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜ KORURUZ
Uğur Civelek


Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 18 Haziran 2018, 06:22:44
Merkez Bankası ‘bağımsız’ olmaz.

Fikret Başkaya ile ekonomik kriz üzerine…

Faizin, döviz kurunun ve enflasyonun eş-zamanlı olarak yükselmesi neyin işareti?

Ekonominin temelinin çürük olduğunun işareti?
Artık ekonomi ‘yeni değer’, ‘artı-değer’, ‘fazla değer’ üretemez durumda…
Araç patinaj yapıyor…
Tabii bu üçüyle birlikte yükselen bir üçlü daha var:
İşsizlik, yoksulluk ve doğal çevre tahribatı [ekolojik yıkım] da yükseliyor.


Bu durumun yanlış para politikasının,
Merkez Bankası’nın bağımsız olmamasının sonucu olduğu söyleniyor…
Siz de aynı fikirde misiniz?


Merkez Bankası ‘bağımsız’ olmaz.
Mutlaka bir yere, birilerine bağımlı olması gerekir…
Başına buyruk bir Merkez Bankası olur mu?


Aslında kimse Merkez Bankası’nın
kime,
nereye

bağlı olduğunu söylemeye yanaşmıyor…

Merkez Bankası’nın ‘bağımsızlığı meselesi’ kimin fikriydi?
İMF’nin fikriydi… Emperyalist cephenin fikriydi…

Merkez Bankası bağımsız olmalı derken,
hükümete bağımlı olmaması
ama,
borç verenlere,
küresel finans baronlarına,
küresel tefecilere
bağımlı olması gerektiği söylenmiş oluyor…

Borç verenler kendi durumlarını garantiye almak için, hükümetin bankaya karışmasını,
onu bir ekonomik politika aracı olarak kullanmasını engellemeyi amaçlıyorlar
Onlar için yegane kaygı, verdikleri kredilerin faizlerinin ödenmesinin aksamamasıdır…

Dolasıyla asıl mesele fiyat istikrarı değil,
küresel finans sermayesinin çıkarını güvence altına almaktır…

Bir de “faiz dışı fazla” diye bir şey dayattılar…
Bu ne demek?
Faiz ödemelerini karşılayacak bir kaynağı önceden ayırıp bir yere koyacaksın, sonra işine bakacaksın demek…

Aslında söz konusu olan ‘Duyun-u Umumiye’yi çağrıştırıyordu ama pek sorun eden olmadı
Netice itibariyle asıl mesele fiyat istikrarı değil, faizlerin istikrarlı ödenmesini sağlamaktır
 

Merkez Bankası’nın faizlere müdahalesini Cumhurbaşkanı engellemeseydi dolar kuru yükselmezdi deniyor?

Cumhurbaşkanının her şeye müdahale ederken, Merkez Bankası’na dokunmaması mümkün değildi.
Faiz daha önce artırılsaydı da şeylerin seyrinde fazla bir değişiklik olmazdı
Sadece “düzeltme operasyonu” gecikti…
Bir de spekülatörlerin vurgun yapmasına uygun bir ortam oluştu
Cumhurbaşkanı fiyatlara müdahale edemiyor, faize müdahale edince de işler daha çok sarpa sarıyor
Asıl,
fiyatlar neden yükseliyor,
neden enflasyon yüksek düzeylerde seyrediyor

sorusunu sormazsan,
faizler neden yükseliyor demenin bir anlamı olmaz

“O halde Merkez Bankası bağımsız olursa fiyat istikrarı sağlanır” demenin bir karşılığı yok mu?

Para politikası, ekonomiye müdahale araçlardan sadece biri…
İyi para politikası ” bir başına fiyat istikrarını sağlar” diye bir kural olabilir mi?
Eğer ekonomi ‘değer üremez’ duruma gelmişse ve
ancak borçlanarak, dışardan kredi alarak yol alabiliyorsa,
bu senin borç verenler tarafından rehin alındığın anlamına gelir

Eğer borç almaya devam etmek zorundaysan, faiz oranlarını da yükseltmek zorundasındır…
Aksi halde tekerlek dönmez…
Faiz oranını borç verenleri memnun edecek düzeyin altında tutamazsın…
Her seferinde “faizleri yükselt” şantajıyla karşı karşıya kalırsın.
Yüksek enflasyon, yüksek faiz düzeyi demektir.
Biri yükselirse diğeri de yükselir.
Fiyat artışını, enflasyonist tırmanışı durduramazsan, faizlerin tırmanışını da durduramazsın…

devamı
http://www.gunzileli.com/2018/06/11/fikret-baskaya-ile-ekonomik-kriz-uzerine-teraziyi-degistirme-zamani/
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 25 Haziran 2018, 15:22:26
Türkiye'den Yabancı SERMAYE çıkışı falan YOK..
Peki ne var?

https://www.youtube.com/watch?v=RJf3dpXPliA
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 01 Temmuz 2018, 13:35:13
Dünya KÜRESELCİLER ile SAVAŞTA, TR Küreselcilere SARILIYOR.


https://youtu.be/g3ykfeBZ2-w
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 02 Temmuz 2018, 00:40:02
"Parayı lidyalılar, vergiyi sümerler, verginin vergisini de Türkler buldu!"
VERGİ ödemek için VERGİ ÖDEYEN tek milletiz
ABDESTLİ MÜNAFIKLIK dizisi
Ozan Bingöl


https://youtu.be/3jTqBeu-Gcw
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 09 Aralık 2018, 03:25:10
(https://i.postimg.cc/BQwc5CrX/HY-01.jpg) (https://twitter.com/hyardimcioglu/status/1071493772251418625)

Fiat (iradi) para üretimi devletler eliyle yapılan kalpazanlıktır.
Buna "fiat" para sistemi denir.
1971'den beri sürdürülen bu sistemin çöküşü yaklaştı ve sonu hiç iyi olmayacak.


Önemle dikkatinizi çekeceğim madde;
13- 2017 verilerine göre dünya piyasalarındaki türevler 1.2 katrilyon doların üzerinde.
Türev bir çeşit kontrattır.
Mesela altın ve gümüş kontratları.
(Forum Notu: Recep de bunu YAPMAYA ÇALIŞIYOR)
Elinizdeki REEL değer olan altını alıp paçavra kağıdı vermeye çalışıyor
Ortada gerçek metal olmadığı, sadece ödeme taahhüdü olduğu için bunlara "paper gold" (kağıt altın) ve...

https://twitter.com/hyardimcioglu/status/1071493772251418625


1- Gelin bir düşünce deneyi yapalım:
Diyelim ki piyasada sadece 1 lira var.
Yani hükümet, merkez bankasına 1 liralık tahvil vermiş ve karşılığında bu 1 lira basılıp, piyasaya sürülmüş.
Ama tahvilin bir de faizi vardır.

2- Öyleyse soru şu:
Piyasada sadece 1 lira varken,
bu 1 liranın faizini hükümet hangi parayla ödeyecek???
Diyelim ki faiz de 1 lira olsun (rakamlara takılmayın, basit ve anlaşılır olsun diye “1” diyorum.)

3- Cevap: Faizi ödemek için 1 lira daha basacak
Ama şimdi 2 liranın faiziyle karşı karşıya kaldı ve piyasada sadece 2 lira var.
Öyleyse 2 lira daha basılıp piyasaya sürülmesi gerek.
Bu yapıldı diyelim, bu sefer de 4 lira daha basmak zorundasınız.

4- Bu böyle sürer gider, sürekli faiz ödersiniz.
Bu deneyde sonuç olarak, soru şu:
Bu tür bir sistemin sürdürülebilirliği var mıdır?
Tabii ki yoktur.
Sadece bir süre yaşar ve sonunda hiper enflasyonla son bulur.
Tarihteki bütün örnekleri de böyle olmuştur. İstisnasız!

5- Şu an içinde bulunduğumuz sistemi de korkunç bir son bekliyor.
Fiat (iradi) para sisteminde “paraBORÇ olarak yaratılır.
Bu borç devlet tarafından üstlenilmiş gibi görünür ve adına tahvil denir.
Ve tabii ki bunu ödeyecek olanlar her zaman toplumlardır.

6- Tahvil karşılığı basılıp, piyasaya kredi olarak sürülen fiat para,
her basım işleminde
alım gücünüzü biraz daha kaybetmenize sebep olur (enflasyon).
Tahvil faizleri ise fahiş vergiler olarak karşınıza çıkar.

7- Bir ülkede yaratılan iradi para tabanı,
o toplumun ödeyebileceği sınırı aştıktan sonra
artık öyle bir noktaya gelmiştir ki;
basitçe üç kelimeyle tanımlanabilir:
"Gelecek nesilleri borçlandırmak.”
Peki ne hakla?
Ve şu anda tüm dünyada yapılan budur.

8- Amerikalı ekonomi uzmanı Mike Maloney,
küresel "fiat" para sistemini
"The greatest scam in the history of mankind"
yani
"İnsanlık tarihinin en büyük dolandırıcılığı"
olarak tanımlar.
Öyle büyük ki insanlık tarihinde daha büyüğü olmamıştı.

9- Fiat para sistemi tarihte birçok kez uygulandı
ama şimdi ilk kez küresel boyutta ve sistemin bütün çarkları iç içe geçmiş.
Tarihte
11. y.y.'da Çin'de,
12. y.y.'da Britanya'da,
18. y.y.'da Fransa'da, vs.
çeşitli defalar altın ve gümüş diskalifiye edilerek, fiat para...

10- ...uygulamaları gerçekleştirildi.
Ve hepsi sonunda hiper enflasyon yaşayarak çöktü.
Basılan bütün kağıt paralar pul oldu ve
insanlar bütün varlıklarını kaybettiler.
Bu durum fiat para sisteminin kaçınılmaz sonucudur.
Ama bunların hepsi yereldi.

11- Aynısını bu sefer küresel ölçekte yaşayacağız.
Devrilen bono piyasalarının yarattığı domino etkisiyle;
tüm dünyada,
aynı anda.
Üstelik yakın bir gelecekte.
Bütün balonlar patlayacak ve
uyuyan toplumlar acı içinde uyanacak
ama o gün geldiğinde ellerinden hiçbir şey gelmeyecek.

12- Bunun doğuracağı sonuçları hep birlikte izleyeceğiz.
Tarihin çok önemli bir dönüm noktasındayız.
Mevcut sistem,
geri döndürülebilecek kritik sınırı çoktan aştı.
Çünkü ödenemeyecek kadar borç yaratıldı.
Ayrıca türev balonu, bonolardan daha tehlikeli.


13- 2017 verilerine göre dünya piyasalarındaki türevler 1.2 katrilyon doların üzerinde.
Türev bir çeşit kontrattır.
Mesela altın ve gümüş kontratları.
(Forum Notu: Recep de bunu YAPMAYA ÇALIŞIYOR)
Ortada gerçek metal olmadığı, sadece ödeme taahhüdü olduğu için bunlara "paper gold" (kağıt altın) ve...

14- ..."paper silver" (kağıt gümüş) da diyorlar.
Türetilmiştir.
Bunlar bir örnekti,
bunun gibi milyon çeşit türev kontratı var.
Peki dünyadaki bütün reel varlıkların (evler, arabalar, araziler, fabrikalar, makinalar, üretilmiş mallar ve diğer her şeyin) toplam değeri...

15- ...ne kadar biliyor musunuz?
300 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Türevler ise 1.2 katrilyonun üzerinde,
yani dünyayı dört kere satsanız,
yine de türev kontratlarıyla verilen taahhütleri ödeyemezsiniz.

16- Bono balonunun patlamasıyla yaşanacak bir küresel krizin ikinci aşamasında
devletler piyasaları yaşatmak için daha fazla para basmak zorunda kalacak.
Sonra türev balonunun patlaması benzeri görülmemiş bir hiper enflasyonu tetikleyecek.

17- Geçmiş örneklerinde olduğu gibi.
Ama çok daha büyüğü.
Şu an elinizdeki kağıt paralar tarihe karışacak.
Ve dünya yeni bir para sistemine geçmek zorunda kalacak.

18- Para sistemi konusunda yazdığım daha önceki floodların linkleri:
Para dini – Menatori: https://twitter.com/hyardimcioglu/status/932297605283016706
Para ve Kölelik Sistemi:
Para bir dindir. Tanrısının adı Menat’tır.

(https://i.postimg.cc/rw0GfrTg/HY-02.jpg) (https://twitter.com/hyardimcioglu/status/932297605283016706)

1. Para bir dindir. Tanrısının adı Menat’tır.
Kökeni Taurus takım yıldız sistemidir.
Sembolü boğadır.
Bu dinin adı Menatori’dir.
Adını boğa ile sembolize edilen bir “tanrı” figüründen alır.
O varlık Kuran’da, Necm (yıldız) suresinin 20. ayetinde “Menat” ismiyle anılır.
(Forum Notu: Bunu Şeyhler bilmez.
Bilemiyeceği için değil, TEK KAYNAK'dan BESLENDİKLERİ için
Farklı sözlere KAPALI oldukları ve
Farklı SÖYLEYENLERİ KOVDUKLARI İÇİN
İşlerinin YÖNÜNÜ, YOLUNU; hiç bir şey bilmeyen HANIMLARINA TESLİM ETTİĞİ
kendisine GELEN YOL'un HANIMINDAN GEÇTİĞİNE inandığı İÇİN
nasıl bir inanç ise...)

https://twitter.com/hyardimcioglu/status/932297605283016706


2. Yunan Mitolojisinde ise “Minator” olarak karşımıza çıkar. 
Bugün “Manat” kelimesi birçok dilde para anlamına gelir.
Hatta bazı ülkelerde para birimi olarak hala kullanılmaktadır. İngilizcede “parasal”  anlamına gelen “monetary” kelimesinin gerçek anlamı Menatori dinidir.

(https://i.postimg.cc/7PKgDVYm/HY-03.jpg) (https://pbs.twimg.com/media/DPAwCHvX4AEgLQX.jpg)

(https://i.postimg.cc/MKX1GQnx/HY-04.jpg) (https://pbs.twimg.com/media/DPAwCJRWsAAcJqA.jpg)

3. Buna “Monetary System” denilmiştir.
Bu sistem bugünkü haline gelene kadar üç aşamada kurgulanmıştır.
Bu aşamalar
1913,
1944 ve
1971
yıllarında yaşanan, para tarihinin üç önemli olayıdır.

4. Bunu kurgulayanlar,
her ne kadar çoğu kişiye delice görünse de,
uzak yıldız sistemlerinden geldiğine inanılan ve
mitolojilerde kendilerinden bahsedilen varlıklara inanan bir kitledir.

5. Şimdi size bu flood’da,
farkında bile olmadan
insanların bu dinin birer parçası haline getirildiğinden,
nasıl köleleştirildiğinden,
Menat’a nasıl taptığından
bahsedeceğim.
Okuduklarınız başta şaşırtıcı gelebilir ama gerçekler sarsıcıdır.
Ve gerçek sizi özgür kılar.
Başlayalım:


6. Dünyada 1971 yılından beri para kullanılmıyor.
Evet, doğru okudunuz
Siz sadece elinizdeki kağıtların para olduğuna inandırıldınız ama değil.
Ve tarihin en vahşi kölelik dönemi işte böyle başladı.
Nasıl mı?

7. Para sadece altın ve gümüştür.
Tarih boyunca da böyle olmuştur. Binlerce yıl.
Bugün devam eden kağıt para sisteminin ise ilk temelleri 1789’daki Fransız ihtilalinden sonra, endüstri devrimi ile atıldı.
Yeni başlayan çağaaydınlanma” (Illumination) çağı dendi.

8. İlk zamanlarda herşey güzeldi.
Kıymetli metallere karşılık gelen çekler bankalar tarafından, gerçek para (altın/gümüş) sahiplerine veriliyordu.
Ve bu kağıtlar gerçek bir değeri ifade ediyordu.
Bunu şöyle düşünün:

9. Paltonuzu kuru temizlemeciye götürdünüz.
Kuru temizlemeci bunun karşılığında size bir teslim fişi verdi.
O kağıdı götürüp paltonuzu geri alacaksınız.
Normalde o kağıdın hiçbir değeri yoktur;
değeri olan paltonuzdur.
Eğer palto olmazsa kağıt hiçbir işe yaramaz.

10. Kağıt para da böyledir.
Aslında para değil, gerçek parayı (altını/gümüşü) temsil eden bir fiştir.
Arkasında gerçek para olmadığı sürece hiçbir gerçek değeri yoktur.

11. Bu para sistemi 1913 yılında FED (ABD’deki Merkez Bankası) kurulana kadar güzel bir şekilde devam etti ve ticarete katkı sundu.
Sonra, karşı çıkan tüm ABD siyasetçilere rağmen FED kuruldu.
(Onun hikayesi ayrı bir flood konusu.)

12. FED’i kuranlar özel bankaların sahipleri, yani bugünkü küresel sermaye elitiydi.
Nam-ı diğer “faiz lobisi”.
Ardından kağıt paranın arkasındaki altın oranı 10/6 olarak değiştirildi.
Artık kısmi şekilde “fiat” para sistemine geçilmiş oldu.

13. “Fiat” Latincede “olsun” anlamına gelen bir kelimedir.
Birileri paraya “ol” der ve o da sözde oluverir.
Bunun Türkçe'deki kullanımı ise “iradi para” sistemidir.
Yani
altın ve gümüşe değil,
sadece iradeye dayalı “para”.

14. Bu, menatorların kurguladığı üç aşamanın birincisiydi.
Artık dolar’ı onlar basıyordu.
Birazdan çok enteresan yerlere geleceğiz.
İkinci aşamada ise
dolar’ı dünyanın ortak döviz rezerv birimi haline getirdiler.
Bu 1944’te, 44 ülkenin imza attığı Bretten Woods anlaşmasıyla oldu.

15. Bu anlaşmaya göre
dolar’ın kuru 1 ons altın = 35 dolar olarak sabitlenecek ve
bütün ülkeler
ortak döviz rezerv birimi olarak dolar kullanacak ve
biriktirecekti.

Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz.

(https://i.postimg.cc/w3VhmXYQ/HY-05.jpg) (https://postimg.cc/w3VhmXYQ)

(https://i.postimg.cc/3dfmL3Ry/HY-06.jpg) (https://postimg.cc/3dfmL3Ry)


16. (Not: Bugün ise 1 ons altın = 1300 dolar -19 Kasım 2017-.
Yani dünyada toplumlarının,
1944’ten beri alım güçlerini kaybederek, kaç kat fakirleştiklerini görebilirsiniz.)
Artık dünyanın ortak parasını bu grup basıyordu.

17. 1971’e gelindiğinde,
Başkan Nixon döneminde doların arkasındaki altın oranını sıfıra indirdiler.
Yani
keyfi olarak istedikleri kadar para basabileceklerdi.
Buna “Nixon Shock” dendi.
Bretten Woods anlaşması resmen feshedildi
ama
Bretten Woods sistemi fiili olarak devam etti.

18. Ve hala devam ediyor.
Menatori’nin merkezinde,
Wall Street’te bulunan boğa heykeli,
Samiri’nin altın buzağısının erginliğe ulaşmış halidir.
Bakara suresi, Mısır’dan çıkan İsrailoğullarının, ona nasıl tapındıklarını anlatır.
Tevrat’ta da ondan bahsedilir.

Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz.

(https://i.postimg.cc/62B8WPqJ/HY-07.jpg) (https://postimg.cc/62B8WPqJ)

(https://i.postimg.cc/9zFDsssy/HY-08.jpg) (https://postimg.cc/9zFDsssy)

19. Putlarla ilgili çok sade bir tanımlama yapabiliriz:
Araçlar amaçlara dönüşürse put olur.
O halde;
para sadece bir araçtır ve
eğer para insan için bir amaca dönüşmüşse, artık o kişinin putu olmuştur.
Tıpkı Menat’a tapan Kureyşli müşrikler gibi.

20. Kendilerine
“Masters of the Universe” yani
“kainatın efendileri” diyen okültist bir sermaye eliti,
bu sistemi tüm dünyada tesis ederek
herkesi bu dinin içine sokmayı başardı.
Üstelik kimsenin ruhu bile duymadan.

21. Şimdi gelelim işin en rahatsız edici boyutuna:
Şu an dünyadaki bütün ülkeler
“fiat” yani “iradi para” basıyorlar.
Yani gerçek bir karşılığı olmayan,
sadece iradeye dayalı kağıtlar.

22. Hükümetler “para” basma kararı alıyor ve
merkez bankaları bunu basıp, piyasaya kredi olarak dağıtıyorlar.
Yani sanayiciyi, müteahhidi, işçiyi, kısacası tüm toplumu, olmayan bir şey ile borçlandırıyorlar.


23. Böylece toplumlar,
bu borcu ödemek için çalışıp hükümetlere ve merkez bankalarına köle oluyorlar.
“Böyle bir saçmalık olur mu?” demeyin, oluyor.

24. Neden banka bana borç veriyor, ben bankaya borç vereyim, o benim için çalışsın o halde” diye kimse çıkışmıyor.
Ve tabii her basımda,
enflasyon yüzünden alım gücünüz görünmez bir el tarafından da çalınıyor.

25. “Fiat” yani iradi para sisteminde yapılan şey,
toplumların çalışma hayatını kurnazca organize edip, herkesi köleleştirmektir.
İşin kötü yanı kimse köle olduğunun farkında bile değil.
Bu yüzden köleliğe karşı çıkamıyor bile.

26. Yunan mitolojisindeki Minator efsanesinde,
Minator labirentin içinde olduğu için kimse ona dokunamaz.
Herkes labirette kaybolur.
Theseus ise kaybolmamak için labirentin girişine bir ip bağlar ve
boğa kafalı Minator’u bulup sonunda öldürür.

27. Bu sistem de efsanedeki labirente benziyor.
Öyle karmaşık bağlantılarla tasarlanmış ki
kimse gerçeği göremiyor.
Halbuki
gerçek, insanı özgür kılar.

28. Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde,
Kudüs’teki Süleyman Mabedinin avlusunda,
faizle borç veren din adamlarının tezgahları vardı.
(forum notu: Bu gün de ÖZGÜR OLMA diyen din adamlarının tezgahları var)
İncil’de anlatılan bir hikayeye göre;
İsa, Kudüs’e girdiğinde ilk işi,

29. Mabed’e gidip,
oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu.
Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa’yı yok etmek için yollar aramaya başladılar.

30. Tıpkı
Mekke’de insanları borçlandırarak köleleştiren faiz lobisinin,
faizin yasak olduğunu söyleyen ve kölelik sistemine çomak sokan
Hz. Muhammed’i öldürmek istemeleri gibi.

31. Tezgah ile bank aynı anlamdadır.
Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır.
Yunancada bankaya “trapeza” derler.
Çünkü trapeza, tezgah anlamına gelir.
Türkçede de bazen “banko” olarak kullanılan

32. bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir.
Yani
Hz. İsa, tıpkı hazreti Muhammed gibi, faiz lobisinin tezgahlarını veya
diğer bir deyişle
bankalarını deviriyordu ve
bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı yapıyordu.

33. Bu yüzden bütün peygamberler kölelik sistemlerine karşı savaşmışlardı.
O yüzden onlara ilk uyanlar köleler olmuştu.
Bu sistemin kodlarını ve çok daha fazlasını “Köleler ve Efendiler” kitabında yazdım.
Çözümün ne olduğunu da yazdım.

34. İsteyen ücretsiz olarak da temin edebilir (elektronik kopya). Okuduktan sonra yorum yazarsanız sevinirim. Böylece önlere çıkıp daha geniş kitlelere ulaşabilir. Flood’ı okuduğunuz için teşekkürler.

Köleler ve Efendiler download
Yandex https://yadi.sk/i/zgAMpsK0Rx-sXA
G-drive https://drive.google.com/file/d/1dKrVy7aRkhBNhxrGubTIW5aEYs8w8TXA/view

(https://i.postimg.cc/gkvKm4vL/koleler-ve-efendiler.jpg) (https://yadi.sk/i/zgAMpsK0Rx-sXA)










Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 10 Aralık 2018, 02:54:29
Transkript

1 Hamza Yardımcıoğlu KÖLELER ve EFENDİLER Veritas Vos Liberabit Gerçek Seni Özgür Kılar!

2 ŞİRA YAYINLARI REKLAM VE PRODÜKSİYON HİZ. TİCARET - YILDIRAY YILMAZ Ertem Sokak Nil Apt. No:2 D:3 Gayrettepe-İstanbul Tel: 0 (212) Faks: 0 (212) POSTA ÇEK NO: ISBN: Yayıncı Sertifikası No: GENEL YAYIN YÖNETMENİ: Yıldıray Yılmaz KAPAK TASARIM: Yıldıray Yılmaz DİZGİ: Şira Yayınları BASKI CİLT: 1. BASKI: MAYIS 2017

3 GİRİŞ Dünyada neden savaşların oluğunu ve bu gezegenin, güzelliklerin yanında kötülüklerle de dolu bir sahne olduğunu herkes düşünmüştür; sebebini sorgulamıştır. Aslında cevap basittir. İnsan, gücü ele geçirip hükmetmek ister. Çünkü böylece daha fazlasına sahip olacaktır. Halbuki hiçbir kişinin, diğer bir kişiye hükmetmeye hakkı yoktur.

4 Bu durumda hükmedilen kişi köledir. Köleliğin temel tanımı budur. O takdirde, hükmeden kişi veya kişilere de efendi denir. Gücü elinde bulunduranlar, güçsüz olanlara haksızlık eder. Tarih, bunu defalarca kez kanıtlamıştır. Devletler milletlere, şirketler çalışanlara, güçlüler güçsüzlere Fakat bir kişi veya topluluk, diğer bir kişi veya topluluğun insafına bırakılamaz. İnsanın insana tahakkümü adil değildir. İşte bu gerçek, 1789 daki Fransız ihtilalini besleyen ana motivasyondu. Fransa daki monarşinin yıkılmasından sonra, sıra diğer krallara gelmişti. Bu süreç birinci dünya savaşına kadar devam etti. Dönemin krallıkları birer birer yıkıldı. Peki onların yerlerine ne geldi? Demokrasi adıyla maskelenen yeni bir krallık sistemi Bu sefer tek fark; toplumlar, köleliğinden kurtulmak için bir asır mücadele ettikleri krallarını, artık

5 kendi elleriyle seçiyorlardı. Ve böylece kendilerini özgür sanmaya başladılar. Ama tam tersine kölelik daha kronik bir hale gelmişti. Çünkü artık köle olduklarının bile farkında değillerdi. Devlet, topluma hizmet etmekle görevli bir kurumlar şebekesidir. İdeal bir düzende, bu kurumların idarecileri, sadece o kurumların idarecileridir; halkın idarecisi değildir. Görevleri halka hizmet etmektir; hükmetmek asla olmamalıdır. Aksi takdirde, rejimlerin adına ne derseniz deyin, başlarındaki kişi, sonuç itibariyle kraldır. Yani efendiler hiyerarşisindeki büyük efendi. Vatandaşlar ise köle

6 TANRI KRAL Girişte dikkat çekilen, kimsenin kimseye hükmetme ve hayatını yönlendirme hakkının olmayışı, yani kral kavramının reddedilişi, koskoca insanlık tarihi boyunca sadece 18. Yüzyılda mı düşünülmüştü. Daha öncesinde hiç kimsenin aklına bu gerçek gelmemiş miydi? Yüzlerce benzerinin olması gerekirken, neden tarih kitapları bu tür bir düşünsel hareketten bahsetmiyordu? Yıllarca ilahi metinleri ve dinler tarihini araştırmış bir yazar olarak, çok geç de olsa, sonunda maskelenmiş sarsıcı bir gerçeği fark ettim; Peygamberler diye tanıdığımız kişilerin, -onlara inanırsınız veya inanmazsınız ama- hepsi aynı şeyi söylemişti. Ve bu bilgi, geriye bıraktıkları kitaplarla bugüne kadar ulaştı. Onlar Tanrı dan başka kimse kral olamaz diyordu. Tanrı nın kral olması fikrine Yahudi ve Hıristiyanlar bir nebze aşina olsa da

7 Müslümanlar bunu duyunca genelde şaşırır. Ama halbuki Allah ın 99 sıfatından biri El Melik yani kraldır. 1 Tıpkı bir devlet başkanı gibi Bu ifade daha garip gelebilir ama Kuran da Allah Malik ül Mülk yani Devletin Sahibi şeklinde anılır. 2 Mülk ve Melik kelimeleri aynı kökten gelir. Mülk devlet demektir, Melik ise devletin sahibi olan kraldır. Bütün ilahi metinlere göre köleler yani kullar, sadece Tanrı ya aittir ve ondan başka herhangi bir kimseye köle olmaları şiddetle yasaklanmıştır. Bu, insanların özgürleşmesi anlamına gelir. Eski Ahit te de Tanrı nın krallığına birçok atıf vardır. Onlardan biri şöyledir: Ve o kralların günlerinde, göklerin Rabbi sonsuza dek sürecek bir krallık kuracak ve onun hâkimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; 1 Ta-Ha 114., Haşr 23., Nas 2. Ve Kamer 55. ayetlerde, Allah melik yani kral sıfatıyla anılır. 2 Al-i İmran 26.

8 ancak bu krallıkların hepsini o yıkıp bitirecek ve kendisi ebediyen duracak. 3 Yeni Ahit te ise: Tanrı nın krallığı, bir kralın kölelerle hesaplaşması ile mukayese edilir 4 gibi ifadelerle çoğu kez anılır. Özellikle kölelerin, krallarından veya efendilerinden özgürleştirilmesiyle ilişkilendirilir. Kuran da ise defalarca kez Allah ın hükümde ortağı olmadığı söylenerek, bunun aksini uygulamanın şirk olacağından bahsedilir. Örneğin: Kimse hükümde onun ortağı değildir. 5 ifadesi, çeşitli şekillerde defalarca kez vurgulanır. İbranilerin kralı olan Süleyman peygamberin bir duası aktarılırken bile Hz. Süleyman ın krallık yapmak zorunda kaldığı için Allah tan af dilemesi ve kendisinden sonra başka hiç kimseye bir 3 Eski Ahit, Daniel 2:44 4 Matta 18:23 5 Kehf 26

9 hükümdarlık vermemesi için Allah a yalvardığı aktarılır. 6 Hz. Süleyman ın, babası Hz. Davut un ve onlardan önce de kral Talut un neden ve nasıl kral oldukları ise Eski Ahit te detaylıca anlatılır. Buna göre İbraniler, Samuel peygambere yalvarmış ve ondan, Tanrı nın kendilerine bir kral vermesi için dua etmesini istemişlerdir. Bunun üzerine, istedikleri gerçekleşmiş fakat Tanrı tarafından terkedilmişlerdir. Beşeri kralın ve hiyerarşik sırada daha altta olan diğer efendilerin, insanları köleleştirme yetkisi, bütün ilahi metinlerce hükümsüz kılınmıştır. O yüzden bütün peygamberler, ilk olarak kendi memleketlerindeki diktatörlere mesajlarını tebliğ etmişlerdir. Onlar, hükmeden krallar yerine hizmet eden kurumları alternatif getiriyorlardı. Bu öyle güçlü bir mesajdı ki kölelerin onları 6 Sad 35 [ Rabbim! Bana verdiğin mülkten (devlet başkanlığından) dolayı beni affet ve benden sonra kimseye verme. Şüphesiz ki sen affedicisin.] Ayette açıkça geçen bu ifadeler Kuran meallerinde sanki Hz. Süleyman Allah a kendisine mülk vermesi için yalvarıyormuş gibi kasten yanlış anlamlandırılmıştır. Halbuki bağlam içinde bile bakılsa ayetin gerçek anlamı açıkça anlaşılabilmektedir.

10 izlemesi kaçınılmazdı. Krallar ve onlardan beslenen diğer köle sahipleri bunu görebiliyordu. Bu yüzden peygamberlerin birçoğuna suikastler düzenlendi. Bazıları öldürüldü. Buna rağmen özgürlüklerini kazanmak için onları izleyen köleler sayesinde, bu olaylar tarihsel kayıtlarla günümüze kadar ulaştı. KÖLELER Şeybe adında küçük bir çocuğun, bize tarihi kaynaklarla ulaşan hikâyesi, asırlardır maskelenen büyük bir gerçeği, daha net görmemizi sağlayacaktır. Şeybe, Arabistan ın Yesrib şehrinde yaşayan, 8 yaşında yetim bir çocuktu. Mekke de yaşayan zengin amcası Muttalib, onu kendi himayesine

11 almaya karar vererek, çocuğu, yaşadığı şehre getirdi. İnsanlar, Muttalib e Mekke sokaklarında elinden tutup beraber yürüdüğü bu çocuğun kim olduğunu sordu. Rivayete göre çocuğa nazar değmesinden korktuğu için yeğeni olduğunu söylemek yerine, bu kölemdir dedi. Yani Arapça ifadesiyle heze abdi. Bu yüzden çocuğun adı o günden sonra Abdulmuttalib, yani Muttalib in kölesi olarak kaldı. Bugün bile biz onu Hz. Muhammed in dedesi Abdulmuttalib olarak tanıyoruz. Abd Arapçada köle demektir. Heze abdi (bu kölemdir) ifadesi ene rabbihi (ben onun efendisiyim) ile aynı anlama gelir. Rab kelimesinin anlamı efendi dir. Derken, Şeybe büyüdü ve 11 oğlu oldu. Oğullarından üçünü, o dönemki Mekke nin üç büyük Tanrısına, yani Lat, Menat ve Uzza ya adadı. Birine Abduluzza (Uzza nın kölesi) ismini verdi. Biz bugün onu Ebu Leheb lakabıyla tanıyoruz.

12 Diğerine Abdulmenat (Menat ın kölesi) ismini verdi. Biz bugün onu Ebu Talib lakabıyla tanıyoruz. Bir diğerine de Abdullat (Lat ın kölesi) ismini verdi. Ancak Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra, başında abd ifadesi olan isimler sadece Allah ın isim veya sıfatları olarak seçilmeye başlandı. Abdullah (Allah ın kölesi), Abdurrahman (Rahman ın kölesi), Abdurrahim (Rahim in kölesi), Abdülmelik (Melik in kölesi) vs. Abd (köle) kelimesinin fiil hali ibadettir (kölelik etmek). İbadet edilen kişiye Arapçada rab (efendi) denir. Kuran da abd ve rab ilişkisi, yani köle ve efendi ilişkisi sadece Allah ve onun yarattıkları arasında sınırlandırılır; Allahtan başkasını rab (efendi) edinmek, yani başkasına ibadet (kölelik etmek) şiddetle yasaklanmıştır.

13 Kuran ın ilk suresinde, yani Fatiha da (açılışta) efendi ve köle ilişkisinin nasıl olacağı net bir şekilde tarif edilmiştir. Buna göre Allah Rabbul alemin yani alemlerin efendisidir ve iyyake nabudu (sadece senin için köleleriz) denilerek 7, Allah tan başka kimseye köle olunmaması gerektiği belirtilmiştir. Bu yüzden köle sahipleri Hz. Muhammed i öldürmek istemiş ve ona suikast yapmayı bile denemişlerdi. Kuran da aktarılan bir diktatör kıssasında, diktatörün nasıl rab olarak tanımladığını görebiliriz. O kişi Firavundu ve kölelerine ene rabbukumul ala (ben sizin büyük efendinizim) 8 diyordu. 7 Türkçe meallerde köle ifadesi yerine kul ifadesi tercih edilmiştir ama zaten kul kelimesi eski Türkçede köle anlamına geliyordu. Tarih kitaplarından hatırlanacak ki Osmanlı zamanında halka padişahın kulları deniyordu. O dönemlerde kul kelimesine bugünkü gibi dini bir mana yüklenmemişti. Köle ve kul aynı anlamdadır. 8 Naziat 24

14 Kuran da, Allah ın yerine rab edinilenlerden tağut diye bahsedilir ve bu bağlamda çok çarpıcı ifadeler karşımıza çıkar: Allah a kölelik edin, tâğuttan kaçının diye elçi gönderdik. 9 Sana indirilene (Kuran a) ve senden önce indirilene (diğer ilahi metinlere) inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğutu tanımamaları kendilerine emredildiği halde, onun kendilerine hükmetmesini istiyorlar. 10 Tâğut tan, ona kölelik etmekten kaçınan ve Allah a yönelenler için müjde vardır 11 Yeni Ahit te Hz. İsa ile İbraniler arasında geçen ilginç bir diyalog aktarılır. Hz. İsa onlara gerçeği öğreneksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak 12 dedi. Onlar da cevap olarak Biz hiçbir zaman kimseye 9 Nahl Nisa Zümer Yuhanna 8:32

15 kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, Özgür olacaksınız diyorsun? 13 dediler. Yani onlar köle olduklarının bile farkında değildi. Tıpkı bizim gibi! Yeni Ahit teki dört İncil in de anlattığı temel konu Tanrı nın krallığı denilen ideal devlet meselesidir. Ama Hıristiyan ruhbanlar bunu hep öldükten sonra gidilecek cennette var olan bir krallık olarak yorumlamış ve kendi otoritelerini korumayı başarmıştır. Ama burada öldükten sonra gidilen Cennet ten başka, yeryüzünde de kurulacak bir cennetten net bir şekilde bahsedilmektedir. Okumadığı kitaplara inanan toplumlar, ruhbanlar tarafından köleleştirilmeye mahkumdur. O kitaplar, insanları özgürleştirmeye yönelik olsa da. Hıristiyanlar kilise kurumu tarafından köleleştirildi. En güçlü oldukları Ortaçağ da Engizisyon idaresinin din adına, insanlara ne 13 Yuhanna 8:33

16 büyük eziyetler yaptıkları malumdur. Onlardan önce de Yahudiler Sanhedrin tarafından köleleştirilmişti. Müslümanlar ise Emeviler döneminde köleleştirildi. Hz. Muhammed ölür ölmez, liderlik kavgaları başlamıştı. Bu yüzden literatürde ilk fitne diye anılan Cemel ve Sıffin savaşları ve ardından da Kerbela faciası gerçekleşti. Hz. Muhammed in ailesinden olan insanlar, ileride Emevi krallığı için tehdit oluşturmasınlar diye öldürüldü. Şii ve Sünni ayrımı böyle başladı. Bugünkü mezhep savaşlarının tarihsel tohumları böylece ekilmiş oldu. Hepsi güç içindi. Halife nin kelime anlamı sonradan gelen veya yerine geçen demektir. Bir şeyin halefi varsa mutlaka selefi (öncesi) de olması gerekir. Peki siyasi anlamda kullanılan Halife nin ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu ifade Halife resullulah ın (Anlamı: Allah ın elçisinin yerine geçen) kısaltılmış halidir. Uzun bir tamlama olarak kullanmak yerine kısaca Halife ifadesi,

17 zaman içinde yer etmiştir. Orijinali Halife resulullah tır. Yani İslam coğrafyasındaki krallar, kendilerine Allah ın elçisinin yerine geçen kişi sıfatını uygun görmüştür. Böylece onların kanunları dini birer hüküm yerine geçmiş olacaktır. Yeryüzünde köleliğin olmadığı, dolayısıyla hükümetlerin ve hükümdarların ortadan kaktığı ve bugünkü düzene alternatif olarak insanlara hizmet ve adalet dağıtan bir devlet anlayışının getirilmesi gerektiğine dair bilgileri ilahi metinlerde görüyoruz. Üstelik söz konusu devletin, dünya üzerinde mutlaka kurulacağına dair bir iddiayı aynı metinlerde okuyoruz. Hatta bu devletin yapısal özelliklerine, işleyişine ve ekonomisine dair bilgilerin bile aktarıldığını görüyoruz.

18 EFENDİLER Bazen tarihsel kıssalar, bir gerçeğin ifadesinin en basit yoludur Rivayete göre 14 Hz. İbrahim küçük bir çocukken annesine sorar: Benim rabbim kim? Ve annesi benim diye cevap verir. Küçük İbrahim yine sorar: Senin rabbin kim? Annesi baban der. Peki babamın rabbi kim? Nemrud 15 der annesi. İbrahim, Nemrud un rabbi kim? diye sorunca, annesi korkar ve sus! der. Sonra kadın kocasına, olanları anlatıp Gördün mü? Halkın dinini değiştireceği söylenen çocuk, işte, senin oğlundur! der. 14 Sâlebî-Arais s.74, Ebülferec İbn.Cevzî-Tabsıra c.1, s.1o6 15 Nemrud, Hz. İbrahim in dönemindeki kraldır. Hz. İbrahim in babası ise kralın adamlarından biridir.

19 Aktarılan hikayede, efendi kavramı ve efendiler hiyerarşisi gayet sade ve anlaşılır bir şekilde resmedilmiştir. Bir kişinin, diğer herhangi bir kişinin üzerinde tahakküm (hükmetme yetkisi) varsa, yetkiyi taşıyana efendi denir. Bir kölenin, efendisinden aldığı talimatı yerine getirmeme yetkisi yoktur. Özgürlük, insanların meşru sınırlar içerisinde, yani başkasının özgürlük alanına dokunmadan, her istediğini yapabilme hakkı değildir sadece. Aynı zamanda, istemediği hiçbir şeyi yapmama hakkı da özgürlüğün tanımı içerisindedir. Bu bağlamda günümüzdeki herhangi bir devletin karar alıcı hükümet mensupları, vatandaşlarının efendisidir. Örneğin devlet, vatandaşlarına askerlik veya benzer bir kamu hizmeti şartı getiriyorsa ve bunu yapmak istemeyen vatandaşlar da bu hizmeti yerine getirmeye mecbur bırakılıyorsa, yukarıdaki özgürlük

20 tanımından hareketle, bu örnekteki vatandaşların köleler olduğunu söyleyebiliriz. Örnekleri çoğaltalım... Devletler, harita üzerinde ülkelerinin etrafına siyasi sınırlar çizmişse ve bu sınırların ötesine geçmek isteyen insanlar önce pasaport çıkartmak zorundaysa, yani devletlerinden seyahat için izin istemek zorundaysa bu da onları köle yapar. Efendiler hiyerarşisinin herhangi bir noktasında bulunan devlet yetkilisi kişiler, uygun gördüğü vatandaşına pasaport verir, uygun görmediğine vermez. Sonra vize denilen başka bir süreç devreye girer, vs. Komünist devletler vatandaşlarına çalışma kampında kölelik yapma (Arapça ifadesiyle ibadet) mecburiyeti getirir; kapitalist devletler bunun yerine kölelik hizmetini vergi olarak alır; feodal kabile efendileri (arazi sahibi ağalar) ise kabilenin köle mensuplarını tarlalarda çalıştırır.

21 Her halükarda gücü (yani hükümet yetkisini, kapitali, araziyi veya ilgili ekonomi modelinde üretimin dayanağı her ne ise) elinde bulunduranlar efendilerdir. Onlara besin kaynağı sağlamak zorunda olanlar ise kölelerdir. Aslında krallar hariç herkesin köle olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü efendiler hiyerarşisinde kralın altında bulunan efendiler bile bir üstündeki kişinin kölesidir. Kölelerin, efendilerinden aldığı talimatı yerine getirmeme şansı yoktur. O durumda işsiz kalacaklardır. Böylece açlık, evsiz kalma ve güvensiz bir yaşam gibi sorunlarla yüzleşeceklerdir. Bu üç sorun, köle üreticilerinin temel dayanaklarıdır ve sistemin devamı için sürekli diri tutulmak zorundadır. Aksi takdirde köleler itaat etmeyi reddedecektir. Köleleri itaate zorlayan diğer bir faktör de suni olarak üretilmiş borçlar meselesidir ki bunlara ileride değineceğiz.

22 Tevrat ta, İncil de ve Kuran da, kurulacağı ifade edilen ve nasıl işleyeceği anlatılan Tanrı ın Krallığı fikri, bilgi teknolojileri çağında büyük bir hızla yayılma potansiyeline sahiptir. Çünkü insanın doğası gereği, hiç kimse köle olmak istemez ve bütün insanlara özgürlük vaad eden alternatif bir sistem fikri dikkat çekicidir. Gerçek ve çarpıcı bilginin yayılışını durdurmanın artık mümkün olmadığı ve kölelerin efendilerine ezici bir sayı üstünlüğü olduğu günümüz dünyası, bilgi çağında büyük değişimlere gebedir. Bir kişiyi efendi yapan, diğer bir kişi veya kişiler üzerindeki tahakküm yetkisidir. Halbuki hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Özgürlük her insanın doğuştan gelen hakkıdır. Herkes hayatını ilgilendiren konularda, başkasının hakkını gasp etmediği sürece, ne yapacağına ve ne yapmayacağına kendisi karar verebilir. Diğer kişiler ona ancak tavsiye veya telkinde bulunabilir. Herhangi bir şeyi yapmaya

23 zorlayamaz ve özgürlüğü dahilinde olan bir eylemi gerçekleştirmesine engel olamaz. Hiç kimsenin diğer bir kişiye hükmetme yetkisinin olmadığı ve herkesin temel hak ve özgürlüklerinin tesis edildiği bir adalet düzeninin, İlahi metinlerde tarif edildiğinden bahsetmiştik. Eski ve yeni Ahit te bu sistem Tanrı nın Krallığı veya Cennet Krallığı diye tarif ediliyor. Kur an ise bu sistemin hayata geçtiği dönemi Din Günü (Yevmiddin) diye tanımlıyor ve bu ifade defalarca kez ayetlerde anılıyor. Meallerde, anlaşılamadığı için çoğu zaman kıyamet günü diye çevrilir ama kıyamet günü kavramı Kuran da Yevmil kıyameh diye geçer ve faklı bir kavramdır. Kıyam kelimesi ayağa kalkma, ayaklanma gibi anlamlara gelir. Halbuki Din Günü kavramı, ayetlere bakıldığında, tamamen Tevrat ve İncil deki Tanrı nın Krallığı anlatımlarıyla aynıdır. İlerleyen bölümlerle referanslarını göreceğiz ve konuyu daha detaylandıracağız. Bu bağlamda, Fatiha suresi

24 Kuran ın bir özetidir. Bu süreye göre: Tek efendi (rab) Allah tır; insanlar ondan başka kimseye kölelik etmemelidir; din gününün sahibi/kralıdır (malikidir); İnsanların amacı, Din Günü istikametindeki yola yönlendirilmek olmalıdır; O güne ulaşılırsa herkes nimetler içinde olur; ondan uzak olanlar ise gazap ve bilgisizlik içindedir. Yani diğer bir deyişle, gerçeği bilmeyen kölelerdir. Tanrı dan başka rabler edinmesine İslam literatüründe şirk koşmak denir. Şirk kelimesi Arapçada ortak anlamına gelir. Şirket kelimesi de buraya dayanır. Veya teşrik-i mesai yani ortak mesai anlamındaki tamlama da bu kelimeden türetilmiştir. Yani şirk in gerçek anlamı ortak tır. Kuran da bu kelime Allah ın hükümde ortağı olmadığı söylenirken geçer. Onun yerine herhangi bir kişi hükümdarlığa ortak olarak koyulursa, bu kişilere tağut dendiğini söylemiştik. Tağut çoğul bir kelimedir. Kökü, haddi/yetkiyi aşmak

25 manasına gelen tuğyan fiilidir. Az önce değindiğimiz gibi, Tağut a kölelik etmek ise ayetlerde defalarca kez kınanmıştır. Bilgisizlik insanları köleliğe sürükler. Ne tezattır ki insanları köleleştirmenin en etkili yollarından biri dini kullanmak olmuştur hep. Söz konusu din olduğunda, insanların çoğu aklını devre dışı bırakır ve ilahi hakikatlere karşı kör olur. Statüko, bunu iyi analiz ettiği için, hükümdarlıkların propagandasına malzeme edilen kavramlar hep kutsiyet atfedilen kavramlar olmuştur. Halbuki bir kavrama, bir kişiye veya bir nesneye kutsiyet atfedilmesi, onu bir put yapar. Ve putlar insan ile hakikat arasına duvar örer. Hakikate teslim olmak, yani gerçek ile bütünleşmek, insanın bütün aidiyetlerini terk etmesini gerektirir. Bu, bazen bir dogma bezen de bir ideoloji olur. Halbuki din denilen kavram bile sadece bir araçtır. Gerçeğe ulaştırması beklenen bir araç... Ama ne zaman ki araçlar, amaçlara dönüşür; işte o zaman ortaya putlar çıkar ve

26 insan, zihninin esir olur. Öyle bir ki zihin dogma ile pas tutmuş ve kendi etrafına çizilen sınırların ötesine geçmeye, yani analitik düşünmeye bile cesaret edemez. Esaretin en büyüğü zihinde olandır. İnsan, özgürlüğe kavuşmak için önce zihnindeki esaret zincirlerini kırmalıdır. Bin yıllar boyunca, şirk kavramının tanımı, statüko tarafından Allah tan başka tanrılara tapmak şeklinde yanlış yapılmıştır Çünkü şirkin ne olduğu, kitleler tarafından anlaşıldığında, bütün kölelerin, efendilerine karşı kıyam edeceklerinin (ayağa kalkacağının) farkındaydılar! Tarih boyunca peygamberler, şirki ortadan kaldırmak için savaşmıştı. Hiç biri Tanrı nın varlığına insanları ikna etmek için uğraşmamıştı. Bir yaratıcı var mıdır, yok mudur? gibi basit ve bir gereksiz bir tartışma içine girmemişti. Buna dair, hiçbir ilahi kitaplarda örnek yoktur. Bütün mesele şirk koşmak denilen kölelik sistemini ortadan kaldırmaya yönelikti.

27 İNSAN KRALLAR Eski Ahit in 1. Samuel kitabında ilginç bir hikaye anlatılır. Bu, Kuran da Bakara suresinde de dikkat çekilen bir hikayedir. İsrailoğulları Mısır dan çıkıp Firavun un köleliğinden kurtulduktan sonra, nesiller boyunca bir kralları olmadan yaşadılar. Bu döneme Hakimler dönemi denir. Bir devlet yapıları vardı ama bu sistemde krallar hükmetmiyor, onun yerine hakimler adalet hizmeti veriyordu. Peygamber Samuel bir hakimdi. O yaşlandığında, oğulları adalet kurumunu işletiyorlardı. Ama yozlaşmışlar ve rüşvete bulaşmışlardı. İbraniler, Samuel e gelip, hakimlerin rüşvet aldığını

28 anlatmış ve hukuksuzca kararlar verdiklerinden şikayet etmişlerdi. Samuel e, artık yaşlandığı için onları denetleyemiyor olduğunu söylediler. Yani sistemin denetim mekanizması işlemiyordu ve böylece problemler ortaya çıkıyordu. Problemi gidermek yerine sistem değişikliği kararı aldılar ve bir kralları olsun istediler. Onlar bu taleplerini ilk defa Samuel e karşı dile getirmemişlerdi. Samuel den önce de bir hakim ve bir peygamber olan Gideon a krallık teklif etmişlerdi. Çünkü Gideon, onları düşmanlarının elinden kurtarmış bir askeri komutandı aynı zamanda. Ona krallık teklif ettiklerinde, Gideon un cevabı çok netti: Ben size kral olmam, oğlum da olmayacak. Tanrı sizin kralınız olsun Eski Ahit, Hakimler Bap 8:22

29 Yıllar sonra, bu sefer Samuel in karşısındaydılar ve ondan; Tanrı ya, bir kral vermesi için dua etmesini istediler. Samuel onların bu talebi karşısında öfke ve üzüntüye kapıldı. Yaptıkları şeyin yanlış olduğunu onlara izah etmeye çalıştı. Ama İbraniler kararlı ve ısrarcıydı. Ve Samuel dua etti. Tanrı nın Samuel e cevabı ise şöyle oldu: Kralları olarak beni inkar ettiler. 17 Tanrı nın Samuel e söylediği diğer bir söz ise şöyle aktarılır: Kendiniz için seçmiş olacağınız kralınız yüzünden, feryat edeceksiniz fakat o gün Rab size cevap vermeyecek. 18 Nihayetinde Tanrı, istediklerini onlara verir. Samuel kitabı, Tanrı nın İbranilere verdiği cevabı şu şekilde aktarır: Samuel, kavmini Mitspa ya, Rabbe topladı ve İsrailoğullarına dedi: İsrail in Tanrısı Rab diyor ki 17 Eski Ahit, I. Samuel Bap 9:18 18 Eski Ahit, I. Samuel Bap 9:7

30 İsrail i Mısır dan çıkardım ve Mısırlıların elinden ve sizi sıkıştıran bütün krallıkların elinden sizi azat ettim. Fakat siz, sizi bütün bela ve sıkıntılarınızdan kurtaran Tanrınızı reddedip, ona bize bir kral ver dediniz. 19 Daha sonra Saul adında genç bir adam, Tanrı tarafından seçilir ve Samuel e bildirilir. Ve Samuel, Saul ü İbranilerin karşısına çıkarır. Aralarından, krallığın kendilerine verilmiş olmasını uman bir grup varlıklı adam hariç, halkın çoğunluğu Saul ü sevinçle karşılar. 19 Eski Ahit, I. Samuel Bap 10:17, 18, 19

31 Bakara suresinde de Saul den bahsedilir fakat farklı bir isimle, Talut adıyla anılır. Talut, İbranice uzun boylu anlamına gelen bir lakaptır. Kuran, onun nasıl kral olduğunu şöyle anlatır: Peygamberleri onlara, "Allah size Tâlût'u kral kıldı" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl kral olabilir? Biz krallığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve cüssesini

32 artırdı." Allah, devletini dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir. 20 Kuran, hikayenin devamında, onun Calut un ordularına karşı savaşmasından bahseder. Calut un, Samuel kitabındaki ismi Golyat tır. Bu kişi Filist ordularının komutanıdır. Filist devleti İbranileri, köleleştirmek istemektedir. Hatta çeşitli dönemlerde onları köleleştirmiştir. Talut un yani Saul ün, Filist ordularına karşı yaptığı savaşta Hz. Davut peygamber de savaşmış ve Calut u, yani Golyat ı öldürmüştür. Savaştan sonra kralın yanında çalışmaya devam etmiştir. Saul, krallığının ilk dönemlerinde halk tarafından çok sevilir ve desteklenir. Samuel kitabında, zaman içerisinde kral Saul ün nasıl bir güç zehirlenmesi yaşadığı ve ceberrut bir diktatöre dönüştüğü anlatılır. 20 Bakara, 247

33 Hz. Davut, Calut un ordularına karşı yapılan savaştan sonra halkın gözünde bir kahramana dönüşmüştür. Ve aynı zamanda iyi huylu biri olduğu için halk tarafından çok sevilmektedir. Saul ün yerine geçecek kralın Davut olduğu herkes tarafından öngörülebilmektedir. Ve Saul, Davut u krallığı için bir tehdit olarak görmeye başlar. Hatta onu öldürmek için birkaç kere suikast düzenler. Ama her seferinde Davut, kaçmayı başarır. Yanında bir grup firari askerle Filist topraklarına gider ve orada yaşamaya başlar. En sonunda Saul (Talut) ölür. Herkes Davut un kral olmasını istemektedir ama Davut İsrail topraklarına dönmez bile. Saul un yerine oğlu İşboşet, kral olur. İşboşet in krallığının ikinci yılında, diktatörlük altında ezilmekte olan Yahudalıların ileri gelenleri, Hz. Davut un yanına gelir ve bizim kralımız sen ol derler. 21 Görülmektedir ki hala akıllanmamışlardır ve bir 21 II Samuel, 2:10

34 kral istemektedirler. Tanrı nın, insan krallar dönemine geçişte onlara söylediği sözleri hala ciddiye almamaktadırlar. Davut un önünde iki seçenek vardır. Ya onların teklifini reddecek ve İşboşet in krallığı altında ezilmelerine göz yumacaktır. Ya da onların kralı olmayı kabul edecektir. Böylece Davut, teklifi kabul eder. Hebron a gider ve orada meshedilme töreni ile kral ilan edilir. 22 O dönem İbranilerin devleti iki parçalı bir yapıdan oluşuyordu. Kuzey de Yeruşelim (Kudüs) merkezli İsrail meclisi ve Güney de Hebron merkezli Yahuda meclisi Yahuda meclisinin Davut un hükmüne girmesinden sonra, Yeruşelim de hakimiyetini hala sürdürmekte olan İşboşet, Davut a ve taraftarlarına savaş açtı. Güç için başlatılan bu savaşın kaybedeni İşboşet olmuştu. Çünkü onun adamları bile Davut un safına geçmiş ve onun hakimiyeti altına girmişti. 22 II Samuel, 2:3, 4

35 Yıllar sonra Davut ölüm döşeğindeyken, onun oğullarından Adoniya, kral olmak için heveslendi. Eski Ahit in I. Krallar bölümünün ilk sayfasında anlatılan hikayeye göre, Adoniya, devletin yöneticilerini ve komutanları bir araya toplayıp kendini kral ilan etti. Ve onlar Adoniya ya biat ettiler. Bu toplantıya kardeşi Süleyman ı çağırmamıştı. Çünkü gücü garantilemek için onu öldürmeyi düşünüyordu. Fakat bütün bunlar olurken babası Davut henüz ölmemişti bile. İbraniler hala hükmedilmek istiyorlardı. Davut olanlardan haberdar olunca, hemen Hz. Süleyman ı kral olarak meshetti ve yeni kral Süleyman oldu. Adil bir kral olarak İbranileri güttü. Çünkü onlar çobanlar tarafından güdülmek istiyorlardı. Hz. Süleyman ın duasından daha önce bahsetmiştik. Tanrı nın makamında oturduğu için Tanrı dan af dilediğini ve kendisinden sonra kimseye krallık verilmemesini istediğini aktarmıştık. Hz. Süleyman öldükten kısa bir

36 sonra İsrail krallığı ikiye bölündü ve İbraniler ezilen, adaletten yoksun kalmış köleler olarak, bir daha iflah olmadılar. Kuran da değinilen ve Eski Ahit te detayları anlatılan İbrani krallığının başlangıç hikayesi, insanların güdülmek istemesinin ne kadar yanlış olduğuna dikkat çeker. Çünkü insanlar koyun veya sığır değildir. Bütün savaşların temelinde güç ihtirası vardır. Tarih göstermiştir ki güç (iktidar) için insanlar kendi kardeşlerini, çocuklarını, hatta kundaktaki bebeklerini bile öldürmüşlerdir. Ve onların daha fazla güç uğruna yaptıkları savaşlarda milyonlarca masum insan katledilmiş ve türlü işkencelere maruz kalmıştır. Ve kölelik sistemi asırlarca devam etmiştir. Bütün bu problemlerin önüne geçebilecek tek mekanizma ise adalet esasına dayanan bir sosyal düzendir. Adalet mülkün temelidir!

37 TANRININ KRALLIĞI Bir gün yeryüzünde, kralların, yani devlet başkanlarının veya hükümetlerin olmadığı; bunun yerine kamu hizmeti veren devlet kurumlarının olduğu bir sistemin kurulacağına inanıyorum. Tanrı nın Krallığı mottosuyla tarihin derinliklerine ekilmiş bu fikir, mutlaka kuvveden fiile dönüşecektir. İsa onlara bir benzetme daha anlattı: Göksel Krallık, bir adamın tarlasına ektiği hardal tohumuna benzer dedi. Hardal, tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçedeki diğer bitkilerin boyunu aşar, ağaç olur 23 Yukarıda alıntı yaptığımız Yeni Ahit te; Krallık kavramı Göksel Krallık, Cennetin Krallığı (Kingdom of Heaven) veya Tanrı nın Krallığı (Kingdom of God) şekillerinde geçer. 23 Matta İncili, 13:31, 32 / Luka İncili, 13:18, 19 / Markos İncili 4:30-34

38 Hıristiyanların belki anlamını bilmedikleri halde, dualarında ve ayinlerinde sürekli kullandıkları Thy kingdom come! cümlesi, yani Krallığın gelsin! yakarışı bile tek başına Hıristiyanlık inancının, diğer inanışlar gibi yeryüzünde ideal düzenin tesisi için tasarlandığını gösterir. Hatta İncil de Hz. İsa nın, öbür kentlerde de Tanrı nın Krallığıyla ilgili Müjde yi yaymam gerek çünkü bunun için gönderildim. dediği aktarılır. 24 *** Birazdan Tanrı nın krallığına dair çok net bilgi ve ifadelerin, ilahi metinlerde nasıl geçtiğine dair şaşırtıcı örnekler vereceğiz. Ama öncesinde, bu fikrin sadece bu metinlerde değil, Pagan kültürlere bile nasıl ekildiğine, birkaç örnekle şahit olalım Roma mitolojisinde Satürn, Altın Çağ da hüküm sürmüş bir Tanrı dır. Altın Çağ, Masumiyet Devleti nin kurulduğu ve kimsenin işçilik yapmak 24 Luka İncili, 4:43

39 zorunda olmadığı bir çağ olarak tarif edilir. Roma döneminde (M.Ö. I M.S. IV), Tanrı Satürn ün doğum günü 17 Aralık olarak kabul ediliyordu ve Saturnalia Bayramı olarak kutlanıyordu. O gün, Roma daki Satürn Tapınağına sunaklar sunuluyor ve köleler ile efendileri birlikte yemek yiyordu. Saturnalia bayramında, köleler çalıştırılmıyordu. Beraber yemek yerlerken bile, yemek servisini efendileri yapıyordu. 25 Bu bir ritüeldi. (Roma da Satürnalia Bayramı) 25 John F. Miller, "Roman Festivals," The Oxford Encyclopedia of Ancient Greece and Rome (Oxford University Press, 2010), s. 172

40 Dinleri, köleliği yasaklıyordu ama buna rağmen köleci bir toplumdular. Yine de sembolik bile olsa, bu kadim bilginin farkında olarak veya olmayarak, Saurnalia gününde köleliği kaldırıyorlardı. O gün, kölelerin özgürlük günüydü. Bu, Altın Çağ a bir öykünmeydi. *** Altın Çağ ın Hint mitolojisindeki karşılığı ise Satya Yuga ydı. Bu ifadenin anlamı Gerçeğin Çağı dır. Satya Yuga da köleler, hükümetler veya krallar yoktur. Krallık, göklere aittir. Hint destanı Mahabarata ya göre Altın Çağ da zengin fakir ayrımı olmaz ve kimseye kölelik yaptırılmaz. 26 Hindu metinlerine göre 27 Altın Çağ ın temsili, dört ayak üzerinde duran bir boğadır. Devleti ayakta tutan kuvvetler yozlaştıkça boğanın ayaklarından biri havaya kalkar. Hintlilere göre son çağ, yani içinde bulunduğumuz Kali Yuga 26 Donald A. MacKenzie, Indian Myth and Legend, The Gresham Publishing Co., Mahabharata, Santi Parva, Bölüm 227, Sri Kisari Mohan Ganguli Tercümesi, Digireads.Com Publishing

41 (Ahlaksızlık Çağı) tek ayak üstünde duran bir boğa ile temsil edilir. Anlaşılmaktadır ki gücü temsil eden boğanın dört ayağı, fizikteki dört temel kuvvetin, doğadaki dört elementin, hatta belki de mahşerin dört altılısının diğer bir sembolik uyarlamasıdır. Bu sembolizm, ileri medeniyetlerdeki, ideal devletin işleyişi anlayışında karşımıza çıkan dört kuvvete (yasama, yürütme, yargı, medya 28 ) yapılan bir gönderme olabilir mi? Devlet mekanizmasındaki temel kuvvetler birleştikçe, yozlaşma ve baskı ortamının ortaya çıktığını tarih bize defalarca kez ispatlamıştır. Kuvvetler tek ele toplandığı zaman ise diktatörlük, yani kölelik ortamının en şiddetli hali ortaya çıkar. 28 Medya sadece nispeten ileri medeniyetlerde, devlet işleyişindeki temel kuvvetlere dahil edilir. Diğer kuvvetleri temsil eden kurumlar (yasama, yürütme, yargı) üzerinde bağımsız bir denetim mekanizması olarak çalışır. İdeal bir düzende yasama, yürütme, yargı ve medyadan oluşan dört kuvvet, birbirinden bağımsız olmalıdır. Bunları temsil eden kurumların hiç birinin, bir diğerine karşı hiyerarşik üstünlüğü olmamalıdır. Bürokratik hiyerarşi, sadece bu kurumların kendi içlerindeki işleyiş mekanizmalarında olabilir. Burada bahsedilen, kurumlar içindeki hiyerarşi, kölelik sistemindekinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bu farkı ilerleyen bölümlerde inceleyeceğiz.

42 *** Görüyoruz ki tarih boyunca tüm toplumlar, kendi inanç sistemlerinin merkezinde, insanın insana hükümdar olmasını reddeden ve köleliğin yerine özgürlük kavramını koyan bir fikri muhafaza etmişler. Ve bilinçsizce, bu fikri din adı altında bir tabu haline getirerek, gerçeğin ne olduğunu sorgulamaktan kaçınmışlar. İnsanın özgürleşmesi için önce zihnin özgürleşmesi gerekir. Yargılamayan zihin zincirlidir. Bir kişi, olayları veya fikirleri yargılayıp, haklı bulduktan sonra kabul ederse, ancak o zaman farkındalık vuku bulur. Diğer türlüsü, dogmaları meydana getirir. Kafirlik 29 kavramı, müşriklerin bir özelliği olarak Kuran da tanımlanmıştır. Kafirler, zannedildiği gibi dinsizler değildir. Kuran daki Kafirun suresine göre, tam tersine; kafirlerin dini vardır fakat buna rağmen Tanrı dan başkalarına 29 Kafirliğin kelime anlamı gerçeği gizlemektir. Sansür, karalama ve gerçeği olduğundan farklı gösterme gibi kavramlar, küfr (kafirlik) kelimesinin tanımına dahildir.

43 kölelik yapılmasını ısrarla savunurlar. Onlar hem müşrik hem de dincidir. Kuran da mülk, yani devlet kavramı defalarca kez geçer. Melik olarak anılan kişi ise, mülkü idare eden kral veya devlet başkanıdır. Mülk ayetlerinde Tanrı nın Krallığına dikkat çekilir. Allah sizin rabbinizdir. Mülk yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz? (Zümer Suresi 6) Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da kendisine yalvardıklarınız, bir çekirdek zarına bile melik olamazlar. (Fatır Suresi, 13) O, göklerin ve yeryüzünün mülkü 30 kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur (Furkan Suresi, 2) İşte o gün mülk Allah'ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. (Hac Suresi, 56) 30 Bu ayete hem gökyüzündeki krallıktan, yani Cennet ten, hem de yeryüzü krallığından bahsettiği görülmektedir.

44 "Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zilletten kurtaracak bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur" de ve O'nu büyüklükle ile yücelt. (İsra Suresi, 111) De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın (Al-i İmran Suresi, 26) Sura üflendiği gün de mülk onundur (Enam Suresi, 73) O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah'ındır. (Mü min Suresi, 16) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır (Şura Suresi, 49) O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal, barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, aziz, cebbar, eşsiz büyüklüğü olan

45 Allah'tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. (Haşr Suresi, 23) Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ı tespih eder. (Cuma Suresi, 1) Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih eder. Mülk yalnızca O'nundur (Teğabun Suresi, 1) Orada görünce, nimetler ve büyük bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 20) Kuran da hem gökyüzünde kurulu olan hem de yeryüzünde kurulması istenen devletten mülk denilerek bahsedilir. Gökyüzündeki Cennet ten bahsedilirken, özellikle göğün mülkü olarak ayrı ifade edilir. Orada şirk, yani ortak koşma yoktur. Şirk yeryüzündedir ve Kuran nın başından sonuna kadar, değiştirilmesini istediği şey budur. Dünya da kurulacak Cennet in, göğün Cenneti nin bir şubesi gibi çalışması

46 istenmektedir. Allah nın mülkünde, Allah tan başka kimse melik olmamalıdır. Talut, Davut ve Süleyman ın krallıklarını bu bağlamda ele almıştık. Onların nasıl ve neden kral olduklarından bahsetmiştik. İbraniler, Tanrının krallığına ihanet edip kendileri için insan krallar istemiş ve Tanrı ya karşı günah işlemişlerdi Peygamberleri onlara, Allah size Tâlût'u melik seçti dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl melik olabilir? Biz mülke ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve cüssesini artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir (Bakara Suresi, 247) Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik (Sad Suresi, 20) Süleyman, Ey Rabbim! Beni affet! Bana verdiğin mülkü, benden sonra kimseye verme! Şüphesiz sen affedicisin! dedi. (Sad Suresi, 35)

47 *** Eski Ahit in Hakimler, I. Samuel ve I. Krallar bölümlerinde sadece Tanrı nın kral olabileceğinin aktarıldığından bahsetmiştik. Ayrıca Eski Ahit in Yaremya bölümü, bap 46:18, 48:15 ve 51:57 de de Tanrı kral olarak anılır. Tevrat ın Mısır dan Çıkış bölümü, 19:6 da Tanrı nın Krallığı Kahinler Krallığı olarak anılır ki bu bahsedilen daha önce incelediğimiz Hakimler dönemidir. Çünkü Hakimler aynı zamanda Kahinler olarak da anılır. Tevrat ın aynı bölümünde, Tanrı, Kahinler Krallığını benim krallığım diyerek anar: Siz benim için kâhinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız Tevrat ın Mısır dan Çıkış bölümünü, 15:18 de ise Rab sonsuza dek hükümdarlık edecek. denir. *** Eski Ahit in Mezmur (Zebur) bölümü, 47. Bap, 7-8 de ise Tanrı nın krallığından şöyle bahsedilir:

48 Tanrı bütün yeryüzünün kralıdır. Tanrı bütün milletlere hükümdarlık eder Zebur 145. Bap, de ise (Sadık kulların) Krallığının zaferini anlatacaklar, iktidarını konuşacaklar. İnsanoğulları senin krallığının zaferini ve görkemini bilsin diye." denilir. Eski Ahit in Daniel bölümü, Bap 2:44 te ise Tanrı nın krallığının yeryüzünde mutlaka kurulacağına dair bir vaat bulunur: Ve o kralların günlerinde, göklerin Rabbi sonsuza dek sürecek bir krallık kuracak ve onun hâkimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; ancak bu krallıkların hepsini o yıkıp bitirecek ve kendisi ebediyen duracak. Yine Daniel bölümünü, Bap 7:18 de bu krallığın hiç yıkılmayacağı söylenir: Yüceler yücesinin azizleri, krallığa ulaşacak ve onu sonsuza dek sürdürecekler. Eski Ahit in Yeşaya bölümü, bap 32:1 de "İşte kral doğrulukla krallık yapacak, önderler adaletle

49 yönetecek." denilir ve devamında, 33:22 de Kralımız Rab dir, bizi O kurtaracak." diye eklenir. *** Yeni Ahit te ise Tanrı nın krallığından onlarca kez bahsedilir ve onun göklerde olduğu gibi yeryüzünde de kurulacağından bahsedilir. Bu krallıkla ilgili İncillerde anlatılanlar, hep benzetmeler şeklinde anlatılmıştır. Bunlara birkaç örnek şöyledir: İsa onlara başka bir benzetme anlattı: Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır. İsa bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. (Matta İncili: 13:33-34) Daha önce Tanrı nın Krallığı nın, ağaca dönüşerek bahçedeki diğer bütün bitkilerden daha büyük olan bir tohum benzetmesiyle İncil de geçtiğini söylemiştik. Burada ise hamuru kabartan bir maya benzetmesi yapılmaktadır.

50 Aşağıda aktaracağımız örnek ise çok daha dikkat çekicidir: İsa söz alıp onlara yine benzetmelerle şöyle seslendi: Göklerin Krallığı, oğlu için düğün şöleni hazırlayan bir krala benzer. Kral 31 şölene davet ettiklerini çağırmak üzere kölelerini gönderdi, ama davetliler gelmek istemedi. Kral yine başka kölelerini gönderirken onlara dedi ki, Davetlilere şunu söyleyin: Bakın, ben ziyafetimi hazırladım. Sığırlarım, besili hayvanlarım kesildi. Her şey hazır, buyurun şölene! Ama davetliler aldırmadılar. Biri tarlasına, biri ticaretine gitti. Öbürleri de kralın kölelerini yakalayıp hırpaladılar ve öldürdüler. Kral öfkelendi. Ordularını gönderip o katilleri yok etti, kentlerini ateşe verdi. Sonra kölelerine şöyle dedi: Düğün şöleni hazır, ama çağırdıklarım buna layık değilmiş. Gidin yol kavşaklarına, kimi bulursanız düğüne çağırın. 31 Buradaki benzetmede kastedilen kralın, Tanrı olduğu açıktır. Köleleri ise onun elçileri, davetliler de köle sahipleridir. Onları çağırdığı düğün Tanrının krallığının yeryüzünde kuruluşudur.

51 Böylece köleler yollara döküldü, iyi kötü kimi buldularsa, hepsini topladılar. Düğün yeri konuklarla doldu. (Matta İncili, 22:1-10) "Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan krallığı miras alın!" (Matta, 25:34) "İsa, Tanrı nın Krallığı nı duyurup müjdeliyordu... İsa şu benzetmeyi anlattı: 'Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler, filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi. (Luka İncili, 8:1, 8:5-8) Aynı ifadeler Markos İncili, 4:1-8 de ve Matta İncili 13:3-8 de de geçer.

52 İsa çevresine göz gezdirdikten sonra öğrencilerine, Varlıklı kişilerin 33 Tanrı nın Krallığına girmesi çok zor olacak! dedi." (Markos İncili, 10:23) Sonra İsa şöyle dedi: Tanrı nın Krallığı, toprağa tohum saçan adama benzer. Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama tohum filizlenir, gelişir. Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçme vakti gelmiştir. 34 (Markos İncili, 4:26-29) 33 Buradaki varlıklı kişiler ifadesini köle sahipleri şeklinde yorumlamamız da mümkündür. Çünkü Tanrı nın Krallığı nda kimse fakir değildir. Köleliğin reddedildiği bir sisteme en zor entegre olacak kişiler köle sahipleridir. 34 İncil de geçen bu olgunlaşıp başak veren filiz benzetmesi çok ilginçtir çünkü Kuran da, Fetih suresinde, Müslümanların İncil de bahsedilen özelliklerine dikkat çekilerek, benzer ifadeler kullanılır: (Müslümanların) İncil'deki nitelikleri, filizini çıkarıp güçlendirmiş ve kalınlaşıp gövdesi üzerine dikilerek ekincileri sevindiren bitki gibidir. (Fetih suresi, 29. ayet)

53 "Krallığın gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de olsun." (Matta İncili, 6:10) *** Tanrı nın Krallığı nın dünya üzerinde bir gün kurulacağı, Kuran da da kesin bir dille vaad edilir. O gün ise din günü (yevmiddin) olarak tanımlanır. Arapça yevm kelimesi gün anlamına geldiği gibi dönem, çağ, devir anlamlarına da gelir. Din gününün ne olduğunu idrak edebilir misin? Sonra din gününün ne olduğunu idrak edebilir misin? O gün kimse kimseye bir şey için melik 35 (kral) değildir. Emir sadece Allah ındır. 36 (İnfitar Suresi 17-19) 35 Ayette din gününün ne olduğu iki kere arka arkaya sorularak, bu kavrama vurguyla dikkat çekiliyor. Ardından gelen ayetin (Fecr, 19) Arapça metninde melik kelimesi geçmektedir ancak, meallerde güç yetirmek şeklinde çevrilir. 36 Yukarıda aktardığımız ayetlerin öncesinde (Fecr suresinin, 15. Ayetinde), din günü, kötülerin Cehim denilen bir şeye yaslanacağı söyleniyor. Cehim kelimesinin kesin anlamı bilinmemekle beraber, Cehennem in yedi katından biri olduğu tahmin edilmektedir. Meal ve tefsirlerde, kötülerin din gününde Cehim e gireceği yorumlanır fakat

54 Din gününün malikidir. (Fatiha, 4) De ki: Sığınırım, insanların rabbine, insanların melikine (Nas suresi, 1-3) Onlar mallarında belirli bir hak bulunanlardır; isteyenler ve mahrum olanlar için. Onlar din gününü tasdik eder. (Mearic suresi, 24-26) Gerçek melik olan Allah yücedir (Ta-ha suresi, 114) Onlar Sıddıklar makamında, muktedir olan melikin indindedir. (Kamer suresi, 55) Andolsun ki biz, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık: Şüphe yok ki yeryüzüne, salih kullarım varis olacak." (Enbiya suresi, 105) bu ayette girmek (dehale) fiili yerine yaslanmak (yesale) fiili kullanılmıştır. Din gününü inkâr edenler, din gününde Cehim e girmiyor; ona yaslanıyorlar, yani eşiğinde duruyorlar şeklinde anlaşılıyor. Eğer din gününü, ahirete ait bir kavram olarak kabul etsek bile, Furkan suresinin 2. Ayetinde geçen göklerin ve yerin mülkü ifadesinden de anlaşıldığı gibi göksel krallığın minyatür bir versiyonu olan dünyadaki krallığa ait bir kavram olarak da anlayabiliriz.

55 *** Buraya kadar dini metinlerde Tanrı nın Krallığı ile ilgili anlatımlara bazı örnekler verdik. Belki bunlara dair yaptığımız yorumlar arasında hatalı veya eksiz olanlar da vardır, bilemeyiz. Ama binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan bütün bu kayıtlarla ilgili şüphe götürmeyen sonuç şudur ki, hepsi gökteki Cennet te olduğu gibi Tanrı nın yeryüzünde de bir krallığı olması fikrinden bahsediyor. Ve yeryüzündeki bu sistemde kralların, efendilerin ve kölelerin olmaması gerektiğini söylüyor. Kitab-ı Mukaddes te 37 birçok kez krallar için çoban benzetmesi yapılır. Onların yönettiği insanlar da koyundur. Yani bu durumda, krallar tarafından yönetilen kişilerin hayvanlar gibi olduğu sonucu doğar. Bu bağlamda Kuran da da çarpıcı bir ifade karşımıza çıkar: Bizi güt (raina) demeyin, bize 37 Kitab-ı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit in bir kitapta toplanmış halidir. Eski Ahit in ilk beş bölümü Tevrat tır, geri kalanı diğer İbrani metinlerinden oluşur. Zebur (Mezmurlar) da Eski Ahit in içindedir. Yeni Ahit ise dört İncil ve diğer Hıristiyan metinlerinden oluşur.

56 56 bak deyin. 38 Arapça da davarlar, koyunlar, sürü, güdülen hayvanlar gibi anlamlara gelen reaya kelimesi, bu ayette kullanılan rai, yani gütmek fiilinden gelir. Bu durumda, eğer güdülmek (rai olmak) isterseniz, sürü (reaya) olmuş olursunuz. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise reaya kelimesi için bir hükümdarın yönetimi altındaki halk tanımı yapılmıştır. (Yorumsuz!) Evet, ayette raina demenin yanlış olduğu anlatılırken, bize bak (unzurna) denilmesi gerektiği söyleniyor. Unzurna ifadesindeki fiil nazar, yani bakmak fiilidir. Osmanlı zamanında, devlet bakanlıklarına nezaret deniyordu. Devlet bakanlarına ise nazır deniyordu; yani nazar eden (bakan) kişi. Arapçada, bugün devlet bakanları için vezir kelimesi kullanılır. Osmanlı da başbakana da vezir-i azam deniyordu. Bunların hepsi, ayette geçen kelimeden türetilmiştir. İlgili ayette, çok 38 Bakara, 104

57 açık şekilde devletin yürütme erkine dikkat çekildiği görülmektedir. İngilizcede devlet bakanı için kullanılan kelime minister dir. İngilizce sözlüklerdeki, minister kelimesinin anlamı için; attend (bir işe bakmak), take care (ilgi gösterip bakmak), serve (hizmet etmek) fiillerini yerine getiren kişi olarak açıklanır. Latincesi ministre dir. Avrupa dillerine de aynı şekilde geçmiştir. Orta Çağ da papazların, yardımcılarına ministre deniyordur. Onlar din hizmeti adı altındaki işlere bakıyordu. Protestan kilisesinde ise papazın bizatihi kendisine ministre (bakan) deniyordu. Yürütme erkini ifade eden kelimenin, Batı kültüründe de benzer şekilde evrildiğini görüyoruz. Bir insan, onurlu ve özgür bir şekilde yaşamak varken, neden yönetilmek istesin ki! Daha önce de dikkat çektiğimiz gibi; hem felsefi, hem de ahlaki olarak, bir devletin varlık sebebi yönetmek/hükmetmek değil, hizmet etmektir. O

58 yüzden incelediğimiz metinlerin hükümetler, hükümdarlar veya krallar fikrini reddetmesinin temelinde, evrensel bir etik değerler mekanizmasının işlediğini analiz edebiliriz. Peki içinde yaşadığımız küresel kölelik sisteminin alternatifi olabilecek sistem nedir? Bunun alternatifini ortaya koymadan önce, sistemin, hepimizi nasıl köleleştirdiğine bir bakalım

59 KÖLE NASIL YARATILIR? (İlüstrasyon: Mustafa Aktürk) Modernizmin en büyük başarılarından biri, kölelerin boynundaki zincirleri görünmez kılması ve kendilerini özgür sanmalarını sağlamasıdır

60 Dünya üzerindeki milyonlarca canlı türü arasında, üretim yapmadan, hayatta kalamayacak tek tür insandır. En ilkel şekilde yaşayan avcı bir toplum bile avlanmak için mızrak veya soğuktan korunmak için kıyafet gibi ürünleri üretmek zorundadır. Bu yüzden insanın olduğu her yerde ekonomi de vardır. İnsan zihnini köleleştiren siyasi ideolojiler, ekonomi modelleri üzerinden kurgulanır. Örneğin; Kapitalizm de üretim, sermaye (kapital) üzerinden kurgulanır. Bu durumda sermayeyi elinde bulunduranlar (bankerler) efendilerdir; diğerleri de köleler olur. Komünizmde ise üretim komün (kapalı toplum, yani üretim veya tüketim için bir araya toplanmış kişiler) üzerine kurgulanır. Bu durumda o toplumu organize edenler (bürokratik elitler) efendilerdir; geri kalanı da köleler olur. Köleler fabrikalarda veya işçi kamplarında çalışmak

61 zorundadır. Mal edinme, yani özel mülkiyet 39 hakları bile yoktur. Feodalizmde, üretim araziler ve hayvancılık üzerine kurgulanır. Bu durumda arazi ve hayvan sahibi aşiret reisleri efendilerdir; diğer köylüler ise onların tarlalarında çalışan köleler olur. Örnekler çoğaltılabilir fakat bütün bu örneklerdeki ortak nokta, gücün temerküz etmesi, yani belli merkezlerde toplanmasıdır. Güç ne kadar çok tekelleşirse, kölelik sistemi o kadar baskıcı ve şiddetli olur. Gücün en belirgin şekilde karşımıza çıkışını, devletin aşırı yetkileri olarak görüyoruz. Tarih bize bunu defalarca kez ispatlamıştır. Kralınız ne kadar yetki sahibiyse, o kadar diktatör olur ve siz de o kadar çok köle olursunuz. 39 Daha önce mülk kavramının Kuran daki kullanımıyla ilgili örnekler vermiştik. M-l-k kökünden gelen mülk kelimesini ayetlerde devlet anlamında kullanılır; fakat milk olarak okunursa mal anlamındadır. Türkçe ye her ikisi de (mal ve devlet) mülk olarak geçmiştir. Ama Arapçada mülk ve milk ayrıdır.

62 Krallar ve hükümetleri, kölelik hizmetini genelde vergi olarak alırlar. Efendilerinize ödediğiniz para, sizin emeğinizi ve zamanınızı, yani özgürlüğünüzü temsil eder. Çünkü o parayı kazanmak için bunları zaten harcamışsınızdır. Devlete zorunlu vergi vermek sizi devletin kölesi yapar. Burada vergi almayan bir devlet, nasıl işleyecek? sorusu akla gelebilir ama bu konuya birazdan değineceğiz; şimdilik, vergisiz devlet modellerinin, şu anda bile dünyada bazı örnekleri olduğunu ve hatta bu örneklerin, dünyanın en zengin ülkelerinden birkaçı olduğunu söyleyelim ve kaldığımız yerden devam edelim. Günümüz dünyasında tarihin en ağır kölelik sitemi yaşanıyor. Üstelik insanların neredeyse tamamı köle olduğunun bile farkında değil. Mevcut küresel para sistemi, toplumları, aynı anda hem devletlerin hem de bankaların kölesi yapıyor. Bankalarla hiçbir ilişkisi olmayan bir kişi

63 bile farkında olmadan bankerlerin kölesi oluyor. Nasıl mı? Görünmez Zincirler: Sürekli hayatımızın içinde olan para, aslında para değildir. Sadece biz öyle sanıyoruz yılından beri Dünya da para kullanılmıyor. 40 Onun yerine fiat para sistemi denilen, -halbuki parayla hiçbir ilgisi olmayan- değersiz kağıt parçalarının dolaşımda olduğu bir düzene geçildi. Latince bir kelime olan fiat, olsun anlamına gelir. Birileri para olsun der ve kağıt parçaları sihirli bir şekilde paraya dönüşür. Yani yılında A.B.D. de, Richard Nixon döneminde alınan bir kararla, fiat para sistemine geçildi. Buna göre, basılan paralar artık altın veya gümüş gibi değer ifade eden madenleri temsil etmeyecek; onun yerine Amerikan Hükümetinin iradesini temsil edecekti. Yani keyfi olarak, istenilen miktarda basılabilecekti. Nixon Shock denilen bu olay, bütün dünya piyasalarını etkiledi ve artık günümüzde dünyanın tamamında kullanılan para, hükümetlerin iradesine dayalı kağıt parçaları oldu. Ama küresel para sisteminin yozlaşması daha eskilere dayanıyordu. Bu konuya da değineceğiz.

64 anlayacağınız, bütün sistem bir illüzyondan ibarettir. Gerçekte, ortada para yoktur. Buna Türkçede itibarî para sistemi denir. İradeye dayalı olan bu para sisteminde, cebinizdeki kağıt parçaları manipüle edilmeye müsaittir ve edilir. Yani değeri sürekli dalgalanır. Böylece siz farkında bile olmadan, varlıklarınız elinizden akıp gider. Para, gerçekte harika bir buluştur. İnsan hayatına çok şey katar. Onunla, sattığınız varlıklarınızın değerini depolayabilirsiniz. Mesela, ürettiğiniz 100 kilo sütü cebinizde taşıyamazsınız veya ileride kullanmak için 1 yıl bekletemezsiniz ama onu paraya çevirip istediğiniz zamana kadar cebinizde taşıyabilirsiniz. Ama parayla sadece varlıklarınızı değil, harcadığınız zamanın ve emeğin değerini de depolayabilirsiniz. Yani para, özgürlüğünüzü cebinizde taşımanızı sağlayan bir araçtır. Bu bakımdan para, özgürlüğünüzün depolandığı yerdir. Onu sizden zorla (vergi olarak) veya

65 sistemsel aldatmacalarla (kur dalgalanmaları, enflasyon, faiz, vs.) elinizden alan kişiler, sizden özgürlüğünüzü almış olur. Böylece hükümetler ve küresel finans elitleri, sizin efendiniz, siz de onların kölesi olursunuz. Sürekli çalışırsınız fakat hak ettiğiniz birikimi asla yapamazsınız. Kazandıklarınız belki sadece hayatta kalmanız için yeterlidir. Belki bir eviniz bile yoktur. Bütün kazandığınız, özgürlüğünüz, görünmez kanallardan akıp gider. Fakat siz sistemin kölesi olduğunuzun farkında bile olmazsınız. Uykuda kalmanız için sistem size hep umut vaat eder, sizi oyalayacak basit eğlenceler sunar. Bu öyle bir sistemdir ki insanları, sadece görünür veya gizli efendilerinin kölesi yapmakla kalmaz; sistemin varlığını sürdürmesi için çalışan gönüllü birer nefer yapar. Çirkini güzel, güzeli çirkin gösterir. Sisteme, tabulara, beyin uyuşturan ideoloji ve inançlara karşı gelenleri, hain ilan edip taşlaması için motive eder. Beyni uyuşmuş köleler, açlıktan ağızları bile koksa, kendilerinden

66 gasp ettikleriyle saltanat süren diktatörlerini alkışlarlar. Onlar, itaat etmeyi reddeden özgür zihinlere karşı kıskanç ve tahammülsüzdür. Onların da kendileri gibi köle kalmasını isterler. Sistemin kurgulayıcıları bunu iyi bildikleri için, bu psikolojik mekanizmaları kullanırlar. Küresel kölelik sistemine karşı bir alternatif kurgulamak için, önce mevcut sistemin mekanizmalarının nasıl işlediğini bilmek, yani onu tanımak gerekir. Öyleyse gelin tanıyalım *** Dünyadaki yıllık toplam mal ve hizmet üretiminin, yani reel üretimin değeri 60 trilyon dolar iken, menkul kıymetler olarak işlem gören kağıtların toplam değeri yaklaşık 1.2 katrilyon dolar. 41 Yani gerçek üretimin değerinin 20 katı. Öyleyse aradaki 800 trilyon dolarlık fark -ki bu bir balondur ve sonunda patlayacaktır- nereden 41 AOL Media, Peter Cohan imzalı makale, 9 Haziran 2010

67 gelmişti? Ve kimler tarafından kontrol ediliyordu? Bu örnek bile tek başına, küresel finans sisteminde bir şeylerin, korkunç bir şekilde yanlış olduğunun net göstergesidir. Şimdi konuyu sıfırdan ele alalım *** Paranın icadından önce takas yapılıyordu. Ama bu zor bir yöntemdi. Çünkü takasta her iki tarafın da bir diğerinin malını talep etmesi gerekiyordu. Diyelim ki: A kişisinin koyunu var ve eşekle takas etmek istiyor. B Kişisinin buğdayı var ve koyunla takas etmek istiyor. C kişisinin eşeği var ve buğdayla takas etmek istiyor. Bu durumda, bunlar arasından herhangi ikisi, bir araya gelerek asla takas yapamazlar çünkü birisi

68 diğerinin malını istiyor ama diğeri onun malını istemiyor. Ancak üçü tesadüfen bir araya gelirse ve üçlü bir anlaşma yaparlarsa mallar el değiştirebilir. Ayrıca her zaman, takas edilecek malların değeri eşit olmuyordu ve para üstü vermek gibi bir şansları da yoktu. Bunun için altın ve gümüş parçaları tarihin birçok döneminde ticarette kullanıldı. Çünkü bunların kıymetli maden olarak takı gibi kullanımları olduğu için değerleri vardı. Takas için bir ara birim görevi görüyordu. Ama yine de altın ve gümüş parçaları tam anlamıyla para değildi. Çünkü bu parçaların standart bir ağırlığı yoktu. Kayıtlı tarihin bize söylediğine göre, M.Ö. 7. Yüzyılda, Lidyalılar parayı icat etti. Altın ve gümüş parçalarını bir araya getirip erittiler ve kalıplardan geçirerek standart bir hale getirdiler. Altın ve gümüş artık paraya dönüşmüştü. Ve ticarete ivme kazandırdı.

69 (Lidyalıların bastığı ilk paralardan örnekler) 1913 yılına gelindiğinde Amerikan Merkez Bankası olarak bildiğimiz FED kuruldu ve şu an kullandığımız fiat para sisteminin tohumları ekilmeye başlandı. O yıla kadar ABD de gelir vergisi diye bir şey yoktu. FED in kuruluşuyla birlikte gelir vergisi yasası çıkarıldı ve bankalarla hükümetlerin,

70 köleler üzerindeki gizli ve dolaylı ortaklığı kurulmaya başlandı. FED in kuruluşundan önce Amerikan doları altını temsil ediyordu. Yani dolar, bir altın çekiydi. FED in kuruluşundan sonra, bu yeni para sisteminin ilk zamanlarında, basılan paranın, hazinenin elindeki altına oranı %100 olması gerekirken, altın oranı yasayla %40 a düşürüldü. Yani hazinede 100 birim altın varsa, sanki 160 birim altın varmış gibi dolar basılabiliyordu. İlerleyen süreçte bu oran sıfıra indirilecek ve FED çılgınca para basacaktı. Böylece yaratılan enflasyonla, halkın eriyen alım gücü, sihirli bir şekilde, sistemi kurgulayanların eline geçecekti yılında ABD nin New Hampshire eyaletinde, kölelik tarihinin en önemli olaylarından biri yaşandı. II Dünya Savaşı müttefiki olan 44 ülkenin temsilcilerinin katılımıyla bir toplantı yapıldı ve Bretten Woods Anlaşması denilen bir metin imzalandı. Buna göre; bütün katılımcı ülkelerin döviz rezerv birimi dolar olacaktı.

71 Doların kuru da 1 ons (31,1 gram) altın = 35 dolar olarak sabit kabul edilecekti. Böylece ABD, dünyaya dolaylı yoldan dolar ihraç etmeye başladı. Dünya ülkeleri, hazinelerindeki dövizlerini dolar olarak stokluyorlardı. Yani %40 oranda altına dayalı, %60 oranda ABD nin iradesine dayalı olarak basılan bir para birimini. (Bretten Woods anlaşmasının yapıldığı salon) 1971 de ise ABD başkanı Richard Nixon idaresinde, doların altınla bağı tamamen koparıldı. Artık dolar %100 oranında ABD nin

72 iradesine dayalı basılan bir kağıt oldu. Bretten Woods anlaşması feshedildi ama sistem fiili olarak uygulanmaya devam etti. Bugün hala neredeyse bütün dünya ülkeleri, döviz rezervlerini dolar olarak tutuyor. Ve bütün ülkeler ABD gibi fiat para basıyor. Ekonomileri daraldıkça piyasaya, krediyle borçlandırma yoluyla para sürüyorlar. Böylece enflasyon denilen durum ortaya çıkıyor ve halkların ellindeki para eriyip gidiyor. Örneğin; bir ekonomide, dolaşımda 20 lira varsa ve o ekonomin toplam varlığı 10 kilo buğdaysa, buğdayın kilosu 2 liradır. Bu ekonominin üretim kapasitesi artmadığı halde, siz 20 lira daha basıp piyasaya sürerseniz buğdayın kilosu 4 lira olur. Artık o ekonomide 20+20=40 lira olmasına rağmen, ekonomi büyümemiştir; hala 10 kiloluk buğday değerindedir. Cebinde 2 lirası olan kişinin parası, yarı yarıya düşer; o parayla bir kilo buğday alabiliyorken artık sadece yarım kilo alabilir.

73 Bu yüzden merkez bankaları, ekonomideki üretim artarsa, piyasaları dengelemek için para basar. Ama sadece ekonomi büyüdüğünde değil, bunu piyasaları hareketlendirmek için de yaparlar. Çünkü güvensizlik ortamları oluştuğunda, insanlar para harcamak istemez ve piyasalar durgunlaşır. Fakat üretimin artmadığı halde, piyasaya iradi olarak sürülen fazladan her para, sizin cebininizden görünmez bir el tarafından çalınmış özgürlüğünüzü temsil eder. Ve bu dengesizlik, günümüzde devasa boyutlardadır deki küresel ekonomik kriz, dünyada bütün kralların çıplak olduğunu gösteren bir örnekti. ABD de FED in pervasızca piyasaya dağıttığı krediler, -ki bunların çoğunu mortgage kredileri oluşturuyordu- borç kağıtları olarak dünya borsalarında satılıyordu. Yanlış okumadınız: borç satılıyordu. Dünya piyasalarında bu kağıtlar, üzerlerine kar koyularak elden ele geziyordu. Zaten olmayan bir paranın alacağını

74 temsil eden kağıtların sözde değeri daha şişmişti. Ve devasa bir balon oluştu. Bu kağıtlara harcanan paranın geri dönmeyeceği anlaşılınca, işler çoktan çığırından çıkmıştı ve balon patladı. Durumu kurtaralım derken daha fazla para bastılar. ABD, o güne kadar, tarihi boyunca bastığı paranın (800 trilyon doların) beş katı fazla parayı (4 katrilyon dolar) 2008 krizinden sonra birkaç yıl içinde bastı. Ama bu, aslında hiçbir şeyi düzeltmedi; yaptıkları şey, patlayan balona, çaktırmadan yama yapıp, içine daha fazla üflemek oldu. Ve şu an hala karşılıksız para basmaya devam ediyor. Üstelik bu işi diğer büyük ekonomiler de yapıyor. Evrende hiçbir şey yoktan var olmaz veya vardan yok olmaz; dönüşür, bir yerden diğer bir yere geçer. Bu ekonomilerde de böyledir. Ekonomik krizler, hiper enflasyon, kur hareketleri, vs. yüzünden kaybettiğiniz paranız/özgürlüğünüz başkalarının eline geçer. 2 liranız olduğu halde, 10 kilo buğdayın 1 kilosu sizinken, önce yarım

75 kilo, sonra 100 gram, en sonunda 1 gram sizindir. Dünyadaki para sisteminde şu an yaşanan budur. FED işleyişi bugün dünyadaki herkesin hayatını yakından ilgilendiriyor. O yüzden bu mekanizmayı anlamamız gerek. Bu kuruluş, Amerikan devletine ait olmayan özel bir kuruluştur. Para basması için devlet FED e tahvil verir. Tahvil ve bono devletlerin borçlanma kağıtlarıdır. FED de bunun karşılığında tahvil miktarı kadar para basar ve dolaşıma sokar. Bunun yolu halka faizle verilen kredilerden geçer. İnsanların sırtına faizli borç yükü olarak binen hayali para, gerçeğe dönüşür. Çünkü artık bankaya ve dolaylı yoldan devlete çalışan ve değer üreten köleler vardır. Devlet ve banka, elinde gerçek para varmış gibi yaparak çalıştırdığı kölelerden beslenir. Yaptıkları iş sadece onların çalışmalarını kurnazca organize etmekten ibarettir. FED in faiz artırımı yüzünden, doların değerinin arttığını çoğu kişi televizyonda duymuştur.

76 Sebebini merak ettiniz mi hiç? Aslında dolar artmaz, sizin paranızın değeri çalınır. Şöyle izah edelim: Devletler, tasarruflarının bir kısmını bono olarak hazinelerinde saklarlar. Bonoların, devletlerin borçlanma senetleri olduğunu söylemiştik. Diyelim ki bir ülkenin hazinesinde 1 milyar dolarlık bono var. Yani ABD ona bir sene sonra bu parayı ödemeyi taahhüt ediyor. O esnada ABD deki faiz oranı %2. FED faizi %3 e çıkarırsa, bu sefer piyasaya sürdüğü yeni bonolar daha değerli görülecek (ama aslında değeri değişmeyecek çünkü hala aynı para birimini temsil eden bonolardır) ve eski bono kağıtlarının piyasa değeri düşecek. Böylece %2 lik faiz döneminde, 1 milyar dolar bonoyu hazinesine koyan ülke, kayba uğrayacak. Bu sefer kendi birikimin değeri düşecek ve kendi para birimi, dolar karşısında erimiş olacak. FED in faiz artırımında, dolar kurunun artmasının sebebi budur. Aslında dolar artmaz, sizin paranızın

77 değeri düşer; daha doğrusu, bir yerden başka bir yere gider. İşte sistem bunun gibi akıl dışı mekanizmalarla işler. Fiat para sistemi, kölelerin boynundaki görünmez zincirlerdir. Bağlı oldukları zinciri göremeyenler, kendilerini serbest sanır. Bağlı olduğunuz zincir ne kadar uzunsa, ancak o kadar uzağa gidebilirsiniz. Diğer bir değişle ne kadar paranız varsa o kadar özgür olursunuz. Son yüzyılda, tarihte hiç olmadığı kadar büyük bir canavara dönüşen ve dünya halklarını esir alan, küresel gölgeler krallığının işleyiş mekanizmasından bahsettik. Kölelik sistemi binlerce yıldır, devam ediyor ama daha önce hiç bu seferki kadar büyük olmamıştı. Onun bu büyüklüğü, aynı zamanda en zayıf noktası. Açgözlülüğü onu o kadar şişirdi ki, patlama noktasına getirdi. Artık gereken şey, sadece kralların çıplak olduğunu kitlelerin görmesi...

78 Az önce bahsettiğimiz finans balonu yakın bir zamanda, belki birkaç yıl içinde patlayacak ve dünya, insanlık tarihinin hiç görmediği kadar büyük bir ekonomik çöküş yaşayacak. Fiat para sistemini tarihte deneyen bütün ekonomiler, kaçınılmaz bir şekilde hiper enflasyon yaşayarak çökmüştür. 11. Yüzyılda, Çin de Yuan hanedanlığında; 12. Yüzyılda, İngiltere de; 18. Yüzyıllarda, Fransa da Bugünkü sistem de miadını doldurdu ve hiper enflasyona doğru koşar adım ilerliyor. Nitekim hiçbir hükümet, sonsuza dek karşılıksız para basamaz çünkü çalışan insanların alım gücü veya kölelik derecesi, kritik sınırın, yani hayatta kalma sınırının altına düştüğü zaman sistem, kaçınılmaz olarak çöker; kaos meydana gelir. Sıradaki çöküş muhtemelen iki aşamalı olacak. Küresel bir bono krizi yaşanacak ve ardından devletler çok daha fazla para basmak zorunda kalacak. Sonra kısa bir dönem her şey düzeldi

79 zannedilirken nihai yıkım hiper enflasyonla gelecek. Daha önceki fiat deneylerinin hepsi, yereldi. Şimdiki ise dünya çapında ve özellikle doların ortak döviz rezerv birimi olması yüzünden, çarkları iç içe geçmiş küresel bir sistem. Üstelik üflenen balon akıl almaz bir şekilde şişirildi. Patladığı zaman, bütün dünya büyük bir buhran yaşayacak. Mike Moloney ve Erkan Öz gibi dünya çapında ekonomi uzmanları, bu krizin nasıl ve ne boyutta gerçekleşeceğini, artık geri dönüşün olmadığını, kitaplarında rakamlar ve formüller vererek ispatlıyorlar. Mevcut ekonomi modeli çöktüğünde, dünyada yeni bir model uygulanmaya başlayacak. Ve bu, büyük ihtimalle enformasyonizm olacak. Yani artık üretim, sermaye (kapital) üzerine değil, bilgi (enformasyon) üzerine kurgulanacak. Teknoloji çağında, bilgi teknolojilerini yönetenler, üretimi organize edecek.

80 Küresel krizin patladığı o gün gelip, bütün kralların çırılçıplak olduğu görüldüğünde, dünya köleleri için bir özgürlük şansı doğacak. Eğer bu şansı kullanamazlarsa, bu sefer yeni efendiler bilgiyi elinde bulunduranlar olacak. Diğerleri de muhtemelen çiplenmiş köleler Kölelik Çarkının Dişleri Köle yaratmanın en etkili yolunun, insanları borçlandırmak olduğundan bahsetmiştik. Borcun sürekli olmasını sağlamak için bankalar bunu faiz adı altında uygular, devletler ise çeşitli vergiler adı altında sürdürür. Hem Yahudiler, hem Hıristiyanlar, hem de Müslümanlar için faiz yasaklı bir kavramdır. Kuran da faiz diye tercüme edilen kelime riba dır ve aslında sadece faizi değil, her türlü haksız alacağı kapsayan bir terimdir. Tarihte, fiat para sisteminin olmadığı

81 dönemlerde insanlar faizli borçlarla köleleştiriliyordu. Hz. İsa nın yaşadığı dönemde, Kudüs teki Süleyman Mabedinin avlusunda, faizle borç veren din adamlarının tezgâhları vardı. İncil de anlatılan bir hikayeye göre 42 İsa, Kudüs e girdiğinde ilk işi, Mabed e gidip, oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu. Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa yı yok etmek için yollar aramaya başladılar. Tıpkı Kureyş müşriklerinin, faizin yasak olduğunu söyleyerek kölelik sistemine çomak sokan Hz. Muhammed i öldürmek istemeleri gibi. Tezgâh ile bank aynı anlamdadır. Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır. Yunancada bankaya trapeza derler. Çünkü trapeza, tezgâh anlamına gelir. Türkçede de bazen banko olarak kullanılan bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir. Hz. İsa, 42 Markos, 11:15

82 faizle insanları köleleştirenlerin simsarların tezgâhlarını veya diğer bir deyişle bankalarını devirirken, bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı bir tavır olarak yapıyordu. Faiz, kölelik sisteminin çarklarındaki dişlilerdir. Kuran da ise riba ifadesiyle karşımıza çıkan bu kavram, faizinden başka, finans piyasalarında türev ürünler olarak işlem gören ve halkın zenginliğini (özgürlüğünü) finansçılara dolaylı yoldan aktaran bono, tahvil ve kredi alacaklarının satışından elde edilen gelirleri de kapsıyordu. Çünkü havadan gelen haksız para manasındaydı. Distopya: Derin Uyku İnsan, doğası gereği, açgözlü ve hükmetmeye meraklı bir yaratıktır. Kuran da, Adem in Cennet ten kovuluşunda bile, Şeytan ın ona devlet başkanlığı vaat ettiği anlatılır:

83 Böylece şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve ebedi bir mülkü göstereyim mi? (Taha, 120) Mülkün Kuran da devlet anlamında kullanıldığını görmüştük. Burada ağaç ifadesi de dikkat çekicidir. Arapça metinde ağaç için kullanılan şecera kelimesi, belki saltanat edilecek bir nesle de gönderme yapıyor olabilir. Şecera kelimesinin bir diğer anlamı da soy veya nesil dir. Ayrıca sembolojide ağaç, devleti temsil eder. Bu düşünceyi destekleyen diğer bir ayet ise şöyledir: (Şeytan) dedi ki: Rabbiniz sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedi kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti. (Araf, 20) Bu ayette dikkat çekici olan, melek kelimesidir. Arapçada melik ve melek kelimelerinin yazılışı aynıdır. E veya i harfi farkı, hareke

84 denilen işaretlerle belirtilir. Kuran ın orijinal metninde hareke yoktur. Okumayı kolaylaştırsın diye Kuran nüshalarına sonradan eklenmiştir. Araplar, yazıda hareke kullanmaz çünkü dili bildikleri için hangi kelimenin, hangi sesli harfle okunacağını bilirler. Harekeler, Arap olmayanlar için tasarlanmış bir sistemdir. Bu bakımdan Şeytan ın insana devlet vaat etmesini ve mlk kelimesini bir araya getirince, bağlam içinde ilginç bir durum ortaya çıkar. Burada ifade edilen melik değil, melek bile olsa, net olan şudur ki; Taha 120. Ayete göre, Şeytan Adam e mülk, yani devlet vaat etmiştir. İnsan, Şeytan ın bu teklifine aldanınca, ceza olarak, Tanrı nın krallığından kovulmuştur. İnsanın hükümdarlık arzusu, kendini her yerde gösterir. Yöneticiler, her zaman yönettikleri kitle üzerinde mümkün olduğunca tahakküm sahibi olmak ister. Güçleri ne kadar yetiyorsa, tahakkümlerini o kadar uygularlar. Teknolojinin, bilimkurgu filmlerini aratmayacak bir hızla

85 ilerlediğini düşünürsek, bilgi çağında, tahakküm araçlarının ne kadar etkili hale geleceğini tahmin edebiliriz. Acaba George Orwell in 1984 romanında resmettiği türden bir distopyaya doğru mu gidiyoruz, yoksa zaten o kâbus ortamının içinde mi yaşıyoruz? (George Orwell in 1984 romanında resmedilen bir sahne) 1944 yılında, Bretten Woods da, 1 ons (31,1 gram) altının 35 dolar olarak belirlendiğinden bahsetmiştik. Bugün ise (Mart 2017), 1 ons altının fiyatı 1235 dolar. Görüldüğü üzere dolardaki değer kaybı 35 kat. Bu durum sadece Amerikalıları değil, kendi para birimlerinin

86 değeri, dolar kuruna göre belirlenen tüm dünya ülkelerini ilgilendiriyor. Özetle bu durum dünya insanlarının II. Dünya Savaşından beri 35 kat daha fakirleştiği veya köleleştiği anlamına gelir. Şimdi şok edici iki örnek vermek istiyorum. Meşhur ekonomi uzmanı Mike Maloney in Hidden Secrets of Money belgeselini seyrederken hayretle dinlemiştim. Maloney, oto yedek parça mağazasında çalışan babasının, 1960 yılındaki maaş bordrosunu gösteriyordu. Buna göre, o tarihte gelirleri 8300 dolar civarındaydı. Aynı tarihlerde, yaşadıkları Oregon şehrinde, ortalama bir ev fiyatının ise 7600 dolar civarında olduğunu, eski ilanlardan gösteriyordu. Yani 1960 larda, çalışan bir Amerikalı, 1 aylık geliriyle, ortalama bir ev alabiliyordu. Ben de kendi yaşadığım ülkede, o tarihlerde, durum nasıldı diye merak edip araştırdım. Ve Eğitimsen in (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) 2002 yılında yaptığı bir araştırmaya dayanan şu bilgiye ulaştım:

87 1965 yılında, bir öğretmen, maaşıyla 28 adet Cumhuriyet altını alabiliyormuş 43. Bugün, yani Mart 2017 itibariyle, bir öğretmen, aylık maaşıyla (3100 tl) sadece 3 tane Cumhuriyet altını alabiliyor. Yani eğer 1965 ten beri, Türk Lirası hiç değer kaybetmeseydi, ortalama bir çalışan, sadece 6-7 aylık maaşıyla, 160-190 bin tl lik, başını sokabilecek bir ev alabilecekti. Bu örnek, Maloney in verdiği örneğin, sağlaması gibiydi. O yıllarda Amerika nın Türkiye den belki 10 kat daha zengin olduğunu da düşünürsek, bir 43 Eğitimsen, Anketlerle Eğitim, 2002. Yayınlanan araştırmaya göre, öğretmen maaşları 1923 yılından itibaren incelenmiştir. Rapordan anlaşıldığına göre, 1923 te, yani Türkiye nin yıkıcı bir dünya savaşından yeni çıktığı yoksulluklarla dolu kuruluş yıllarında bile bir öğretmen (diğer bir deyişle, ortalama bir çalışan), aylık maaşıyla 20 adet Cumhuriyet altını alabilmekteydi. Bugünse sadece 3 adet alabilmektedir. İlgili raporda, yıllara göre verilen rakamlar şöyledir: 1923: 20 adet, 1946: 12 adet (II. Dünya savaşı sonrası), 1960: 18.5 adet, 1965: 28.6 adet, 1975: 9.2 adet (dikkat edilirse 1971 deki Nixon Shock tan sonra ani bir düşüş başlıyor), 1980: 1.5 adet (Türkiye de darbe olduğu yıl), 1993: 5.9 adet, 1994: 5.4 adet, 1995: 5.1 adet, 1996: 5.1 adet, 1997: 5.2 adet, 1998: 7 adet, 1999: 6.7 adet, 2000: 6.5 adet, 2001: 3.5 adet (Türkiye de ekonomik kriz yaşandığı yıl), 2002: 4.5 adet. Bugünse (Mayıs 2017 itibariyle) sadece 3 adet.

88 Amerikalının, aylık maaşıyla bir ev alabilmesine şaşırmayız. Kölelik şartlarının, zaman içerisinde ne kadar kötüleştiğini görüyoruz. Her insan bir ev sahibi olmayı hak eder. Günümüzde bu, imkânsız gibi birşeydir. Köleliğin olmadığı bir sistemde ise bu çok kolaydır. Çünkü o sistemde kazandığınız değer çok daha yüksek olur. Eğer kölelik sistemi yüzünden evsiz olduğunuz için kira ödemek zorundaysanız, ödediğiniz kira bile sizi sisteme daha fazla köle yapar. Aşağıdaki grafikte, son yüzyıl içerisinde, dünya halklarının, varlıklarını ve özgürlüklerini kaybetme hızını somut olarak görebiliriz:

89 Ama burada vurgulamak gereken şudur ki, zengin bir köle olmak bile kötüdür. Mesele, zenginlik/fakirlik meselesi değildir; kölelik/özgürlük meselesidir. Çünkü ne kadar zengin bir köle olursanız olun, işin doğası gereği mutlaka şartlarınız kötüleşecektir. Çünkü efendiler, hep daha fazla sömürme

90 eğilimindedir. Bu durum insanın yapısından kaynaklanır. Sömürünün artırılması süreci hep zamana yayılır. Çünkü şok etkisinin, sisteme zarar vereceği bilinir. Burada kurbağa deneyi akla gelir: Bir kurbağayı, kaynar suyun içine attığınız zaman, kurbağa hemen sıçrayıp oradan kaçar. Ama onu tencerenin içine koyup, suyu yavaş yavaş kaynatırsanız, kurbağa hareketsiz kalır ve sonunda haşlanır. Kölelere yapılan da budur. Tarihi süreç içerisinde şartların nereden nereye geldiğine kısaca göz attık. Bundan 50 yıl önceki şartlarda yaşadığınızı ve birden bire, asgari ücretin 1777 tl olduğu (üstelik ondan da vergi kesildiği için 1400 tl ye düştüğü) günümüz şartlarına geldiğinizi bir düşünsenize. Herhalde çok büyük halk ayaklanması olurdu ve hiçbir şekilde, insanlar bu şartlara razı edilip, sakinleştirilemezdi. Şu anda dünya kölelerinin durumu, tencerenin içinde suyu ısıtılan kurbağanınki gibidir. Öyle ki

91 su kaynamak üzere ve kimse farkında değil. Bu, derin bir ölüm uykusunu akla getiriyor. Tarihin en büyük ekonomik krizi yaklaşıyor ve insanlar birikimlerini kaybetmek üzere. Bu felaketi izleyecek süreç, çok sancılı geçecek. Fakat o zaman insan krallar/efendiler reddedilerek, yeni ve adil bir dünya devleti kurulabilirse, her şey çok daha güzel olabilir. Vergisiz Devlet: Vergi, devletlerin vatandaşlarından zorla aldığı haraçtır. Bazı ülkelerde vergi ödememek, hapse atılma sebebidir. Diğerlerinde ise zorla tahsil edilir. Örneğin ABD de gelir vergisini ödemeyenler hapse atılıyor. Ama orada FED in kurulduğu 1913 yılından önce, gelir vergisi diye bir şey yoktu. O tarihten sonra %1-7 arası gelir vergisi uygulanmaya başlandı. Bugün ise bu oran %39 a kadar yükseldi.

92 Bugün dünyada 11 ülke, halkından gelir vergisi almıyor. Ve bunlar, dünyanın en zengin ülkeleri arasında: Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Bermuda, Bahama Adaları, Cayman Adaları, Monaco, Hong Kong. 44 Bu ülkelerde sağlık, sosyal güvenlik hizmetlerine karşılık vergiler uygulanıyor. Fakat Cayman adalarında sosyal güvenlik vergileri bile yok. Sadece ithalatçılara vergi uyguluyorlar. Peki bunu nasıl yapıyorlar? Burada devlet işletmeleri devreye giriyor. Bu ülkelerin petrol, doğal gaz ve turizm gelirleri yüksek Bir devletin, vatandaşına verdiği bazı kamu hizmetlerinin (sağlık sigortası, emeklilik, ulaşım, vs.) karşılığında bir ücret alması anlaşılabilir. Fakat bunu yaparken, serbest piyasa ekonomisinin koşullarını vatandaşına uygulayamaz. Yani istediği gibi yüksek fiyattan, 44 11 countries that don't have income tax, 19 May 2016, The Telegraph

93 bu hizmetleri satamaz. Ve hiçbir mal veya hizmeti zorla kimseye satma hakkına da sahip değildir. Ayrıca bir devlet hiçbir sektörü kendi tekelinde tutamaz, özel sektörün önünü kesemez. Devletin tekelinde olabilecek alanlar sadece, kuvvetler ayrılığı ilkesi dâhilinde; yasama, yürütme ve yargıdır. Artı bir kuvvet olarak, medya ise devletten bağımsızdır; medya kurumları özel sektörde olmalıdır. Eğer dünyanın bütün halkları anlaşır ve başında kral olmayan ortak bir devlet kurarlarsa, dünyanın doğal kaynakları, bu devletin işletme maliyetini ve toplumların refahını, rahatlıkla karşılayabilecek düzeydedir. Ancak aynı zamanda vatandaşlar, isterlerse devlete sunak sunabilirler. Fakat bu durum tamamen gönüllülük esasına dayanır. Devletin esas görevi adaleti sağlamaktır. Ana devlete bağlı çalışan yerel mülki kurumlar, adalet hizmeti konusunda dünya devletine bağlı çalışır. Fakat kurumların yürütmesine dair yönetmelik ve

94 tüzükleri, kendi bölgesel şartlarına göre, toplumsal mütabakatla düzenler. Ayrıca bu yerel kurumlar eğitim ve belediye hizmetleri sağlar. Bu hizmetlerin maliyeti asgari düzeyde devlet gelirlerinden tedarik edilir. Bunun üstünde harcama yapmak ve daha fazla gelişmek isteyen beldeler, kendi yerel kamu işletmelerini kurabilirler. Ayrıca ekstra hizmetler için maliyetler, o belde halkının adadığı sunaklar, -ki bunlar altın, gümüş, gıda malzemesi, vs. dir- ile sağlanır. Bir belde halkı ne kadar birlik ve ilericilik anlayışına sahipse, o kadar gelişir. Yerel idarelerde, karar alma mekanizmaları seçim ve halk oylamaları ile yürütülür. Bir beldedeki yasama ve yürütmeyi temsil eden kurumların idarecileri, oranın halkı tarafından seçilir. Sonuç olarak maliyetler, devlet işletmelerinden, gönüllü olarak verilmiş sunaklardan ve birazdan açıklayacağımız güzel karat sisteminden sağlanır.

95 Eski Ahit te, Yeni Ahit te ve Kuran da değinilen, Tanrı nın evine verilen sunaklar meselesi bu bağlamda dikkat çekicidir. Tanrı nın evi tüm ulusların temsil edildiği bir meclisi ifade eder ve sunaklar insanlar içindir. Ticari Devlet işletmelerinin bir model olarak karşımıza çıkışı ise, bir peygamber olan Hz. Yusuf un, idareciliğini yaptığı silo işletmelerinin anlatıldığı kıssalardadır. Hz. Yusuf un hikayesi hem Eski Ahit te hem de Kuran da anlatılır. Bu işletmeler, devlet için gelir sağladığı gibi, maddi gücü olmayan ihtiyaç sahiplerinin, asgari düzeyde beslenme ihtiyacını da karşılamak konusunda, devlet tarafından kullanılır. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, peygamberlerin kitapları, ideal devlet uygulamalarına dair birçok kodlar içerir. Hatta pek çok farklı konudaki uygulamalara dair metotların, bu metinlerde karşılığının olması şaşırtıcı değildir.

96 Fakat ideal devletin en büyük geliri Güzel Karat diye isimlendirebileceğimiz bir sistemden gelecektir. Hz. Yakub un (İsrail in) 45 12 oğlu vardı. Hz. İsa nın 12 havarisi vardı. İslam kültüründe ise bunun yansıması Hz. Muhammed den sonra gelen 12 imam inancıdır. Yani bir yüksek nitelik ve karşısında, ondan bir derece daha altta bulunan 12 niteliğe dair sembolik bir anlatım. Farklı kültürlere ait sembolojilerdeki bu rakamsal paralellik hep dikkatimi çekmişti. Dünyadaki gümüş miktarının, altın miktarında 12 kat daha fazla olduğunu öğrendiğim zaman 46, bu merakım daha da şiddetlenmişti. Bu bir tesadüf müydü? Dünyanın güneş etrafında bir turu esnasında, 45 İsrail, Hz. Yakub un, Tevrat ta ve Kuran da anılan lakabıdır. 46 Ekonomi uzmanı Erkan Öz, Büyük Finansal Tufan isimli kitabının 101. Sayfasında, altın ve gümüş oranlarından bahseder. İncelemelerine dayanarak, bu oranın tarih boyunca 12/1 oranında seyrettiğini açıklar. Fakat yozlaşmış fiat para sisteminin işlediği günümüz dünyasında, bu oran manipüle edilerek, gümüş fiyatları çok daha aşağılara çekilmiştir. Günümüzde, bu manipülasyonda sayesinde, küresel finans elitleri, ucuz fiyatlarla devasa miktarlarda gümüş stoku yapmaktadır.

97 ayın dünya etrafında 12 tur atması da bu garip rakamsal paralelliğin içine yer buluyordu. Üstelik tarih boyunca, insanlar, altının değerini gümüşün 12 katı olarak biçmişlerdi. Bu bağlamda Güneş in bir altın paraya, Ay ın ise gümüş paraya benzediğini şaşırarak izliyoruz. 1 Güneş (veya altın) eşittir 12 Ay (veya Gümüş). Örneğin, Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan bir altın sikke, 12 gümüş şekele karşılık geliyordu. Yukarıda verdiğimiz örneklerdeki Hz. Yakup ve Hz. İsa paygamberler, Güneş ile sembolize edilir. Hz. Yusuf un rüyası bile bu sembolizme bir gönderme yapar. Çünkü, 11 kardeşi olan Hz. Yusuf (kendisi ile birlikte toplam 12 kardeştirler), babası Hz. Yakub u rüyasında Güneş olarak görmüştü. İncil e göre Hz. İsa nın 12 havarisinden biri olan Yahuda, arkadaşlarına ihanet etmişti. Tevrat a ve

98 Kuran a göre Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından ihanete uğramıştı 47. Tevrat, İnciller ve Kuran da anlatılan bu hikâyeler, bir arada ele alındığında şöyle bir detay ortaya çıktığını görürüz. Bir tarafta 12 in 1 i dışlanır; diğer tarafta 12 in 1 i, diğerlerini dışlar. Yani sembolik olarak alırsak; bir tarafta artı değerde bir gümüş para, diğer tarafta eski değerde bir gümüş para görürüz. Asıl enteresanlık şimdi geliyor: Bu sistemi bir ekonomi modeline uygulayınca muhteşem bir formülün ortaya çıktığını görürüz. Bu formül, modern ekonomi doktrinlerindeki enflasyon, deflasyon, stagflasyon ve devalüasyon gibi temel problemleri tamamen ortadan kaldırıyor. 47 Hz. Yusuf un abisi Yahuda nın, diğer kardeşlerine Hz. Yusuf u öldürüp kuyuya atmayı teklif ettiği Tevrat ta Tekvin in 37. bölümünde anlatılır. Diğer kardeşler, bu teklifi fazla zalimce buldukları için sonunda onu öldürmeden kuyuya atmakta karar kılarlar. Yani Hz. Yusuf a yapılan ihanetin baş aktörü Yahuda dır. Matta İncil nin 10. Bölümünde ise Hz. İsa ya ihanet ettiği söylenen havarinin ismi de Yahuda dır.

99 Cennet in Hazinesi: Karat Sistemi Altın ve gümüşle temsil edilen bir ekonomi düşünelim. Piyasada kullanılan para, altına ve gümüşe dayalı olsun. Diyelim ki bu para biriminin adı lira olsun ve alışverişte lira kullanılabilsin. Liralar, hazinedeki altın ve gümüş miktarınca, kaydi olarak üretilsin. Yani 1 lira eşittir bir gümüş para, 12 lira eşittir 1 altın para olsun. Ama devlet, altın ve gümüşleri hazinesine ilk kez kaydederken artı 10 da 2 oranında yazsın. Yani mesela hazineye adet 10 gümüş para ve 10 adet altın para kaydedilecekse, bunu 10+2 adet gümüş para (yani 12 lira) ve 10+2 adet altın para (yani 120 lira) şeklinde kaydetsin. Bu devlet vatandaşlarına der ki: Bana 10 gümüş para getirip, borç olarak hazineye emanet eden kişilere 12 liralık hesap açıyorum. Fakat bunun için üç şartım var:

100 Birincisi; bu hesap sadece yatırılan gümüş paralar hazinede kaldığı sürece geçerli olacak. Eğer gümüşlerini geri almak isteyen olursa, sadece verdiği gümüş adedince bunu geri alabilecek. Artı 2 liralık bonustan faydalanamayacak. (Diğer bir deyişle, hesabındaki liranın rakamı kaç ise ondan iki eksiltilerek gümüş paraları geri verilecek çünkü hesap açılırken iki lira fazla kaydedilmişti.) İkincisi; artı iki liralık bonusun kullanılabilir olması için, anapara olan 10 liranın, hesap sahibi vatandaş tarafından piyasada harcanması gerekiyor. Ne zaman harcama tamamlanırsa, o zaman bonus kullanılabilir olur. Üçüncüsü; devletin verdiği iki liralık bunusun bir lirası hesap sahibinin olacak, bir lirası da devletin hesabına kaydedilecek. Bu durumda 10 gümüş para yatıran kişi, hesabındaki limiti dolduracak şekilde 10 tur harcama yaptıktan sonra, yatırdığı gümüş para miktarı kadar kârda olacak ve harcamalarına

101 devam ettikçe sürekli kâra geçecek; aynı zamanda devlet hazinesini de kâra geçirecektir. Karşılıklı kâr etme sürekliliğinin sağlanması için, vatandaşlar sürekli harcama yapma eğiliminde olacaktır. Bir vatandaş, birinci tur harcamayı tamamladıktan sonra, hesabına yatıracağı parayı, çalışarak piyasadan kazandığı liralar olarak yatıracaktır. Çünkü artık liralar, ticaret yapan vatandaşların hesapları arasında dolaşımdadır. Ama bu liralar vatandaşın hesabına, artık gümüş olarak değil, lira olarak kaydedilecektir. Bu yöntemle tedavüldeki lira, devlet hazinesinde rakamsal bir şişme (enflasyon) yaratmayacak, onun yerine, ticaret yapan vatandaşların hesapları arasında dolaşımda olacaktır. 48 İsteyen kişi gümüş yerine altın da yatırabilir. Aynı yöntem altına da uygulanır. Ama kimse için 48 Bu duruma ekonomi biliminde velosite denir. Örneğin 100 liralık bir ekonomi, kendisinden iki kat fazla dolaşım hızına sahip 50 liralık bir ekonomi ile aynı büyüklüktedir.

102 zorunlu tutulmaz. Fakat buna rağmen, herkes kendi isteğiyle bu sisteme dâhil olmayı tercih edecektir. Ve isteyen kişi, istediği miktarda altın/gümüş borç verebilir; bunlar, aynı oranlarla sisteme dâhil edilir. Bu sistemde para birimi, altına ve gümüşe, yani reel bir değere dayalı olduğu için enflasyon 49 olmaz. Sistemin küresel çapta uygulanacağından dolayı, farklı döviz birimleri olmayacak ve böylece devalüasyon 50 problemi otomatikman ortadan kalkacaktır. Sistem kendi dinamikleri sayesinde, vatandaşların sürekli harcama eğiliminde olmasından dolayı slagflasyon 51 riski de ortadan kalkacaktır. Piyasada paranın dolaşım hızı artacağı için istihdam artacak ve böylece deflasyona 52 dayalı işsizlik olmayacaktır. 49 Enflasyon: Bir değere karşılık gelmeyen paranın basılmasından dolayı fiyatlardaki artış. 50 Devalüasyon: Bir para biriminin, diğerleri karşısında değer kaybı. 51 Stagflasyon: Ekonomik durgunluk. 52 Deflasyon: Ekonominin hacminin, dolaşımdaki paradan daha hızlı büyümesi sebebiyle fiyatlardaki düşüş.

103 Gelin bu sistemin bir sağlamasını yapalım ve nasıl çalıştığını görelim: Diyelim ki bu, beş kişilik bir ekonomi olsun. Ve her birinin elinde 10 adet gümüş para olsun Aşağıdaki tabloda sistemin doğru çalıştığının sağlamasını görebiliriz: Yatırılan Gümüş Para Adedi Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 1. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Buna göre hazinedeki gümüş para adedi 50; dolaşımdaki para miktarı 50+5+5 yani 60 liradır.

104 Yatırılan Lira Miktarı Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 2. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Hazinedeki gümüş para adedinde değişiklik yapılmamıştır. Gümüş para miktarına denk gelecek kadar lira yatırılmıştır. Dolaşımdaki para miktarı hâlâ 50+5+5 yani 60 liradır. Yatırılan Lira Miktarı Hazine Payı (lira) Verilen Bonus (lira) Kullanılabilecek 3. Tur Tutar (lira) A kişisi 10 12 1 1 B kişisi 10 12 1 1 C kişisi 10 12 1 1 D kişisi 10 12 1 1 E kişisi 10 12 1 1 TOPLAM 50 60 5 5 Hazinedeki gümüş para adedinde değişiklik yapılmamıştır. Gümüş para miktarına denk gelecek kadar lira yatırılmıştır. Dolaşımdaki para miktarı hâlâ 50+5+5 yani 60 liradır.

105 Tur sayısı ne kadar artarsa artsın, sistem değişmeyecek ve dolaşımdaki para miktarı aynı kalacaktır. Fakat sadece hazineye, ekstra gümüş para veya altın para getirilirse, bunlar kaydedilecek, aynı prensiple işleyiş devam edecektir. Vatandaşların, bonus liraları biriktiremeyeceği gibi devlet de kendi hesabına geçen bonus liraları biriktiremez, kamu hizmetleri için harcamak zorundadır. Bonus liralar, vatandaşların hesabına nasıl ki koşullu olarak geçiyorsa, devletin hesabına da aynı şekilde koşullu olarak geçer. Aksi takdirde, kaydi para miktarında şişme olur ve sistem çalışmaz. Sonuç olarak, bu sistemde vatandaşlar devlete eksi faizle borç vermiş olur. Yani devlet borç almış, hem de üstüne para kazanmıştır. Ama bunu yaparken vatandaşına da kazandırmıştır. Bunu mümkün kılan şey, bu sistemle ortaya çıkan velosite (paranın dolaşım hızı / ticaretin canlandırılması) eğilimidir. Yani faizin tam tersi uygulanmıştır.

106 Kuran ayetlerinde (Bakara 245 ve Hadid 11) 53, Allah, kullarından borç ister. Bu çok garip görünen bir durumdur. Bu ayetleri okuyan herkes nasıl olur da Tanrı, yarattığı varlıklardan borç ister? diye sorabilir. Ben de bu ayetleri ilk okuduğumda aynı soruyu sormuştum. Ama burada bazı ilginç detaylar vardır: Ayetlerde borç (karad) derken, özellikle güzel (hasene) sıfatı ile belirtilir. Dünyada, 24 ayar (katkı yapılmamış) saf altına fine gold, yani güzel altın denir. 999 ayar (katkı yapılmamış) saf gümüşe de fine silver, yani güzel gümüş denir. Altına belli oranlarda bakır katkısı yapılırsa, ayarı değişir. 22 ayar, 18 ayar, 14 ayar olarak kullanılan altın, takı sektöründe kullanılır. 24 ayarlık saf altın ise yatırım sektöründe kullanılır ve karat olarak 53 Kimdir Allah a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. Allah daraltır ve genişletir. Ancak O na döndürüleceksiniz. (Bakara, 245) & Kim Allah a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükfat da vardır. (Hadid, 11)

107 tanımlanır. Ayetlerde borç anlamında kullanılan kelimenin Arapçası da karad olarak geçer. 54 Acaba bunlar bir tesadüf müdür? Açıklanan sebeplerle, bu sistemi belki güzel karad sistemi diye isimlendirebiliriz. Bu arada, ayetlerdeki ilginçlikler devam eder. Hadid (demir) suresinin 10. ayetinde Ne oluyor size ki Allah yolunda harcamıyorsunuz? diye sorulur ve ardından 11. ayette, Allah borç ister ve misliyle geri ödeyeceğini söyler. Ve hemen ardından, 12. ayette, iman edenlerin, o gün geldiğinde, Cennet te olacağı söylenir. 55 Sanki Tanrı nın Krallığına bir gönderme yapılıyor gibidir. Ayetlerin numaraları (10, 11, 12) bile ilginçtir. 24 ayar altına 1/12 oranında bakır katkısı yapılırsa 22 ayar altın olur. Tarihte altın 54 Kredi kelimesi de bu kelimenin (krd) kökünden gelir. 55 O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. O gün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir. İşte büyük kurtuluş budur! (Hadid, 12)

108 sikkelerde 22 ayar altın da kullanılmıştır. Altın sikkeyi basan devletler, zayıfladıkça, altının ayarını düşürmüştür. Tarihte, sikkelerin 8 ayara kadar düştüğü dönemlerin olduğu bilinmektedir. Matta İncil inin 22. bölümünde de incelediğimiz konuya yorulabilecek bir hikâye anlatılır. Hz. İsa, insanlara Tanrı nın Krallığından bahsederken, Ferisiler onun yanına gelir. Bunlar bir Yahudi tarikatıdır ve Hz. İsa yı tuzağa düşürmek istemektedirler. Yaptıkları plana göre; ona bir soru soracaklar ve sözde onu zor duruma sokacaklardır: Kutsal Yasa ya 56 göre Sezar a vergi vermeli miyiz? Hz. İsa hayır derse, Romalılar onu, halkı isyana teşvik ettiği için tutuklayacaktır. Evet derse, onu dinleyen cemaat, Pagan bir devlete vergi verilmesini onayladığı için ondan uzaklaşacaktır. Ferisilerin yaptığı plan budur. 56 Burada yasa diye bahsedilen tora dır. Yani Tevrat. Arapçada o harfi olmadığı için tora kelimesi Kuran da tevrah olarak geçer. Türkçedeki töre kelimesi de aynı köke dayanır; yasa anlamında kullanılır.

109 Hz. İsa ya bu soruyu sorarlar. Aldıkları cevap beklemedikleri türdendir. Hz. İsa, Ey ikiyüzlüler! Beni neden deniyorsunuz? Vergi öderken kullandığınız parayı gösterin bana! der. Onlarda bir Roma dinarı gösterirler. (Matta İncili, bu paranın hangi madenden yapıldığını söylemez ama Thomas İncil inin 100. Bölümünde, bunun bir altın para olduğu söylenir.) Sonra Hz. İsa bu resim, bu yazı kimin? diye sorar. Onlar da Sezar ın derler. Sonra Hz. İsa, o meşhur cümleyi kurar: Öyleyse Sezar ın hakkını Sezar a, Tanrı nın hakkını Tanrı ya verin! Hz. İsa, çok zeki bir adamdır. Onunla zekâ konusunda boy ölçüşemeyeceklerini görünce, oradan ayrılırlar. Hz. İsa, 1 altın para (eşittir 12 gümüş para) içerisinde bir payın Tanrı ya bir payın da o paraya sahip olan kişiye verilmesi gerektiğini ima etmiş olabilir miydi? Kim bilir! Ama hikâye ilginçtir.

110 Ütopya: Tanrı nın Krallığı Her insanın doğuştan sahip olduğu hakları vardır. Bunların başında gelenler; beslenme, barınma ve güvenliktir. Ve devamında da özgürlük gelir. İlk üçü, insanın hayatta kalabilmesini, dördüncü ise gelişimini sağlar. - İdeal dünya düzeni olarak tanımlayabileceğimiz bir ütopyada, devlet, işsizlere hayatta kalmasını sağlayacak düzeyde gıda temin eder. - Maddi gücü yeterli olmayanlar için, içinde uyuyabileceği barınaklar temin eder. Faiz ile çalışan fiat para sisteminin olmadığı yerde, bu tür hizmetler kolayca finanse edilebilir. Dünya kaynakları, doğru organize edilebilirse, bütün insanlığa zenginlik sağlayabilecek düzeydedir. Daha önce incelediğimiz gibi, bu toplu refahın, tarihte örneğine rastlamıyor olmayışımızın tek sebebi, gücün temerküz etmesidir.

111 İdeal düzende, kişilerin zenginliği eşit olmak zorunda değildir. Kimisi diğerlerinden çok daha zengin olabilir. Doğru olan; eşit gelir dağılımı değil, adil gelir dağılımıdır. Yukarıda belirttiğimiz beslenme ve barınma konusunda, imkânı olan herkes istediği kadar lüksü tercih edebilir. Devlet kimseye, nasıl ve ne şekilde yaşayacağını dikte edemez. - Güvenlik hakkı ise zengin fakir ayrımı olmaksızın, herkes için eşittir. Bu, adalet kurumları ve kolluk kuvvetleri tarafından sağlanır. Yukarıda bahsedilen üç temel insan hakkının, devlet tarafından garantiye alınması, özgürlüğü doğurur. Çünkü insanlar, kendilerinden daha güçlü olanlar tarafından dayatılan köleliği reddettikleri zaman, aç kalmaktan, açıkta kalmaktan ve haksız cezalara maruz kalmaktan korkarlar. Bu üç temel hak, garanti altında olduğu sürece, kimse istemediği bir şey yapmak zorunda kalmaz.

112 Yaptığı işler, tercihine dayalı olur. İnsanlar, tercihlerinin sonuçlarını hesap ederek, hayatlarıyla ilgili kararlarını verirler. Bu özgürlük anlamına gelir. İnsanlar, çalışarak yüksek bir refah içinde hayatlarını sürdürebilir veya çalışmayarak fakir olmayı tercih edebilir. Ama açlıktan veya soğuktan ölmeyeceğini ve cezai olarak haksızlığa uğramayacağını bilir. Böylece kimse çalıştığı kurumda, kötü muamele ve aşağılanma ile karşılaştığında, kendini buna katlanmak zorunda hissetmez ve rahatça oradan ayrılabilir. Eğer az önce saydığımız psikolojik engeller yüzünden ayrılamıyorsa, bu, onu köle yapar. Bu şartların, üç temel insan hakkının güvence altına alınması suretiyle ortadan kaldırılması ise özgürlüğü getirir. Hem özel, hem de devlet kuruluşlarının içerisinde, işleyişin sürdürülebilmesi için hiyerarşi olmalıdır. Fakat bu hiyerarşi, az önce belirttiğimiz düzenleme yapıldığı takdirde, çalışanların köleliği anlamına gelmeyecektir.

113 Özgürlükleri besleyen en önemli etken, toplumun refahıdır. Bugün dünya ülkelerinin özgürlükle ilgili istatistiklerine bakıldığı zaman, bir toplumun refah seviyesi ile fikir/ifade özgürlüğünün doğru orantılı olduğu görülür. Yani toplum ne kadar zenginse, o kadar özgür ve ne kadar fakirse, o kadar baskı altındadır. Basın özgürlüğü istatistikleri bu duruma iyi bir örnektir. Güç bir merkezde ne kar çok temerküz ederse, o merkez, hükmettiği insanlara o kadar çok baskı uygular. Ve bu baskıdan en çok nasibini alanlar, her zaman entelektüeller olur. Çünkü bilim, kültür, sanat ve fikir insanları, toplumun geri kalanını etkileme potansiyeline sahiptir ve güç merkezleri onları kontrol etmek ister. İdeal bir düzende, bir kişi, istediği dini, inanıp yaşayabilir. Her türlü fikrini özgürce ifade edebilir. Bu fikirler, toplumun kabullerine aykırı veya rahatsız edici düzeyde olsa bile Hatta bu fikirlerin doğru veya yanlış olması bile önemli

114 değildir. Bunlar, herhangi birine göre saçmalık bile olsa, ifade özgürlüğü kapsamındadır. Hiç kimse, ifade ettiği düşünceleri, iddiaları veya inançları yüzünden cezalandırılamaz. Zihin, özgürlüğün en temel alanıdır. Çünkü özgürlük zihinde başlar (veya biter). Devletin işleyişi dört temel kuvvet (meleke) üzerine oturmalıdır: Bunların birincisi yargıdır. Bu kuvveti, adalet kurumları temsil eder. Genel mülkiyete hiçbir beşer sahip olamaz fakat her beşerin özel mülkiyet hakkı vardır. Tüm hak ve özgürlükler, adalet kurumunun teminatı altındadır. Evrensel bir anayasa metnine dayanarak karar alırlar. Bu metin, ulusların mutabakatı ile kabul edilir. Yüksek yargı, uluslararası üyelerden oluşur; ulusal mahkemelerin, anayasa ile tanımlanmış evrensel hukuka aykırı kararlarını temyiz yetkisine sahiptirler.

115 İkinci kuvvet yasamadır. Bunu kuvveti meclis temsil eder. Yerel ulusal meclisler ve uluslararası bir meclis vardır. Anayasaya tezat oluşturmayacak şekilde, gündelik hayata dair yasaları belirlerler. Yerel meclisler, özerktir; hukuka aykırı olmadığı sürece, kendi bölgelerinde, yürütmenin işleyişini belirlemek için yerel kararlar alabilirler. Mecliste partiler ve dolayısıyla parti vesayeti yoktur; onun yerine toplum temsilcisi kişiler vardır. Üçüncü kuvvet yürütmedir. Bunu, bakanlar kurulu temsil eder. Uluslararası bir yapı altında yerel ulusal yapılar olarak dallanır. Bu kuvvetlerin hepsinde adem-i merkeziyet esastır. Yani kararlar yerel olarak alınır. Gücün/yetkilerin, tamamen belli merkezlerde toplanmasına, yani temerküz etmesine izin verilmez. Temerküzden kölelik doğar. Dördüncü kuvvet ise medyadır. Devletten bağımsızdır. Ama devlet isterse, bunların yanında kendi medya kurumlarını oluşturabilir.

116 İdeal düzende, kuvvetlerin haricinde, sivil toplum kuruluşları önemli bir yer tutar. Bunlar devletten bağımsızdır. Devlet, haksız ve hukuksuz uygulamalara yönelirse, sivil toplum bunun karşısında bir emniyet sigortası gibidir. Kuvvetleri temsil eden kurumların idarecileri seçimle belirlenir. Liyakat sahibi adaylar, sivil toplum tarafından önerilir. Halk/halklar tarafından oylanır.

117 Sonuç: Toplumlara tahakküm edecek hükümet sistemleri var oldukça, o sistem içinde yer alıp insanlara tahakküm etmek peşinde olan insanlar daima var olacaktır. Devlet yöneticileri, toplumların değil, topluma hizmet etmekle sorumlu kurumların yöneticileridir. İnsanlar o idarecileri efendi olarak gördükçe, onlar da bu efendilik vasfını hevesle sahiplenmekte hiç tereddüt etmeyecektir. Nitekim, dünyadaki bütün devlet sistemlerinde, bunun canlı örnekleri karşımızda durur. Bu kitapta incelediğimiz ilahi metinlerin hepsinin, köleliği ve onun aracı olan faiz sistemini ortadan kaldırmak için tasarlandığını gördük. Hepsindeki ortak mesaj, Tanrı dan başka kimsenin kral olamayacağıydı. Ondan başka bütün efendiler, dolayısıyla da tüm kölelik sistemleri yasaklanıyordu. Yani şirk kavramının yerine tevhid kavramı koyuluyordu.

118 Hz. İsa, İbranilere seslenirken, onlara Tevrat tan alıntılar yapıyordu. Yeni bir din getirmemişti. Hz. Muhammed in, kavmine okuduğu Kuran ın ayetleri de yeni bir din gelmediğini söylüyordu: Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! Diye Nuh a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim e, Musa ya ve İsa ya emrettiğini size de din kıldı (Şura suresi, 13. Ayet) Tanrı nın Krallığı fikri, Hz. İsa nın benzetmesinde olduğu gibi, bir tohumdu. Tanrı nın vaadinin gerçekleştiği gün, bir ağaca dönüşmek üzere, tarihin derinliklerine ekildi. Köleleştirilmiş insanların, gerçeği gördükleri gün, efendilerine karşı çıkıp, onlara galip gelmeleri kaçınılmazdır. Çünkü kölelerin, sözde efendilere karşı sayı üstünlüğü, ezici boyuttadır Gerçek seni özgür kılar! SON

119 YAZAR HAKKINDA: Hamza Yardımcıoğlu 1977'de İstanbul'da doğdu. Anadolu Üniversitesinde iktisat eğitimi aldı. Dinler tarihi ve astronomi üzerine araştırmalar yürüttü. Bu konularda beş kitap ve birçok makale yazdı. İngilizceden Türkçeye üç kitap çevirdi. Yerli ve yabancı birçok medya kuruluşunda editör, metin yazarı, yapımcı ve sunucu olarak görev aldı. Hazırladığı ve yapımına katkıda bulunduğu belgeseller ve televizyon programları Discovery Channel, National Geographic, Al Jazeera, Tvnet, Cine5, Es Tv, TRT gibi birçok Tv kanalında izleyiciye ulaştı. Yardımcıoğlu aynı zamanda bir yamaç paraşütü pilotu ve müzisyendir. Blues/Rock müzik alanında vokalist ve gitarist olarak eserleri bulunmaktadır. Tv yapımcılığına ve yazarlığa devam etmektedir.
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 20 Aralık 2018, 03:36:25
https://youtu.be/Q2GfTH3AeYo

2019'A ÇOK DİKKAT EDİN!
Ramazan KURTOĞLU

İslam ahlak ve adalet demektir.
Kim ve ne için olursa olsun
İslamı siyasete alet edenlere SUSMAK "dilsiz şeytanlık" tır.
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 18 Ocak 2019, 01:25:32
https://youtu.be/YDlk-LmG76Y


keywords

FED'in kuruluşundan önce Amerika'da bir merkez bankası yokdu, bankerler tarafından oluşturulan spekülatif krizin ardından Amerikan kongresine baskı yapıp bir merkez bankası kuralım ki bir daha böyle bir şey olmasın bahanesi getirip FED 1913 de kuruluyor, buna ŞOK TERAPİ denir, önce suni bir kriz oluşturup sonra amaçladıkları sözde tedaviyi uyguluyorlar. Milton Friedman ŞOK TERAPİ, bir şok yaratıyorsun, sitemine yeni alternatifini getiriyorsun.
Şok Uygulamaları ve Milton Friedman
http://www.bayramaliakyuz.com/2016/09/sok-uygulamalar-ve-milton-friedman.html

(Ara Not: 15 Temmuz 2016 da da uygulanan ŞOK TERAPİ'dir )

Woodrow Wilson'ın seçim kampanyalarını destekleyerek başa getiriyorlar ve FED kuruluşunu onaylatıyorlar.

Para tabanı (PARASAL TABAN)
Dolaşımdaki para miktarı artı kredi alacakları eşittir para tabanı
dolaşımdaki para, banka nakit rezervleri ve merkez bankası'ndaki zorunlu karşılıkların toplamı
parasal taban (mb), rezervler (r) artı dolaşımdaki nakitin (c) toplamına eşittir. parasal taban para büyüklüğünün sadece tabanını oluşturur.
Bir devletin altın rezervleri ile para tabanı birbirine denk olması lazım.
Bunun arasındaki makas açılırsa o piyasa manüple edilmiş bir piyasadır.
1971 ile 1973 arasında fiyatlar uçmaya başlıyor
Bakıyorlar ki bu iş olacak gibi değil, ne yapalım "TÜREV KONTRATI" (kağıt Altın paper gold ve kağıt gümüş paper silver) o dönem icad ediliyor.
Altınlarınızı vermeyin dinleyin iyi anlayacaksınız.
Olmayan altın ve gümüşü varmış gibi TÜREV KONTRATI ile yani kağıt ile varmış gibi arz talep dengesini bozuyorlar ve altın ve gümüş fiyatlarını dibe düşürüyorlar. 1971 den beri bu şekilde altın ve gümüş değerleri bu usul ile baskılanıyor, yani altın ve gümüş gerçek değerinin çok çok altında.
2013 Arizona eyalet meclisinde Merkezi Fed para sisteminden ayrılıp altın ve gümüşe dayalıkendi para sistemine  geçsek diye tartışılınca, ardından gerçekleşen askeri savaş oyunu ile, bir eyalet amerikadan ayrılmayı isterse oluşacak kaos ne olur gibi gözdağı veriyorlar.
Fiyat para sistemi insanlık tarihindeki en büyük dolandırıcılıktır.
Parada dünyanın dolar standartı denen para sistemine geçmesi
2. Dünya savaşı yaşanıp bitiyor, Avrupa'da komunizm işgali korkusu var, altınları Amerika'da Fort Knox'da korunma altına alınıyor.
1944 Temmuz'da 2. dünya savaşının 44 müttefik ülkesi Bretton Woods anlaşması yapıp rezerv para birimini ABD doları olarak kabul ediyorlar, ABD dolarını da 1ons=35$ a sabit olarak eşitliyorlar. (1 ons = 31,1034768 gram)
Bretton Woods, sonradan gelecek olan "petro dolar" sisteminin (enerjinin dolar üzerinden fiyatlandırılması) birinci aşamasıdır. Aramco (Arap-Amerikan Petrolleri Şirketi) şirketinin kuruluşuna gider, kurucusu Henry Kissinger'dir .
FED başkanı Alan Greenspan Amerika'nın ödeyemeyeceği borç yoktur çünkü biz istediğimiz kadar para basabiliriz.
1775'den önce Amerika'da dolar diye bir para birimi yok, bankalar kendi parasını basıyor. Bu kuru temizleyicinin verdiği fişe benzer, dolar da öyle.
Dolar Piramitteki göz. Gümüşe dayalı dolarlar One silver dollar.

Türkiye kömür madenindeki kanaryalar. Türkiye Küresel krizin kömür madenindeki kanaryasıdır. Rakamlar yalan
söylemez. Üretmeden Tüketemezsin. Çöküşe Giden Yol - James Rickards
Para bir din dir.

TV5 HABERİN VAR MI- 24.05.2018 Araştırmacı Yazar Hamza Yardımcıoğlu  Doların Yükselişi



Executive Order 6102
Resmi büyütmek için tıklayabilirsiniz

(https://i.postimg.cc/q6HyNKhT/Executive-Order-6102.jpg) (https://i.postimg.cc/KjRNsrmR/Executive-Order-6102.jpg)


(https://i.postimg.cc/rmtKRmTR/Cumulative-Inflation-1913-2015-k.jpg) (https://i.postimg.cc/cJzvJ3pN/Cumulative-Inflation-1913-2015.jpg)

(https://i.postimg.cc/FH9dCNyw/dolar-gold-k.jpg) (https://i.postimg.cc/X7KBgpCw/dolar-gold.jpg)
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 16 Mart 2019, 00:23:42
https://www.youtube.com/watch?v=dx1BNEb4dXg

Para nasıl YARATILIR,
Yüksek FAİZLER nasıl ORTADAN KALDIRILIR?






https://www.youtube.com/watch?v=d0JJO3HRQPk


"KÜRESEL EKONOMİK TUFAN GELİYOR! TÜRKİYE HAZIR MI?"



Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 15 Nisan 2019, 04:48:48
https://www.youtube.com/watch?v=oF8IhdV_xNo

Şaklabanlar bile doğru söylemiş.
Anlamayan bu ZALİMLER 2003'den beri KANIMIZ EMDİ...


TARİH: 12.02.2003
SOHBETİN ADI: EKONOMİK DEĞERLENDİRME
imiş
https://mihr.com/dokumanli-sohbet/105640
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 09 Haziran 2019, 06:01:41
Bu nasıl bir mücadele ki her gün DÜŞMANI ÖVÜYORSUN

»»» https://youtu.be/ZwXRlM73wAk?t=29m33s


Erkan Öz

Erkan'a katılmadığımız nokta;
Bitcoin vs yapıların onların kontrolünde olmadığıdır.


* * *

BÜYÜK KRİZ için
ibreler 2020'de gibi.
»»» https://youtu.be/ZwXRlM73wAk?t=46m57s


(https://i.postimg.cc/CKQN1hz4/48075864-1520897978904195-origin.png) (https://static.seekingalpha.com/uploads/2018/3/12/48075864-1520897978904195_origin.png)

(https://i.postimg.cc/gkWKrBk1/dpbhukjpzsz21.jpg) (https://i.redd.it/dpbhukjpzsz21.jpg)



https://www.youtube.com/watch?v=_7i1m4O2Pio
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 14 Haziran 2019, 00:42:26
(https://i.postimg.cc/J0c9VWtC/saniye-faiz.jpg) (https://twitter.com/evrenselgzt/status/1139268737012568089)
https://twitter.com/evrenselgzt/status/1139268737012568089
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 14 Haziran 2019, 03:29:23
https://www.youtube.com/watch?v=vl6ia8Vkk_s



»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=4367
»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=2487
Türkiye artık HATA YAPMAMALI.
yakın GEÇMİŞ, bugün, yakın GELECEK
»»» https://youtu.be/vl6ia8Vkk_s?t=667


Kaan Sarıaydın - Hamza Yardımcıoğlu
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 28 Haziran 2019, 12:16:44
https://www.youtube.com/watch?v=b04-OopkDeA

ZOR işlere VAR MISINIZ
DOLAR ÇÖKESİYE KADAR..
Başlık: Ynt: Nasıl KURTULURUZ?
Gönderen: MASI - 09 Temmuz 2019, 17:43:33
(https://i.postimg.cc/zfJqn6jT/turkiyeye-572-yil-yeter-09071938-m2.jpg) (https://odatv.com/turkiyeye-572-yil-yeter-09071938.html)

Türkiye’ye 572 yıl yeter
Tümamiral Yaycı,
Doğu Akdeniz'deki toplam 3 trilyon dolarlık doğal gaz rezervinin
Türkiye'nin 572 yıllık, Avrupa kıtasının 30 yıllık ihtiyacını karşılayacağını vurguladı.
https://odatv.com/turkiyeye-572-yil-yeter-09071938.html

Tümamiral Yaycı, "189 bin kilometrekarelik bölgedeki haklarımızın korunması için Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan edilmelidir" dedi.

Küresel enerji şirketlerin boy gösterdiği Doğu Akdeniz, toplam değeri 3 trilyon doları bulan ve
Türkiye'nin 572 yıllık enerji ihtiyacını karşılayan rezervleri ile
son yıllarda gündemden düşmüyor.

Milli enerji ve maden politikası kapsamında
Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma gemisi ile
Fatih ve Yavuz adlı derin deniz sondaj gemilerinin bulunduğu bölgede,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
üç fırkateyn,
dört korvet,
üç denizaltı ve
üç hücumbot ile devriyelerini sürdürüyor.

Deniz karakol uçakları ve helikopterlerinin yanı sıra
İHA ve SİHA'larla bölgede askeri varlığını sürekli kılan Türkiye, milli çıkar ve beklentileri doğrultusunda enerji yarışından kopmuyor.

KKTC, Mısır, İsrail, Yunanistan ve Suriye ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) de girişimleriyle
uluslararası deniz hukukunu ilgilendiren küresel bir sorun haline gelen
Doğu Akdeniz için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı önemli bir kaynak hazırlandı.

Milliyet’ten Gökhan Karakaş’ın haberine göre;
Dr. Yaycı, "Sorular ve Cevaplar İle Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Kavramı" adlı kitabında
Doğu Akdeniz'deki ulaslararası tartışmalar hakkında 27 soruya cevap verdi.

HUKUKA AYKIRI DAVRANIŞLAR

Tümamiral Dr. Cihat Yaycı,
Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki hukuka aykırı egemenlik iddialarını
Avrupa Birliği toprağı varsayımıyla meşruluk kazandırmaya çalıştığını vurgulayarak, şu tespitlerde bulundu:

"Doğu Akdeniz'de, zengin hidrokarbon kaynakların araştırılması ve işletilmesi,
başta kıyıdaş ülke ve yönetimler olmak üzere uluslararası aktörlerin iştahlarını kabartmış,
deniz yetki alanları sınırlandırma faaliyetlerinin hızlandırılmasına neden olmuştur.

Bu bağlamda GKRY 26 Ocak 2007 tarihinde bir yasa kabul etmek suretiyle,
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve MEB'i ile kısmen örtüşmekte olan
1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı sahalar da dahil olmak üzere 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan ederek ihaleye açmış,
Kasım 2008'den itibaren ise bir kısım sahalarda petrol arama faaliyetleri başlatmıştır.

Yunanistan, uluslararası hukuk ve meşruiyet esaslarına aykırı olarak,
diğer kıyıdaş devletler (Mısır, Libya) ile ikili sınırlandırma anlaşmaları akdetmek ve
fiili uygulamalarda bulunmak suretiyle,
Türkiye'nin petrol ve balıkçılık gibi kaynaklardan yararlanmasını engellemek ve
Türkiye'yi uluslararası kamuoyu nezdinde emrivakilerle karşı karşıya bırakmak istemektedir.
Sözde Seville haritası ile 149 bin kilometrekare alan bize bırakılırken
Kıbrıs adasının 11 katı büyüklüğündeki 189 bin kilometrekareden vazgeçmemiz istenmektedir."


ANLAŞMA YAPMAYAN TEK DEVLET

"Akdeniz'de;
halen GKRY dahil dört,
dünyada 32 devlet tek taraflı MEB ilan etti.

Komşu ve karşı kıyıdaş devletler arasında
kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılmasına ilişkin Türkiye'nin taraf olduğu bir andlaşmanın yapılmadığı mevcut konjonktürde,
devletimizin Doğu Akdeniz'de KKTC dışında kıyıdaş devletlerle anlaşma yapmayan ve
özellikle MEB ilanında bulunmayan tek devlet olması bir vakıadır.

Esasen, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması akdetmemiş tek devlet olarak
vaki olabilecek itirazlarımız uluslararası platformlarda uzlaşmaz ve mütecaviz tavırlar olarak algılanabilecektir.

Doğu Akdeniz'de Yunanistan-Mısır ve Yunanistan-GKRY arasında deniz yetki alanlarının paylaşımına dair anlaşmaların imzalanması,
ulusal hak ve menfaatlerimize zarar verebilecek en kötü senaryoyu teşkil etmektedir.

Zira böyle bir durum gerçekleştiğinde;
öngördüğümüz yaklaşık 189 bin kilometrekarelik yetki alanımız 41 bin kilometrekare ile sınırlandırılacak,
bir başka deyişle,
egemenlik haklarımızın bulunduğu 148 bin kilometrekarelik alan kaybedilecektir."

"Doğu Akdeniz'de
Yunanistan-GKRY ikilisinin deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin girişimlerinin akamete uğratılması maksadıyla;
kıyıdaş yönetim/devletler tarafından yapılan karşılıklı MEB andlaşmalarına daima itiraz eden devlet konumunda bulunmak yerine
karşılıklı sınırlandırma antlaşmaları yapmaya hazır olduğumuzu beyan ederek,
Doğu Akdeniz'de MEB ilan edilmesi gerekmektedir."

KITA SAHANLIĞI İLE MEB FARKI

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca
bir devletin,
deniz kaynaklarının araştırılmasından kullanılmasına kadar uzanan özel hakların tümüdür.
Su ve rüzgar enerjisi kavramlarının dahil edildiği MEB, deniz kıyısından 200 deniz mili dışına kadar uzanır.

"Kıta sahanlığı, deniz tabanı üzerinde ve altındaki cansız kaynakların araştırılması, çıkarılması ve
işletişmesi için kıyı devletlerine gemen haklar tanırken,
'Münhasır Ekonomik Bölge'de (MEB) kıta sahanlığında bulunan canlı olmayan doğal kaynaklara ilave olarak,
kıta sahanlığı üzerinde bulunan su kütlesindeki canlı doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi, korunması ve
idaresi konularında kıyı devletine egemen haklar tanınmaktadır."